Zoraki galibiyet!

6 Nisan 2021

Şaşırtıcı, tedirgin edici ve bir o kadar da merak uyandıran bir maç izledik. İlk 45 dakikası Fenerbahçe adına kelimenin tam anlamı ile rezaletti. Şampiyonluk hedefleyen, ligin en pahalı kadrolarından birine sahip Fenerbahçe ilk 45 dakikada bırakın pozisyon üretmeyi ligin sonuncusu Denizlispor’u bir kez bile rahatsız etmedi. İleride baskı yapmak, top çalmak, Caner ve Gökhan gibi iki kanat bekiyle kanatlardan pozisyon üretmek, bunların hepsi hak getire... Yani pozitif futbol adına bu olağanüstü kadronun gösterişine ve elbette Emre Belözoğlu’nun kurtarıcı rolüne hiç yakışmayan bir görüntüydü.
Bu oyuncuların ağırlıklı kesiminin Erol Bulut ile yıldızının barışmadığını bilmeyen yok. Bazıları taktiklerini sevmemiş, bazıları tercihlerini eleştirmiş. Bazıları da hocalık vasfını tümden reddetmiş... Kamuoyu tüm bu gelişmeleri yakından biliyor. O zaman bu oyunculardan Bulut’suz ortamda üst düzey bir performans beklemek son derece doğal olsa gerek. Oysa hiç de öyle olmadı. Sadece ilk yarı değil. İkinci yarının ilk 10 dakikalık bölümünü çıkaralım. Uzatmalarla birlikte kalan 87 dakikada ruhunu yitirmiş bir takım vardı sahada... Samatta’nın ite-kaka gelen golü de olmasa Emre Belözoğlu ilk maçında havlu atacaktı.
Sahi, Emre hocaya sormak lazım, “Bu Sinan sevdası” nedir? İki rakibin kaybetmiş... 9 puanlık bir maça çıkıyorsun... Belki de bu maç seni şampiyonluğa taşıyacak... Sinan Gümüş’le mi başlarsın? El cevap; tempo istemiyorsan, hızlı, çabuk oyundan vazgeçmişsen, “bir karambol golü atarım, Aykut Kocaman’ın kulağını çınlatırım” diyorsan o zaman Sinan’la başlarsın... Tıpkı dünkü gibi... Ligin en alt sırasında, çok gol yiyen, çok pas hatası yapan, ağır savunma nedeniyle arkaya çok oyuncu kaçıran Denizlispor karşısına başka bir 11’le çıkmak gerekirdi. Sade Sinan değil, golü atmasına rağmen Samatta tercihi bile Emre Belözoğlu için harakiri gibiydi.
Kim ne derse desin, Fenerbahçe dün şanslı bir günündeydi. Pozisyon üretme sistematiğinden kaçıp, kargaşa futbolundan sonuç çıkarmaya çalışırsanız işte böyle olur.
Dün gördük ki, İrfan Can’ın da, kısacık süredeki performansıyla Sosa’nın da ölüsü oynar. Eğer ligin en alt sırasındaki takıma karşı oynadığınız maçta en iyi oyuncularınız Szalai, Caner ve Gustavo ise Emre Belözoğlu’nun hızlı bir şekilde yeniden yapılanmaya gitmesi gerekir.
Fenerbahçe kazandı, ciddi bir avantaj da elde etti elbette ama dünkü takım şampiyonluğa oynayan bir ekibin ne hırsına ne heyecanına ne de ruhuna sahipti. Acil, Azizsiline ihtiyaç var.

Yazının devamı...

Darısı Norveç’e!

25 Mart 2021

Süper bir başlangıç oldu. Hem bol gol attık hem topu rakibe vererek oynamayı ne kadar iyi yapabileceğimizi gördük. Hem de üç farklı öndeyken abuk-sabuk işler yapınca başımıza nelerin geleceğini yaşadık. Ama asıl önemlisi Hollanda’ya dört gol atarak gerçekten iyi bir ulusal takım olduğumuzu kanıtladık.

Şenol Güneş’in rakibi analiz etmedeki olağanüstü becerisini bilmeyen yoktur. Ben hocayı bu yeteneğinden dolayı dünyanın en iyi 10 teknik adamı içine rahatlıkla koyarım. İşte dünkü oyun bunun en büyük kanıtıydı. Mükemmele yakın top paylaşan, pas isabet oranı çok üst seviyede bir Hollanda’yı hem de yıldızlar topluluğu Hollanda’yı o müthiş analiz becerisi ile ne kadar iyi çözdüğünü gördük. Rakamlara bakın yüzde 66’ya 34 gibi topun Hollanda’da kaldığını farkedeceksiniz. Ne var ki, poziyon üretme, üretilen pozisyonu gole çevirme, top rakipteyken alanı iyi kontrol etme verilerinde açık ara biz öndeydik. Bunun sonucunda da bu mükemmel sonuç geldi.Eksiğimiz yok mu? Var elbette... Hem de çok önemli bir eksik. O da kesinlikle tecrübe... Birlikte oynama konusundaki yoksunluk, skoru koruma ve bu yüzden oyun planından uzaklaşma diğer eksiklerimiz... Bunlar hiç de öyle kadı kızı misali eksikler değil... Çok önemli ve can yakacak türden eksikler. 75. dakikaya kadar 3-0 öndeyken kalan sürede maçın birden riske girmesi işte bu eksikliklerden kaynaklanıyor. O garip 20 dakikalık bölüm için hocayı eleştirmek gerekir. Yusuf Yazıcı’nın yerine Taylan değişikliğini anlamak mümkün, Caner soru işareti...Caner Erkin oyuna girdikten sonra bir 10 dakika yeri belli olmayan boş oyuncu gibi dolaştı durdu. O anlarda bırakın doğru savunmayı, doğru üç pas bile yapamadık. Burak’ın olağanüstü frikik golü nefes almamızı sağladı. Ama şurası bir gerçek o dönem sadece sahadakiler değil tüm ülke ölüp ölüp dirildik.Kötü oynayan yok gibiydi... Şenol hocanın tercih ettiği 11 bence isabetliydi. Benjamin Button gibi yaşlandıkça gençleşen ve kalitesini, golcü kimliğini sürekli yukarı taşıyan Burak Yılmaz elbette dünün yıldızıydı. Okay, Ozan Kabak, Hakan Çalhanoğlu ve Zeki gerçekten çok etkiliydiler.

Uğurcan yediğimiz ikinci golde hatalıydı ama penaltı kurtararak o da kendini affettirdi. Grubun net favorisi karşısında 4 gollü bu galibiyet olağanüstü bir başlangıç. Oynayan oynamayan herkesi yürekten kutlamak lazım. Müthiş dersler çıkaracağımız, bir o kadar da keyifle tekrar tekrar seyredeceğimiz bu maç daha grup başlar başlamaz bizi asıl favori pozisyonuna getirdi. Çok çabuk bu sonucu hazmedip, hatalardan ders çıkarıp, Norveç maçına konsantre olmamız lazım. Norveç başka bir takım. Başka bir ekol... Ama Şenol hoca Norveç’i de çalışmış, o maçın planlarını da çoktan yapmıştır.Tebrikler Milli Takım... Harika bir başlangıç yaptınız, darısı Norveç maçına...

 

Yazının devamı...

Golü girip ben mi atayım!

16 Mart 2021

‘Ne olacak bu Fenerbahçe’nin hali?’... Neredeyse 10 yıldır tüm futbolseverlerin diline plesenk olmuştur bu soru. Bırakın Fenerbahçelileri, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı, Trabzonsporlusu bile dile getirir bu soruyu... Aziz Yıldırım varken de soruyorlardı, büyük umutlarla ve büyük bir oy farkıyla gelen ama görev yaptığı süre gözönüne alınırsa tarihin en başarısız yönetimi olan Ali Koç döneminde de soruyorlar.
Dünyanın parasını da harcasanız, en iyileri de getirseniz bir eksik var olmuyor işte. Şampiyonluğa ulaşmak, kupa kazanmak, Avrupa’ya gitmek eskiden Fenerbahçe için normal ve ulaşılabilir hedeflerdi. Şimdi bırakın ulaşmak, yakınından bile geçemiyorlar. Artık üçüncü ya da dördüncü olmak ana hedef. Bir başka diğer hedef ise günü kurtarmak. Ne yazık ki bu büyük kulüp başta hocası olmak üzere, şu sıralar ısrarla bunu yapıyor.
Şimdi aktaracaklarım Fenerbahçe Teknik ekibine yakın, yönetime yakın, camiaya yakın, başkanla, Erol hocayla, Emre Belözoğlu ile ve tabii ki Aziz Yıldırım cephesiyle sıklıkla görüşüp, fikir alışverişinde bulunan birkaç önemli Fenerbahçeli eski yöneticiden aldığım bilgiler. Ayrı yerde ayrı zamanda yaptığım sohbetlerden gelen bilgiler çok net biçimde örtüşüyor. Bir kere şurası çok açık. Erol Bulut ile dikiş tutmadı. Bunu birilerinin söylemesine zaten gerek yok. Durum ayan beyan ortada. Ne var ki ilginç durum şu; dikişin tutmadığını işin içinde olanlar sekizinci haftada Konya yenilgisinden sonra çok net görmüş, kendi aralarında konuşmuş, hatta bir hoca değişikliğini bile masaya yatırmışken devreye giren ‘Rogon’ aklı bunu engellemiş.
Rogon aklı şu; meşhur Comolli fiyaskosundan sonra ortaya çıkan Rogon firması Fenerbahçe’nin çok sayıda transferlerinin arkasında var. Kulübün futbol bölümünde üst akıl gibi. Rogon öneriyor, Ali Koç alıyor. Erol Bulut’un gelişi de böyle. Ayrıca teknik adamın özellikle forvet taleplerinin reddedilişinin altında da Rogon ile olan ilişki yatıyor.
Rogon, sezon öncesi Fenerbahçe’ye içlerinde Erol Bulut’un da olduğu üç hocayla ilgili araştırmanın sonuçlarını iletiyor. Şirket kendi elemanlarına Erol Bulut’u bir güzel incelettiriyor. Oyun sistemine ve oynattığı futbola, elbette aldığı sonuçları da dahil ederek onay verip, öneriyor. Bildiğiniz bir Erol Bulut ile ilgili scout çalışmasının sonucu bu. Ali Koç da bu rapor üzerine yönetimdeki arkadaşlarıyla birlikte Bulut’u onaylıyor. Sonrası biraz karışık. Çünkü söylenilen raporda Erol Bulut’un futbolcularla olan ilişkisi ve otoritesiyle ilgili çok fazla detay olmadığı iddiası var. Konyaspor yenilgisi aslında sıradan bir yenilgi değil, tüm defolar o maçta net olarak görülüyor, ama liderlik sarhoşluğu bu mağlubiyeti yol kazası statüsüne sokuyor.
Bu mağlubiyetin sonrasında ise Erol Bulut’un işine net bir şekilde karışılmaya başlanıyor. Ne yazık ki o da buna izin veriyor. Emre Belözoğlu’nun transferinde rol aldığı Lemos gibi, Tisserand gibi, Samatta gibi oyuncuların forma giymesinde ısrarcı olunuyor, hoca bu ısrarların karşısında direnç gösteremiyor ve ortaya sürekli karışık bir 11 çıkıyor. Sezon başından bu yana neredeyse her maça ayrı bir 11 ile oynanmasının ana nedeni bu. Rogon’un oyuncuları, Belözoğlu’nun transferleri, hocanın aldıkları melez bir takım yaratıyor.
Bu durum tespitini şunun için yaptım. Önceki günkü Gençlerbirliği yenilgisinin ardından Erol hocanın yakın çevresi ile yaptığı konuşmalar var. Bu konuşmaların geniş bir kısmını size aktaracağım. Durum tespitinden yola çıkarsak ne dediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Yazının devamı...

Kadıköy’ü kapatın!

9 Mart 2021

Fenerbahçe Yönetimi’nin yerinde olsam bugün ilk iş olarak federasyonun kapısını çalar, “Ligde bundan sonra kalan bütün maçlarımı deplasmanda oynamak istiyorum. Kadıköy’ü kapatın” talebinde bulunurum... Bu önerimde gerçekten ciddiyim; dünkü Konyaspor maçı da dahil olmak üzere Fenerbahçe bu sezon 14 deplasman maçına çıkmış. 12’sini kazanmış, birinde berabere kalmış, bir tanede nazar boncuğu misali yenilgisi var. Kadıköy’de ise 6 yenilgisi, 2 de beraberliği var, 8 kere kazanmış. Evinde oynadığı iki maçtan 6 puan alsa şimdi bambaşka hesaplar, planlar olurdu... Anlamak zor. Deplasmanda bu kadar rahat oynayan, üreten, iyi savunma yapıp maç kazanan takım evinde neden tarihin en kötü dönemini geçiriyor? Futbolda neredeyse tez olacak konu...
İlk 45 dakika mükemmel bir Fenerbahçe izledik. İleride sürekli baskı yapan, tempoyu hem kontrol eden hem de yükselten, çabuk oynayarak aceleci oynama alışkanlığından uzaklaşan ve doğal olarak iki de gol bulan Fenerbahçe tartışmasız sahanın hakimiydi.
İkinci yarı soyunma odasında Erol Bulut kim bilir neler dedi ki, bambaşka bir Fenerbahçe vardı sahada... 2-0’ı yeterli görmüş olacak ki, Erol hoca takımının topluca geriye yaslanmasına, Konyaspor’un takır takır oynamasına hiç bir reaksiyon göstermedi. Bu bölümde Altay üç tane net golü önledi. Bu anlarda bile Erol Bulut oyunun seyrine müdahalede bulunmadı.
Bulut’un değişiklikleri asla geriye yaslanan takımının yeniden tempo yapmasına, ileride baskı kurmasına yönelik değil, yedek bankındaki 11 oyuncularının gönlünü almaktı. Yoksa oyundan çıkan Sosa da, Mert Hakan da, özellikle Samuel de gayet iyi oynuyorlardı.
Dün Gökhan Gönül, Attila Szalai, Samuel, Pelkas ve Valencia vitesi bir tık yükseltince Fenerbahçe’nin özlenen kimliğine büründüğünü hepimiz gördük. Bundan sonraki dönemde Erol Bulut, el frenini çekmediği sürece daha rahat kazanan ve özellikle keyif veren bir takım izleyeceğimiz kesin... İlk 45 dakika sarı-lacivertlilerin oynaması gereken futbol... Ve bence buna Erol Bulut bile itiraz etmez...
Sezonun başından bugüne kadar yöneticilerden teknik direktörlere, oyunculardan medyaya her kesim “vurun abalıya” misali hakemleri yerden yere vuruyor. Haklı oldukları maçlar var... Böyle bir durumda hakaret olmayan söylemlerini destekliyorum. Ne var ki, dün Fırat Aydınus’un yönettiği gibi çok iyi maç yöneten hakemlerimiz de var. Hem de bir hayli fazla... O zaman da haklarını teslim etsenize... Dayak atmayı, hakemler üzerinden haksızken haklı olmayı beceriyorsunuz. İki kez üst üste VAR olan Cüneyt Çakır’ı idam sehpasına çıkarttınız, hem de VAR protokolünde müdahil olamayacağı pozisyonlar için... Hadi Fırat Aydınus için de bir şey desenize. “Tereyağından kıl çeker” gibi yönetti maçı. En azından tebriği hak ediyor.

Yazının devamı...

İyi, kötü, çirkin!

3 Şubat 2021

Hatay’a lider gidip, lider dönmek önemli... Sosa ve Pelkas’ın yokluğunda üç puan kazanmak önemli... Hafta sonu oynanacak Galatasaray derbisine moralle başlamak, bu da önemli... Ama dün gördük ki, Fenerbahçe açısından en önemli şey berbat futbol oynadıkları... Ligin en pahalı takımı... İddia o ki; en iyilerden kurulmuş bir ekip... Ama gel gör ki, en kötü futbolu sergileyen onlar...

Tamam yaratıcı oyuncun Pelkas sakat... Sosa zehirlendi... Zorunlu olarak Mert Hakan Yandaş’tan 10 numara yaratıyorsun... Maçın daha 20. dakikasında Mert Hakan’dan değil 10 numara, herhangi bir numara olmayacağı gün gibi ortadaydı. Kenardan nasıl bir müdahale olmaz, anlamak mümkün değil... Erol Bulut “pas yapın, pasla çıkın” dedikçe Mert Hakan topu alıp gitti. Fenerbahçe teknik ekibinden birilerinin ya da Emre abisinin Mert Hakan’a topu çok ayağında tutanın değil, pas yapanın iyi futbolcu statüsüne girdiğini söylemesi gerek... Ben Erol hocanın yerinde olsam ceza olarak bu 90 dakikayı Mert Hakan’a bir kaç kez izlettiririm... Hatırlatmakta fayda var. Kısa süre içinde Mesut banko oynayacak. İrfan Can, Pelkas ve Sosa üçlüsü hazır olacak. Mert Hakan, o formayı bir daha rüyasında bile göremeyecek. Ne yazık ki, bugün müthiş bir şans yakalamıştı. O şansını da elinin tersi ile itti.

Umarım Gustavo’nun sakatlığı ciddi değildir. Gerçekçi konuşalım. Eğer derbide oynamazsa Fenerbahçe’nin işi zor... Dün gördük alternatifi yok. O çıktıktan sonraki Fenerbahçe dan-dun oynayan, birbirlerine bağrıp çağıran futbolcu topluluğuna dönüştü. Ne yapsın ne etsinler iyileştirsinler. Sezon sonuna kadar da pamuklara sarıp saklasınlar. Çünkü onsuz olmuyor. Erol hoca da Gustavosuz oynama ile ilgili çözüm üretemiyor.

Hazır Erol hocadan bahsetmişken dünün performansı kötülerinden biri de oydu. Hatayspor’un nasıl oynadığını Erol hocanın bilmemesi mümkün değil. En azından Başakşehir maçını seyretmiştir. Müthiş pas yapıyorlar, forvetleri Bounpendza başta olmak üzere forvet hattı olağanüstü mücadele ediyor. Takım ritminin hiç dışına çıkmıyorlar. Neredeyse sıfır top kaybı ile oynuyorlar. Ve böyle bir takıma Erol hoca dört forvetle çıkıyor. Gustavo sakatlandıktan sonraki hamlesi bile (Cisse ve Ferdi girdi) oyunun ne kadar uzağında olduğunu gösterdi bize...Maçın tamamında Fenerbahçe hep sağdan hücum etti. Caner’in bölgesini hücumda düşünmek neredeyse hiç akıllarına gelmedi. Forvet çıkarıp forvet sokmak yerine Novak’ı oyuna alıp Novak-Caner hattı oluşturmak niye aklına gelmez, anlayamadım doğrusu... O zaman hiç olmazsa sol taraftan savunmaya çıkan bir kanat oyuncusu olurdu.

Elbette bu maçın bir tane kahramanı var. Fenerbaçe’nin maçı kazanmasını tek başına sağlayan isim Altay Bayındır’dır. Helal olsun Altay’a... Tam anlamıyla olağanüstüydü. Öyle toplar çıkardı ki, Uğurcan bile televizyon başında meslektaşını kıskanmıştır. 

Yazının devamı...

Çifte lider!

26 Ocak 2021

Daha bir kaç ay öncesine kadar ligin alt sıralarında bulunan takımlar Fenerbahçe’ye kan kustururlardı. Kadıköy’de Fenerbahçe’yi yenmek hatta gol yemeden yenmek onlar için kolay, Fenerbahçe içinse kötü alışkanlık haline gelmişti. Pandeminin hızlandırılmış liginde şimdi işler tam tersi... Yani doğal akışına girdi. Artık Anadolu’dan gelip Kadıköy’de Fenerbahçe’den puan almak zor görünüyor. Dünkü oyun bize bunun işaretlerini çok net verdi. Ama son üç yılın ne yapacağı belli olmayan Fenerbahçesi bir kaç maç sonra beni yanıltırsa hiç şaşırmam...
Dün de çok net gördük ki, Gustavo ve Pelkas bu takımın liderleri... Sahada aynı anda iki lider olur mu? Neden olmasın... Hatta çok da iyi olur. Üçüncü bölgenin lideri Pelkas, geri kalan bölgede de Gustavo... Verin topu ikisine sistem tıkır tıkır işliyor. Dün üç tane gol kaçırdı Pelkas. Üçünde de olması gereken yerde olduğu için o pozisyonları buldu. Yani son adam gibi duran Samatta ya da Thiam’ın arkasında oynarken.... Asist yaptığında da aynı yerdeydi. Öbür golün başlangıcında da... Ama ne zaman ki Pelkas kanada geçti hızlı oyun aceleci oyuna, yüksek tempoda durağana döndü. Pelkas’tan yüksek verim almak istiyorsa Erol hoca maça başladığı bölgede sürekli oynatmalı.
Beş-altı maçtır Gustavo’da müthiş bir çıkış var. Bildiğimiz, tanıdığımız Brezilya Milli Takımı’nda oynayan Gustavo gibi... Tek top oynamayla ilgili adeta ders veriyor. Aldığı doğru pozisyonlarla da dönen topları toplama istatistiğinde de zirveye oynuyor. Görünen o ki, Gustavo da artık keyif alarak ve elbetteki keyif vererek resital sergilediğinin farkında...
Thiam, Samatta, Valencia üçlüsünün etkileyici bir blok oluşturduğu kesin... Rakip kanat oyuncuları da stoperler de ciddi anlamda zorlanıyorlar. Ama bu üçlünün çok ciddi ortak sorunu var. Eğer bu sorun çözülürse gol atmak çok daha kolay, hele pozisyon üretmek ondan da kolay olacaktır. Bu şeytan üçgeninin sorunu topu çok sevmeleri. O topu ayaklarında biraz daha az tutsalar, Gustavo’dan örnek alsalar ve Pelkas’ı biraz daha iyi anlayabilseler gol rekorları kırmaları işten bile olmayacaktır.
Gelelim takımın yenisine... Bu Attila’da iş var. İlk maçta bu kadar net konuşmak doğru mu? Elbette değil... Ama biz uzun yıllardır Fenerbahçe’de onlarca stoper izledik, izliyoruz. Hiç birisi çıktıkları ilk maçta bu kadar etkileyici, bu kadar Fenerbahçe taraftarını umutlandırıcı oynamamıştı. O’na da ve elbette resmen Fenerbahçeli olan Mesut’a da hoş geldiniz diyelim...

Yazının devamı...

Moral oldu

5 Ocak 2021

Erol Bulut, hastalıklar ve sakatlıklar yüzünden riskli bir onbirle başladı maça... Bulut, Novak’ın son dakika sakatlığı yüzünden Sadık’ı sol beke monte etmiş, Lemos kenarda dururken, stoper oynamayı sevmediğini sıklıkla söyleyen ve hastalıktan çıkmış Gustavo’yu tandeme yerleştirmiş, orta alanın göbeğinde de Covid 19’dan yeni negatife dönmüş halsiz Ozan’ı tercih etmişti. En şaşırtıcı isim ise sol bek Sadık’ın önünde oynayan Sinan Gümüş’tü…
Futbol sonuç oyunu ve kazananın her zaman haklı olduğu bir felsefesi var. O nedenle Erol hocanın tercihlerini alkışlamak gerek… Ama her koşulda Sadık’dan daha güvenli bir bek olan Gökhan Gönül ile temposu hep yüksek olan Ferdi Kadıoğlu’nun kenarda oturmasını ben mantıklı bulmadım…
Fenerbahçe’nin, kritik Alanyaspor maçı öncesi çok ciddi moral yüklemesi yaptığını söylesek abartmış olmayız. Kasımpaşa engeli, hem beklenenden kolay atlatıldı, hem de hastalık ve sakatlıktan dönenler için iyi bir antrenman oldu. Özellikle Valencia “geliyorum” mesajı verdi. Sarı-lacivertliler adına bir başka olumlu görüntü ise bir araya gelmesi zor görünen o acayip savunma bloğunun, Kasımpaşa’ya neredeyse hiç pozisyon vermemesiydi.
Pelkas ve Thiam tartışmasız dünkü maçın başrol oyuncularıydı. Pelkas belki kendini çok fazla riske sokmadı ama müthiş akıllı oynadı. Mert Hakan’a nazire yaparcasına, gereksiz koşular düşünmeden, tek top oynadı, derin dripling yaptı ve iki asiste imza attı.
İki tecrübeli golcü kenarda otururken, rakip kaleye en yakın oyuncu görevi üstlenen Thiam açısından duygusal bir maçtı aslında. Olası her türlü hatasının farklı yorumlanacağı genç oyuncu, kırk yıllık tecrübeye sahipmiş gibi son derece soğukkanlı ve profesyonelce oynadı. İki güzel gol attı. Bundan sonra formayı ondan almak bir hayli zor olacak…
Gustavo ve Mert Hakan’a da değinmek gerek… Son haftaların formsuz ismiydi Brezilyalı. Dün sevmediği bir yerde oynamasına karşın yine takım lideriydi. Sanırım Fenerbahçe teknik ekibi en çok buna sevinmiştir. Mert Hakan’a gelince. Ne yazık ki bal yapmayan arı gibiydi. Evet belki çok koştu ama bu koşular karşılığı olmayan koşulardı. Sivas’da yarım sezon fırtına gibi esen Mert Hakan için aslında bu maç tam bir geri dönüş maçıydı… Ne yazık ki ciddi fırsat tepti..
Gelelim maçın hakemlerine… Halis Özkahya tecrübesiyle iyi bir 90 dakika çıkardı diyebilirim. Bir-iki faulü es geçti tabi sarı kartları da. Ama tartışmamız gereken isim VAR’daki Zorbay Küçük’tü. Sinan Gümüş’e yapılan son derece net bir penaltı için Özkahya’yı ekran başına çağırmadı. 90. dakikada Kasımpaşa’nın pozisyonu da VAR’lıktı. Hodziç’in düşürülmesi de penaltıydı. Ne var ki bu pozisyonda da çağırmadı Zorbay Küçük… Oysa çağırsa kimse hakem konuşmazdı.

Yazının devamı...