Yiğidolar’a selam olsun

16 Aralık 2019

Sezon başındaki bir planlama hatası nelere mâl oldu Fenerbahçe için haftalardır bunu görüyoruz. Sol tarafa alınacak ismin illa Kolarov olması gerekmez, Zanka ve Adil Rami gibi tank transfer etmek yerine adı sanı belli olmayan, ama kesinlikle sakatlığı bulunmayan ve orjini sol bek herhangi bir oyuncu kadroya dahil edilse başka bir Fenerbahçe’den bahsedebilirdik diye düşünüyorum. Elbette bu maçın genelinde Fenerbahçe ile ilgili başka değerlendirmelerim de var. Ama öncelikle yiğidin hakkını verelim.
Rıza Çalımbay ve Mecnun Odyakmaz, bu iki isim Türk futbolunun gerçekten çilekeş isimleridir. Erken bir yaşta futbolu bırakan ve dün 500. maçına teknik direktör şapkasıyla çıkan Çalımbay gerçekçi konuşalım bugüne kadar emeğinin karşılığını alamamış hocaların başında gelir. Umarım Sivas ile şampiyonluğa ulaşır ve başka bir apolet sahibi olarak İstanbul’da onu bir türlü kabullenemeyenlere en güzel yanıtı verir. Mecnun başkan ise bu takım için hapis bile yattı. İki kere şampiyonluğun ucundan döndü. Şimdi üçüncüsünü kaçırmamak için temkinli. Ama görünen şu; tecrübesi ve Rıza hocayla olan uyumu ligin en doğru seçilmiş kadrosunu ortaya çıkardı. Yiğidolar, bu sezonki tüm maçlarda olduğu gibi dünkü karşılaşmayı da bileğinin hakkıyla, kaliteli futbolla takım olmanın büyük dopingiyle kazanmayı başardı. Ve bakmayın skor tabelasında 3-1 yazdığına. Maçın sonucu Sivas lehine 5-6 gibi olsa kimse şaşırmaz, biraz daha yüksek tempodan alkışını sürdürürdü. Çalımbay ve talebelerine helal olsun.
Dönelim Fenerbahçe’ye... Hasan Ali’nin bu maç öncesi beklenmedik sakatlığı (Ki bir türlü tedavi edilemeyen bölgedeki sakatlığın nüksetmesi bu) Ersun Yanal’ın tüm planlarını altüst etti. Kanatları daha çok kullanmak isteyen Yanal, Dirar’ın solbeke geçmesiyle ve üstüne üstlük hatalı kadro seçimiyle yenilgiye aslında davetiye çıkardı. Bu arada ekleyelim; Isla’nın erken sarı kartı ve Sadık’ın 20. dakikadaki sakatlığı Fenerbahçe’yi dönülmez mağlubiyet yoluna çoktan sokmuştu.
Bu takımda dublörler var. Bunlar Zanka ve Kruse. Bu Zanka’nın, Danimarka Milli Takımı’nda oynayanla yüz benzerliği dışında hiçbir benzerliği yok. Kruse de öyle. Ligin başında gördüğümüz Kruse’nin yerinde yeller esiyor. Dün sahanın en kötüsüydü. Ersun hoca Kruse yerine daha güçlü bir orta sahayı tercih etse en azından zorlu Sivas deplasmanından bir puanla dönebilirdi. Görünen şu; Fenerbahçe’de başta sağlık ekibi olmak üzere formsuz isim çok. Ersun hoca da formsuz, kritik bölgede oynayan futbolcular da formsuz. Acil revizyon ihtiyacı var. Revizyon da parayla olur. Fenerbahçe’de o da yok. O zaman ya vazgeçeceksiniz ya da büyük takım olduğunuzu hatırlayacaksınız.

Yazının devamı...

Mazisini arayanlar

25 Kasım 2019

Arka arkaya gelen üç kritik sakatlık (Kruse, Vedat, Mevlüt) bize gösterdi ki, Fenerbahçe’nin kadro mühendisliği sorunu artık zirve yapmıştır... Ve aynı zamanda Ersun Yanal’ın dünkü başlangıç on biri bu büyük sorunun tetikleyicisi olmuştur... Daha yazının ilk satırında bir durum tespiti yapmak da aslında farz oldu. Fenerbahçe gibi hedefi olan büyük takımlarda mazisini arayan oyunculara pek yer olmaz. Motivasyon ve özellikle de aidiyet güçlüğü çeken bu tür oyunculardan medet ummak bir futbol mucizesi gerektirir ki, Fenerbahçe’de bu tür oyuncularla gelen bir mucizeye tanıklığımız söz konusu değil...
Mazisini arayan bu iki isim tahmin edeceğiniz gibi Alper ile Moses. Ne yazık ki, ikisi de en fazla antrenman futbolcusu olabilir. Alper, neredeyse tüm melekelerini yitirmiş. Boş koşular yapıyor ama bir o kadar boş işler de yapıyor. Fizik gücü sıfır seviyelerinde, neredeyse tüm ikili mücadeleleri kaybetti, oyun okuma becerisini de yitirmiş. Deniz ve Rodriguez kenarda dururken Ersun hoca forvet olarak onu nasıl tercih etti, anlamak mümkün değil. Moses da hiç farklı değil. Bir gol kaçırdı ki evlere şenlik. Vurdumduymaz olunca sahadaki etkisiz elemanların en başında gelmek sizi rahatsız etmez elbette...
Sergen Yalçın’ın Malatyaspor’u dirençli ve tempolu bir takım. İşini doğru yapan oyuncular topluluğu olarak onları keyifle izledik. Haddini bilerek ama asıl önemlisi kendi kimliğini sahaya koyarak oynadılar. Maçın iyi olan tarafı da onlardı. Sonuç ne olursa olsun alkışı hakettiler.
Gelelim maçın aktörüne... Mete Kalkavan’dan bahsediyorum. Kendisine sorsanız “İyi yönettim” der. Gözlemcisine danışsanız “Başarılı bir performans ortaya koydu 8.2 veririm” diyebilir. Ne var ki, kazın ayağı hiç de öyle değil. Çok kritik, tartışmalı kararları var ve bunlar kesinlikle maçın sonucunu etkileyen kararlar.
Birincisi; karşılaşmanın ilk yarısında kaleci Altay’a faul yapıldığı gerekçesiyle iptal edilen Malatyaspor golünde faul-maul yok. Jahoviç topa Altay’dan önce dokunuyor. Kaleciye müdahale söz konusu değil. Yani buz gibi gol güme gitti. Hem de VAR’a rağmen. Fenerbahçe’nin kazandığı penaltı VAR sayesinde doğru karar, peki kaleci yeni kurallara göre atış sırasında bir ihlal yapıyor mu? Kesinlikle evet... Peki nerede burada VAR ve tekrar kararı... Serdar Aziz ile Hasan Ali’nin dirseklerini, açık ara taca çıkan topu ve elbette garip faul kararlarını tartışmıyorum bile...
Üzülüyorum, spor yazarı olarak gerçekten üzülüyorum, çünkü yine bir hakem maçın önüne geçti. Oysa daha Ersun hocanın tercihlerini masaya yatıracaktım. 85. dakikada Jailson’un 90’da ise Tolgay’ın oyuna dahil olmalarını anlamakta güçlük çektim. Anlaşılan o ki Fenerbahçe Malatya’ya bir puan için gelmiş... Ve doğrusu şu ki, Malatyaspor hem iyi olan, hem de 3 puanı kaçıran taraftı.

Yazının devamı...

Emre ve Vedat

21 Ekim 2019

Fenerbahçe adına Denizli deplasmanından gelen bu galibiyet çok ama çok önemli... Biraz abartılı olabilir tespitim belki, ama adeta “yeniden doğuş” maçıydı sarı-lacivertliler için...O nedenledir ki dün Fenerbahçe’de sıklıkla eller, ayaklara dolaştı, organize olmak, set oynamak, topu kontrol etmek unutuldu. Futbol kalitesi yerlerde süründü...Ama hedef 3 puandı, ona da ulaşıldı...Zaten güzel futbolu kim ne yapsın ki?
Haftalardır eksikliği çok net bir biçimde hissedilen iki oyuncu dün ilk onbirdeydi. Hasan Ali Kaldırım ve Garry Rodrigues maç eksiği olmasına karşın galibiyette kritik rol üstlendi. “Oynasa takımını bir kademe yukarı taşır” denilen Garry Rodrigues’in Fenerbahçe’ye hız ve tempo kazandırdığını dün Denizli’de çok net biçimde gördük. Rodrigues, elbette öyle sürekli bir tempo yapamadı ama takımının rakip alanda eskiye oranla daha çok kalmasını sağlayan en önemli isimdi.
Hasan Ali ise daha yorgun görünmesine karşın, savunma güvenliği açısından kesinlikle fark yarattı. İlk yarıda üç, ikinci yarıda ise bir tane sağlam kanat çıkışı yapan Hasan Ali büyük ihtimalle Ersun Yanal’ı bu maçta en çok sevindiren oyuncu olmuştur. Ve ekleyelim, Fenerbahçe’nin savunma göbeği Serdar Aziz sağlam ve formdaysa Zanka-Serdar Aziz olur. Öyle Jailson kumarı oynamaya hiç gerek yok. Gelecek vaadeden ama sezon başından beri sürekli hatalı goller yiyen (Ki bunların çoğunluğu çift yumruk sevdasından kaynaklanıyor) Altay Bayındır’ı bir kenara koyarsak, sarı-lacivertli ekibin artık iyi bir dörtlü savunma bloğu var...
Bir kez daha belirtmekte fayda var, dün pozisyon anlamında kısır, kailte anlamında kötü bir futbol izledik. Kalite konusunda ısrarcı değilim ama Fenerbahçe adına pozisyon azlığının ana nedeni Max Kruse’nin eksikliğiydi. Alman yıldız olmayınca orta sahanın pas trafiği anlamında tüm yükü Emre Belözoğlu’nun sırtına bindi. Emre’ye ne kadar şapka çıkarsak azdır. 39 yaşında, kırık kaburgayla oynuyor ama takımın en iyisi. Adeta bir dinamo gibi. Ve her türlü övgü ona anasının ak sütü gibi helal...Kaleyi tutan ilk tehlikeli şut onun, en kritik asist de onun. Gerçekten bravo. Kaptan Emre’nin insanüstü gayreti Ozan Tufan’ı da pozitif olarak etkiliyor. Ozan da Fenerbahçe adına iyilerdendi...
Ve Vedat Muriç. O gerçekten Fenerbahçe’nin yıllardır aradığı golcü. Rakip kornerlerinde etkili santrfor savunması yapıyor, stoperleri dağıtıyor, ilerde top tutuyor, duvar oluyor ve en önemlisi gol atıyor. Yapmadığı ne kaldı bilmiyorum ama tek kaldığı ve yorulduğu da bir gerçek... Sanırım Fenerbahçe’nin hem Emre’yi hem de Vedat’ı koruma altına alması gerekiyor..

Yazının devamı...

ZORUNLU AÇIKLAMA!

9 Ekim 2019

Galatasaray Başkan Yardımcısı Yusuf Günay, dün “Zorunlu Açıklama” başlığı altında yapmış olduğu yazılı açıklama ile doğru haberin kalesi olan Milliyet Spor’u da hedef alınca, bizim için de bir “zorunlu açıklama” yapmak farz oldu.

Önce, dün Milliyet Spor’un “Divan-ı Harp” başlığıyla manşetinde yer alan ve Sayın Günay’ın “servis edildi” dediği habere bir bakalım...
Galatasaray kafilesi, 3-2 kazandığı Kayseri deplasmanından dönüyor. Yolculuk öncesi Günay ile sohbete başlayan Fatih Terim, Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ile yaşadıkları gerilime dikkat çekip, “Bizim stadın içinde Koç Grubu’na ait Divan Restoran var. Neden hâlâ çalıştırıyorsunuz” diye soruyor, Yusuf bey, “Devam eden bir sözleşmemiz” var deyince de, Terim, “Tazminatını verin feshedin, paranız yoksa ben öderim” şeklinde tepki koyuyor.

Bu son derece ilginç ve özel haberi ilk olarak meslektaşım Gökhan Dinç geçtiğimiz pazar günü, TV360’da Haluk Yürekli ile birlikte yaptığı programda duyurdu. Dinç, “Konuşma sanırım Malatya maçından sonra ama emin değilim” dedi.

Pazartesi günü gündem toplantımızda bu dikkat çekici haberi geliştirme kararı aldık. Saat 14.03’de konuyla ilgili olarak Sayın Günay’ı cep telefonundan aradım. İletişim sırasında not tutmaya başladım, odada bulunan Milliyet Ekonomi Müdürü Şükrü Andaç’ın yanı sıra mesai arkadaşlarım Ediz Sırapınar ve Mustafa Anıklı da buna şahit oldu.

Ankara’da çok önemli bürokratik görevlerde bulunduğunu yakından bildiğim ve gerçekten saygı duyduğum Yusuf Günay, konuşmamızın hemen başında Türkiye Gazetesi’ndeki işten çıkartılmayla ilgili olarak haksızlık yapıldığını, Sadık Söztutan ile konuştuğunu ve bu haksızlığın giderilmesini istediğini anlattı. Ardından da Gökhan Dinç’in açıklamalarıyla ilgili olarak, “O söylenenler doğru değil. İki kişi arasındaki sohbeti nasıl duyabilirler. Uçakta böyle bir konuşma olmadı. Ben sana gerçeği anlatayım; böyle bir konuşma Kayseri maçı dönüşünde oldu” dedi.

Odadaki arkadaşlarımla o an birbirimize baktık. Sayın Günay, “Malatya’da olmadı ama Kayseri’de oldu” diyerek net bir biçimde haberi doğruluyor, hatta ek bilgi de veriyordu. “Evet, Fatih hocanın Divan ile ilgili böyle bir isteği oldu, ben de sözleşmemiz sürüyor karşılığını verdim” dedi. Ardından “Bugün başkan Cengiz ile Fatih hoca arasında bir görüşme olacakmış. Konu da hocanın görev tanımıymış, bu yönde az önce internet sitelerine düşen haberler var” diye sordum, “Sadece başkan değil ben ve Abdurrahim Albayrak’da katılacak” diye yanıtlayan Günay, bu toplantı sonrasında da akşam konuşabileceğimizi söyledi ve telefonu karşılıklı olarak kapattık.

Bu görüşme sonrası Fatih Terim cephesinden aldığımız bazı bilgileri de ekleyip Galatasaray muhabirimiz Nevzat Dindar’ın toparladığı “Divan-ı Harp” başlıklı haberimizi yaptık. Dün saat tam 15.00’te Sayın Yusuf Günay’dan zehir zemberek bir açıklama geldi. Günay, kendisine yönelik karalama kampanyasından dem vurduğu açıklamasında, haberi yalanlamıyor ama “servis edildiğini” iddia ediyor. Yasal süre başlatıldığına da dikkat çekiyor.

Yazının devamı...

Lider olmayınca...

23 Eylül 2019

Bu beklenmedik beraberliğe birden fazla gerekçe bulabiliriz. Örneğin, “Fatih Terim’in sürpriz rotasyonu takımın dengelerini bozdu” diyebiliriz. Ya da, “Terim ve ekibinin cezalı oluşları, otorite boşluğu yarattı, organizasyon bozuldu” şeklinde değerlendirme de yapabiliriz. Hatta, bu denli kaliteli ve tecrübeli kadroya rağmen “Şampiyonlar Ligi yorgunluğunu üzerlerinden atamamışlar” diye abartılı bir yorumda bile bulunabiliriz. Ve bunlar gibi başka nedenler sıralamak da mümkün...
Ama gerçek bir tane... O da, Galatasaray’ın iyi takım olmasına karşın iyi futbolu henüz oynamıyor olması...
Sarı-kırmızılı ekibin, “Bunu ben de atarım” türünden çok sayıda goller kaçırması kimseyi aldatmasın. Malatya maçına çıkmadan Fenerbahçe maçıyla yatıp-kalkan lidersiz takımın “şuursuz” olması son derece doğal değil mi?
Gerçekçi konuşalım, Fatih Terim’in kenarda olmadığı her maçta Galatasaray saha içi organizasyonda sorun yaşıyor. Dünkü Malatya maçı bu tespit için harika bir örnek...
Malatya ilk 20 dakikanın hakimi olan taraftı. Galatasaray üzerinde etkileyici bir baskı kurdu Sergen Yalçın’ın takımı. İki ciddi pozisyon işte bu anlarda kaçtı. Seri dışında ne yaptığını bilen Galatasaraylı’nın mumla arandığı bu bölümün bitiminde, yukarıdan gelen uyarı sonrasında, oyuncuların bölgeleriyle ilgili küçük bir değişiklik başka bir Galatasaray çıkardı karşımıza. Tanıdığımız, başında Terim’in olduğu bildiğimiz Galatasaray gibi oynamaya başladılar. 23. dakikada gol geldi. Ardından devre olana kadar goller kaçtıkça kaçtı.
Galatasaray ikinci yarıya bıraktığı yerden başladı. Yine şuursuz, yine vurdumduymaz bir görüntü vardı ama geriye yaslanmış Malatya’ya karşı pozisyon üstüne pozisyon buldular. Bu dönemde akıl almaz goller de kaçtı. Tam, “Şimdi Galatasaray ikinciyi atıyor” derken, Sergen Yalçın devreye girdi. Fofana’yı sahaya süren Sergen hoca, bir anda maçın rengini de gidişatını da değiştirdi. Orta sahaların kolaylıkla geçildiği bu son bölümde, üç duran top ile “Geliyorum” mesajı veren Malatya, dördüncüsünde golü buldu.
Hakemin 3 dakika uzatma verdiği yerde, Falcao’nun 90. dakikada oyuna girmesine ve hakeme yapılan eleştirilere de şaşırmamak elde değil.

Yazının devamı...

Emre olmayınca

17 Eylül 2019

Ligin 4. haftası oynanıyor ama, dünkü Alanyaspor maçı sezonun tamamına yetecek kadar Fenerbahçe ile ilgili defoları ortaya çıkardı. İlk 3 haftadaki heyecanlı, keyif veren futbolun karşılığında Emre Belözoğlu isminin yazdığı çok net görüldü. Dün Emre’nin yokluğu, Fenerbahçe’nin Alanya karşısındaki yokluğuyla eş değerdi. Maçın neredeyse tamamında dikine oynayamayan, savunma yapma konusunda beceriksizler mangasını andıran, topu ileri taşıma çabasında ise komik durumlara düşen bir Fenerbahçe izledik. Yenilen üç gol, üçünde de çok büyük savunma hataları.
Ersun Yanal’ın neden ısrarla bir sol bek istediğini dün çok net bir şekilde Kolorov’a yaşlı diye itiraz eden Fenerebahçeli yöneticiler sanırım anlamışlardır. Doğru bir sol bek Dirar’ı gerçek yerine taşır, Ozan’ı da zorunlu sağ bek pozisyonundan çıkarırdı. Ozan’ın bölgesi dün tam anlamıyla koridor oldu. Alanyaspor baskıyı da, hücumu da öncelikle Ozan’ın alanına yığdı. Alanyaspor burada hiç hata yapmazken, Ozan ve onun hemen yanındaki Zanka hata yapma konusunda adeta yarıştılar. Tabelada 3-1 yazıyor ama 5-1 olsa skor kimse şaşırmazdı.
Gerçekçi konuşalım... Bu pas oyunu Fenerbahçe’ye yakışmıyor. Aykut Kocaman döneminde de sevilmemişti, hücumcu diye bildiğimiz Ersun Yanal’da da sevilmediği kesin. Oyunu Altay ile kurmak büyük bir risk. Bir de Jailson’un ikinci topları kendi ceza alanında dağıtmak istemesi var ki işte Fenerbahçe adına en büyük sorun bu. Erol Bulut, sarı-lacivertli ekibin bu sıkıntısını iyi görmüş. Kalabalık bir biçimde önde baskıyla Fenerbahçe’yi net bir şekilde alaşağı etti. Bakmayın siz topun Fenerbahçe’de daha çok kaldığına. Erol Bulut’un istediği zaten buydu. Fenerbahçe de yan paslarla Bulut’un ekmeğine yağı da sürdü, balı da.
Geçtiğimiz haftalarda Emre Belözoğlu tek topla Fenerbahçe’yi çok hızlı bir şekilde ileri taşıyordu. Sarı-lacivertliler ileride oynayınca Kruse de, Deniz Türüç de ve elbette özellikle Vedat Muriç kapasitelerinin üstünde performans gösteriyor, Fenerbahçe de sıklıkla pozisyon buluyordu. Dün bunun tam tersi oldu. Bu üçlü kayıp, orta alanda destekçileri ise tam anlamıyla yitikti.
Alanyaspor ilk üç hafta 9 puanı bileğinin hakkıyla aldığını net bir şekilde gösterdi. Onlar büyük bir alkışı hak etti, Fenerbahçe ise ilk hayal kırıklığında kendini dev aynasında görmekten kurtuldu.

Yazının devamı...

Saplantılar...

22 Nisan 2019

Üst düzey teknik adamların genellikle takıntıları vardır. Kiminin sistem takıntısı vardır, elindeki oyuncu topluluğunun yapısına bakmadan onları vazgeçemediği sistemine uydurmaya çalışır. Bazılarının da oyuncu takıntısı vardır, ısrarla kötü oynayan oyuncuya aynı ısrarla her hafta onbirde forma verir...Tıpkı Ersun Yanal’ın Tolgay tercihi gibi. Tolgay iyi bir oyuncu olabilir. Bu göreceli bir değerlendirme elbette.Ama Beşiktaş performansları Tolgay’a bir kredi sağlıyor. Ancak, her iyi oyuncu sürekli oynar diye bir kaide yok. Tolgay hatfalardır “ben formsuzum” diyor, ne ilginçtir ki Ersun Yanal ne görüyor, ne de duyuyor. Ersun hoca üç maymunları oynuyor ve bu kötü oyun kapalı gişe olsa da karın doyurmuyor...Yanal formsuz, Yanal cesur değil, Yanal hücum oynatmayı unutmuş, risk almak artık kitabında yazmıyor. Sanırım Fenerbahçe Teknik Direktörü olduğunun farkında değil, yoksa beraberlikleri sevinçle karşılayacak kadar hedefsiz kalmazdı.
Bakın ilk yarının neredeyse tamamında Alanyaspor, Fenerbahçe’yi hallaç pamuğu gibi attı. 15. dakikadan sonra neredeyse oyunun tamamı Fenerbahçe ceza alanı içinde cereyan etti. Çok büyük şans eseri gol yemeden soyunma odasına gitti Fenerbahçe. Hem de Tolgay-Mehmet ikilisi ve önlerindeki Elmas, kanat bekleri (Ki onlara bek demeye şahit gerek) İsmail ile Isla’nın saç-baş yolduran berbat oyunların rağmen...
Maçı izleyenler, Ersun Yanal en az iki hamle yapar, hiç olmazsa orta alanı güçlendirir diye beklerken, Yanal ilginç bir kararla grogi durumundaki takımını sahaya geri gönderdi...
Sergen Yalçın elbette bu fırsatı kaçırmadı. Gösterişsiz ama özenle seçilmiş ve futbol oynamayı bilen takımı ikinci yarıya bıraktığı yerden devam etti. Arka arkaya üç pozisyonda golün sinyalini veren Alanyaspor, Harun’un kalesinde devleşmesine karşın beklenen golü Efecan ile buldu. Sonrasında cömert Sisse neler kaçırdı neler...
Ortada çok net görünen yalın bir gerçek var. Sezon başından bu yana üç teknik adam değiştiren Fenerbahçe ligimizin en kötü futbol oynayan takımı. Son 15 yılda hiç bu kadar kifayetsiz Fenerbahçe kadrosu hatırlamıyorum. Yazık, varını yoğunu ortaya koyan taraftara yazık. Bu takımın top yekün yenilenmeye ihtiyacı var...Ama elbette önce ligde kalmayı becersinler...

Yazının devamı...

Tek devre

18 Mart 2019

Galatasaray’da kötü başlayıp iyi bitirmek artık bir alışkanlık... O nedenledir ki ilk 45 dakikada 2-0 gerideyken bile çok rahat, hatta zaman zaman vurdumduymaz bir takım vardı sahada... İşin ilginç tarafı, Fatih Terim de kenarıda sakin ve müdahaleci değildi. Terim’in durumunu, soyunma odasında yaşanacak fırtına önceki sessizlik olarak değerlendirmek mümkün... Ama kim ne derse desin, sonuç ne olursa olsun ilk yarıdaki Galatasaray için şampiyonluk adayı demek, Bursaspor’a, Yusuf ve Senegallilere haksızlık olur.
Olağanüstü güzellikteki golleri unutmadan maçı özetlemek gerikirse; tek devrelik Galatasaray, genç ve tecrübesiz Bursaspor’u alaşağı etmeye yetti diyebiliriz.
Bursaspor’un her iki kanadı mükemmel kullanıp Yusuf ile fırtına gibi estiği ilk yarıda, Galatasaray neredeyse hiç pozisyon üretemedi. Samet Aybaba’nın talebeleri 45. dakikaya kadar hem orta sahayı iyi kontrol ettiler hem de Feghouli-Belhanda ikilisinin etkili pas trafiğini engellediler. Ne var ki soyunma odasına gitmeye saniyeler kala duran toptan gelen gol Galatasaray’a can suyu oldu.
Galatasaray ikinci yarıya evinde oynuyorcasına etkili bir baskıyla başladı. Sarı-kırmızılı ekip en iyi yaptığı işi, yani önde baskıyı, skoru korumaya çalışan ve geriye yaslanan Bursaspor’a hemen kabul ettirdi. Arka arkaya gelen iki gol, Bursaspor’u oyundan düşürdüğü gibi, tüm kontrol Galatasaray’ın oldu. Sonrasında gelen Feghouli’nin jeneriklik golü Galatasaray’ın şampiyonluk yarışı içinde kalmasını sağladı.
Maçın kritik anları var;
Öncelikle VAR ile gelen penaltı kararı kesinlikle doğru... Ama burada VAR’a hiç ihtiyaç yoktu. Çünkü Suat Arslanboğa pozisyona çok yakındı ve hiç de atlanacak bir pozisyon değildi. “Nasıl olsa VAR var” düşüncesi tembel bir hakem nesli yarattı. Bu pozisyonda kolaylıkla VAR’ı bekleyen Arslanboğa, Emre Taşdemir’in elinin topla teması ile ilgili olarak ise çok daha kendinden emindi. Oysa biz de o pozisyonun penaltı olduğu konusunda eminiz. Hazır Emre’den bahsetmişken ona çıkması gereken ikinci sarı kart tartışmasını da gündeme taşımalıyız.
Yusuf Erdoğan, Galatasaraylılar’ın yüreğini ağzına getirdi. Özellikle ilk yarıda “Galatasaray’ın yumuşak karnı hızlı kanat çıkışlarıdır” diyerek tam 6 depar attı.

Yazının devamı...