Başka Bir ‘Kavala’ Mümkün

Kavala’ya ilk 2013 yılında tur ile gittim ve tam da bu nedenle hiç hazzetmedim. Çünkü Türkiye’den Yunan’a giden turların en özensiz davrandığı yerlerden (destinasyon yazsam daha havalı olacak aslında :)) biri Kavala.

Güneşin tepede olduğu öğle sıcağında, şehir ahalisi evlerine çekilmişken mola verilir, ‘birçok dükkanın ve restoranın siesta yaptığı’ saatlerde hadi gezin denir. Hava sıcak, vakit dar, mekanlar kapalı olduğu için bir şey anlamadan, görmeden geri dönülür.

Benim ilk deneyimim böyle olduğu için ikinci kez gitmek istemedim ama yılın yarısı Kavala’da yaşayan arkadaşlarımın daveti ve cezbedici planları ile bir şans daha verdim. (İyi ki de vermişim. Bambaşka bir gezi oldu)

Araba ile İstanbul’dan, hadi diyelim Taksim’den hepi topu 4.5 - 5 saat sürüyor. (Biz sabah 06:00’yı, trafiksiz saati seçtik elbet)

 

 

İSKEÇE:

İlk durağımız İskeçe idi. Kavala’ya gelmeden 70 km önce. Sevimli, düzenli, hareketli bir yer. Merkezindeki sağlı sollu kafeleri öğlen sıcağında bile kalabalıktı. Biz ‘eski şehir’i gezdik. Daracık sokaklar, hanımeli ve gül istilasında mis kokan bahçeler vardı. Hemen o sokaklara yakın ve sanki o sakinliğe inat cıvıl cıvıl bir kafeye konuşlandık.

Zeytin ağacının gölgesinde geleni geçeni izleyip, kahvemizi içtik, tatlımızı yedik.

Üç frappe ve birkaç tatlı 12 Euro tuttu.

 

 Başka Bir ‘Kavala’ Mümkün

 

KAVALA:

Kavala merkeze 7 km mesafedeki Palio bölgesinde kaldım. Burası yazlık bölge. Güzel bir sahil. Genelde müstakil evlerin ve otellerin olduğu bir yer. Merkeze göre çok daha sakin ve yeşillikli.

Burada denizin dibinde, güzel bir bahçenin içindeki Akti Hotel’de kaldım. On altı odalı, pırıl ve tüm odaları denize bakan bir otel. Zeytin, limon ve hanımeli var bahçede. Sabah bu kokulara uyanmak fevkalade bir his.

Otelin kendi plajı olduğu için hangi plaja gideyim derdi yok. Odadan çık, iki adım sonra çarşaf gibi deniz.

(Bazen akşamüstü saatleri dalgalı oluyor ama sabah erken saatlerde şahane)

  

YEME İÇME:

BOSPHOROS:

İlk akşam merkezde şahane bir tavernaya gittik, BOSPHOROS. Ne yediysek bingo. Mezeler, ballı feta, mantar. Çok çok çok iyiydi. Bir de canlı müzik var. Kah coşturuyor, kah hüzünlendiriyor ama asla sıkmıyor, asla bitse de gitsek dedirtmiyor. Ev sahibi hanımefendi sempatik ve ilgili.

Bosphoros, ille de gidin. Denemeden dönmeyin diyeceğim bir yer.

 

 BİTTE FATTE:

Ye kalk kafasında küçük, arada derede ama popüler bir dükkan. Her şeyin dürümünü yapmışlar. Ben vejetaryen olduğum için Hallaumi (hellim peynirli) yedim. İçinde yoğurt sos, peynir, domates, patates ve soğan vardı. Nefisss bir şey. Üç kişi dürüm yedik, bir şeyler içtik 12.5 Euro tuttu.

 

KÜÇÜK LİMAN (Limanaki):

Kavala merkezden araba ile üç dört dakika sürüyor Küçük Liman. Daha sakin, daha sevimli bir bölge. Denizin dibinde yanyana yedi sekiz tane taverna var. Biz en popüler olan MELTEMİ’yi seçtik.

Ortam güzel, mekan denizin üstü, işletmecisi çok tatlı ama yemekler ‘vaaaav’ değil. Fakat kötü de değil. Üzmez. (Peynirli domatesli patlıcan ve kabak kızartmadan ısrarla isteyiniz. İkisini çok sevdim.

Başka Bir ‘Kavala’ Mümkün
 

 

KAVALA GEZİLECEK YERLER:

ESKİ ŞEHİR (Panagia):

Kavala’nın instagram için yaratılmış bölgesi Panagia. Osmanlı tarzı evlerin, göz alıcı tarihi yapıların olduğu yer burası.

Merkeze yürüyerek 20 dakika mesafede. Ki ben yürümenizi öneririm. Yokuş ama durup, fotoğraf çekip, evlere, manzaraya bakarken zaman akıp gidiyor.

Buradaki en göz alıcı yapı ise tartışmasız İmaret Hotel. Osmanlı döneminden kalma eski (şahane) Türk evlerinin bulunduğu Mehmet Ali Paşa sokağında bulunuyor.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılan, medrese, mektep ve aşevi olarak kullanılan bir imaret. Döneminde burada din adamları yetiştiriliyormuş.

Otele isim verilirken de aslına sadık kalınarak İmaret adı verilmiş. 1817'de inşa edilen imaretin sıra sıra kurşun kubbeli mimarisi, İstanbul'daki Topkapı Sarayı'nın bir minyatürüne benzetilebilir.

Bir dönem ise bar ve lokanta gibi yapının ruhuna uygun olmayan şekillerde kullanılarak ardından da kaderine terk edilmiş. Ancak İzmir kökenli tütün tüccarı Kavalalı ünlü işkadını Anna Misirlian‘ın maddi ve manevi katkıları sayesinde, imaret 2005 yılından bu yana, ismine sadık kalınarak Yunanistan’ın en değerli oteli olarak işletiliyor.

 Başka Bir ‘Kavala’ Mümkün

KAVALA KALESİ:

Gündüz güneş tepedeyken değil ama akşamüstü saatlerinde, hatta günbatımına yakın Kavala Kalesi’ni mutlaka ziyaret edin.

Kalenin bir ucundan bakıyorsunuz alabildiğine betonlaşmış bir Kavala şehri, diğer ucundan bakıyorsunuz alabildiğine mavi Ege suları.

 

KAVALALI MEHMET ALİ PAŞA’nın EVİ:

Eski Şehir’de, tepeye ulaştığınızda sizi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın evi karşılıyor. Kavala’da doğmuş bir Osmanlı’nın Mısır Valisi Mehmet Paşa, şehirde büstü dikilecek kadar seviliyor. Bunun başlıca nedeni ise Osmanlı İmparatorluğu’na karşı başkaldırıp kendi hanedanını kurması.

Makedon mimarisi örneği olan bu güzel ev, Mısır Devletinin vakıf malı. Evin hemen önündeki meydanda bulunan bronz atlı heykel ise 1934 yılında Mehmet Ali Paşa’yı onurlandırmak için Yunan heykeltıraş Dimitriadis tarafından yapılmış.

 

Eski Şehir turunuz bittiğinde, güzel bir yerde mola verin. Benim önerim BRİKİ kafe. Tüm şehir panoramik görünüyor. Günbatımı saatlerinde enfes bir manzarası var. Yeşile, maviye, şehre bakıyor.

 

Bitirirken; Kavala kurabiyesi almadan Türkiye’ye dönmeyi düşünmeyin :)