Gelişmişlik kavgası

Gelişmişlik kavgası


Tunca BENGİN

     Gülermisin, ağlarmısın. Dışişleri Bakanlığı 1992 yılında Uluslararası İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne imza koyuyor, bugün Çevre Bakanlığı 'listeden adımı çıkart' diye çırpınıyor. Niye? Çünkü o protokolde Türkiye 'gelişmiş ülkeler' arasında... Bu da 'sanayileşmemi tamamladım, gelişmekte olan ülkelere teknoloji ve para yardımı yapmaya hazırım' demek. Yani pamuk eller cebe. Ayranı yok içmeye...
       Tamam; dünya hızla kirleniyor. Bilim adamlarının felaket senaryoları da ürkütücü. Ancak bunda payımızın, ABD, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere yanında çok az olduğu da bir gerçek. Türkiye henüz gelişmesini tamamlamamış. Enerji açığı malum, yeni yatırımlar kaçınılmaz. Ama kimin umurunda. Kağıt üzerinde gelişmiş ülke sıfatını aldık ya; gerisi hikaye. Böyle devlet ciddiyeti olur mu? İmzalamadan önce hele bir oku; ne gibi yükümlülükler getiriyor anla. Üstüne atlamanın ne gereği var.
       Dedik ya; devlet komedisi. Çevre Bakanı Fevzi Aytekin, listeden çıkma talebimizi 25 Ekim - 5 Kasım 1999 tarihleri arasında Almanya'da yapılan 5. Taraflar Konferansı'nda yinelemiş. Sonuç nanay... Çevre Bakanlığı, bu konuda şöyle diyor:
     "Türkiye haksız bir konum içinde bulunmakta ve bu pozisyonunda sözleşmenin ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluk ilkesi ile bağdaşmadığı düşüncesiyle, listeden çıkma talebini her toplantıda yinelemektedir. Bu yıl da yinelemiş, ancak konferansın başkanlığını yapan Polonya'nın girişimlerine rağmen, Türkiye'nin listelerden çıkarılması konusunda taraf ülkeler arasında uzlaşma sağlanamamıştır. Konunun bir yıl sonra Hollanda'da yapılacak 6. konferansta ele alınması kararlaştırılmıştır."

Ne olacak şimdi?

       Dışişleri'nin onayını büyük hata olarak yorumluyan, üst düzey bir bürokrat ise şu yorumu yapıyor:
     "Kişi başına karbondioksit miktarını artırmayacağım demek, bir yerde sanayileşmeye set çeken olay. Yani elektrik santralı kurmayacaksın, kömür çıkartmayacaksın, fabrika yapmayacaksın. Dünyadaki karbondioksit emisyon miktarına bakıyorsun, Türkiye dünya ortalamasının çok altında. Örneğin ABD'de (kişi başına yıllık - ton) 19.88, Rusya'da 10.44, OECD ülkelerinde 11.08, Türkiye de ise 2.79. Gelişmelerini tamamlayanların belirli teknolojilerle emisyonlarını azaltmaları olası, Ama Türkiye öyle değil ki; devamlı yatırım yapıyor, yapmak da zorunda. O nedenle 'biz gelişeceğimiz için sanayileşme olacak, bırakın tamamlayalım ondan sonra sorumluluk altına girelim' diyoruz. Ekonomik boyutu da diğer yanı. Sözleşme uyarınca gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere para yardımı yapmak zorunda. Türkiye kendisi gelişmeye çalışırken, eti ne budu ne ki; bir de para dağıtacak..."

Hizmet buysa!..

     Yerel yönetimlerin görevi, vatandaşa hizmet etmek. Yöneticilerin tümü seçim öncesinde böyle diyor da, mazbatayı aldılar mı iş değişiyor. Hizmet; anında oluyor eziyet. Vereceğim örnek Şişli'den...
       İddia o ki; belediye 'reklam geliri' adı altında vatandaşın ciğerini söküyor. 15 - 20 milyonluk ödemeler, 2 - 3 milyarlık cezalara dönüşüyor. Hatta, belediye vatandaşın yerinden kendi malıymış gibi tahsis parası istiyor. Başkan Mustafa Sarıgül'ün bir hemşehrisi şöyle yakınıyor:
     "Bina kendimizin. Üstünde şirketimizin ışıklı reklam tabelası var. Tahakkuk eden yıllık yasal vergi bedeli 18 milyon lira. Ödemede geciktik, hatalıyız. Geçenlerde verelim dedik, tahakkuk edilen parayı görünce donduk. 18 milyon dışında 1 milyar 962 milyonu kontrol muayene, 60 milyonu da tahsis olmak üzere 2 milyar 40 milyon lira istediler. Ayrıca 25 milyon 560 bin liralık vergi ziyanı makbuzu kestiler. Gecikme cezası da bunların dışında."
       Okurumuzun adını açıklamıyorum, çünkü belediyenin şerrinden korkuyor. Başkanın haberi var mı bilmem. Ancak, sandıkta gördüğü desteğin sürmesini istiyorsa çevresine çok dikkat etmeli.


Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr