Beşinci yılında Rusya-Ukrayna savaşı hâlâ bir çıkmazda... Rusya kesin bir zafer kazanamadı... Şubat 2022’de başlayan Rus işgali, beklenenin aksine hızlı bir son yerine uzun süreli, yıpratma savaşına dönüştü. Ukrayna işgal altındaki topraklarını geri alamadı. ABD Başkanı Trump, bir barış havası estirdi ancak o da beklemede. Şimdilerde Trump’ın yeni planı ve ABD heyetinin Moskova-Kiev ziyaretleriyle hafiften bir hareketlilik yaşandı ama “Ümit var” demek soru işareti yine. An itibarıyla tek olumlu gelişme ABD heyetinin programı nedeniyle karşılıklı saldırılara verilen iki-üç günlük ara… Sonrası ise flu. Dolayısıyla şu ana dek Türkiye’nin çabalarıyla daha savaşın ilk başlarında İstanbul’da gerçekleştirilen Rusya ve Ukrayna’nın olası bir çözüme, doğru “önemli bir aşamaya” girdiği üç tur görüşme dışında somut barış umudu yeşermedi hiç. Onu da
İsrail’in güvenliğini en iyi kendisinin sağlayacağını savunan Netanyahu’nun, daha öncekilerde yaptığı gibi halkına seçim vaadi yine ne? Daha çok savaş... Koltuğunu korumak adına tehdit altında oldukları palavrası, güvenlik endişesi yutturmacasıyla seçmeni yanına çekmek istiyor bir kez daha... Gerçeklikten kopmuş hastalıklı kafasıyla da her yere saldırıyor... Çaresizlikten nereye, kime saldıracağını kendisi de şaşırmış halde artık... Boyuna posuna bakmadan Türkiye’ye dil uzatması da içinde bulunduğu şuursuzluğun tezahürü zaten... Neresini ciddiye alacaksın böyle bir kaçığın, hastalıklı kafanın...
Siyo-Naziler, sadece bölge açısından huzursuzluk yaratmıyor, kendi ülkesinin bekası, vatandaşları ve dünyadaki Yahudi toplumu için de bir tehdit oluşturuyor... Herkes biliyor ki; soykırımcı katil Netanyahu’nun alçaklıkları nedeniyle son üç yıldır dünyanın hiçbir
CHP bölündü ama kavga bitmedi... Gelinen noktada iki tarafın birbirlerine çok da iyi duygular beslemeyerek baktığını görüyoruz. Değil oturup konuşmak, selamlaşmak dahi istemiyorlar. Bırak hangisi doğru - yanlış sorgulamayı düşman gibi görüyorlar birbirlerini... Asla bir arada olamayız diyorlar... Şu anki manzarada değil yüz yüze gelmek birbirlerinin isimlerini duymaya bile tahammülleri yok... Her fırsatta birbirlerini hedef alıyorlar, üstelik bunu da “artık başka partileriz, diğeri bizi ilgilendirmez” diye sanki yapmak istemiyorlarmış havasına sokarak!.. Ama her dedikleri de birbirlerine batıyor hala... Karşılıklı söz düellosu halinde aynı kısır döngü yineleniyor sürekli. Mesela Yeni Parti binasında gerçekleştirilen ilk PM Toplantısı’nda, Yeni Parti kurmaylarının CHP’ye yönelik, “Siyasi bir enkaza dönüşmüştür” sözü kavgayı bir anda harlandırdı yine... Anında buna CHP cephesinden gelen karşı salvolar da şunlar oldu:
“Bunla
Ekranlarda ve sosyal medya platformlarında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın tarafını seçip-seçmeme muhabbeti hiç eksik olmuyor. Şu an CHP’de görünse de Yeni Parti ile de temas halinde malum... Dolayısıyla tartışmalar da Yavaş’ın kararsızlığı ya da net olmadığı üzerine hep... Yavaş’ın bildik suskunluk stratejisi de her iki tarafca kendilerine mavi boncuk olarak algılanıyor... Yavaş’ın arada bir yaptığı açıklamalar da her iki tarafı kırmama, küstürmeme üzerine kurgulu... Bunlar da Yavaş’ın karar alamadığı ya da almakta zorlandığı anlamında değil... Karar aradığı falan yok, şu an bu konuda karar vermesi gerektiğini düşünmüyor sadece... An itibarıyla verdiği, geçerli kararlar da net zaten:
Mesela CHP Genel Merkezi’nde, hele de Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikte fotoğraf vermek istemiyor... Kılıçdaroğlu’na yönelik tepkinin, öfkenin kendisine transfer olmasından korkuyor ya da böyle bir yükün altına
Siyaset dünyası parti değiştirmeler, belediye başkanı ve milletvekili geçişleriyle oldukça hareketli... Buna kimi ‘çekim merkezi olmak” diyor kimi “halk iradesi ve siyasi etiğe aykırı” diye eleştiriyor... Ayrışma bölünmeyle yeniden şekillenen ana muhalefet cenahında ise bu anlamda art arda yaşanan sıcak gelişmelerle tansiyon hepten yüksek. Şimdilerde buna “Truva atı” meselesi eklendi birde.. Son derece keskin ve katı çizgilerle taraftarlık ötesi fanatiklik durumu var. İki taraf da kendi bloğunun destek katsayısını artırmak için sosyal medya platformları üzerinden mahalle baskısı, siyaseten linç her yolu zorluyor. Farklı bir seçeneğe hoşgörü, müsamaha asla yok. “Tarafını seç” veya “siyaseten ya benimsin ya da kara toprağın!” noktasında... Saflara bakıldığında da taraflar açısından görece bir durum söz konusu... Milletvekilleri, belediye başkanları, il-ilçe
Suriye’de YPG/SDG/PKK terör devletçiği kurdurtmak için çok uğraştı İsrail... Tabii ABD’nin gölgesinde... Bu aşağılık planın aparatları da terör örgütleri YPG/PKK ve DAEŞ’ti malum... Türkiye’de böyle bir yapılanmaya asla izin vermeyeceğini yıllardır en üst perdeden dile getirdi... Bunu sağlamakta birilerin anlık ikna edilmesi, sadece masa başı görüşmeleriyle falan olmadı. Suriye sahasında Türkiye dört tane askeri harekât yaptı, şehitler verdi. Bir teröristana geçit vermeme kararlılığını çok net ortaya koydu... Terör koridoru hayali ve DAEŞ projesi çökertildi... Fırat Kalkanı’yla başlayan sürecin Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı’yla sonuçta nereye vardığı da ortada... Suriye devrimi gerçekleşti. Kendi halkına bile zulmeden Esad rejimi devrildi. Şam’da da bugün Türkiye’ye yakın duran, dostça yaklaşan bir yönetim var... Suriye’de rejim değiştikten sonra da Türkiye hem bir taraftan YPG/SDG/PKK’ya baskı yaptı hem de Şam’daki yeni yönetimle
Yeni Parti’yi iktidar olmak için kurduklarını söyleyen Genel Başkan Özel’in “yeni” yaklaşım olarak nitelendirdiği “sadece sorunları tespit, anlatmak yerine çözüm önerilerini sunmak” formülü herkesce bilinen, malum bir realite... Demokrasilerde muhalefet, özellikle ana muhalefet, iktidarın alternatifidir. Kendini, ilkelerini, topluma sunar ve vatandaşı, seçmenleri ikna etmeye çalışır. İktidar iddiası olan bir siyasi parti ya da partiler öncelikle bir hedef koymak ve bunu çok net bir şekilde halka anlatmak zorunda. Neyi, nasıl yapacağı konusunda farkını fark ettirmek ve toplumun güvenini kazanmak durumunda... Yıllardır çeşitli kademelerinde görev yaptığı, son olarak da Genel Başkanlık koltuğunda oturduğu, ayrıldıkları CHP’nin neden iktidar olamadığına yönelik tespitlerde bunları pek yapmadığı, yapamadığı içindi zaten... Neydi yapılanlar daha çok? İktidarın yaptığı doğru-yanlış her şeye muhalif olmak,
İsrail ve Yunanistan Genelkurmay Başkanları’nın akılarınca güç gösterisi diye birlikte verdikleri fotoğraf tam anlamıyla bir utanç belgesi aslında... Biri soykırımcı katil Netanyahu’nun talimatlarını koşulsuz bir şekilde yerine getiren ve BM raporlarıyla “gücü sadece çocuklara yeten, soykırım yapan” olarak tescillenen ordunun Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir... Diğeri insan hakları, temel hak ve özgürlüklere sahip çıktığını iddia eden Avrupa Birliği’nin üyesi Yunanistan’ın Genelkurmay Başkanı Dimitrios Houpis... Normalde bu ikilinin yan yana gelmesi bile düşünülemez. Ama patronları tescilli katil Netanyahu ve onun yancısı Miçotakis’in ağır şizofrenik atak halleri, onlara da yansımış durumda.. Akıllarınca Türkiye›ye gözdağı vereceklerini sanarak bir araya geliyor, atıp tutuyorlar... Hiç utanmadan el ele, kol kola verdikleri fotoğraflarla Türkiye’ye karşı düşmanlık gösterisi yapıyorlar... Biz Türkiye’nin