İlişkide ayrılık blöfü yapmak

5 Ağustos 2020

İlişkilerin güzel yanları olduğu kadar zorlu yanları da vardır. Özellikle tartışmalar çiftlerin problem çözme becerilerinden direkt etkilenir. Bu tartışmalar anında zorlu süreçler yaşayan çiftler bazen her ne kadar ayrılmak istemeseler de kızgınlıkla “senden ayrılmak istiyorum” derler. Hatta ufacık gerginliklerde bile ayrılmayı gerçekten istiyor gibi görünürler. Tartışma geçtikten sonra sakinleştikten sonrada bunu sinirle söylediklerini ifade ederler. Ancak bu davranış biçiminin bir sorun olduğunu ve karşıdaki kişide ne gibi etkiler yarattığını bilmezler. Sinirle kurulan bu yıkıcı cümleler her ne kadar bir blöf gibi olsa da, içerisinde gerçekten ayrılık isteği barındırmasa da ilişkilere zarar verir. Peki ilişkiye verilen zararın görülmesine rağmen insanlar bunu neden derler o zaman bunu söyleyen kişilerin içsel süreçlerine, bu davranışı neden yaptıklarına biraz bakalım.

Öncelikle yoğun bir şekilde gelen ayrılma isteği aslında o anda tartışmaktan uzaklaşma isteğidir. Kişiler tartışmaktan uzaklaşma isteklerini o anda yanlış hissederler. Çünkü temeldeki düşüncelerinin farkına varmazlar. Aslında istedikleri tartışmasız bir ortamdır. Bu ortamı o anda bulamayacaklarını düşünüp öğrenilmiş çaresizlikle ayrılmak isteği olarak görürler. Çok yoğun şekilde artık ayrılmak istiyorum uzaklaşmak istiyorum diye düşünürler. Bu düşünce sonucunda da bu cümleler ağızlarından çıkıverir. Bu demektir ki bu kişilerin ilişkideki sorunları giderebilmekle ilgili geçmişten getirdiği güçlükleri vardır. Daha önce anlaşılmamış, olaylarda sorunlar istediği gibi çözüme ulaşmamış, istekleri göz ardı edilmişse yine tekrar tekrar aynı şeyleri yaşayacaklarını düşünüp o andan uzaklaşmak isterler ve bu durumları hiç yaşamamak yüzleşmemek isterler bu sebeplede ayrılmanın o an için en doğru çözüm olduğunu zannederler. Oysa sakinleştikten sonra aslında mevcut ilişkilerinin ne kadar güzel olduğunu, olumlu ve pozitif yanlarını görürler. Ancak bunları görseler bile bu sefer de gurur yapar partnere adım atmaktan kaçabilirler. Bu sebeple karşı tarafın duygularına empati yapmak gerekir.

Karşı tarafın duygularına baktığımızda genellikle bu kişiler incinmişlik, kırılmışlık, ve dağılmışlık yaşarlar. Bunu defalarca yaşayan partner ilişkisine sıkıca bağlanamaz. Her an bitebileceğini düşüp tedbir içerisinde olur. Sürekli ayrılık acısını her tartışmadan sonra yaşadığı için bir zaman sonra kaybetme korkusu yaşamamaya başlar. Duyarsızlaşmaya başlar. Kendisi de uzaklaşmaya başlar. Uzaklaştıktan sonra zaten ilişkilerin rengi değişir ve kopma noktasına doğru yola girerler. Aslında tartışmalarda basitçe ağızdan çıkan sözlerin insanların hayatları ve gelecekleri üzerinde çok önemli rolleri vardır. Bu sebeple iyi bir problem çözme becerisi, öfke kontrolü ve dil kullanımı önemlidir. “Ne yapayım sinirliyken söyledim bir kere” diyerek ilişkilerde kırılan insanların affetmesini beklemek anlamsız olur. Bu ancak olan problemleri tozların halının altına süpürülmesi gibi yok saymaya çalışmak anlamına gelir.

Tartışma anında öfkesini kontrol edemeyen kişiler, bir tartışmanın hemen çözülmesini isteyenler, tartışmalarda kendimi hemen ifade etmeliyim diye düşünenler genellikle bu şekilde davranır. Aslında ayrılığa eğilimli kişilerin kafalarında bazı kalıplar vardır ve her konuda insanlarında kafalarındaki kalıplara uygun davranmasını isterler. Bunun dışında davranıldığında “nasıl böyle davranır” “nasıl bunu düşünmez” mantığında tartışmaya başlarlar. Tartışma konusunda yeterince iyi iletişim becerisi geliştirmediklerinde ve kendilerini ifade etmekte zorlanlandıklarında bu durumla karşılaşmaları muhtemeldir.

Genellikle psikolojik olarak yorgun kişiler tartışmaktan kaçarlar. Problemlerini konuşmak istemezler. Çünkü onları konuşacak tartışacak gücü kendilerinde bulamazlar. Şimdi “kendimi nasıl ifade edeceğim çok zor” diye düşünüp kestirip atarlar. Problemi konuşabilmek konusunda girecekleri güçlük ilişkiyi bitirmekten daha zor gelir. Dolayısıyla “ilişkiyi bitirirsem problemden de kurtulmuş olurum” diyerek fevrice kestirip atmayı tercih ederler. Daha sonra üzülür, üzüntünün ağır bastığını hissederler ve bu sefer de üzüntü ile baş etmek istemezler. Bu yüzden de hata yaptıklarını anlayıp ilişkiye devam ederler. Ancak bu durum ilişkilerinde karşı tarafa ufacık tartışmalarda bile yarıda kalacağını düşündürür. Bu şekliyle kişiler bir ilişki içerisinde kendilerini güvende hissetmezler ve güvende hissetmediklerinde de bağlanmakta zorlanırlar. Tam bağlanacakken ufacık tartışmalarda ayrılalım cümlesi yıkıcı etki eder.

Özellikle evlilikte yapılan her tartışmada ilişkiyi ve evliliği bitirmekle tehdit etmek aslında bir şiddet türüdür. Bunu sıklıkla söyleyen kişiler bu şekilde yıprattıkları karşı tarafın artık ayrılığı kabul etmesi sebebiyle ilişkilerinin bitmesi durumuyla karşı karşıya kalabilirler.

Bu sebeple ilişkiye sahip çıkmalı, tartışma becerilerini geliştirmelidir. Kişi öfke gibi yıkıcı duyguların tartışma anında kendisini kontrol etmesine izin vermemelidir. İlişkiler ciddiyet gerektirir, sorumluluk, saygı, sevgi, güven ve bağ gerektirir. Bu değerler zarar gördüğünde blöf ile söylenen sözler gün gelir ilişkinin hatta bir evliliğin bitmesine sebep olur. Bu sebeple bu gibi sözleri hoyratça söylemek yerine iyice düşünmeli gerçekten ayrılık düşünülüyorsa dile getirilmelidir. Ayrılık düşünülüyorsa da sinirle karar alınmamalı, ayrılığın da bir adabı olduğu unutulmamalıdır. Ayrılık kararı üstüne dikkatle düşünülmesi gereken bir karardır çünkü güzel giden ilişkiler bir anda kendiliğinden oluşmazlar, yapıcılıkla, emekle, sabırla oluşurlar.

Uzman Klinik Psikolog Melda Yakupoğlu

Yazının devamı...

Eşi terapiye ikna edebilmek

16 Temmuz 2020

Danışanlarım uzun bir süredir çift terapisi seanslarımda sıklıkla şu sorunu dile getiriyorlar. “Eşimle terapiye başlamak istiyorum. Sorunlar yaşıyoruz ancak eşim terapiye gelmeyi kabul etmiyor. Sorun bende değil sende diyor.” Peki o zaman eşi terapiye ikna edebilmek için ne yapmalı?

Öncelikle böyle bir problem yaşıyorsanız terapiye siz başlamalısınız. Onu ikna etmeyi beklemeden siz adım atmalısınız. Bazen alınganlık ve hassaslıkla “İlk adımı neden ben atıyorum” sorgulamalarında bulunabilirsiniz. Ancak bu sorgulamalar vakit kaybettirir. Bir ilişkide bir problem varsa onu çözebilmek için çözüm odaklı olmak gerekir. Problem odaklı olmak sürekli eşin terapiye gelmeyeceğinden şikayet edip mevcut problemlerle her gün ilişkiyi sürdürmeye çalışmaktır. Çünkü bu problemler bir kısır döngü şeklinde kendini tekrarlayacaktır. En azından siz terapiye başladığınızda problemleri kendi bakış açınızla çözebilmenin yollarını öğreneceksiniz. Öğrendiğiniz yöntemlerle tartışmaları yöneteceksiniz. Sizde olan değişiklikleri gören partnerinizde terapinin bir zaman sonra işe yaradığını, size fayda sağladığını düşünecek ve kendisi de gelmeye ikna olacaktır. Hatta sizin ne kadar değiştiğinizi gördükçe terapi sürecinizde olanları merak edecek ve katılım göstermeyi kendisi isteyecektir.

Genellikle kadınlar “Benim eşim hayatta gelmez” derler. Oysa yapılandırılmış seanslar içerisinde bir yol izlediğimizde eşin terapiye gelmemesi ve katılım göstermemesi olasılığı çok düşüktür.

Yapılan en büyük hatalardan biri, eş terapiye gelmeyi kabul etmedi diyerek psikolojik destek almamaktır. Bu tarz durumlarda her zaman “önce siz destek almalısınız” derim. Eşin terapiye gelmeyi kabul etmemesi faktörü bile ev içerisinde yaşanan birçok problem hakkında bize bilgi verir. Eşin terapiye gelmemesinde birçok sebep olabilir. Önemli olan bu sebeplerin neler olduğunu anlayarak çözüm bulmaktır.

Eşinizin terapiye gelmek istememe nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Güçsüz görünmek istemediği için başka birinden destek almak istemeyebilir. Özellikle erkekler ilişki içerisinde karşılarındaki kadına karşı güçsüz, çaresiz görünmek istemezler. Bu sebeple olan problemleri bile birçok zaman görmezden gelerek “Bir problem yok ki sen abartıyorsun” modunda tepkiler verebilirler. Eşiniz bu sebepten terapiye gelmek istemiyorsa onunla güç çatışması içerisinde olmayın. Ayrıca psikolojik destek almanın bir güçsüzlük olmadığını açıklayın. Aksine zayıf yanlarının farkına varan kişiler daha güçlü kişilerdir. Kendilerini iyi ve kötü yanlarıyla bütünüyle kabul etmiştirler.

Problemin çözüleceğine inanmadıklarından terapiye gelmek istemeyebilirler. Yine terapilerimde bana gelene kadar birçok olumsuz terapi deneyiminden geçmiş ve fayda görememiş birçok insan görürüm. Daha önce problemlerin çözülmesi için herhangi bir girişimde bulunulmamış kişilerde olabilir. Oysa psikoterapi yöntemleri çok çeşitlidir. Bir yöntemden sonuç alınmamış olması terapiye umutsuzluk besleyebileceğiniz anlamına gelmemelidir. Psikologunuz çalışma ekolünü değiştirebilir, yöntemini ve yaklaşımını değiştirebilir yada sizi uzman başka bir kişiye yönlendirebilir. Bu sebeple düzeleceğinize dair inancınızı kaybetmeyin.

Yine eşler etiketlenebileceklerinden korktukları için terapiye gelmek istemeyebilirler. Eşin kendisinin bir tartışmada “Sen zaten sorunlusun, psikologa gidiyorsun” ya da “Psikolog da senin için böyle söylüyor” gibi cümleleri kurmaya çok meyilli olabileceği gibi, akrabaların tepkilerinden ve etiketlemesinden korkulur. Bu sebeple terapi konusunda cesaretlendirdiğiniz eşinize bu şekilde yaklaşırsanız kesinlikle terapisini yarıda bırakmasına neden olursunuz. Unutmayın ona iyilik değil kötülük yapmış olursunuz.

Yazının devamı...

Haklı olmak mı, mutlu olmak mı?

8 Temmuz 2020

Uzman Klinik Psikolog Melda Yakupoğlu ilişkilerde haklı olabilmek için kalp kırmanın zararlarını anlattı, mutlu olabilmek için bilgiler verdi.

İlişkilerde haklı olmayı mı mutlu olmayı mı tercih edersiniz? Uzun yıllardır evlilik ve çift terapisi yaparken gördüm ki sağlıklı iletişim kuran kişiler hak savaşına girmiyorlar. Çünkü hak savaşına girmek ilişkileri ciddi anlamda olumsuz etkiliyor. Herkes kendi bakış açısından haklı olduğunu düşünüyor ve tartışmalarda kalpler kırılıyor. Üstüne üstelik kimse kimsenin ne istediğini anlamıyor ve tartışmalar boşu boşuna yapılıyor.

Her zaman derim haklı olmak değil mutlu olmak amaç olmalı. Birliktelikte ortaklıklar kurmak, orta noktayı bulmak gerekiyor. Orta noktayı bulmayan bir ilişkide herkes “ben” diyor. Oysa “biz” bilincini oluşturmak gerekiyor. Tartışmalar bir illüzyon gibidir, herkes kendisinin o kadar haklı olduğuna inanır ki karşısındaki kişinin o anda ne düşündüğünü, ne hissettiğini önemsemez ve öfke ile canını yakmak çalışabilir. Bu sebeple çiftler birbirine üzücü kelimeler cümleler kurulabilirler. Halbuki herkes kendi yaşanmışlığı içinde, olaylar ona nasıl, ne şekilde yansırsa o tarafını görür ve ona göre davranır.

Şimdi bir ilişki düşünün sürekli siz haklısınız, partneriniz haksız. Bu durumun size ne kazandırabileceğini düşünün. Sürekli haklı olduğunuzu düşünerek partnerinizin duygusal ve fiziksel ihtiyaçları konusunda onu kendinizden ne kadar uzaklaştırabileceğinizi düşünün. Sürekli haklı olabilmeniz size ne hissettirdi? Uzun vade de bu şekliyle, sadece haklı olabilmek mantığıyla problemlerinizi çözebileceğinizi düşündünüz mü?

İlişkilerde her zaman problem çıkar. Birlikteliğiniz içinde elbette yaşanan birçok probleminiz olacak ve hatta hayatın değişken akışı içerisinde problemleriniz hiç bitmeyecek, bambaşka konularda başka formlara dönüşüp farklı bir gündem halinde karşınıza gelecektir. Bütünen “ilişki” de olma hali problem çözme becerisi gerektirir. Çiftler tartışırlar. Sizde ilişkinizin hiç tartışmasız olabileceği gibi ütopik bir durum yerine tartışabilme becerinizin olmasını dilemelisiniz. Önemli olan tartışmamak değildir, tartışmalardan sonra problemlerin nasıl çözüldüğüdür.

Siz partnerinizle sorunlarınızı, beklentilerinizi, rahatsızlıklarınızı konuşmazsanız, konuşmaktan kaçar sıkılırsanız yada her seyi yok sayarsanız gün gelir ilişki tıkanma noktasına gelir. Karşılıklı yıpranmalar başlar. Önemli olan çok sağlam bir zemin oluşturmaktır, ilişkinin gidişatını öngörüp dengeyi bulabilmektir. Gidişatı öngörenler ilişkinin motivasyonunu yükseltmek için çabalarlar. Bu çaba içinde daha sağlam zemin için yanlış gördüğünüz şeyleri söylemekte vardır.

Mükemmel ilişkiler tartışılmayan ilişkiler değildir, tartışmalardan sonra nasıl çözülebileceği bilinen ilişkilerdir. Saygı ve sevgi çerçevesinde konuşabilmeli, en azından “seni anlıyorum, isteklerine duyarlıyım, sen önemlisin” mesajı verilmelidir. Her şey çözülmek zorunda da değildir, bazı problemler vardır ki hiç çözülmez ama her ne olursa olsun öfke, kızgınlık ve egonun ağır basmasına izin verip karşı tarafı yok saymamak gerekir. Siniri ve öfkesi galip gelen kişiler anlık duygulara kaptırıp ömürlük mutluluklarını tüketebilirler. Bu yüzdendir insanların sıkılıp sıkılıp ilişki değiştirmeleri. Yeni birlikteliklerindeki insanla tartışma yaşanılmayacağı düşünülür. Yeni insanın daha doğru olacağı, onun aynı problemleri yaşatmayacağı, onunla ilişkide daha az sorumluluk alınacağı düşünülür. Oysa mevcut ilişkiye yapılacak duygusal yatırımlar kendi kendini sürekli farklı ilişkilerde anlatıp travmatize edebileceği gerçeğinden de korur.

Bu düşünce tarzında “sıkılıyorum” kelimesini çok duyarsınız. Bu şekilde düşünen kişiler hayatta bir işe odaklanmada da bu sebeple zorluk çekerler. Mevcut olana yatırım yapmak yerine kendine benzeyeni seçebilmenin daha kolay olduğunu düşünürler. Oysa iyi bir ilişki bulunmaz iyi bir ilişki oluşturulur. İyi bir ilişki yapıcı olarak, denge kurarak, etkili iletişim yöntemleri ile beklentileri anlayarak kurulur. Bu tarz dengeli, yapıcı karakterdeki kişiler karşınıza çıktıysa şanslısınızdır demektir. Bu bilinçteki insanlar her ne problem olursa olsun sizi, ilişkinizi toparlarlar.

Yazının devamı...

“İlişkilerimde kimselere güvenemiyorum” sendromu

29 Haziran 2020

Son zamanlarda sıklıkla duyarsınız insanlar birbirine “kime güvenelim o kadar zor ki, bu devirde kimselere güven yok…” derler. İlişkilerin büyük çoğunluğu güven problemi yüzünden yaşanır çünkü güven problemi beraberinde birçok problemi de getirir.

İnsan sosyal bir varlıktır ve her zaman derin ilişkiler kurabilmeye yatkındır çünkü insanlar yakın ve derin ilişkilerde tamamlanmış hissederler ve ruhsal bütünlüğü sağlayabilir. Kaliteli ve tatmin edici ilişkiler ruhsal dengeyi büyük ölçüde etkiler.

Günümüzde her şeyin çabucak tükendiği tıpkı bir fast food gibi hızlıca tüket mantığında yaşanan ilişkiler sonrası artık insanların da birbirine güven problemi doğdu. Fast food gibi tükenen ilişkiler sonrası bu tarzda ilişki yaşamak istemeyen insanların hayatlarına yeni birini dahil ederken zorlandıkları ve daha çok sorguladıkları sıklıkla görülmektedir. İncinmişlikler kolay telafi edilmemekle birlikte bazı zamanlar kişilerin güvensiz hissetmekte haklılık payları da olabilir.

Güvensizlik sebebiyle karşınızdaki kişinin hayatını detaylı incelersiniz, araştırırsınız. Size uygun olup olmadığına karar verirsiniz. Karar verdikten sonra da zaman zaman yoklamalar başlar. Onu çeşitli konularda yoklayarak güvenilir olup olmadığını anlamaya çalışırsınız. Güvensizlik aynı zamanda beraberinde kıskançlığı da getirir. Daha çok kıskanırsınız, kıskandıkça tartışmalar başlar. Tartışmalar arttıkça da ilişkiler kopma noktasına geliverir.

İnsanların birbirine tahammülünün çok azaldığı zamanlardan geçerken özellikle bu konuda problem gördüklerinde kişiler ilişkilerinde yapıcı olmadan bitirmeyi tercih edebilirler. Kimseye güvenememenin sebeplerini anlamak gerekir. Anlamak çözüme ulaşmak konusunda yardımcı olacaktır. Sebeplerini incelediğimizde;

Geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler

Geçmiş ilişkilerin yolunda gitmemesi ve yıpratması güvensizlik için zemin hazırlar. Bu bazen aileniz içerisinde ilişkilerde yıpranma kaynaklı olabilir, büyürken alınan yaralar olabilir bazen de kendi yaşadığınız olumsuz ilişki deneyimleri sonucunda olabilir. Bazen geçmişlerinde hiç yara almamış kişiler bile güvensiz hissedebilir. Ancak olumsuz deneyimler güvensizliği daha çok tetikler.

Karşıdaki kişinin güven vermeyen tutumları

Yazının devamı...