Mükemmellik takıntınız var mı?

25 Mayıs 2022

Verdiğim seminerlerden bir tanesinde dinleyicilerimden bazı sorular geldi. Genellikle çocuk sahibi kadınların buluştuğu bir seminerimde çok hoş bir kadın bana “Hem işte çalışıyorum, hem evde, hem de çocuğuma en iyi şekilde bakmaya çalışıyorum ve ayrıca iyi bir eş, partner olmak içinde çabalıyorum, bunların hepsini en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum, nasıl daha az yorularak yapabilirim ve nasıl mükemmel olabilirim” diye sormuştu. Bende ona “Aslında bunun cevabı senin duymak istediğin şey değil biliyorum” diye cevap vermiştim. Çünkü o benden nasıl mükemmel olması gerektiği ile ilgili bir formül istiyordu, kendisini daha fazla yıpratacağını göremeden. Oysa mükemmel olmak zorunda değildi bu düşünce de nereden çıkmıştı? Ayrıca mükemmel diye bir şey var mıydı? Kime göre ve neye göreydi bu mükemmellik, sadece yaptıklarından, başardıklarından kendisinin tatmin olması yetmez miydi, başkalarını memnun etme isteği hayatının ilk kuralı mıydı?

Aklımdan bu sorular geçerken konuşmama devam ettim “Etrafımızdaki herkes, sosyal medya, televizyon, günlük yaşamın rutin akışı, her şey bizden mükemmel olmamızı bekliyor, güzel bir fiziğe sahip olmamızı, tamamen fit görünürken aynı zamanda da kaç doğum yapmış olmamızı, çocuğumuz olsa bile fiziğimizin bozulmamasını, çocuklar büyürken eşlerimizi ihmal etmememizi, bir yandan da kariyerli bir kadın olabilmemizi, misafir ağırlarken çeşit çeşit yemekleri sofraya döktürebilmemizi bekliyor. Yaşamın her anında başarılı ve mükemmel olmamızı istiyor. Kaçımız bu mükemmel olabilme telaşına kendimizi kaptırmadan anda kalıp mutlu olabilmeyi başarıyoruz? Kendimize merhametli davranıyoruz? Kaçımız biraz daha özgürce yemek yediği zaman ‘eyvah rejimim bozuldu’ demeden aldığı kilolardan pişman olmadan fiziği ile barışık? Peki kaçımız bu seferde işler yolunda gitmedi ve ben evde her şeye yetişemedim ve bu seferde her şeyi aynı anda düzene koyamadım diye kendisine şefkatle yaklaşıyor acımasızca kendini yargılamıyor eleştirmiyor?”

Bir düzen takıntısı içerisinde her şeye hemen yetişmeye çalışan bu yüzden bir süre sonra yıpranmış yorulmuş kadınlarla çalışıyorum. Bu takıntı içerisinde ne yazık ki kadınlar gerçekten mükemmel olmak zorunda olmadıklarını anlayamıyorlar. Gerçekten bazı seferler evlerinin yeterince temiz olmamasının bir sorun olmadığını bunun yerine mutlu bir anne olmaları gerektiğini fark ettiklerinde de iş işten geçiyor ve yaşananlar kendilerini yıpratmış oluyor.

Kendinize her zaman şefkatle davranabilirsiniz. En yakın arkadaşınız size hayatta çok yorulduğunu söylediğinde ona nasihatler verirken bulursunuz kendinizi. Dersiniz ki bence kendini çok yoruyorsun her şeyde yeterince iyisin, evin gerçekten temiz, iyi bir annesin ve işinde başarılısın” gibi cümlelerle arkadaşınıza moral vermeye çalışırsınız. Onu motive edersiniz. İşin gerçeğinde de gerçekten onun başarılı olduğunu düşünürsünüz. Onu eleştirmez ve acımasız davranmazsınız. Olduğu gibi kabullenirsiniz. Hataları ve eksiklikleri ile… Oysa bu cümlelerin hiç birini kendinize kurmazsınız. Acımasızca kendinizi eleştirir yeterli olamadığınıza inanırsınız. Hep kendinizden daha iyisini beklersiniz.

Kendinizden en iyisini beklerken düzeninizin bozulduğu zamanlarda öfkelenebilirsiniz. Öfke ile çocuğunuza ve eşinize katı kurallar ile davranabilirsiniz. Katı davrandıkça mutluluğunuz azalır ve mutluluğunuz azaldıkça mükemmel olabilmek için kendinizi daha çok yorar çabalarsınız. Çaba kaygı uyandırır. Kaygı ile döngüyü yeniden başlatırsınız. Bu kısır döngüyü kırmak sizin elinizdedir. Her şeyin düzende kalmasını beklemek mantıklı değildir. Yaşam içerisinde bazen düzene koyamadığınız şeyler olduğunda da mutlu ve huzurlu olmanız gerekir. Her şeyin düzene girmesini bekleyip mutluluklarınızı ertelerseniz hiçbir zaman gerçekten mutlu olmazsınız. O yüzden unutmayın, “Mutlu olabilmek şu anın meselesi, yarına bırakmayın. Mükemmel olmadığınızda da mutlu olun. Hatta yaşam siz gerçekleştirdikçe karşınıza yeni hedefler çıkartacaktır. İşte bu yüzden hiçbir zaman mükemmel olamayacaksınız, siz siz olun şimdiden mutlu olun, başardıklarınızdan tatmin olun.”

Yazının devamı...

Alışveriş bağımlılığı

25 Nisan 2022

Son zamanlarda insanlar çok fazla alışveriş yaptıklarından ve kendilerini bir türlü bu konu hakkında kontrol edemediklerinden yakınır oldular. Ben de etraftan çok fazla bu konuda geri bildirimler alıyorum. Acaba nedir bu alışveriş yapma, satın alma ve tüketim isteği birlikte inceleyelim. Özellikle sanal alışverişin yaygınlaştığı bir dönemde reklam ve pazarlama tekniklerinin oldukça geliştiğini söyleyebiliriz.

Alışveriş yapma nedenlerinden bir tanesi satın almayı teşvik eden pazarlama yöntemleridir. Bu pazarlama yöntemleri aslında kişinin hayal kurmasını teşvik eder. Satın alınacak üründen çok satın aldıktan sonra ne olacağı ile merak uyandırır. Ürünü kullandıktan sonra nasıl bir kimlik içerisinde olacağını hayal ettirir. Mesela bir mobilya reklamı daha sıcak bir aile ortamı sunarak, satın alındığında daha mutlu bir aile ortamı algısı yaratır. Yada bir krem, kozmetik ürünü daha genç, güzel ve çekici olacağınız, bir araba prestijli ve güçlü olacağınız, bir elbise zevkli olduğunuz algısı yaratır. İşte burada yaratılan algılara topluluk içerisinde ihtiyacınız olduğunu düşünürsünüz ve o kendinizi o ürünü satın alırken bulursunuz. Çünkü üründen çok yaratılan algıyı satın almak istersiniz. Aslında mutlu bir aile, gençlik, güç ve zevk satın aldığınızı düşünürsünüz. Çünkü size buna dair hayal kurdurur ve insanlar hayallerinin gerçek olmasını isterler.

Satın almaya teşvik eden en önemli şeylerden bir diğeri de eğer yaşıyorsanız duygusal boşluktur. Duygusal boşluğunu gidermek için bazen takıntılı bir şekilde alışveriş yapabilirsiniz. Üstelikte duygusal olarak boşlukta olduğunuzu bilmezsiniz ve harcarsınız. Harcarken ihtiyacınız olduğunu düşünürsünüz. Sonra aslında bir süre geçtikten sonra pişman olursunuz yada yeni bir satın alma döngüsü içerisinde kendinizi bulursunuz.

Elbette satın almak yaşamın içindendir. Ancak burada bahsettiğim şey satın alırken kendini durduramamak, aslında ihtiyacı olmasa da almak istemek gibi bir ayrımdır. Çünkü bazı durumlar maddi olarak sıkıntıya düşmenize, bunu telafi edebilmek için daha çok çalışmanıza, çalıştıkça ödemelere yetişememeye ve strese girmeye, stresi gidermek içinde tekrar satın almayla sonuçlanır. Özellikle kadınların kendilerini daha mutlu hissetmek için daha çok alışveriş yaptıkları dönemler satın almanın psikolojik boyutunu göstermektedir.

Birçok satın alma ve tüketim alışkanlığınızın öncesinde duygularınızı fark ederseniz tüketim alışkanlıklarınızı ve içgüdüsel olarak satın alma istediğinizi bir nebze de olsa azaltabiliriz. Bazen insanlar bazı davranışları otomatikleştiği için yaparlar. O davranıştan önce ne düşündüklerini yada hissettiklerini fark edemezler. Sadece yapmaya alıştıkları için yaparlar. Satın alıma alışkanlıkları da bu tiptendir. Terapilerde de özelliklede işlevselliği bozacak bir şekilde alışveriş ve tüketim yapan kişilerde bu satın alma isteklerinin hatta bağımlılıklarının önüne geçme ile ilgili çalışmalar yapılır. Bir ürüne, ihtiyaca nasıl karşı koyulabilir gösterilir.

Yine farkında olmadan da birçok yöntem sizi satın almaya teşvik eder. Birçok firma sizin sıklıkla kullandığınız cep telefonu vb. uygulamalara reklam verebilir, televizyonda rastlayabilirsiniz, bloggerlar üzerlerinde görebilirsiniz, arkadaşınız önerebilir, yolda trafikte her yerde karşılaşabilirsiniz. Çok karşılaşmak satın almayı tetikler. O yüzden satın aldığınız şeylerin ne kadar popüler olduğuna, rastlantılarınıza dikkatinizi verdiğinizde göreceksiniz ki sıklık satın almada etkilidir. Oyun oynamak için açtığınız programın köşesinde, iş yaparken web sitelerin içeriklerinde, dizilerde örtük şekilde satın almayı tetikleyen bir reklam çıkıyor ve sizi almaya teşvik ediyor.

Sosyal medyada en çok influencer paylaşımlarını görüyorsunuz. Aslında sonuç hiçte ihtiyacınız olmayan bir şeyi satın alırken kendinizi bulmuşsunuz. Özellikle ay sonunda kredi kartı ekstreniz geliyor ve bir bakıyorsunuz yine bir sürü masraf çıkmış. Bu tarz durumlar diyetteki kişilerin kendisini durduramadan sürekli yemek isteğine benzer. Kişi sürekli bir şeye ihtiyacı olduğunu düşünür ve ona sahip olduğunda bu ihtiyacının gideceğini zanneder. Aslında gerçekte ihtiyaç duygusal boşluğun dolmasıdır. Duygusal olarak tatmin olmadığınızı hissederseniz sürekli tüketmek istersiniz ve bir zaman sonra satın alma ve alışveriş bağımlılığı ortaya çıkar. Eğer yaptığınız harcamalar sizin günlük yaşamınızı, bütçenizi bozuyorsa gerçekten ihtiyacınız olmadığı halde satın almak istiyorsanız ve kendinizi almak konusunda durduramıyorsanız özellikle aldıktan sonra da pişmanlık hissediyorsanız, destek almanız önerilmektedir.

Yazının devamı...

"Keşke sevmeseydim" diyorsanız...

12 Nisan 2022

Bazı insanlar iyi niyetinizi suistimal eder, zamanınızı çalar, sizi sevdiğinize, değer verdiğinize pişman eder. Evet, Bir zamanlar çok sevmiştiniz. Her şey yolundaydı ilişkinizde. Onun için birçok fedakarlık yaptınız, zaman harcadınız, değer ve emek verdiniz. O zamanlar gözünüz yaptığınız fedakarlıkları görmüyordu bile. Kendinizden daha çok veriyor, daha azını karşı taraftan alıyordunuz. Bir gün ilişkiniz bitti ve siz yaptığınız onca fedakarlığı sorgulamaya başladınız. “Keşke o kadar değer vermeseydim, hak etmemiş” dediniz.

İlişkiler bittikten sonra verilen değerden pişman olma eğilimi vardır. Birçok insan ilişki yaşarken verdiklerini, o kişi için yaptıklarını görmez ama ilişki bittikten sonra bunu sorgulamaya başlar. Hatta sonunda da verdiği değerden pişman olur. İlişki bittikten sonra verdiğiniz değeri sorgulamak sizi daha kötü hissettirmekten başka bir işe yaramaz. Sizi hırslandırır. Zaten değer vermişsiniz hala bunu sorgulayarak üzülmeniz yerine geçmişte olanları kabul edip yolunuza devam etmeniz, yaşanılanlardan dersler çıkarmanız, bir sonraki ilişkide güven ve değer dengesini kurmanız, olumsuz duygularınızı serbest bırakmanız daha işlevsel olacaktır.

Bazı insanlar ilişkilerindeki güzel anıları, tatlı anları ilişki bittikten sonrada hatırlama eğiliminde olurlar. Bu tarz zamanlarda “Bu o zaman anlamlıydı” diyebilmek gerekir. İlişki anındayken anlam vermek, bitirdikten sonra ise o zaman dilimi içinde anlamlı olduğunu söylemek daha doğru olacaktır.

İlişkiniz bittikten sonra yaptıklarınıza, verdiğiniz değere pişman olmak, keşke demek sinirlendirir. Pişmanlık, sonucunda öfke doğurur. Bazen insanlar kendilerine, bazen de karşı tarafa kızarlar. Kendi içine atıp, kendini suçlayıp öfkesini kendi içinde yaşamaya çalışan insanlar ruhen kendisine zarar vermiş olur. Bu zarar ile aslında hala kendisinden fedakarlık etmeye ve ödün vermeye devam eder. Hala daha kendisine öfkelenmek ile karşı tarafın hak etmediği değeri sürdürür. Öfke unutmayı yavaşlatır. Verdiğiniz değeri sorgularken aslında daha çok öfkelenirsiniz. Bütün bu sorgulama hali unutma sürecinizi yavaştır. Aslında sorgulama süreciniz bile hala değer vermenizle aynı anlamdadır, denktir.

Öfkeyi, pişmanlıklarını karşı tarafa aktarmak isteyen insanlar ise, değer verdikleri kişiye yaptıklarını uzun uzun anlatmaya çalışırlar. Aslında bu davranışta hak etmedikleri bir davranıştır. Sizin kurduğunuz uzun cümlelerin, öfkenizi göstererek kaybettiğiniz zamanın hiçbirini hak etmemektedir. Bu sebeple sizi pişmanlık derecesinde verdiğiniz değeri sorgulatacak biri varsa, mümkün oldukça az zaman harcayarak hayatınızdan çıkarmanız gerekir. Bazen ilişkiyi yaşarken onun için yaptıklarınızı sorgularken, onun yaptıklarınızı görmesini istersiniz. Belki ayrılırken bunu görebilmesini anlayabilmesini istediğiniz mesajlar gönderebilirsiniz. Ancak ilişki içindeyken bu değeri görmeyen, bilmeyen kişilerin ilişki bittikten sonra değerinizi anlamalarını beklemek daha çok hayal kırıklığı yaratacaktır.

Hayatınızda bir ya da birkaç kez verdiğiniz değerden pişman olduğunuz ilişkileriniz varsa belki de kişilik yapısı olarak kendinizden çok şey verip diğer insanlardan daha azını alıyor olabilirsiniz. Bu da kendiniz için az, başkaları için daha çok şey yaptığınız anlamına gelir. Özellikle ilişkilerinizde insanlar size “bak çok fazla değer veriyorsun, sen daha verici tarafsın, karşındaki kişi senin için ne yapıyor” diyorsa ve siz aldırış etmiyorsanız bu kişilik yanınıza dikkat etmeniz, kendinizi daha ön plana alacak kadar kendinize değer vermeniz ve ilişkiler hakkındaki fikirlerinizi yeniden gözden geçirmeniz faydalı olacaktır. Ne yazık ki ilişkilerde denge söz konusudur. Siz hesap yapmadan vermeye çalışırsınız ama ilişkide karşı tarafında emek vermesi gerekir. Her zaman, her ilişki emeklerinizin karşılığını sağlamayabilir. Karşı taraftan da bu emeği görmüyorsanız ilişkinizin bitişe daha yakın olduğunu ve sonrasında verdiğiniz değerden pişman olacağınızı öngörebilirsiniz.

Hayatınızdaki kişiyi severken emek vermek hoşunuza gider ama bittikten sonra bu hoşunuza gitmez. Çünkü kendinize kızarsınız, kendinizden o’nu üstte tuttuğunuz için. Bu sebeple önce kendinize değer vermek, sonrada size değer veren, değerli olduğunuzu hissettiren ilişkiler içinde olabilmek gerekir. Siz kendinizle barışmazsanız, çatışmalarınızı çözmez, kendinizi sevmezseniz, başkalarının sizi sevmesini nasıl beklersiniz ki? Unutmayın, önce kendinize sevgi ve şefkat…

Yazının devamı...

Trip atmak ilişkileri nasıl etkiliyor?

24 Mart 2022

İlişkilerimizi yaşarken farkında olmadan yaptığımız bir takım hatalar vardır. Bu hatalardan bir tanesi günümüz jargonuyla kesinlikle ve kesinlikle “trip atmak”tır. Trip atmak işleri zorlaştırır. Nasıl zorlaştırdığına gelin birlikte bakalım;

Bir kadın ve bir erkek ilk görüşme için, telefonda konuşarak, buluşma planı yaparlar. Erkek kadını bir balık restoranına davet eder. Aslında kadın balık yemekten hiç hoşlanmamaktadır ama karşısındakini kırmamak için istemeyerek soğuk bir şekilde “PEKİ” der.

Erkek ise hafta içi akşam dışarı çıkma konusunda problem yaşamaktadır. Hafta sonu çıkmak ister. Kadın ise hafta sonu için haftalar öncesinden söz verdiği kız arkadaşları ile görüşecektir. Bu konuda da erkeğe bir şey söylemez. Arkadaşlarını ekeceğini düşünür içinden. Yine soğuk bir “PEKİ” ile geçiştirir.

Hafta sonu buluşacakları mekana kadın önce gider. Erkek telefon açar ve trafik dolayısıyla gecikeceğini söyler. Kadın yine ses çıkarmaz ve beklemeye başlar. Beklerken kız arkadaşlarının kalbini ne kadar kırdığını düşünür. Acıkmıştır. Masanın üzerindeki balık menüsüne bakar. Severek yiyebileceği hiçbir şey yoktur. Bu onu iyice sinirlendirmeye başlar. Sonra erkek arkadaşı gelir. Menüden bir şeyler sipariş verirler.

Erkek kadın ile buluştuğuna o kadar mutludur ki. İlk görüşmelerinin mükemmel gittiğini düşünmektedir. Ona iş hayatından yaptığı faaliyetlerden bahseder. Halbuki kadın belli etmese de sinirden kafasında bütün olumsuzlukları tekrar tekrar kurar. “Neden beni anlamıyor” diyerek içinden söylenir. Kadın daha fazla dayanamayarak kendisini çok önemli bir mesele için ailesinin çağırdığını söyler ve masadan hızla kalkarak oradan uzaklaşır.

Erkek kadını gerçekten önemli bir sebep için ailesinin çağırdığını düşünür. Onu rahatsız etmemek için o gece aramaz. Kadın ise erkeğin kendisini neden aramadığını, araması gerektiğini düşünür, bu erkeğin kendisini hiç anlamadığını ve hiç ona göre olmadığını söyler. Balık sevmediğini, hafta sonu buluşmasının problem olabileceğini, trafikte onu beklerken çok sıkıldığını, konuşurken ki umursamazlıklarını, bütün gece kendilerinden değil de işten bahsettiklerini kafasında kurar kurar ve erkeği arar.

Erkeğe sebebini söylemese de kötü sözler söyler. Burada erkek çok şaşırır. İlk görüşmelerinde mutlu görünen kadının bir anda neden böyle sözler söylediğine anlam veremez. Kalbi kırılır ve telefonu kapatır.

Zaman geçer. Kadın o günü unutmuştur. Yeniden bir şeyler yapmayı planlarlar ancak kalbi kırılan erkek kadından soğumaya başlamıştır. Kadına soğuk davranır. Kadın ise sürekli, “başlangıçta düşündüğüm şeyi doğruluyor işte bu adam beni hiç anlamayacak” diye düşünür. Kadın da ona misilleme soğuk davranır. Kadından bir yakınlık göremeyen adam bir gece ayrılmak istediğini söyler.

Yazının devamı...

Biz şimdi neyiz: Flört mü, sevgili mi?

22 Şubat 2022

Geçtiğimiz günlerde bir danışanım seansta flört seviyesini bir türlü atlayamıyorum, oyunda daha henüz sevgili olamadan hep kaybediyorum diye şakayla karışık yaşadığı sıkıntılardan bahsetti. Belki de bu problemi yaşayan birçok insan için yazdıklarım bu noktada yararlı olacak.

Öncelikle ilişkideki tanımları netleştirelim. Flört ne demek, sevgili olabilmek ne demektir? Flört çok yakın duygusal arkadaşlık demektir, sevgililik ise sevgi duyulan aşık olunan kişi ile yaşanan ilişkidir. Yani sevgililik ilişkinin isminin konmuş halidir. Günümüzde de bu konu ile ilgili birçok şey yazılmıştır ve insanlar birbirlerine kendi deneyimlerini aktarmaktadır. Diğer bir deyişle taktik vermektedir. Bu tarz taktiklerden uzak durmak atılması gereken en önemli adımlardandır. Bazen insanlar birileri ile birlikte olabilmek için etraftan duydukları tavsiyelerle hareket etmek isterler. Kendilerinden daha tecrübeli bir arkadaş yada ilişki deneyimleri olan akranların hareketleri ile karar verirler. Bazen de içlerinden gelen şeyi yaparlar. Bu da dışarıdan bakıldığında tutarsız görünür. Bazen kendi gibi bazen başkasının tavsiyesi yada duyulan taktiklerle hareket etmek gibidir.

Doğru ve sağlıklı bir ilişkiye başlamak yalnız kalabilme kapasitenize bağlıdır. İlişkiniz olmadığı dönemlerde yalnız olabilmenin korkulacak bir duygu olmadığını keşfedin ve yalnızlığınızla barışın ki ilişkiniz olduğunda yalnız kalmamak adına karşı tarafa fazla yapışma davranışları göstermeyin. “Ya bu ilişki devam eder yada ben sonsuza kadar yalnız olacağım”, “onun gibi birini bulamayacağım” düşüncesi yani ya hep ya hiç düşüncesi sizi zora sokar. Bu sebeple “ya hep ya hiç düşüncenizden” kurtulun. Bazı insanlar yalnızlığı ile barışık değildir. Yalnız kalmaktan korktuğu için yada yalnız kalabilme kapasiteleri daha az olduğu için ilişkide olmak isterler. Ancak bu durum ilişkilere başlarken karşı tarafta baskı hissi oluşturabilir. İster istemez, bir anda hayatının bütünü olmuş gibi davranırlar. Bu davranış tarzından karşıdaki kişinin gözü korkabilir ve uzaklaşabilir. Flört döneminden sevgili olabilmeye geçerken en azından bu noktada daha sakin kalmakta fayda vardır. Aceleci olmayın. Bu dönemde insanların kafaları karışık olabilir. Kararlı olmak güzeldir ancak yapışmak yada fazla ilgi göstermek uzaklaşmalara neden olur.

Bahsettiğim kararlı olma hali ile boğma hali farklıdır. Kararlı olmak ilişkiye hazır olduğunuzu ve karşınızdaki kişiyi beğendiğiniz anlamındadır. Üstüne fazla düşmek, olmazsa olmaz mesajı vermek durumu değildir. Bu noktada kararlı olurken bu hususlara dikkat edin.

Görüşme sıklığınızı arttırın. Birlikte keyiflice vakit geçirmeye başladıkça o kişinin sizin için doğru bir kişi olup olmadığını anlayacaksınız.

Kendinize değer verin. Siz kendinizi sevmezseniz, başkalarının sizi sevmesini bekleyemezsiniz.

Bu ilişkinin karşı tarafa neler getirebileceğini hissettirin. Bir ilişkiye başlayıp başlamama dengesi neredeyse her zaman sosyal alışveriş kuramı ile olur. Kar zarar dengesi ile insanlar karşılarındaki kişiyi mantık süzgecinden geçirirler ve buna karşın avantajlar fazla ise o ilişkiye başlama eğiliminde olurlar. İlk görüşte aşk olduğunu düşündükleri durumlarda dahildir. Dolayısıyla ilişkinizde nasıl bir partner olacağınızı karşı tarafın zihninde kurmasına imkan tanıyın. Hatta nasıl bir ilişkiniz olabileceği ile ilgili dolaylı yoldan sözlerinizle karşı tarafa hayalini kurdurun. Bir başka ilişkide kar zarar dengesinde alınanlar daha fazlaysa farkında olmadan karşınızdaki kişi başka birine yönlenecektir. Güç, para, statü, sevgi, ilgi, şefkat, anlayış, güzellik, başarı, tatmin, cinsellik, ödül, aile soyut ve somut her şey bahsettiğim dengeleri değiştirebilir. Bu dengeleri karşı tarafın değer yargıları belirleyecektir. Hangi değeri bir diğer değerden üstün tuttuğuna bağlı olarak değişecektir.

Nasıl bir ilişki beklediğiniz konusunda açık olun. Kafa karıştırmayın. Duygularınız olduğunu gösterin ancak olmazsa olmaz olduğunu düşündürmeyin. Beklentilerinizi net ortaya koyun. Anlayış gösterin, ufak alınganlıklar yapmayın ve

Yazının devamı...

Sevgililer Gününe özel ilişkiyi canlandıracak tavsiyeler

11 Şubat 2022

Tüketim çağı içerisindeyken artık ilişkiler de çabucak tükenmeye başladı. Dikkat ederseniz etrafınızdaki herkes ilişkilere dair bir söylenme, hoşnutsuzluk hali içerisinde. Çok duyarsınız etrafınızdan artık düzgün ilişkilerin kalmadığına dair yakınmaları. Uzun yıllardır evlilik ve çift terapileri yaptığımdan mıdır bilemiyorum ama artık çok nadir rastlar oldum “ben sevgilimle, eşimle mutluyum iyi ki birlikteyim” diyen birilerine. Evliler evlilikten şikayetçi, bekarlar bekar olmaktan, yalnızlıktan. Peki ama neden bu kadar hoşnutsuz insanlar? İlişkilerin hepsi mi kötü gidiyor, yanlış insanlarla birliktelik mi yaşıyorlar yoksa ilişki kurmayı mı bilmiyorlar? Evlilik ve çift terapisi tecrübelerimden gördüm ki ilişkilerin mutsuz olmasının sebebi insanların ilişki kurmayı bilmemesinden kaynaklanıyor. Aslında iyi bir ilişki nasıl olur bilemedikleri için ilişkilerinde mutlu mu, mutsuz mu olduklarını da bilemiyorlar.

İnsanların çoğu ilişkiye duygusal yatırım yapmaktan kaçtığı için yalnızlıkla boğuşuyor. Duygusal yatırım yapmaya hazırlanmış kişiler ise doğru insanı bulamadığı için sürmediğini iddia ediyor. Doğru insanı bulamamak mı yoksa ilişkiye emek vermemek mi? Ben bu sevgililer gününde çiftleri ilişkilerini güçlendirmeye davet ediyorum. Sürprizler, ince düşünülmüş jestler ilişkide monotonluğu kırsa da ilişkilerin uzun soluklu olması için çiftlerin birbirinin gözüne değil, kalbine hitap etmesi gerekiyor. Kalbe hitap edebilmek, bir hediyeden çok daha fazlasıdır. Koşulsuzca sevmek ve sevilmektir. İşte bu yüzden bu sevgililer gününde sevgilinize sevginizi hediye edin. Zaten seviyorum diyerek değil. Bu yazımdaki maddeleri ona yaşatarak sevgiyi vermekten söz ediyorum. Böylelikle sadece tüketim odaklı bir hediye vermek yerine sevgilinizin her gün yeniden gülümsemesini kazanabilirsiniz.

Aslında çok basit bazı noktalar var. Bu kilit noktalar çözüldüğünde toparlanmayan ilişki olamaz. Bu kilit noktaların temeli tartışmayı bilmek, tartışmayı yönetebilmek ve saygı duyabilmek. İşte bunlar ilişkileri en çok yıpratan şeylerdendir. Eğer siz en baştan tartışmalarınızı yönetebilen bir çift olursanız zemininiz sağlam olur. Bunun için ikinizde tartışmanın nasıl olması gerektiğini öğrenmeniz gerekir. En çok dikkat etmeniz gereken davranış kalıplarınızı değiştirmekle işe başlayabilirsiniz. Bir tartışma anında karşınızdaki kişinin ne hissettiğini, ne düşündüğünü almaya çalışın, ortak ne gibi çözümleriniz olabilir konuşun, hedeflerinizle ilgili fikir yürütün. İstek söylemediğiniz tartışmadan uzak durun. Çözümsüz bırakmayın, hemen çözüm bulamıyorsanız bile zamanla bulacağınızı, ilgileneceğinizi, onu önemsediğinizi ve anladığınızı gösterin. Rahatsızlıklarına duyarlı olun. İnatlaşmayın, yargılamayın, suçlamayın, sözünü kesmeyin, değerini aşağıya çekmeyin, görmezden gelmeyin, restleşmeyin, elinizden hiç bir şey gelmiyorsa bile sadece dinleyin. Öfkenizi kontrol ederek tartışmayı öğrenin. Ona söyleyeceğiniz her şeyin incitebileceğini ve bu incinmişlikten sakinleşince en büyük zararı yine sizin göreceğinizi tartışma anında görebilin. Fikirler belirtilerek yapılan bir tartışma ilişkiyi güçlendirir. Aksi şekilde kimsenin birbirini dinlemediği, anlamadığı sadece suçladığı ve birbirine yüklendiği tartışma biçimleri yıkıcıdır. Hak savaşı yapmaktan itina ile kaçının. Daha çok dinlemeyi öğrenin. Birbirinizle ilgili dinleyebileceğiniz, hoş sohbetler yapabileceğiniz o kadar çok konunuz olur ki, içtence bakmaya çalışırsanız fark edersiniz.

Güven verin. Kadınlar kendilerine çokça güven verilmesini isterler. En önce güvendikleri erkekle olmak isterler. Bu yüzden samimi olun. Yalan söylemeyin. Yalan ortaya çıktığında ilişkinin zemini çöker. En kızgınlık yaratabilecek konularda bile doğruyu söyleyin. Kızgınlık geçicidir ama yalan kalıcıdır.

Ortaklıklar belirleyin. Keyif aldığınız ortak noktaları çoğaltın. Değişik aktiviteleri yapmaya açık olun. Birbirinizi tanırken detaylarınızla tanıyın. Konuları detaylandırarak konuşun. Paylaşımlar oldukça artarak devam eder. Gününüzün nasıl geçtiğini konuşun. Anlatmaya değer görmediğiniz detaylar karşınızdakinin sizi tanıması için önemli fikirler verecektir. Her yönünüzle kendinizi gösterin. Beklentilerinizi konuşun. İlişkiye, evliliğe, hayata dair beklentileri belirleyin. Monotonlaşmış cinselliği canlandırmak için de konuşun. Birbirinize her zaman duygularınızı ifade edin. Amaçlar oluşturun. Önemli konuları konuşmaktan çekinmeyin, çocuk, sorumluluklar, maddi kaynaklar, sorunlar gibi. Sadece pozitif değil, negatif yanları da konuşun. Anlaşmazlıklarda problemleri nasıl çözebileceğinize dair fikirler üretin.

Bütün bunların gerçekten önce kendini keşfetmekle, ne istediğini anlamakla ilgili olduğunu unutmayın. Eğer siz bir ilişkiden, kendinizden ve hayatınızdan neler beklediğinizi bilirseniz, yaşamın dertlerine, savurmalarına karşı koyabilirseniz ilişkinizde sağlam durur ve savrulmaz. Yoksa dengesini kaybeder ve dağılır. Bunları iyi organize edebilmek önce kendinizde başlar. Bu beceriyi öğrenip ilişkiye emek vermeli ve sevginizi bu şekilde hediye etmelisiniz. Bütün bunları ona verebilmeniz, dünyadaki en kıymetli hediyedir. Bu şekilde bir ilişki aramayın, bu şekilde bir ilişki yaratın. İlişkiniz üzerine çalışırsanız birbirinizi tamamlayan mutlu bir çift olursunuz.

Gerçek bir aşk yaşamak televizyondaki diziler, hikayeler ve masallar gibi değildir. İlişkilerin doğasında üzülmek, incinmek vardır. İncinebileceğinizi, kendinizden fedakarlık edebileceğinizi göze almadan ilişki yaşayamazsınız. Ancak eğer çabalarsanız yıllar sonraki evlilik dönümlerinizde bile hala bir sevgili gibi olmayı başarabilirsiniz.

Yazının devamı...

Evlenince değişir mi, yoksa biter mi?

7 Şubat 2022

İnsanlar neden evlenirler sorusuna verilen cevaplarla, evliliklerin neden kısa sürdüğü konusu aslında birbiri ile çok örtüşür. Bazen insanlar evliliği, hayatlarında olan sıkıntılardan kaçış yolu olarak görebilirler. Ailelerinden, sorumluluklardan, yasaklardan, toplumsal kurallardan, yalnız kalmaktan kaçtıkları için evlenirler. Evliliğin ne olduğunun bilinmemesi ile yapılan her evlilik bir zaman sonra ayrılıkla sonuçlanır.

Günümüzde birçok kişi evliliğin kendisini sevdiği için evlenmek ister. Evleneceği kişi ile arasındaki uyumdan ziyade, o kişinin evlenmeyi düşünmesi ile evlilik gerçekleşir. Oysa iyi bir evlilik için çiftlerin birbirlerini iyi tanıması gerekir. Belirli durumlarda verdikleri tepkiler, savunmalar, tartışma biçimleri, kullandıkları üsluplar, sinirlenince gösterilen davranışlar, fedakarlık sorumluluk alması gerektiği durumlar, iletişim kurma yolları gibi özelliklere dikkat etmek çok önemlidir. Birçok insan karşısındaki kişiyi tanırken daha yüzeysel kavramlara bakar. Örneğin, mesleği, evi, arabası gibi maddi yönleri ön plana çıkaran özellikler, karşısındaki kişinin dış görünüşü, fiziksel özellikleri, kariyeri, sosyal çevresi gibi özelliklere dikkat ederler. Oysa tanınması, bilinmesi gereken “karşınızdaki kişinin her yönünü, bir ömür boyunca sevip kabul edebilecek misiniz” sorusunun cevabıdır.

Değişir diye beklemek, evlenince düzeleceğini beklemek insanların sıklıkla yaptıkları hatalardandır. Değişmeyeceğini bilerek, değişmeyen yönleri ile kabul edip devam edebilecek misiniz belirlemeniz gerekir.

Günümüzde evliliklerde en sık tartışma yaratan ve çiftleri boşanmaya kadar getirebilecek konular, ekonomik nedenler, eşlerin kendi aileleri ve aileler arasındaki ilişkilerde köprü oluşturmaları sorumluluğu, bu sorumluluğun ise istenilen şekilde gerçekleştirilmemesi, fazla sorumluluğun kaldırılmaması, çiftlerin kişilik özellikleri, iletişimsizlik, zaman azlığından kaynaklanan kaliteli zaman geçirememek, cinsel uyuşmazlık, sosyal medya, kıskançlık gibidir. Başta gelen bu problemlerle kriz durumları ile etkili bir şekilde baş edilmediğinde tartışmalar büyür. Bir süre sonra ise büyüyen tartışmalar çiftler arasındaki saygı ve sevgi ilişkisini zedeler ve ayrılık olağan sonuç olarak gündeme gelir.

Özellikle evliliklerde bireylerden beklenen minimum olması gereken ancak olmazsa olmazlar arasında yer alan, sevgi saygı, sadakat, güven, bağlılık, ilgi, alaka, dürüstlük, açık ve şeffaf olmak gibi özellikler neredeyse ilişkilerde bir lüks halini almaya başladı. Oysa bu özellikler bir ilişki içerisinde zaten olması gereken özellikler iken fazla bir beklenti gibi görülmeye başladı. Yine de bu şekilde yansıtılsa da bu özellikleri aramaktan vazgeçmeyin.

Evlilik yapılan yaşın yine evliliklerin sürmesi ile çok ilişkisi bulunmaktadır. Erken yaşta evlenmek yada geç yaşta evlenmek farklı ihtiyaç halleri doğurmaktadır. Çiftlerin kültür yapısındaki uyum, birlikte bu kültür içerisinde dengede bulunmak, ortak zevklere sahip olmak ve benzer aktivitelerden hoşlanmak birliktelikteki bağı kuvvetlendirmek için faydalı olacaktır.

Evlilik yapacağınız kişinin sağlıklı bir psikoloji içerisinde olduğundan emin olun. İlişki sorumluluğu alamamak yine evliliklerin sürmesine engel olan sebeplerdendir. İlişki zamanınızda karşınızdaki kişi ilişki sorumluluğu almaktan kaçıyorsa ve bunu beceremediyse, evlilikte sizi daha çok sorumlulukların bekleyeceğini unutmayın.

Benzer aile yapısına sahip olabilmek aslında karşınızdaki kişi ile uzun süreli ilişkiye daha çok yaklaşmanızı sağlayacaktır. Benzerlikler güvende hissettirir. Anlaşıldığınızı hissedersiniz. Bu sebeple eşinizin aile yapısına, çocukluğunun nasıl geçtiğine ve şu anda ailesi ile ilişkilerinin nasıl olduğuna dikkat edin. Bu sebeplerde evliliği sürdürmede önemli faktörlerdendir.

Yazının devamı...

Evlenmeden önce sorulması gerekenler

27 Ocak 2022

Evlenmeden önce partnerime neler sormalıyım? Çift terapisi yaparken fark ettiğim en önemli ayrıntılardan bir tanesi de günümüzde insanların ne kadar flört ederek evlenseler de yine de birbirlerini tanımadan evlendikleriydi.

Birbirini tanımak yüzeysel ilişkilerden çok nitelikli ilişkiler içerisinde gerçekleşiyor. Çiftler evli olsalar bile hala birbirlerini yeterince tanıyamıyorlar. Örneğin bir tartışma anında ruhsal savunmalarını, tartışma şekillerini, karşısındaki kişinin nasıl tepki vereceğini, cinsellik ile ilgili düşüncelerini, hayat hakkındaki düşüncelerini, gelecekten beklentilerini, birbirlerinin hayatlarındaki zorlukları bilemiyorlar. Birbirlerini tanımak için iletişim kurmaktan, yanlış anlaşılırım korkusuyla doğru soruları sormaktan çekiniyorlar. Sorulabilecek birçok soru olsa da temel olarak sorulması gerekenlerden başlayalım:

Hayattan beklentilerimiz ortak mı? Benzer hayallere sahip miyiz? İhtiyaçlarımız neler? Birçok kişi şu an için ilişkisinde anlaşıp anlaşamayacağını tespit etmeye çalışır. Uzun vade de yapmaz. Ancak bazen hayattan beklentiler farklı olabilir. Benzer hayalleri olan çiftlerin evliliklerinde de bağlar daha güçlü olur. Ayrıca maddi ve manevi ihtiyaçları anlamak karşıdaki kişiyi daha geniş bir bakış açısı görebilmeye yardımcı olur.

Hayatında yaşadığın zorluklar neler? İnsanların birbirlerine flört esnasında anlatmadıkları hayatla ilgili ve kendileri ile ilgili zorluklar olabilir. Özellikle de bu zorlukların devam edip etmediğini, ediyorsa nasıl bir çözüm gerektiğinin önceden konuşulması gerekir. Bazı sorunlar aileye yansıyabilir, bunlar da ilerleyen zamanlarda evlilik içerisinde huzursuzluk yaratabilir, en azından baştan bu konuda bilgi sahibi olmak, sorunların aileye ve sevdiklerine yansıyıp yansımayacağını kestirmek faydalı olacaktır. Kendi sorunları ile boğuşan biri uzun vade de karşısındaki kişiyi göremez hale gelir. Genel olarak zorluklarla baş edebilme kapasitesine bakmak gerekir.

Sinirlendiğinde yıkıcı tepkiler mi verirsin yoksa çözüm odaklı mı olursun? İlişkimizde saygı var mı, problemlerimiz nasıl çözülüyor? Yıkıcı tepkiler veren insanlar genellikle kavgalardan ve tartışmalardan sonra ayrılığı dillendirirler. “Bitsin o zaman” derler. Restler çekerler. Saygısızlaşabilirler. İlk tartışmada herhangi bir duygusal yatırım yapmak, uğraşmak çözüm odaklı olmak yerine bitirici yaklaşırlar. Oysa yapıcı insanlar “Evet, bu bizim problemimiz ve birlikte nasıl çözebiliriz” diye düşünüp çözüm aralarlar. Tartışmalarda da bu krizi çoğu zaman çözen ana faktörlerden biridir.

Birbirimize güveniyor muyuz? Birbirine her şartta güvenmek gerekir. “Hayat şartları değiştiğinde de partnerine güvenebilir misin?” sorusunu sormak gerekir. Özellikle insanların belli durumlarda daha bencil ve kendini daha çok düşündüğü görülür. Sinirli olduklarında, aç olduklarında, yalnız olduklarında, kendi çıkarları söz konusu olduğunda farklı davranabilirler. Tehlike durumlarında güven vermeyebilirler.

Aile olma sorumluluklar konusunda kendine güveniyor musun? Sorumlulukların korkuttuğu insanlar vardır. Bazı kişiler ilişkilerinde de sorumluluk almaktan kaçarlar. Hatta evliliği sorumluluklardan kaçış olarak görebilirler. Aksine evlilik daha çok sorumluluğu beraberinde getirir. Erkekler kendilerine ev işlerine yardımcı olabilmesi için, kadınlar ise aile ortamlarından uzaklaşabilmek için evliliği deneyebilirler. Bu tarz evlilikler sorumluluktan kaçmak için yapılan evliliklerdir. Örneğin kadınların burada öğrenmesi gereken bir konu da karşı tarafın ev işlerini paylaşma ile ilgili düşünceleridir.

Parasal konular, borç ödemek, para biriktirmek, mülk satın almak, satmak vs.

Yazının devamı...