YEŞİL TSUNAMİ

Dünyaya her dönem bir dalga, bir hikâye hakim oluyor. Mesela 20. yüzyılın asıl hikâyesi küreselleşmeydi. Kazananları ve kaybedenleri oldu. Dalganın altında kalanlar sistem dışına itildi.

İşte 21. yüzyılın hikâyesi de yeşil ve dijital dönüşüm. Bu dönüşüme ayak uydurmak ise artık bir tercih değil, bir zorunluluk. Hayatta kalmanın, sistem içinde kalmanın tek yolu bu. Neden mi? En basit cevabı şu: Çünkü bundan böyle çevreyle uyumlu olmayan ürünleriniz başka ülkelerin sınırlarından içeriye bile giremeyecek. Bir diğer deyişle, dünyadan dışlanacak.

Dönüşüm

Bakın evvelsi gün dünyanın en güçlü 40 ülkesinin ve Avrupa Birliği’nin (AB) liderleri ABD’nin öncülüğünde İklim Zirvesi yaptılar. Yeni Başkan Joe Biden, zaten iş başı yapar yapmaz hemen ilk iş ülkesini Paris İklim Anlaşması’na taraf yapmış, 1.7 trilyon dolarlık bir iklim planı açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı evvelsi günkü zirvede ise iklim kriziyle mücadele için koyduğu hedefi ikiye katladı!  Zira ABD bu konuda küresel lider olma peşinde.

Diğer yandan, tam da zirveden bir hafta önce AB de topa daha sert girdi. 2019 sonunda imzaladıkları “Yeşil Anlaşma”da geçen yüzde 30 hedefini büyüttüler: Karbon emisyonlarını 2030 yılına kadar yüzde 55 oranında azaltma sözü verdiler. Ki bunda, iklim krizini reddeden eski Başkan Trump’ın yerine gelen Biden’ın iklim bayraktarlığını eline almasının payı büyük mutlaka.

*

Yalnız bu dalga sadece Batı’dan gelmiyor. Çin geçtiğimiz eylülde Birleşmiş Milletler 75. Genel Kurul zirvesinde “yeşil büyüme” ve sürdürülebilirlik alanında dünyaya öncülük etmek istediğinin sinyalini vermişti. Dahası, Batı dünyası ve Çin bu alanda sıkı iş birliği yapmaya başladılar. Geçen hafta ABD ve Çin başkanlarının özel temsilcileri iklim kriziyle birlikte mücadele etmek için el sıkıştılar. AB de Çin’le birçok çevre anlaşması imzaladı bile. Kısacası, hem Batı’dan hem Doğu’dan gelen bu dalga artık “yeşil tsunami”ye dönüşmüş durumda. Peki, bu ne mi demek?

AB ile yeşil başlangıç

Bu şu demek: “Türkiye eğer uluslararası çevre kriterlerine uymazsa, ihraç ettiği ürünler için yılda 1-1.5 milyar euro karbon cezası ödemek zorunda kalacak. Kaldı ki artık sadece ürünün kendisi değil, paketlendiği materyal, taşındığı kamyon bile önemli. Hepsinin birlikte çevreye verdikleri hasara bakılacak” diyerek söze başlıyor telefonda konuştuğum Dr. Bahadır Kaleağası.

Eski TÜSİAD Genel Sekreteri, Bosphorus Enstitüsü Başkanı olan Dr. Bahadır Kaleağası, zararın büyük resimde katbekat fazla olacağını anlatıyor. “Artık uluslararası bankalar ve kuruluşlar sadece ‘sürdürülebilir kalkınma’ kriterlerine uyan ülkelere fon vermeye başladılar. Yani buna uyumlanmayan, uluslararası rekabet gücünü de tamamen kaybedecek. Tam da bu yüzden yeşil dönüşüm bir ülke için artık tercih değil, yaşamsal” diyor.

Dolayısıyla, ülke içinde acilen dijital ve ekolojik dönüşümü başlatmak gerekiyor. Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hande Paker, bunun için geniş kapsamlı bir strateji gerektiğinin altını çiziyor. Enerji yatırımlarında fosil kaynaklardan uzaklaşmak ve tüm hukuki-kurumsal altyapıyı dönüştürmek gerektiğini söylüyor. Konda Araştırma’nın İklim Haber’le birlikte yaptığı yeni araştırmada da Türkiye’de insanların yüzde 70’inin iklim krizi konusunda endişeli çıktığını hatırlatıyor. Aynı ankete göre, toplumun yarısı iklim krizini Kovid salgınından daha büyük bir tehdit olarak görüyor. Yani bu dönüşüm için toplumda ciddi bir talep de var.

*

İşte tam da bu sebeplerden AB ile ilişkilerde de acilen “yeşil atılım” yapmak gerek. Ki evvelki hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile Ankara’da yaptığı görüşme bu bakımdan çok ümit vericiydi. Basın toplantısında von der Leyen’in “Türkiye, Gümrük Birliği (GB) içinde hayati öneme sahip, değerli bir ortak. Ticareti daha da artırabilmek amacıyla, güncellemek için çalışacağız. Odak noktamız yeşil ve dijital dönüşüm olacak” demesi, AB’nin Türkiye’yle “yeşil geçişi” gündeme alması bakımından bir ilk.

Bahadır Bey, “GB’nin imzalandığı 1995’te dünya böyle değildi. Dolayısıyla, AB’nin sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu bir GB-5.0’ı benimsemek gerekir. Bu da hem AB’nin 2019’da imzaladığı Yeşil Anlaşma’yı benimseyerek hem de Paris İklim Anlaşması’nı kabul ederek olur. Yani daha çevre-dostu bir modele geçerek ve yeni sosyal politikalar benimseyerek. Yoksa çağın gerisinde kalırız” diyor.

Kilit Türkiye

Bunun AB’nin kendi jeostratejik egemenliği ve gücü için de şart olduğunu söylüyor. Benim de Kıdemli Araştırmacısı olduğum Washington’da bulunan Atlantik Konseyi için yazdığı makalede bunun altını çizmiş: Eğer ki AB yeşil politikalarında başarılı olmak istiyorsa, bunu komşu ve çevre ülkelerde de başarılı kılmak zorunda. Türkiye de bu bölgede en kilit ülke.

Unutmayalım ki bu “yeşil halka”nın içinde olmak ve Paris İklim Anlaşması müzakerelerini de halkanın içinde kalarak yürütmek, Türkiye’nin elini siyasi müzakerelerde de güçlendirir.

Tabii ki tüm bunlardan daha önemlisi, dünyaya yapacağı katkı olacaktır. Söylemeye bile gerek yok.