WhatsApp meselesine dikkat!

13 Ocak 2021

Kızılca kıyamet koptu, biliyorsunuz. Herhalde hepimizin kullanmakta olduğu WhatsApp uygulamasının zorunlu kıldığı yeni sözleşmeden bahsediyorum. Malum, dünyada milyarlarca kullanıcısı olan WhatsApp’ın yaptığı bu emrivakiye göre, kullanıcılar sözleşmeyi onaylayıp bilgilerini Facebook’la paylaşmayı kabul etmeliler. Etmeyenler ise artık WhatsApp’ı kullanamayacaklar.

Tepkiler

En merak edilen konuyu hemen baştan yazayım: Aslında hiçbir şey değişmeyecek. Telefonda konuştuğum sayısız uzman, bu konuda hemfikirler. Facebook 2014’te WhatsApp’ı 22 milyar dolara satın aldığından beri, bu kişisel veriler zaten aynı havuzda toplanıyordu. WhatsApp’ı indirdiğinizde otomatik olarak telefon defterinize de ulaşıyordu. Kiminle ne zaman mesajlaştığınızı da takip ediyordu. Sadece mesajların içerikleri koruma altındaydı.

Şimdi değişen tek şey ise, siz bu sözleşmeyi kabul ederek bu duruma onay veriyorsunuz. Yani mevcut hal sadece yasal hale geliyor. Pratikte hiçbir değişiklik yok.

Bugün tartıştığımız duruma Avrupa Birliği (AB) 2016’da büyük tepki göstermiş, hatta bu yüzden Facebook’a tam 110 milyon euro ceza kesmişti. Sebebi de şuydu: Facebook WhatsApp’ı satın aldığında, AB düzenleyici kurumuna iki şirket arasında paylaşmayacağı ve kullanıcı hesaplarını birleştirmeyeceği yönünde söz vermişti. Ama buna rağmen telefon numaraları, profil isimleri gibi çeşitli kullanıcı verilerini Facebook’la paylaşmaya başladı. Tam da bugün tartıştığımız konu işte.

İşte Facebook tam 4 yıl önce Avrupa’dan bu cezayı yediği için, şimdi yeni sözleşmeyi AB’de uygulamayacağı sözünü veriyor.

 

Bir diğer tepki de daha yeni ABD’den geldi. Aralık ayının başında ABD’de Federal Ticaret Komisyonu ve 48 eyalet/bölge Facebook’u piyasadaki gücünü kötüye kullanmakla suçlayarak dava açtılar. Şirketin tekel yasalarını ihlal ettiğini, bu yüzden bünyesindeki diğer şirketlerin (yani WhatsApp ve Instagram) satılması gerektiğini savundular. “Zaten tam da bu dava yüzünden Facebook yeni sözleşmeyi şimdi devreye soktu. Zira ABD’nin açtığı davayla, şirket WhatsApp’ı satmak zorunda kalabilir. Kullanıcıların bu sözleşmeyi onaylaması Facebook’u kurtarıyor. “Böylelikle artık bölünemeyeceğini savunacak” diyor telefonda konuştuğum Teknoloji Politikaları Uzmanı Ussal Şahbaz.

Yazının devamı...

GAZİANTEP’TEN YAYILAN YEŞİL DALGA

9 Ocak 2021

"Yeni bir dünya var artık. Kendimizi buna uyarlamak zorundayız. Oturup kalkıp bu yeni dünyayı konuşmalıyız", diyor Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin.

Gaziantep’te yaptığımız sohbette, sağlığın ve temiz havanın insanların en çok önemsediği mesele haline geldiğini defalarca vurguluyor. Ama asıl önemli olan, Fatma Hanım bunu söylemekle kalmıyor, Antep’te bu yeni dünyayı bizzat yaratıyor. Hatta sanki pandemiden çok daha önce bu günlerin kokusunu almış gibi. Belediye Başkanı olmasıyla birlikte tohumlarını attığı çevre projelerinin meyvelerini şimdi Antep halkı onun sayesinde yiyor.

Temiz enerji

Gaziantep’te üst üste iki kez yüzde 55’lik oranla Belediye Başkanı seçilen Fatma Hanım’ın davetiyle gittiğim Antep’te, Türkiye’nin ilklerine şahit oluyorum. Her şeyden önce, ülkenin en büyük katı atık merkezi mart ayında burada açılıyor. Tüm atıkların yüzde 25’ine tekabül eden katı atıklar artık bu merkezde elektrik enerjisine dönüştürülecek.

Ziyaret ettiğim devasa atık depolama alanı, tüm Güneydoğu’nun çöplerinden enerji üretecek. Yani bölgenin çöpleri bundan böyle birer enerji kaynağı! Zaten halihazırdaki katı atık merkezlerinde de günde 2 bin ton çöp işleniyor ve ayda 16 bin hanenin elektrik ihtiyacı karşılanıyor. Böylece her yıl 100 bin ton karbondioksit  salımının da önüne geçiliyor.

Bir diğer geri dönüşüm merkezleri de Biyogaz Enerji Santrali. Burada da hayvansal ve tarımsal atıklar çürütülerek önce gaz, sonra elektrik enerjisine dönüşüyor. Altta kalan çürümüş kısım da organik gübre olarak kullanılıyor. Ki uzmanlar, en yüksek kaliteli gübre olduğu için buna “altın gübre” diyor. Dolayısıyla, toprak verimliliğini müthiş artırıyor.

Bu sistem Türkiye’de tarıma daha çok entegre edilse ve her bölgenin büyükşehir belediyesi hayata geçirse, hem toprağa büyük bir hediye olur. Hem de ekonomiye büyük bir katkı. Dahası, atıkların ürettiği karbondioksit salımını da ortadan kaldırır. Türkiye’nin ciğerleri resmen nefes alır. Muazzam da enerji tasarrufu olur.

Yazının devamı...

Çöküş değil, doğuş

2 Ocak 2021

Şu an olan biteni anlamaktan çok uzağız sanki. Sebebi de hâlâ o eski, alıştığımız kalıplarla bakıyor olmamız. En başından beri zannediyoruz ki bu sayılı günler geçecek ve biz kaldığımız yerden devam edeceğiz. Sürekli bunun beklentisi içindeyiz.

Ama hayır, kaldığımız yerden devam etmeyeceğiz. Çünkü o kaldığımız yer yok artık. Şimdi bambaşka bir yerdeyiz. Ve ancak buradan bakarsak, olanı görebiliriz. Önümüze bakıp, yol alabiliriz.

Neredeyiz o halde?

Düşünün ki modern tarihin en büyük siyasi, ekonomik ve sosyal çöküşünü yaşadığımız söyleniyor. Son 10 ayda gerçekleşen değişimi dünyanın son 200 yılda bile yaşamadığı yazılıp çiziliyor. Dönüşümün hızı o kadar büyük. Yaygınlığı ve derinliği de aynı şekilde. İşte “çöküş” denilen bu değişimden, aslında şimdi yeni bir bebek doğuyor. Yeni bir düzen, yeni ideolojiler ve yeni yaşam şekilleri. Yani yeni bizler, yeni devletler ortaya çıkıyor.

‘Önce ben’ bitti

Her şeyden önce, şurası artık kesin: Bu salgın bittiğinde kendimizi yepyeni bir eko-sistem içinde bulacağız.

Malum, dünya zaten bir patlama noktasına gelmişti. Artık aşırılıkları kaldıramıyordu, çalışmıyordu. Uzun zamandır insanlar kısa vadede elde etmek istedikleri şeyler için, uzun vadeyi feda ediyor, hatta tamamen yok sayıyorlardı. Yani doğayı ve öz kaynakları harap ediyorlardı. Bu düzen zaten böyle devam edemezdi. Bakın şimdi ne kısa vadeli çıkarı kaldı, ne uzun vadeli. Tüm planlar altüst oldu. Tüm vadeler bitti. Eski düzenin sonuna gelindi.

Hepimizin aynı gezegeni paylaştığını, salgının tüm dünyaya yayılmasıyla anlamaya başlıyoruz sanki. Bir ülkenin salgına yakalanmasının ya da ekonomisinin çökmesinin tüm yerkürede ışık hızıyla nasıl domino etkisi yarattığını görüyoruz. Meğer “Komşum batsın, ben çıkarım” deme lüksü yokmuş kimsenin. Komşun tedbir almazsa, senin aldığın önlemlerin hiçbir önemi yokmuş. Salgınının kendisi, tüm dünya birlikte hareket etmeyince pek bir yere varılamadığını gösterdi herkese.

Yazının devamı...

Çöpüne sahip çık Türkiye!

30 Aralık 2020

Güzel şeyler oluyor. Bir önceki yazımda, Türkiye’nin Avrupa’nın plastik atıklarının en çok toplandığı ülke haline geldiğini yazmıştım. Sebebi de geri dönüşüm için atıktan hammadde üreten firmaların yasal ya da yasa dışı olarak bu atıkları ithal etmeleri. Böylelikle doğada çöp yığınları oluşturmaları.

Yani bu şirketler Türkiye’yi “Avrupa Birliği’nin en büyük plastik atık çöplüğü” haline getirmişler.

İşte tam da yazımın yayımlandığı gün harika bir haber aldım. Avrupa Birliği, geri dönüşümü mümkün olmayan atıkların ihracatını 26 Aralık’ta yasakladı. Yani geri dönüştürülemeyen ve bu yüzden doğaya karışan atıklar, artık Türkiye’ye satılamayacak. Avrupa kendi çöpüne artık sahip çıkacak.

Buna paralel olarak, Türkiye’de de eş zamanlı çok önemli bir adım atıldı. Geçen hafta yazdığım gibi, Çevre Kanunu Meclis’ten geçti ve atıkların takibini yapacak olan Çevre Ajansı böylelikle kuruldu. Zaten bu Ajans’ın başlıca görevi de bu plastik atıkları geri dönüştürmek olacak. Ocak 2022’de zorunlu olarak devreye girecek olan “depozito sistemi” sayesinde içecek ambalajlarının yüzde 90’ı geri dönüşecek, yeniden hammadde olarak kullanılabilir hale gelecek. Bu da hammadde için atık ithalatına gerek kalmayacak demek. Bir diğer deyişle, Türkiye’nin plastik atık merkezi olması engellenecek.

Buna ek olarak,
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum eylül ayında geri dönüşüm şirketlerine, ihtiyaçlarının yüzde 50’sinden fazlasını ithal etmemeleri ve yurt içinden tedarik etmeleri talimatını vermişti.

Yaygın denetim

Yalnız yine de içeride atılan adımlar çöp sorununu kökten çözmek için yeterli değil. Zira Avrupa’dan çoğunlukla yasa dışı- plastik atık satın alan şirketler, başka bir kaynak ülke bulma yoluna gidebilirler. Bunların önünü kesmek için ise her şeyden önce denetimi artırmak gerekiyor. Yoksa doğada ve denizde gördüğümüz plastik yığınlarını görmeye devam ederiz.

Yazının devamı...

Çöp yığını olmak üzereyiz!

26 Aralık 2020

Harika bir haberim var, hepinize. Her ne görüşten olursanız olun, her birinize:

Sokağa çöp atanlara 1000 TL para cezası getirecek olan Çevre Kanunu evvelsi gün tamamen Meclis’ten geçti! Sabaha karşı 3’te kabul edilen kanuna göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı altında “Çevre Ajansı” kuruldu. Ki bu, Türkiye için bir devrim niteliğinde!

İçecek ambalajlarının geri dönüştürülmesinden tutun, tüm belediyelere bisiklet yolu yapılmasını zorunlu hale getirmeye kadar, çok geniş bir paket hayata geçiyor. Ülkenin havasını, suyunu, toprağını koruma altına alan bir dizi idari ceza ve önlem bundan böyle devrede.

Geri dönüşüm

Daha önce de yazmıştım: Çevre Ajansı’nın yapacağı en öncelikli iş, atıkların geri dönüştürülmesi olacak. Zira Türkiye’de yılda tam 20 milyar adet içecek ambalajı atık olarak atılıyor. Yani doğaya karışıyor! İşte Ajans da zorunlu olarak uygulatacağı “depozito sistemi” ile şimdi bu ambalajların yüzde 90’ını geri dönüştürecek. Yani yeniden hammadde olarak kullanılabilir hale getirecek. İçecek ambalajlarının ülkedeki tüm atıkların 4’te birini oluşturduğunu düşünecek olursak, artık doğaya mevcut atıkların en az yüzde 25’i atılmayacak demektir. Bu muazzam bir gelişme.

Bu uygulamaya katılmayanlara da çok yüksek idari para cezaları geliyor. Atık motor yağı için de aynı uygulama geçerli. Arabanızda motor yağı değiştirilmesi gerektiğinde ve benzinciye gittiğinizde, bundan böyle o eski motor yağını o işletme “geri dönüşüm merkezlerine” iade etmek zorunda. Aksi takdirde, zaten yetki belgesi alamayacak bundan sonra. Yetkisi olmadan motor yağı değişimi yapan işletmelere de 10 bin TL idari para cezası kesilecek.

***

Kaldı ki bu atık yağlar geri dönüştürülünce, motor yağı üretiminin hammaddesi olan baz yağı olarak kullanılabilecek. Baz yağı da bugüne kadar yurt dışından ithal ediliyordu. Dolayısıyla, artık baz yağı ithalatına da gerek kalmayacak. Bu da atık ithalatında yüzde 50’ye varan azalma olacak demek oluyor. Maddi karşılığı da Türkiye ekonomisine yılda 2 milyar TL katkı ve cari açıkta 0.5 milyar TL azalma.

Yazının devamı...

Dünyanın yeni çirkinleri

23 Aralık 2020

İnanın bu salgın perde arkasında çok güzel işler de yapıyor. İnsan sağlığının ve temiz havanın, çevrenin en önemli mesele haline gelmesi, tüm sistemi hizaya getiriyor. Devlet ve iş dünyası da kendini buna göre yeniden kurgulamaya başlıyor. Yeni düzene ayak uyduranlar hızla kazanıyor. Dışında kalan ülkeler ve kurumlar ise, jet hızıyla geriye düşüyor.

Çevre Kanunu

Bunu yazmamın sebebi şu: Ankara yeşil bir başlangıç yaparak, devlet kurumlarını ve iş dünyasını çevreci bir anlayışla dönüştürmek için harekete geçmiş durumda. Geçen hafta yazmıştım; üç hafta önce Çevre Kanunu’nun 12 maddesi Meclis’ten geçti ve “Türkiye Çevre Ajansı”nın kurulması kabul edildi. Böylelikle çevreyi kirletenlere çok ciddi cezalar getirilmesinden tutun, atıkların yeniden dönüştürülmesine kadar çok geniş bir paket hayata geçiyor.

Bu paketin içinde her ürünün üzerine “çevre etiketi” yapıştırılması da var (çevreye ne kadar zarar verdiği yazacak ve tüketici seçimini çevreye en az zarar verecek şekilde yapacak); “depozito sistemi” ile atıkların geri dönüştürülmesi de var. Yeşil alanların korunması ve artırılması, küresel ısınmayla mücadele, motorsuz- elektrikli araçların yaygınlaştırılması, tek kullanımlık materyallerin azaltılması da Ajans’ın başta gelen işlerinden olacak.

Kısacası, çok yakında insanın ve çevrenin sağlığını merkeze koyan bir sisteme geçiliyor. Tüm bunlar ise sadece çevreye yarar sağlamıyor. İş dünyası ve devletler de bu adımlardan artık çok kazanıyor. Nasıl mı?

Yeşil siyaset

Her şeyden önce, önümüzdeki dönemde bir hükümetin dünya üzerindeki itibarını en çok etkileyen konu, çevre ve sürdürülebilirlik olacak. İklim değişikliği, küresel ısınma, atıkların geri dönüşümü, temiz enerji, tarım-hayvancılık politikaları yeni dönemin sihirli kodları.

Hukuk sisteminde, ekonomik ve sosyal düzeninde insanı merkeze almaya başlayan devletler bundan böyle yakınlaşacak. Yeni küresel ağda yer alan bu ülkeler, ticaretten teknolojiye birbirini tam anlamıyla “kayıracak”. Sağlık, finans, hizmetler, lojistik, turizm, teknoloji, veri alışverişi ve ticaret sektörlerinde çok daha fazla iş birliği yapacaklar. Birbirlerinin ürünlerine öncelik verecekler. Bu da ister istemez küresel üretim ve tedarik zincirlerinde ciddi kaymalar yaratacak. Örneğin, bir tekstil şirketi kumaşını aldığı ülkeyi buna göre değiştirecek.

Yazının devamı...

Çöp atana 1000 TL ceza!

19 Aralık 2020

İster inanın, ister inanmayın ama Türkiye yeşil bir başlangıç yapıyor. Ankara, devlet kurumlarını ve iş dünyasını çevreci bir anlayışla dönüştürmek üzere. İnsanın ve çevrenin sağlığını merkeze koyan bir sisteme geçiliyor. Hem de çok yakında!

Haberiniz var mı bilmiyorum ama iki hafta önce Çevre Kanunu’nun 12 maddesi Meclis’ten geçti ve “Türkiye Çevre Ajansı”nın kurulması kabul edildi. Bütçe görüşmelerinden hemen sonra kanunun tamamı hele bir geçsin, çevreyi kirletenlere çok ciddi cezalar getirilmesinden tutun atıkların yeniden dönüştürülmesine kadar çok geniş bir paket geliyor.

Çevre Ajansı

Çevreyi önemseyen anlayış tabii ki korona salgınında çok daha öne çıktı. Siyasetçisi vatandaşı, hepimiz maskelerin ardında temiz havanın kıymetini anladık. Ama aslında bu çevre hareketinin tohumu pandemiden hemen önce, 11 ay önce atılmıştı.

Türkiye Çevre Ajansı’nın kurulmasını öneren ve Çevre Kanunu’nda önemli değişiklikler yapan kanun teklifi, 11 ay önce AK Parti Konya Milletvekili Selman Özboyacı öncülüğünde Meclis’e getirilmişti. Böylelikle Ajans’ın yapacağı en öncelikli iş olan “depozito sistemi” için de çalışmalar başlatıldı. Bu sistem, Türkiye’de katı atıkların 4’te birinin geri dönüştürülmesini, yani tekrar kullanılmasını sağlayacak.

Şöyle ki: Türkiye’de yılda 32 milyon ton katı atık çıkıyor. Bu toplam atığın yüzde 25’ini de içecek ambalajları oluşturuyor. İşte depozito sistemi sayesinde bu atıkların en az yüzde 90’ı geri dönüştürülebilecek. Vatandaş, aldığı içeceğin ambalajını bakkala/markete geri getirmek zorunda olacak. Buralardan da atıklar belediye tarafından toplanacak. Ayrıca “geri dönüşüm toplama merkezleri” olacak. Akıllı makineler kendi içinde şişelerin barkodunu okuyarak ambalajları ayrıştıracak. Böylece bunlar atık olmaktan çıkıp, hammadde olarak tekrar kullanılacak.

Bu da hem çevreye zarar vermelerinin engellenmesi demek. Hem de hammadde üretimi için ithal edilen ürünlerden kurtulmak demek. Zira mesela plastik şişenin üretimi için yurt dışından granür ithal ediliyor. Dolayısıyla, şişeler artık yeniden kullanılabileceği için, atık ithalatında yüzde 40 azalma olacak. Bu üretim için yapılan enerji israfı da sona erecek.

Türkiye ekonomisine yılda 2 milyar TL katkı sağlayacak olan bu sistem 1 yıl sonra, yani Ocak 2022’de zorunlu olarak devreye giriyor.

Yazının devamı...

‘Ermenistan ile yeni bir sayfa açılabilir’

12 Aralık 2020

Karabağ Zaferi ile Kafkasların tarihinde yeni bir sayfa açıldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Üzerinde çalıştığımız 6’lı Platform herkes için kazan-kazan imkanı sağlayacak. Ermenistan da bu sürece katılırsa en çok onlar kazanacak” dedi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Karabağ Zaferi ile birlikte bölge tarihinin yeni bir istikamette şekilleneceğini, üzerinde çalışmaların devam ettiği 6’lı Platform sürecine katılması halinde bundan en büyük kazancı Ermenistan’ın elde edeceğini söyledi. Erdoğan, “Eğer Ermenistan bu süreci olumlu istikamette geliştirecek olursa, biz kapalı olan kapılarımızı da Ermenistan’a açarız. Çünkü bizim tek derdimiz, özellikle halklar arasındaki bölgesel barışa bir destek sağlamaktır” dedi.

Bakü programının ardından temaslarını takip eden medya temsilcilerine havalimanında değerlendirmelerde bulunan ve sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları özetle şöyle: 

44 GÜNÜN PERDE ARKASI: Tarihi bir ziyaret gerçekleştirdik. Karabağ Zaferi, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin tarihinde bir dönüm noktasıdır. “Tek millet, iki devlet” ilkesi, Azerbaycan’la dayanışmamızın temel felsefesidir. Bu birlik ve beraberlik Karabağ’ın özgürleştirilmesiyle adeta taçlanmıştır. Karabağ Zaferini getiren 44 günlük mücadele süreci boyunca biz anbean Azerbaycan’ın yanında olduk. Ben sürekli süreci bizzat takip ettim. Başta Dışişleri Bakanım, Millî Savunma Bakanım, Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanım olmak üzere arkadaşlarım ilişkileri sürekli diri tuttular... İlham Aliyev kardeşimle sürekli telefon diplomasimizi ayakta tuttuk. Arkadaşlarımız da sürekli sahada ve masada yoğun bir mücadele verdiler. Bu 44 günün perde arkası eminim yazılacaktır. Zaman, bu işin çok ciddi bir şahidi olacaktır.

HERKES KAZANACAK: Karabağ Zaferi ile Kafkasların tarihinde yeni bir sayfa açılmıştır. İnanıyorum ki bundan sonra bölge tarihi yeni bir istikamette şekillenecektir. Üzerinde çalıştığımız 6’lı platform herkes için kazan-kazan imkânı sağlayacak bir girişimdir. Ermenistan da bu sürece katılır ve olumlu adımlar atarsa Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde de yeni bir sayfa açılabilir. Yeni imkanlar doğduğu takdirde şüphesiz ki burada Ermenistan’ın kazancı da ciddi manada artacaktır. Bundan en çok da Ermenistan kazanacaktır.

KAPILARIMIZI AÇARIZ (6’lı platform): Sayın Putin buna olumlu yaklaşıyor. Aramızdaki telefon görüşmesinde, benim kanaatimin ne olacağını sordu. Ben de “Sayın İlham Aliyev buna olumlu yaklaştıktan sonra benim açımdan da buna olumlu yaklaşmak önemlidir” dedim. Hatta Gürcistan da gündeme geldi. “Bu çalışmayı olgunlaştıralım” dedik. Kendilerine, buradaki basın toplantısında da ifade ettiğim gibi, “Eğer Ermenistan bu süreci olumlu istikamette geliştirecek olursa, biz kapalı olan kapılarımızı da Ermenistan’a açarız. Çünkü bizim tek derdimiz, özellikle halklar arasındaki bölgesel barışa bir destek sağlamaktır. Burada da biz bölgesel barışı düşünüyorsak, bunu ele alıyorsak ve bu 6’lı platform bunu getirecekse, bize düşen görev de zaten bu kapıları açmaktır. Türkiye bu olgunluğa erişmiş bir ülkedir. Bizim siyaset anlayışımızda da bu zaten vardır” dedik. Sayın Putin de bundan çok çok memnun oldu. Aliyev kardeşimiz de “Siz ne derseniz ben ona uyarım” dedi. Bu şekilde mutabık kaldık.

MACRON ACEMİ:

Yazının devamı...