Çocuk Eğitim Derneği

2 Aralık 2021

Yarın 3 Aralık Dünya Engelliler Günü...

Türkiye'de "2020'nin Temmuz Ayında Ulusal Engelli Veri Tabanında Kayıtlı ve Engelli Sayısı 2 milyon 530 bin 376" olarak belirtilmiş. Bu rakam "Engelli Sağlık Raporu" almak için yetkili hastanelere başvurmamış ve hizmet almak için devletle temasa geçmemiş bireyleri kapsamıyor. (kaynak Doğruluk Payı) Tahminlere göre bu sayı çok daha fazla.

Engelli bireyler arasında "İşitme Engelliler" ile ilgili net bir veri bulunmuyor. TÜİK verilerine baktığımızda 15 yaş üstü bireylerin işitme cihazı kullanma oranı %3,9 (2008-2019) İşitme engellilerin, eğitim aldıkları, günlük yaşama ve çalışma ortamlarına uyum sağladıkları diğer ülkelerdeyse durum çok farklı. Maalesef ülkemizde işitme engellilerin büyük bir oranı liseyi bitirmiş olmalarına rağmen okumada ve yazmada zorluk çekiyor.

Günümüzde engelli bireyler adına birçok çalışma hayata geçiriliyor. Umarım hepsi çoğalarak artar. Bu sorumluluk hepimizin!

Bugün size işitme engelli çocukların eğitimlerini destekleyen, sessiz dünyalarına ortak olan "Çocuk Eğitim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr Ömer Cenker Ilıcalı" ile yapmış olduğumuz söyleşiyi aktarmak istiyorum.

Ömer Bey, Çocuk Eğitim Derneği ile ilgili sorularıma geçmeden önce kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

1993 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitimimi tamamlayıp, 1998 yılında Kulak Burun Boğaz Uzmanı ünvanını aldım. 2005 yılından itibaren, tedavilerini gerçekleştirdiğim işitme engelli çocukların eğitim meseleleriyle de ilgilenmeye başladım. Bu alanda hizmet vermek adına kurduğumuz Çocuk Eğitim Derneği'nin Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yürütmekteyim.

Yazının devamı...

İletişim sanattır

26 Kasım 2021

Heyecan dolu bir günü geride bırakırken, duygularımı yaşadıklarımı nasıl anlatacağım? İnsan hayat denen yolculuğunda yaşadıklarını nasıl anlatır? Herkesin hayalleri, hikayeleri farklıyken başrolünde yer aldığı kendi hikayesini nasıl anlatır? İşte tüm bu düşüncelerle bu yazıyı yazmak hiç kolay olmadı.

Her ay farklı sanatçıların öğrencilerle buluşacağı İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Sanat Günleri'nin açılış konuğu olarak "İletişim Sanattır" söyleşisiyle heyecan ve gurur dolu bir günü geride bıraktığımı söylemek isterim.

Üniversite buluşmalarında her zaman çok heyecanlanırım. Kendi öğrencilik yıllarım ve acemiliklerim gelir aklıma. İçimdeki çocuk; "Burada olmak nasıl bir duygu Yeşim? Yıllar önce sana bir gün fotoğrafçı olacağın, yazılar yazacağın, internet, teknoloji alanında kabul görüp benzersiz deneyimler yaşayıp bunu anlatacaksın deseler ne yapardın?" diye sorduğunda Herhalde hiç inanmazdım, "hadi canım sen de" der geçerdim. Bugün kendime diyorum ki hayallerin, hikayelerin ve yenilgilerin olmasa bunu yaşayamazdın Yeşim.

Benim hikayem sadece tutkudan ibaret. Kurumsal hayatı bıraktığım, 35 yaşından sonra çıktığım fotoğraf yolculuğunda inandığım değerler, duygular ve bir o kadar da iç sesimi dinleyerek geride bıraktığım yıllara baktığınızda bir gün bile pişmanlığım yok. Nasıl iyi fotoğraflar gerçek hikayeler anlatıyorsa benim de 35 yaş sonrası hikayem fotoğraf. Fotoğrafın iletişimsel gücüne sonsuz inanıyorum. İletişim nasıl sosyal yaşamın temel koşuluysa benim hayat akışımda da fotoğrafla değişti hayatım.

İnsanın var olma yolculuğunda kendini sorgulaması kadar bunu anlatacak bir dili olması nasıl anlamlıdır bana göre. Ve sanat; sürekli değişim geçirse de her zaman insanın kendini ifade etme aracı olarak var olacaktır. Günümüzde NFT ile sanat dünyası yeniden şekilleniyor olsa da hepimiz sanatla birlikte değişiriz. İletişim insanların yaşamlarını sürdürebilmesi için bir ihtiyaçsa sanatta bir kimliktir. Fotoğrafsa iletişim kurmak için evrensel bir araçtır.

Dün iletişim fakültesi öğrencilerinin aldıkları eğitimi pratiğe nasıl döktüklerine şahit oldum. Benzersiz iş çıkaran tüm öğrencileri kutluyorum. Emeği geçen herkese de kocaman teşekkür ediyorum.

Yazının devamı...

Hayat besinim "başarı"

9 Kasım 2021

"Neye niyet neye kısmet" demiş Atalarımız. Avukat Sedef Selçuk Çelik ile de tam böyle oldu. Bundan iki hafta kadar önce Ferhat Göktaşlar (arkadaşım) ile bir araya gelmiştik. Sohbet sırasında podcastten bahsederken "Benim avukatım da podcast yapmaya başladı" dediği an konu çok ilgimi çekti. Açıkçası çevremdeki avukatlardan henüz podcast kaydeden yoktu.

"Ferhat, beni tanıştırır mısın? Merak ettim, neden podcast yapıyor " diye sordum.

"Bakarız, sorarım vb." dedi geçtik. Konuyu akışa bıraktık.

Geçen hafta Ferhat (Göktaşlar) Sedef Hanım ile beni bir araya getirmek için gün ve saat ayarlamaya çalıştı. Açıkçası ne saatler ne de gün tutmayınca "Zorlamayalım olacaksa olur olmazsa da kalsın" dedim. Olacakmış hem de ne güzel olacakmış.

5 Kasım 2021 cuma günü sadece ismini bildiğim ve podcast hikayesini merak ettiğim kadın ile buluşmak için evden çıktım. Randevularıma geç kalmayı sevmediğim gibi bekletilmeyi de hiç sevmem. Maalesef zamanından çok önce çıkmama rağmen Bahçeşehir- Mahmutbey arası farklı üç kaza sebebiyle trafik durmuş. Kaçacak başka yol yok mecbur bekliyorum. "İçimden diyorum yahu bu işte bir iş var. Buluşmaya gidemiyorum bile. Ya çok kötü geçecek ya da çok güzel geçecek..." Sonuçta geç kaldım. Geç kaldığım gibi 150 metre alan içinde yeri bulamayıp döndüm durdum, kabus gibiydi. Bu arada sesim stresli, vücudumun her noktasından gerilim fışkırıyor. Sonunda Yeşilköy'de bulunan ofislerine ulaştım. Kapıdan girdim muazzam bir terasa aldılar beni. Oh güneş, mis gibi hava derken tüm stresim geride kaldı. Sedef Hanım'ın nazik karşılaması ve güler yüzüyle ortam iyice aydınlandı. Sohbet henüz koyulaşmadan, daha neden podcast kısmına gelmeden Sedef Hanım'ın Çanakkale'li olduğunu öğrendim. İşte o andan sonra ne stres kaldı ne de diğer hisler.

Sevgili Sedef Selçuk Çelik; kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Ben, hayat besini başarı olan bir kadınım. Elde ettiğim her başarının sonucunda iyi bir şeye hizmet etmiş olmayı, mutlaka insanları ve kendimi mutlu etmeyi, ve bir şey üretmeyi hedeflerim. Bu şey bir nicelik olabileceği gibi bir fikir bir duygu da olabilir. Kısaca ben bu hayatta düştüğüm yerden bir avuç toprak ile kalkmayı kendime felsefe edindim. Bu felsefe benim pratik zekamı geliştirdiği kadar üretkenliğimi de arttırdı. Benim işimde kaosu iyi bir şekilde yönetebilmek çok önemli. Bu nedenle önüme gelen olayda sadece mevcut deliller ile yola çıkmak yetmeyebiliyor, kazanmak için bazen kurduğunuz cümle, sorduğunuz soru elinizdekilerden daha önemli olabiliyor. Bu felsefe ile yola çıktığımda daha üretken ve daha başarılı olduğumu gördüm. En başında da söylediğim gibi hayattaki hedeflerim için çok güzel bir yol oldu.

Yazının devamı...

Hayat sanatla güzel

27 Ekim 2021

Tarihi yarımada her zaman beni büyüler. İstanbul'u İstanbul yapan öğeler burada yer alırken her noktasında ayrı bir tarih gizlenir. İstanbul'un ilk kurulduğu ve geliştiği yerlerde ne hikayeler barınır. Öğrencilik yıllarımda içinde yaşarken tarihi bu kadar derinden hissettiğimi anımsamıyorum. İnsan yaşını başını aldıkça geçmişine duyduğu özlem kadar tarihine de daha çok bağlanıyor.

Öğrenciliğim boyunca Vezneciler Kız Yurdu (ana konaklama yerim) yaz aylarında Çemberlitaş ve Fındıkzade kız yurtlarında kaldığım için her yere yürüyerek giderdim. Şimdi düşünüyorum da okula yürüyerek gitmek ve tarihin içinden geçmek büyük lüksmüş. Sultanahmet, Ayasofya, Gülhane Parkı her zaman çay içtiğimiz ve kendimizi hadi dışarı çıkalım dediğimiz yerlerdi. Taksim ve Boğaz hafta sonları için tercih ederdik o zamanlar. Hayat ne çok hızlı geçiyor!

Dün Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi Sanat Galerisi üç sanatçının yer aldığı resim sergisinin açılışına katıldım. Neriman Şahin, Fikret Dadaloğlu, Bahar Akdeniz'in eserleriyle sonbahara sezonunda sanatseverlere "merhaba" diyen basın Müzesi'nde olmak benim için çok önemliydi.

Sanatı, sanatçıyı her zaman desteklememiz gerektiğini her zaman söylüyorum. Korona salgını sebebiyle tüm sektörler gibi sanatçılarımız da derinden etkilendi. Son zamanlarda yüzümüzü güldüren gelişmeler olsa da pandemi hala devam ediyor. Şu gerçek var; hepimiz pandemiyle yaşamayı öğrendik. Sanatta artık "sosyal mesafeli, maskeli ve hijyenik" Tüm kurallara dikkat edilerek art arda sergiler açılıyor. Basın Müzesi'nde de durum aynı. Tüm önlemlerle müzeyi gezebiliyoruz.

Serginin açılışında konuşan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş " Basın Müzemizin harap halinde olan binası kamuya yararlı bir dernek olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin kısıtlı olanaklarıyla 1984-1988 yılları arasında onarıldı. 33 yıldır da kimseden yardım almadan TGC'nin çabalarıyla ayakta duruyor.

Salgının yarattığı kapanma sürecinden sanat dünyası da tüm sektörler gibi çok etkilendi. Ancak tüm önlemlerimizi alarak Müzemizin galerisinde açılan sergilerle sanatın aydınlığında tekrar buluşuyoruz. Neriman Şahin, Fikret Dadaloğlu ve Bahar Akdeniz'i çalışmalarından ötürü kutluyoruz Tüm sanatçıları tarihi yarımadanın görülmesi gereken en önemli binalarından biri olan gazeteciliğin hafızası Basın Müzesi'nin Sanat Galerisi'ne bekliyoruz." derken herkese açık çağrıda bulundu.

Yazının devamı...

Babakale'de...

30 Eylül 2021

Babakale'yi bilir misiniz? Türkiye'nin en batı ucu ve Asya Kıtası'nın bittiği yer olarak bilinse de Babakale bunların çok ötesinde. Çanakkaleli biri olarak 2004 yılına kadar ben de Babakale'ye yolumu hiç düşürememiştim. Sonrasında farklı yılların yaz aylarında uzun süreli olarak Babakale'deydim. 2005 yılında Akliman'a inerken, yapımı devam eden evlerden birinde şimdi kuzenim yaşıyor. Ve o zamanlar "burada kimler yaşayacak acaba" dediğim evlerde kızlarımla birlikte unutulmaz anılarımız var.

Ağustos ayında Babakale'ye bir hafta ayırdık. Çocuklar küçükken yaşadıklarını hatırlayamıyorlar. Haliyle de Babakale onlar için bir anlam ifade etmiyordu. Şimdi sorsanız en mutlu oldukları yerlerden bir tanesi. Hatta bir gün Babakale limanında denize girerken söyledikleri "çok mutluyum çok" sözlerini hiç unutamayacağım. Bu sözler taşların üzerinde havlularını sermiş, denizdeki taş ve deniz kestanelerine ayaklarına batmadan denize girmek için uğraşan, ne şezlong, ne şemsiye ne kumu olmayan, çok kişinin "Babakale'de deniz var ama yüzebileceğiniz sahili yok ki" dediği sadece yerli halkın denize girebildiği bir yerde denize giren çocuklara ait. Dünyanın en bakir koyundaymışçasına, balıklar kadar özgürce yüzen, kayaların içinde eğlenen çocuklarım. Ruhunuz Babakale kadar özgür / özgün kalsın.

Babakale turizmin hırçın yapılaşmasından nasibini almamış nadir yerlerden. Tam bir balıkçı kasabası. Günümüzden yıllar öncesine geriye dönüp baktığımda değişen çok az şey var. Farklı şehirlerden köye yerleşim ve kendi kitlesini yaratan bir değişim olsa da Çanakkale'de tüketilen yerlere ( Bozcaada, Assos vb.) dönüşmesi için henüz zaman var. Zaten konaklama için çok fazla tercihiniz yok. Yıllar önce kaldığım Uran Motel kapanmış. Ev pansiyonculuğu yeni başlamış. Sakinlik, huzur, romantizm, deniz ve güneş en büyük ilham kaynağı Babakale'de.

Babakale her zaman hayatımda özel bir yere sahip. Bu son gidişimizde kızların da hayatına unutulmaz anılar bıraktı. Bebeklikten bu yana geldikleri bu yeri şimdi onlar da çok seviyor. Bir kızım ilk adımlarını Akliman'da atmıştı, diğer kızım ilk kez merdivenlerden burada düşmüştü. Avuç avuç kum yedikleri, dalgalarla dans edip, köpeklerle yakalamaca oynadıkları yere büyümüş olarak gitmeleri çok başkaymış. Yıllar sonra Babakale'ye ve yaşanmışlıklara baktıklarında neler hissedecekler kim bilir!

Yazının devamı...

Düğün stresine son

27 Eylül 2021

Düğün... İki insanın birlikte yaşama kararının ailesi, sevdikleri ve dostlarıyla kutladıkları özel bir gün. Farklı kültürlerde farklı şekillerde kutlanırken, herkesin kendi ritüellerine ve yaşam tarzına göre semboller ön plana çıkar. Pandemiyle birlikte düğünlere epey ara verilmişti. Kısıtlamaların kalkması ile birlikte çok sayıda mutlu ana şahit olduk. Bir anne olarak ben de bu mutluluktan nasibimi aldım. Artık üç kızım bir oğlum var :)

Düğün kararından düğüne kadar bitmek bilmeyen bir telaş yaşanır. En özel gün bazen kabusa da dönüşebilir. İşleri kolaylaştıran, hizmet alınan birçok firma olsa da düğün süreçlerinde gelin, damat ve misafirlere kolaylıklar sunan dijital bir uygulama nasıl olur? "Yeni dünya düzeninde her şeyi dijital olarak yapmak artık vazgeçilmezimiz olacak" diyen iki girişimci kadın; Nesrin Karaoğulu Otuzoğlu ve Fatma Yılmaz Öztürk ile dijital döneme uyum sağlayan bolomio uygulamasını konuştuk. Hem web tabanlı hem de app olarak geliştirdikleri uygulamayla her iki tarafında yanında olmayı hedefleyen Nesrin ve Fatma Hanım, herkesin dilediği gibi en güzel anlarında yaşadıkları tüm negatif deneyimleri çözmek üzere çıktıkları yolculuğu bizlerle paylaşıyor. Düğün sonrası bu uygulamanın varlığını bilmek bile içime su serpiyor. Bu sebeple sizlerle paylaşmasam olmazdı.

Hem kurumsal hayata devam eden hem annelik serüveninde yol alan hem de girişimci bir kadın olarak sizi tanıyabilir miyiz?

Nesrin Karaoğulu Otuzoğlu: Aslen Ardeşen, Rizeliyim. Doğanın hem çok güzel hem de çok zor olduğu bir coğrafyada büyüdüm. Çok çalışmak bizim genlerimizde var. Ayrıca mücadeleci ruha sahip olmayı ise sanırım geldiğim iklim ve coğrafyadan aldım. Peyzaj mimarıyım ve bu konuda öğrenciliğimden beri çalışıyorum. Yeni şeyler beni hep heyecanlandırmış, başarma ve sonuca ulaşma azmi ise en büyük motivasyon kaynağım olmuştur. Adaplant olarak 17 yılda Türkiye Fidancılık piyasasının standartlarını ve sektör konumlandırmasına şekil vermede öncülük ettik. Yeni fikirler beni hep heyecanlandırmıştır. Eğer fikre inanmışsam hemen harekete geçmek benim en büyük motivasyon kaynağım.

Globalleşen dünya ile birlikte dünyadaki işin işleyiş biçimi değişiyor. Yeni dünya düzeninde her şeyi dijital olarak yapmak artık vazgeçilmezimiz. Başta oğlum olmak üzere yeni nesil gençliğe baktığımda hepsinin pırıl pırıl ve dijital bir gençlik olduğunu görüyorum. Bu dijital çağa ayak uydurarak bir şeyler yapmak istiyordum. Dijital etkinlik planlama düşüncesiyle yola çıktığımızda henüz pandemi başlamamıştı. Çok doğru bir dönemde yerimizi aldık.

Düğün planlama uygulaması fikri nasıl ortaya çıktı?

Nesrin Karaoğulu Otuzoğlu: Aslında çok uzun zamandır olan bir fikirdi bu hatta olgunlaşması ve çalışmaya başlamamız pandemi öncesinden başlıyor. Her düğün katılından gözlemlediğimiz problemleri her iki taraf içinde nasıl çözeriz diye düşünürken Fatla ile benim aklımıza gelen fikirler bütündür. Düğün sahipleri için kimlerin geleceğini bilmek hazırlıklar aşamasında bütçeleri yönetebilmek, katılanlar içinde hediyeleri temi etmekten takı merasimine kadar olan düğün sahibinin stresini arttıran detayları tespit ettik ve uygulamamızı buna göre şekillendirdik. Herkesin dilediği gibi en güzel anlarında yaşadıkları tüm negatif deneyimleri çözmek üzere başladık bu yolculuğa.

bolomio'nun anlamı nedir? Simgenizde nar görüyorum, bize hikayesini anlatabilir misiniz?

Yazının devamı...

"Bildiğin Gibi Değil"

7 Eylül 2021

Geçtiğimiz günlerde sevgili Anıl Budak ve Buket Kılınç ile "Altın Melek Ödülleri"nin jüri toplantısında beraberdik. Öncelikli sohbetimiz ödül töreni olsa da sevgili Anıl ve Buket'i bulunca sağlık çalışanlarına adadıkları "Bildiğin Gibi Değil" single ile ilgili hemen köşeye sıkıştırdım.

Yeni projelerini, hayatı ve hayallerini konuştuğumuz keyifli bir Bebek gününden kalanları gelin size aktarayım.

Sevgili Anıl Budak, Sevgili Buket Kılınç nasılsınız? Hayat nasıl gidiyor?

Anıl Budak: Öylesine zor, öylesine bilinmeyen günler yaşadık ki şu zaman diliminde iyiyim demeye korkuyor insan. Ama yüksek sesle söylüyorum iyiyim. Zorlu pandemi sürecinde her birimiz ekonomik ve psikolojik olarak sıkıntılı günler yaşadık. Geleceğe umutla bakabilmek içinde önce kendi psikolojimizi sağlam tutmamız gereken günler bu günler. O yüzden de iyiyim diyorum. Açıkçası sen de çok iyi bilirsin ki Yeşim, üretmeden yaşayamayanlar grubundayım. O yüzden pusla yaşadığımız bu günlerin sonrasının güzel olacağına inancım tam.

Buket Kılınç: Hepimiz "Hayat nasıl gidiyor" sorusunu milattan önce, milattan sonra gibi pandemiden önce ve pandemiden sonra olarak cevaplamaya başladık. Dünyada bir virüs ortaya çıkacak ve aylarca sevdiklerimizden, işimizden ayrı kalarak evlerimize tıkılacağız, dünya adeta duracak, birbirimizden korkarak kaçacağız deselerdi asla gerçeklik payını düşünmeyip, yeni bir gerilim dizisi için en az iki sezon iyi giderdi diye düşünürdük.

Bir diş hekimi olarak maske benim hayatımın hep bir parçasıydı. O yüzden maskeyle yaşamayı çok yadırgamadım. Yaşamın içinde doğal seleksiyon vardı. Psikolojik olarak güçlü durmak bile bağışıklığı güçlendiriyor, bu savaştan elenmeni engelliyordu. O nedenle motivasyonumu hep yüksek tuttum bu süreçte.

Hepimiz küresel bir salgının içinde farklı deneyimler yaşadık. Siz bu süreci nasıl yönettiniz?

Yazının devamı...