19 Haziran 2000 Pazartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Cemaatin geleceği parlak değil

RUŞEN ÇAKIR


       İslami cemaat liderlerinin en yaşlılarından biri olan Kemal Kacar, İslami camiada genel kültürü, kibarlığı, ketumluğu ve tartışmasız otoritesiyle bir efsaneydi. Kayınpederi Süleyman Hilmi Tunahan'ın 1959'da ölmesinden sonra onun kurmuş olduğu Süleymancılık hareketinin başına geçen Kacar, Cumhuriyet dönemi din - devlet ilişkilerinin birinci elden tanığı ve aktörüydü. Çünkü diğer cemaat liderlerinin aksine politikayla doğrudan ilgiliydi; siyasi partiler ve devletin değişik kademeleriyle pazarlık konusunda uzmandı.
       Önce Millet Partisi'nden Kütahya Milletvekili seçildi. Daha sonraki dönem Adalet Partisi'nden seçildi. AP'den ayrılıp Demokratik Parti'yi kuranlar arasında yer aldı. 1977 seçimlerinde yine AP'den milletvekili oldu. Kacar, 12 Eylül 1980 darbesi sırasında Avrupa Konseyi'ndeki Türk Parlamenterler Grubu içinde yer alıyordu.

Kuran kursları

       Tunahan hareketini, Kuran eğitimi ile öğrencilere burs ve pansiyon temini temeline oturtmuştu. Zengin dindarların yardımıyla ülkenin değişik yerlerinde açtığı "yeraltı Kuran kurslarında" çok sayıda öğrenciye Kuran öğretti. 1946'da Kuran kurslarının yasallaşmasıyla birlikte Süleymancılık altın çağını yaşamaya başladı. Fakat cemaat 1960 ortalarından itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı ile amansız bir kavgaya tutuştu. Her şeye karşın 1980'e gelindiğinde Süleymancılık Türkiye'nin en önde gelen İslami cemaatlerinden biriydi.
       Cemaate bağlı kurs ve okul talebelerine yardım dernekleri federasyonu bünyesinde bine yakın dernek olduğu söyleniyordu. Yalnızca Almanya'da 150'yi aşkın camileri ve İslam kültür merkezleri vardı. Cemaat, bunlara ek olarak, özellikle taşımacılık alanında başarılı ticari faaliyetleriyle de dikkat çekiyordu. Bütün bunların sonucunda işlerini büyük ölçüde gizli yürüten, alabildiğine hiyerarşik, yaygın ve etkili bir örgütlenme ortaya çıkmıştı. Nitekim 12 Eylül yönetimi Süleymancılara bağlı kurs, vakıf, dernek ve pansiyonlara da el koymak istedi, fakat cemaat "Anayasa'ya evet oyu verme" karşılığında bunları kurtardı.

Gerileme

       Fakat Süleymancılar, 1980'li yıllarda değişen koşullara ayak uyduramadılar. Medya, eğitim, turizm, sağlık, finans gibi yeni alanlarda etkili olamadılar. Bu arada diğer cemaatler de Kuran kursu alanına el atmış ve kimi yerlerde Süleymancıları geçmişti. Kolejleri sayesinde Fethullah Gülen cemaatinin dindar zenginlerin yardımlarını büyük oranda toplamaya başlaması Süleymancıları olumsuz manada etkiliyordu.
       Siyasi olarak önce ANAP'ı, ardından DYP'yi destekleyen Süleymancılar, 1995 genel seçimlerinde, aslında yıldızlarının hiç barışmadığı Necmettin Erbakan'ı ve RP'yi desteklediler. Bu tercih, bu hareketin ne kadar pragmatist olduğunu göstermesinin dışında, ne denli derin bir kriz içinde bocaladığının da kanıtıydı.
       Süleyman Efendi'nin öğrencilerinden bazılarının tek tek veya grup halinde ayrılmasını, iyice yaşlanmış olan Kacar engelleyemez olmuştu. Bütün bunların üzerine 28 Şubat süreci geldi. 8 yıllık zorunlu eğitim ve Kuran kurslarıyla ilgili düzenlemeler cemaati iyice sarstı. Sonuçta, zaten hep gizli ya da yarı - gizli yöntemleri benimsemiş olan cemaat, iyice kabuğuna çekilmeyi tercih etti.
       Zamanla iyice küçülen, etkisi azalan ve esas olarak Kemal Kacar'a saygı ve itaat temelinde yolunu sürdüren Süleymancılık hareketini Kacar'ın ölümünden sonra pek parlak günlerin beklemediği söylenemez.

© 2000 Milliyet