|


Tatlı yiyelim, acı konuşalım!
Bayram sabahı, üstelik günlerden de pazarsa, eminim daha yumuşak, iyimser bir yazı okumayı tercih ederdiniz. Aslında benim niyetim de farklı değildi. Karamsar tablo çizen, ufukta umudun bulunmadığı yazılara son dönemde pek rağbet etmediğinizin de farkındayım. Gerçeklerle yüzleşmek yerine, hayal dünyasında yaşamak sadece siyasetçilerimizin ve bir kısım işadamlarımızın değil, elbet sizin de hakkınız!
Önceki gün Almanya'dan arayıp Berlin Radyosu için söyleşi yapmasalardı, bambaşka bir yazıyla karşınızda olacaktım bu bayram sabahında. Berlin Radyosu'ndaki arkadaşların bana yönelttikleri soru şuydu:
"Başbakan'ın Amerika gezisinin çok başarılı geçtiği, AKP hükümetinin izlediği ekonomi politikasının ABD'de takdirle karşılandığı belirtiliyor. Türkiye'den bakıldığında da ekonomide iyileşme hissediliyor mu?"
Onlar memnun, biz değiliz
Tam da bayram arifesinde, esnafın "Bu kadar sönük geçen bir bayram dönemi alışverişi hiç hatırlamıyorum" diye yakındığı, milletin işsizlikten kırıldığı, makro ekonomik göstergelerdeki belirgin düzelmeye karşılık, halkın bu düzelmeyi günlük yaşantısında kesinlikle hissetmediği bir ortamda siz olsanız ne derdiniz? Yabancılar, hükümetin ekonomi politikasını elbette takdirle karşılar. Zira Türk halkının öncelikleriyle, batılı finans çevrelerinin öncelikleri birbirinden öyle farklı ki...
Onlar için en önemli konu, Türkiye'nin dış borçlarını aksatmadan ödeyebilmesi (ki şimdilik herhangi bir tehlike yok).IMF programına bağlı kalınması. (Yerel seçimler öncesi küçük sapmalar olduysa da, bu sapmaların seçim sonrasında yeni vergiler olarak Türk halkına geri döneceği şimdiden belli!)Sıcak para girişlerine hiçbir caydırıcı düzenleme getirilmediği için Türkiye, kısa vadede elde edecekleri kârın peşinde koşan batılı portföy yatırımcıları için, Amerika ve Avrupa'daki gelişmiş pazarlardan kat kat daha kârlı. Faizler bu kadar gerilediği halde. Makro dengeler altüst olursa, bir gecede çekip gidiverirler. Sırtlarında yumurta küfesi yok ya...Ne var ki doğrudan yabancı sermaye yatırımı söz konusu olunca, Türkiye'ye yağdırılan övgü ve takdirlerden eser kalmıyor. Erdoğan ile New York'ta buluşan UBS, Morgan Stanley, Citigroup, Merrill Lynch gibi büyük finans kuruluşlarının CEO'ları, "Türk ekonomisinin 2003'teki performansından memnunuz. Umarız 2004'te de iyi yolda devam eder" demişler. Ama konu yabancı yatırımcıları Türkiye'ye getirmeye gelince, "2004 için söz konusu olamaz" demeye getirmişler. (Bakınız dünkü Dünya gazetesi)Az daha unutuyordum: Başbakan Erdoğan'ın Amerika ziyaretini, Amerikan medyası elbette başarılı bulmuştur. Zira orada da medya, iş hayatıyla içiçe! Başbakan Amerika'dan ayrılmadan, Türk - Amerikan ilişkilerinde ciddi sorun haline gelen Uzan Grubu'nun Motorola'ya 2.9 milyar dolarlık borcu için geri ödeme sözü verdi. AKP hükümetini, geçmiş iktidarların aksine Uzan'ların üzerine gidebildiği için kutlamak gerek. Ama hükümetin bu başarısı, IMF'den yılda 2,5 milyar dolar almak için 40 takla atıldığı bir dönemde, o 2,9 milyar doların sizin - benim sırtıma yeni vergiler olarak bineceği gerçeğini değiştirmiyor.
Motorola, Cargill
Başbakanımız Amerika'da Cargill'i mutlu etmeyi de ihmal etmedi. Erdoğan'ın da bayileri arasında bulunduğu Ülker, yazın Cargill'e ortak olduğunda, bu 'mutlu son' zaten tahmin edilmeliydi. Mahkemelerde sürmekte olan pek çok davaya, pancar üreticilerinin ve 26 şeker fabrikası çalışanlarının isyanına rağmen Başbakanımız, yapay tatlandırıcı (mısır bazlı nişasta) üreten Cargill Şirketi'nin 1997'de Bursa'da yaptığı yatırımın önünün açılacağı sözünü verdi. Cargill ve Motorola'nın başkanları Erdoğan'dan istediklerini aldılar, ama Türk işadamları, ABD'ye ihracata dönük olarak Türkiye'de kurulacak nitelikli sanayi bölgelerinde ayakkabı, tekstil ve deri sektörünün de yer almasına yönelik vize alamadılar.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|