MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Otizm ve Okul

Otizmi olan öğrenciler öğrenme, sosyal beceri ve iletişim alanlarında özel idesteğe ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle, öğretmenlerin bu alanların her birine hitap etmek için stratejilere ihtiyacı vardır. Aşağıdaki 10 önerimiz, öğretmenlerin yukarıda belirtilen ihtiyaçların bir kısmını ele almalarına yardımcı olacaktır ve otizmli bireylere iyi bir rehberlik sağlayacaktır.

1. Öğrenci hakkında bilgi edinin

Bir öğrenci hakkında bilgiye ihtiyaç duyan eğitimciler;

Bireyin eğitim kayıtlarını incelemeli,
Bireyin becerilerini gözlemlemeli,
Çocukla bireysel görüşme yapmalı,
Aile görüşmeleri yapmalıdır.

2. Büyükleri öğretin

Mümkün olduğu kadar, eğitimciler çocuğun ilgi alanlarını, güçlü yönlerini, uzmanlık alanlarını öğretme araçları olarak kullanmalıdırlar.

3. Onlarla konuşun

Tüm öğrencilerin iletişim kurma fırsatına sahip olduğundan emin olmak için, öğretmenlerin etkileşime olanak tanıyan yapıları ve etkinlikleri çalışmalarına yerleştirmeleri gerekmektedir.

4. Seçim Yaptırın

Seçim, öğrencilere sadece yaşamlarında bir kontrol hissi vermekle kalmayıp, öğrenmeleri için bir fırsat olabilir. Seçim yapma; öğrenme ortamı, ders materyalleri ve iletişim söz konusu olduğunda özel ihtiyaçları olan otizmli öğrenciler için özellikle yararlı olabilir. Seçim, okul gününün hemen hemen her yerine yerleştirilebilir. Öğrenciler hangi görevlerin tamamlanacağını, grupta hangi rolün alacağını, kişisel yardım ve destekleri nasıl alacağını seçebilirler.

Sınıflarda sunulabilecek seçeneklere örnekler şunlar olabilir:

Atanan on sorunun beşini çözmek
Tek başına ya da küçük bir grupla çalışmak
Sessizce veya bir arkadaşla okumak
Kalem veya bilgisayar kullanmak
Çalışmayı sınıfta veya kaynak odasında gerçekleştirmek
Kelimeleri veya resimleri kullanarak not almak

5. El yazısı alternatiflerini düşünün

Yazma, otizmli öğrenciler için önemli bir gerilim ve mücadele kaynağı olabilir. Bazı öğrenciler hiç yazamazlar ve yazabilecek diğer çocuklar, bunu yapmakta zorlanabilirler. Bir öğrencinin yazı yazmasını desteklemek için; bir kelimeyi, bir cümleyi veya birkaç satırı yazarak nazikçe cesaret vermek denenebilir. Öğretmenler; öğrencinin bir bilgisayar, kelime işlemci kullanmasına izin verebilir. Bazı öğrencilerin yazarken bir kelime işlemci kullanması, onların motor beceriler (süreç) yerine eldeki (içerik) göreve odaklanmalarına yardımcı olur.

6. Düzenlemeyle ilgili yardım

Otizmli bazı öğrenciler ultra organize olsa da diğerleri materyal bulma, dolap ve masa alanlarını düzenli tutma konusunda desteğe ihtiyaç duyabilirler. Örneğin, öğretmenler tüm öğrencilerin kitap poşetlerini paketlemelerini, malzemeleri bir yere koymalarını ve çalışma alanlarını birlikte temizlemelerini sağlayabilir. Bu süreç tüm öğrencilere okuldan eve geçişe nasıl hazırlandıklarına dair organize olma fırsatı verecektir. Bu süre zarfında başka beceriler de öğretilebilir. (Örneğin, yapılacaklar listesi oluşturma, görevlere öncelik verme)

7. Destek geçişleri

Otizmli bazı öğrenciler etkinlikler arası geçişlerde sıkıntı yaşarlar. Bazıları çevreye rahatsızlık verirken, diğerleri de etkinlikler arası geçişte sorunlar yaşayabilirler. Otizmli bireyler, strese neden olan değişikliklerin son derece zor olabileceğini söylemektedirler. Öğretmenler, geçiş yaparken öğrencilerinin hissettikleri rahatsızlığı en aza indirebilir:

Öğrencilerin bir etkinlik boyunca kendi başlarına zaman geçirebilmeleri için görsel bir zamanlayıcı kullanılabilir.
Herhangi bir geçişten önce tüm sınıfa hatırlatmalar yapılabilir.
İlkokul sınıflarında, öğretmenler tüm öğrencilerden bir partner ile bir yerden diğerine hareket etmelerini isteyebilir. Ortaokul ve lise sınıflarında, öğrenciler yardımcı olacak bir akran seçebilirler.
Bir geçiş yardımcısı (bir oyuncak, nesne veya resim) edinmeleri sağlanabilir.

8. Rahat bir sınıf oluşturun

Öğrenciler eğitim ortamlarında rahatsız veya kendilerini güvensiz hissettiklerinden başarısız olurlar. Otizmli öğrenciler, rahatlayabilecekleri ve kendilerini güvende hissedebilecekleri ortamlarda öğrenmeye hazır olacaklardır.

Sınıfı daha konforlu ve güvenilir hale getirmek için fikirler;

Oturma seçenekleri (örneğin, puf sandalyeler, sallanan sandalyeler)
Doğrudan ışığı azaltmak (örneğin, yukarı doğru çıkıntı ışığı kullanarak, özellikle hassas olan bir öğrencinin şapka giymesine izin vererek)
Dikkat dağıtıcı sesleri en aza indirgemek (örneğin belirli faaliyetler sırasında kulak tıkacı veya kulaklık temin etmek) yararlı olacaktır.

9. Mola verin

Bazı öğrenciler, görevler arasında mola verdikleri zaman en iyi şekilde çalışırlar. (sınıfta dolaşabilir, ayağa kalkabilirler) Bazı öğrencilerin yürüyüş aralarına ihtiyacı olacaktır (bu aralıklar birkaç saniyeden on beş veya yirmi dakikaya kadar sürebilir). Bazı öğrenciler bir veya iki kez bir koridorda aşağı yukarı yürümeye ihtiyaç duyabilirler, bazıları ise sınıfta dolaşmak için izinli olabilirler.

10. Dâhil edin

Yaparak öğrendiğimiz doğruysa, o zaman kapsayıcı okullarda otizmli öğrencileri desteklemek için öğrenmenin en iyi yolu öğrencileri dâhil etmektir.

Instagram:@bak_su_konusanlara

Yazının devamı...

Bebeklerde Konuşma Gelişimi

Ebeveynler, çocuklarının dil ve konuşma gelişimini nasıl desteklemeleri gerektiği hakkında sıklıkla soru sorarlar. Bebekler, konuşmadan önce iletişime geçerler. Konuşma başlamadan önce çıkardıkları seslerle, jest ve mimiklere bizlerle iletişime geçerler ve isteklerini ya da huzursuzluklarını belli ederler.

Bebeklerin konuşmaya başlamadan önce sesler çıkarmaları önemlidir. Babıldama denilen bu dönemde ses tekrarları, iletişim çabaları desteklenmelidir. Peki 0-2 yaş ve 2- 4 yaş arası hem iletişim hem de dil ve konuşma becerilerinin gelişimini nasıl destekleyebilirsiniz?

0- 2 yaş

Babıldama önemlidir, sesler çıkarın ve bebeğinizin de çıkarmasını sağlayın.

Bebeğiniz ses çıkardığında ona bakın, tepki verin ve onunla konuşun

Bebeğiniz güldüğünde veya başka yüz ifadeleri yaptığında sizde aynısını yapın.

Bebeğinize model olun ki o da sizi taklit etsin örneğin alkış yapın, el sallayın.

Bebeğinizle banyo yaparken, onu beslerken ve giydirirken konuşun. Ne yaptığınız ve nereye gittiğiniz hakkında konuşun.

Renkleri ve şekilleri gösterin.

Gördüğünüz nesneleri sayın.

Hayvan seslerini ve hayvanların isimlerini beraber söyleyin, örneğin, köpek hav hav diyor gibi.

Bebeğinizin söylediklerine eklemeler yapın. Bebeğiniz "Anne" deyince "Anne burada. Anne seni seviyor. Bebek nerede? Burada bebek." gibi cümleler ekleyin.

Çocuğunuza okuyun. Her kelimeyi okumak zorunda değilsin, resimlerden bahsedin. Büyük renkli resimler içeren kitapları seçin. Çocuğunuza "Bu nedir?" diye sorun ve onun nesnelere işaret etmesini veya ismini söylemesine yardımcı olun.

2- 4 yaş

Çocuğunuzla net ve güzel konuşun. Model olun ki sizin konuşmanızı taklit etsin.

Çocuğunuzu anladığınızı göstermek için söylediklerini tekrarlayın ve yine cümleler ekleyin.

Bazen bebek konuşmasını kullanmanız problem yaratmaz ama cümlenin içinde yetişkin kelimeleri de kullandığınızdan emin olun. Örneğin, "Din-din zamanı geldi. Şimdi akşam yemeği yiyeceğiz."

Sık kullanılan veya tanıdık şeylerin resimlerini kesin. Bunları, sürülecek şeyler, yiyecek şeyler ve oynayacak şeyler gibi kategorilere yerleştirin. Resimleri karıştırıp eşleştirerek “yanlış ve komik” resimler yapın. Bir arabanın direksiyonuna bir köpeğin resmini yapıştırın. Resimde neyin yanlış olduğunu ve "düzeltmenin" yollarını konuşun.

Çocuğunuzun anlamasına ve soru sormasına yardımcı olun. Evet-hayır oyunu oynayabilirsiniz. “ Sen kuş musun?", "Bir at uçabilir mi?" gibi sorular sorun, cevabı bekleyin.

Bir seçim yapması gereken sorular sorun. "Elma mı yoksa portakal mı istiyorsun?" "Kırmızı gömleğini mi, mavi gömleğini mi giymek istiyorsun?"

Çocuğunuzun yeni kelimeler öğrenmesine yardımcı olun. Vücut parçalarını adlandırın ve onlarla ne yaptığınız hakkında konuşun. "Bu benim burnum. Çiçek, kek ve sabun kokusu alıyorum."

Basit şarkılar söyleyin ve tekerlemeler söyleyin. Bu, çocuğunuzun konuşma ritmini öğrenmesine yardımcı olur.

Bilinen nesneleri bir kutuya yerleştirin. Çocuğunuza bir tane alıp adını ve nasıl kullanacağınızı söylemesini sağlayın. “Bu benim topum. Zıpladım. Onunla oynuyorum.”

Tanıdık kişilerin ve yerlerin resimlerini gösterin. Kim olduklarını ve ne olduğu hakkında konuşun.

Instagram: @bak _su_konusanlara

Yazının devamı...

İstismar Kavramını Anlamak

İstimar denilince aklımıza genelde taciz ya da cinsel istismar gelir. Peki istismar konusu sadece bununla mı sınırlıdır? Örneğin, duygusal olarak ihmal edilen çocuklar duygusal olarak istismara uğrayan çocuklar değiller midir? Her istediği yapılan ama şefkat ya da ilgi göremeyen çocukların durumu nedir?

Bu duygusal, fiziksel istismara uğrayan çocuklar gerekli zamanda ihtiyaçları olan terapiyi almazlarsa gelecekte ne gibi tehlikler onları beklemektedir? Onları bekleyen bu tehlikelerin yanı sıra bu çevrelerine ne gibi zararı olur? İstismar, otizme benzer davranışlara yol açar mı?

Tüm bu sorularımızı Uzman Psikolog Berk Omay'a sorduk.İstismar konusundaki bilgilendirmeleri için kendisine teşekkür ederiz.

Her ne kadar can sıkıcı bir konu olsa da haberlerde, programlarda sıkça karşılaştığımız bir konudur istismar konusu. Bu durumdan kadınlar kadar çocuklar da muzdariptir. İstismar kavramı haberlerde ve medyada daha çok cinsel saldırı ve taciz anlamında kullanılmaktadır. Ancak istismar bireyin ruhsal ve bedensel sağlığını olumsuz yönde etkileyen her davranışı kapsar. Hatta çocuğu ihmal etmek, onun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamamak, çocuğa özgürlük vermek adı altında ilgisiz ve kayıtsız kalmak dahi bir istismardır.

Bu durum göz önüne alındığında sadece cinsellik içeren davranışlar değil çocuğa şiddet uygulamak, tehdit etmek, bağırmak, hakaret etmek, sevgiden mahrum bırakmak, çocuğa karşı ilgisiz ve kayıtsız kalmak, aşağılamak, aşırı öfkeli davranmak, küçümsemek, korkutmak, sıkça cezalandırıcı tutumda bulunmak, beslenme, korunma, sevgi, gözetim, eğitim ve yol gösterme gibi gereksinimlerinin karşılanmaması gibi davranışları da istismarın içerisinde sayabiliriz. Çünkü bütün bu yanlış tutumlar çocukların psikolojik ve bedensel sağlıklarını cinsel istismar kadar olumsuz yönde etkilemektedir.

Örneğin fiziksel cezanın ve dövmenin içinde yer aldığı fiziksel istismarın çocuklardaki etkilerine baktığımızda korku, güven kaybı, yeme bozuklukları, ders başarısındaki düşüş, odaklanma problemleri, sosyal anlamda içe çekilme, arkadaş ortamından uzaklaşma, aşırı çekingen ya da şiddet gösterilerinde ve agresyonda aşırı artış, düşmanca tutum gibi problemleri görmekteyiz. Bununla beraber fiziksel istismarın kaygı bozukluklarına ve çocukluk çağı depresyonuna yol açabileceği de belirtilmektedir. Hatta bu depresyon tedavi edilmezse çocuklarda intihar ve ölüme kadar uzanan çok zorlayıcı bir tablo oluşturabilmektedir.

Bazen fiziksel cezalar problem davranış gösteren çocukları korkutmak ya da bezdirmek amaçlı kullanılabilmektedir. Bu konuda her ne kadar son dönemlerde insanlarımız bilinçlense ve çocuğa verilen fiziksel cezanın yanlış olduğunu belirtseler de ebeveynler bazen çocuklarıyla başa çıkamadıklarını ve sabırlarını yitirerek bu tip sert tepkiler verebildiklerini belirtmektedirler. Bazı ebeveynlerde ise öfke kontrol probleminin bu tutuma yol açtığı bilinmektedir. Bu ebeveynlere önerim eğer sabrınızı yitirdiğinizi ya da problemle başa çıkamadığınızı düşünüyorlarsa önce kendileriyle ilgili ardından ise çocuklarıyla ilgili bir uzmandan yardım almaları ve çocuğa doğru yaklaşım biçimlerini belirleyerek hayatlarını kolaylaştırmaları yönünde olacaktır.

Çocuğu tehdit etmek, açıkça düşmanca tutum sergilemek, sözel şiddete maruz bırakmak, aşağılayıcı ve küçümseyici tutumda bulunmak, sevgiden mahrum bırakmak ve ihmal edici, görmezden gelici davranmak gibi davranışların içinde yer aldığı duygusal istismar da çocukta çok ciddi problemlere yol açmaktadır. Bu davranışlar düşmanca ve kendilerinden zayıf çocuklara zorbaca tutum, yeme ve uyku bozuklukları, aşırı öfke ve nefret gibi problemlerle kendini gösterebilmektedir.

Buradaki en dikkat çekici nokta duygusal istismarın çocukta hiçbir şekilde nörolojik açıklaması olmayan gelişimsel geriliğe hatta otizm benzeri durumlara yol açabilmesidir. Bu hem duygusal hem de fiziksel istismarın mevcut olduğu durumlarda ortaya çıkabilmektedir. Var olan zorlayıcı koşullarla ve kaygıyla başa çıkamayan çocuk, güven duymadığı gerçek dünyadan giderek uzaklaşarak kendi kurduğu iç dünyasına hapsolur. Dış dünyayla iletişimi koparır, sanki hiçbir şeyi öğrenemiyormuş ya da farkında değilmiş gibi davranır, sallanma, çırpınma ve ekolali konuşma ya da hiç konuşmama gibi otizmle karıştırılacak belirtiler dahi gözükebilir. Böylece doğuştan normal gelişime sahip olan ancak psikolojik faktörlerin olumsuz yönde etkilediği yanıltıcı bir zihinsel performans durumu ortaya çıkabilir. Gerekli olan değişimler ve terapilerin sağlanması durumunda ise çocuklar yeniden dış dünyayla sağlık iletişim kurmayı ve zorluklarla başa çıkmayı öğrenir ve böylece problemin ortadan kalkması mümkün olabilir.

Bazı aileler çocuklarına sadece maddi her olanağı sağlayarak onlarla ilgilendiklerini düşünürler. Ancak bu olanaklara beraber duygusal anlamda çocuklarının ihtiyaçlarını arka plana atan aileler de mevcuttur. Bu ailelerde çocuklarını pek bilmeden de olsa istismar etmektedirler. Unutulmamalıdır ki tek başına maddi olanaklar çocuğa içten bir sarılmanın ya da ona gerçekten sevildiğini hissettirmenin, beraber oyun oynamanın ya da bir anı paylaşmanın yerini tutamaz. Böyle yetiştirilen çocuklarda ileride kişilik bozukluklarının görülmesi muhtemeldir.

İhmal edilen bireylerde görülebilecek problemlerin belki de en ilginci narsistik kişilik bozukluğudur. İhmal edilmiş olan çocuk küçük yaştan itibaren sevilmediği ve herkesin güvenilmez olduğu düşüncesinden doğan bir güvensizlik ve kaygı duyar. Bu durumda kişi kendini kusursuz ve çok güçlü görerek diğer insanlarla sağlıklı ve derin ilişkiler kurmaz. Onları aşağılar, küçümser, kendisini mutlak doğru ve haklı görür.

Bütün istismar türleri hem çocukluk hem ergenlik hem de yetişkinlik dönemlerinde bireylerde çok ciddi olumsuz etkiler bırakır. Bu yüzden bütün bu problemlere karşı farkındalık kazanıp duyarlı olmak son derece önemlidir. İstismara uğramış bir çocuk hızlıca bir uzman tarafından değerlendirilmeli ardından gerekli olan terapi desteği sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki istismara uğramış bir birey istismara uğrayacak onlarca bireyin sebebi olabilir.

Instagram:@bak_su_konusanlara

Yazının devamı...

Çocuklarda Neden Uyku Problemleri Olur?

Çocuklarına tek başına uyku alışkanlığı kazandırmak anne babalar için en zor konulardan bir tanesidir. Uzman Psikolog Berk Omay uyku problemleri ve nasıl aşılması gerektiği hakkında sorularımızı yanıtladı.

Uyku problemlerinin nedenleri nelerdir?

Tek başına uymanın çocuk için en büyük zorluğu ilk başta yaşadığı korkudur. Ancak bazen bu korkuya çocuğun anneden ayrılma kaygısı, bağlanma problemleri de eklenir. Eğer anne çocuğu ile sağlıklı bir bağ kuramazsa çocuk anneye bağımlı olur ve onu bırakmak istemez. Hatta bu durumu bazı anneler “çocuğum tuvalete bile gitmeme izin vermiyor” diye ifade eder.

Çocuk aslında annesinin onu bırakıp terk edeceği kaygısını yaşar. Bu durumun sağlıklı yürütülmesi için annenin çocukla verimli zaman geçirmesi gereklidir ama aynı zamanda da çocuğa kendi başına kalması için de fırsat tanımalıdır. Çocuğunu gerektiği kadar korumalı, çocuğuna karşı sadece gerektiği kadar sorumluluk almalı, yaşına uygun düzeyde özgür bırakmalıdır. Anne “mükemmel” değil “yeterince iyi” olmalıdır.

Teknolojik aletlerin uyku üzerinde olumsuz etkisi var mıdır?

Yalnız uyumak her yaştan çocuk için zorlayıcı olsa da özellikle erken çocukluk döneminde yalnız uyuma problemi daha sık görülür. Bunun bir sebebi o dönemdeki çocuklarda hayal gücünün daha çok çalışması gösterilebilir. Çocuk, hayal gücünün etkisiyle ya da televizyonda gördüğü etrafında duyduğu bir içeriğin etkisiyle bir korku geliştirebilir. Özellikle televizyon ya da tabletle çok iç içe olan çocuklarda içerik ve süre kontrolü sağlanmazsa bu durum olumsuz bir şekilde kendini gösterebilir. Çünkü o yaştaki çocuklar gerçek ve gerçek olmayanı ayırma konusunda çok başarılı değildir. Gördükleri veya hikayesini dinledikleri hayali bir karakteri gerçek olarak algılarlar ve bu da onların korkmalarına sebep olur. Zaten önerilen erken yaşta çocuğun televizyon ve tabletle tanıştırılmaması yönündedir. Ancak günümüzde bu pek mümkün olmadığından en azından çocukların ne izlediğinin takibi önem taşır. Yine de televizyon ve tablet, çocuğunuzun bakıcısı görevinde veya problemlerden kurtulmanızı sağlayacak objeler olmamalıdır.

Çocuğun odası önemli midir?

Çocuğunuzun odasının durumu da yalnız başına uyumasında diğer etkenler gibi önem taşır. Odanın fiziki şartlarının ve aydınlatmasının sağlıklı olması, gece lambası ışığında odasındaki objelerin korkutucu gölgeler yaratmaması konusunda dikkatli olunması gerekir. Odanın ferah ve düzenli olması da önem taşır.

Ailelerin en sık yaptığı yanlışlar nelerdir?

Çocuklarının korkularıyla baş edemeyen anne babaların yaptığı en büyük hata çocuklarına boyun eğmektir.

Artık çocuğuyla baş edemeyen ebeveyn onun isteğini kabul eder ve bu durumun zamanla geçeceğini, büyüdükçe cesaretini kazanabileceğini düşünür. Halbuki durum tam tersidir.

Anne babasıyla yatmaya alışan çocuğun bu alışkanlığı ve rahatlığı gün geçtikçe pekişir ve işler daha zorlaşır.

Ayrıca çocuğa istekleri üzerinde inatçı olduğu sürece onları her defasında kabul ettirebileceği gibi yanlış bir mesaj da iletmiş olursunuz. Çocuğun düşüncesi “evet onları pes ettirdim demek ki durumu böyle zorlarsam yine istediğimi elde ederim” yönünde olacaktır.

Ayrıca çocuğunuz iyice sizinle yatmaya alıştığında eğer onu bir anda yatağında yatmaya zorlamaya başlarsanız yoğun öfke ve ağlama krizleriyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Böyle durumlarda bu zorluğu basamaklara ayırarak aşmak gerekebilir.

Örneğin ilk basamak çocuğun kendi yatağına alışması adına çocuğun odasında onunla beraber o geceyi geçirmek ardından diğer basamaklarda zamanla bu süreci azaltmak şeklinde olabilir.

Çocuklara tek başına uyku alışkanlığı kazandırmak için önerileriniz nelerdir?

Çocuğun yalnız yatmaya alışması için öncelikle biraz güven kazanması önemlidir.

Bunun için yatmadan önce çocukla oda kontrol edilebilir, güzel ve eğlenceli bir hikâye okunabilir.

Rahatlatıcı bir müzik dinletilebilir.

Çocuğa uyuyuncaya kadar ona eşlik edilebilir. Tabii ki ebeveyni tarafından çocuğa sadece uyuyuncaya kadar yanında kalınacağı söylenmelidir.

Bununla beraber çocuk eğer gece vakti anne babasına seslenirse ebeveynin çocuğa karşılık vermesi güveni arttırır.

Ne zaman bir uzmana başvurmak gerekir?
Bütün bu önerilere rağmen çocuğunuzdaki problemler devam ediyorsa bir uzmana başvurmanız gerekir.

Instagram:bak_su_konusanlara

Yazının devamı...

Tablet, Telefon, Televizyon Otizme Neden Olur mu?

Amerika’da 1975 yılında, 5000 çocuktan 1'ine otizm tanısı konulurken bugün sayı 45’te 1’e çıkmıştır. Neler oluyor? Otizm artışın tanısı neden arttı? Teknolojik aletlerin fazla kullanımı bazı küçük çocukların otizm riskini arttırdı mı?

İlk olarak otizm tanısının arttığı ülkelere bakıldığında ortak özellikleri, hepsinin teknolojik aletlerin yoğun olarak kullanıldığı ülkeler olmasıdır. Sanal Otizm perspektifinden bakıldığında ve araştırıldığında ise dijital devrimi yaşamayan ülkelerin, örneğin Afrika, otizm teşhisinde artışlar yaşamadıkları ortaya çıkmıştır çünkü küçük çocukların ekranların önünde zaman harcamadıkları anlaşılmıştır.

“Sanal Otizm” terimi ilk olarak, Romen klinik psikoloğu Dr. Marius Zamfir tarafından kullanılmıştır. Bu terim “elektronik ekranların tetiklediği otizm” anlamına gelmektedir.

2011-2016 yılları arasında Romanya’da, çocuklarda otizmde şaşırtıcı bir artışa tanık olan Dr. Zamfir çocukların aile hikayelerine baktığında bu çocukların ortak noktalarının günde dört saat veya daha fazlasını ekran başında geçirmeleri olduğunu tespit eder. Teknolojik aletlerle harcanan zaman kontrol altına alındığında ve çocukların başka şekillerde vaktini geçirmesine olanak sağlandığı zaman ise otizm belirtilerinin azaldığı ya da tamamen ortadan kalktığı görülür. Romanya'da, günümüzde, otizmin tedavisinde ekran kontrolü rutin olarak kullanılan bir uygulamadır.

Telefon ve tabletler ne kadar zararlı?

Çocuk gelişimi konusunda uzman iki Fransız doktor, Dr. Isabelle Terrasse ve Dr. Anne-Lise Ducanda, 2017 yılında bu konuya cevap veren bir YouTube videosu hazırladılar.

Adı, “Ekranlar: 0-4 yaş arası çocuklar için tehlike” olan bu video, Dr. Ducanda'nın kliniğindeki vaka çalışmalarına dayanarak hazırlanmış olup amacı, ebeveynleri ve sağlık uzmanlarını son zamanlarda artış gösteren “Sanal Otizm” konusunda uyarılarda bulunmak ve onlara çözümler önermek.

Araştırmaları sonucunda, otizm teşhisi konan 0-4 yaş arası bazı çocukların ekran karşısında geçirdikleri süre azaltığında ya da ortadan kaldırıldığında bunun gelişimlerine son derece olumlu katkı sağladığını bulmuşlardır.

Çocuklar, gerçek nesnelerle oynayarak ve birilerine bakıp konuşarak sosyal etkileşim yoluyla kelimelerin anlamlarını öğrenirler. Annesi, şapkanı tak çıkalım dediği zaman, çocuk kelimenin anlamını ve eylemin kendisini birbirine zihninde bağlar ve gerçekleştirir. Bir çocuk dış dünyayı önce elindeki oyuncağına dokunarak, onu ağzıyla hissederek ve yere fırlatarak keşfeder. Çocuğun beyni bağlantıları yani deneyimlerini kaydetmeye devam eder. Bir sonraki adımda onu kullanmasını ve yenisini eklemesini sağlar ve böylece çocuk sosyalleşir, iletişim kurar, merak eder, öğrenme isteği artar, keşfeder.

Ama çocuklar ekran karşısında gereğinden fazla kalırsa parlak ve akan görüntülerin cazibesine kapılır, duyduğu kelimeleri tekrar eder ama anlamlarını öğrenemez, gerçek yaşamda bunu kullanamaz. Kırmızı kelimesini duyar ve tekrarlar ama gerçek yaşamda kırmızıyı göster denildiğinde gösteremez. Küçük bir çocuğun beyni dokunma ve etkileşim duygusu olmadan gelişemez. Elektronik ekranlardan gelen ışık ve gürültü, bir çocuğun dikkatini çeker, ancak sağlıklı beyin gelişimini engeller.

Çocuğun dil ve iletişim becerileri için gerekli olan insan etkileşimlerinin önüne geçer. Ekrandan gelen gürültü, ışık ve hatta çizgi filmler çocuğun zorlukla baş edebileceği acı veren duygular doğurabilir. Bu da daha sonra saldırgan davranışlara ve şiddet eğilimine yol açabilir. Hiçbir şey karşılıklı iletişim yüz yüze olan iletişimin yerini tutmaz.

Çocuklara, bu teknolojik cihazları
hangi yaş aralığında ve ne kadar süre için vermek uygundur?

Amerikan Pediatri Akademisi’ne göre, ilk 18 ay, görüntülü konuşma hariç, kesinlikle olmamalıdır.

18-24 ay arasındaki çocukların ancak anne baba yanlarındayken sınırlı süre ile (1 saatten az) program izlemeleri gerektiğini vurgulanmıştır.

2-5 Yaş arası çocuklar için ise ekran süresi günde 1 saat olarak önerilmiş olup, izlenecek olan programın ebeveynler tarafından seçilmiş olması, çocukların izlediklerini anlıyor olması ve yaşamlarına bir katkısı olması dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardır.

6 yaş ve üzeri olan çocuklarda ise ekran süresinin uyku düzenini olumsuz etkilememesine, fiziksel aktiviteye ayrılan süreyi azaltmamasına ve sağlıklı büyümeyi engellemesine önemle dikkat ederek planlanmasını önermiştir.

Bağımlılığı önlemek için neler yapılmalıdır?

Otizm spektrum bozukluğunun tanısında yaşanan artışa dair çarpıcı olan şey, 1975'ten bu yana televizyon kullanımının artması ve dijital devrim ile ilişkili olmasıdır. Dijital devrimin ileri olduğu ülkelerde otizm daha sık görülmektedir. 1975'te, tipik bir ailenin evinde bir televizyon ekranı vardı. Bugün, dijital devrim ile, ailelerin genellikle 10-15 farklı ekranları var.

Daha da büyük TV ekranlarının yanı sıra, masaüstü bilgisayarlarımız, dizüstü bilgisayarlarımız, tabletlerimiz, akıllı telefonlarımız ve video oyun oyuncularımız var.

Tabletler, altı aylıktan küçük bebekler için oyuncak kataloglarında tanıtılmaktadır. Bebeklere yönelik uygulamalar yapılmakta ve çocuklar çok erken yaşta teknoloji ile tanışmaktadır. Çocuklar artık teknolojinin içine doğmakta ve onunla büyümektedirler.

Bu durumda ebeveynler teknolojiye rağmen yaşamayı değil teknoloji ile beraber yaşamayı öğrenmeli ve çocuklarına da öğretmelidir.

Teknolojik aletlerin kullanımına sınır getirmek ve çocuk kullanırken onunla beraber olmak ve nelerle vakit geçirdiğini anlamak ve onunda izlediğini anladığından emin olmak bağımlılığı önlemeye yardımcı olur.

Ayrıca ekran süresini kısıtladığınızda ya da ortadan kaldırdığınızda bu sürenin yerini dolduracak başka aktiviteler mutlaka bulunmalı ve yapılmalıdır.

Çocuklarla aynı odada bulunmak değil aynı aktivitede buluşmak öğrenmesini, iletişim kurmasını, sosyalleşmesini ve gelişmesini sağlar.

www.baksukonusanlara.com

Instagram: bak_su_konusanlara

Yazının devamı...

Çocuğunuzun Konuşması İçin Onunla Neden Oyun Oynamalısınız?

Birçok aile çocuklarıyla eğlenceli, yaratıcı ve onların seviyelerine uygun oyun oynadıkları zaman ortaya çıkan gelişmelere şaşırmaktadırlar. Oysa ki çocuklar oyun oynayarak öğrenir. Aslında oyun, çocuğun işi ve kelimeleridir.

Çocuğunuzun dünyasına onun oynadığı şekilde katılarak ona yeni kelimeleri, becerileri öğretmeniz çok daha kolay olacaktır.

Eğlenceli zamanlar eğlenceli hareketlere ve zamanla kelimelere dönüşecektir. Nasıl mı?

Çocuğunuzla eğlenerek öğrenmesini sağlayacak ve onun daha fazla konuşmasını mümkün kılacak birkaç önerimizi sizin için yazdık.

Çocuğunuzla oyun oynarken yanına oturun. Oyununa katılın, kendi başına oynayabiliyor olması tek başına oyun oynamaktan keyif aldığı anlamına gelmez ya da bir şeyleri öğreniyor olduğunu göstermez. Uzaktan izlemeyin, oyununa katılın.

Bu sırada dengeli olmaya özen gösterin amacınız karşılıklı iletişim kurmak olduğu için oyunu çok fazla yönlendirmeye ve müdahale etmeye kalkışmayın. Oyun arkadaşı olun, paylaşın.

Çocuğunuzun söylediği kelimeleri yazın unutmayın kayıt tutmak nereden başladığınızı ve ne kadar ilerleme gösterdiğinizi gösterecektir. Bu da motivasyonunuzu arttıracaktır.

Çocuğunuz en sık hangi kelimeleri kullanıyor? İletişim kelimeleri mi? İhtiyaç kelimeleri mi? Okul kelimeleri mi? İletişim amaçlı kullanılan kelimeler; fikirleri paylaşmak, iletişim kurmak ve sürdürmek için kullanılan kelimelerdir. İhtiyaç için kullanılan kelimeler ise çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması için kullandığı kelimelerdir. Okulda öğrenilen kelimeler ise okulda öğretilen kavramları (renk, sayı, şekil gibi) içeren kelimelerdir.

Hedef; iletişim için kullanılan kelimeleri arttırmaktır çünkü bu kelimeler çocuğunuzun etrafındaki bireylerle iletişime geçmesine yardımcı olacaktır. Dili işlevsel bir biçimde kullanmanın en kolay yolu da budur.

Çocuğunuzun dil becerileri iletişim kurmasına yetmediği zaman. bildiklerini anlatmakta ve göstermekte zorlanacaktır. Konuşma ve dil becerilerinde problemler yaşayan çocuklar genelde ihtiyaçları olunca ya da onlara soru sorulunca iletişime geçerler. Bu yüzden öğrenebilecekleri ya da gösterebilecekleri bir sürü şey varken pasif kalırlar. Unutmayın bir iki kelime çıkaran bir çocuğunuz varsa uygun şekilde desteklendiğinde daha fazlasını da söyleyebilir.

Oyun çocuğun kelimesi ve konuşması ise kelimeler de çocuğun oyuncağı olabilir. Çocuğunuzla oynarken oyuncaklarla oynar gibi kelimelerle oynayın. Kelimeleri bir top gibi düşünün, karşılıklı al-ver için kullandığınız bir top. Tüm konuşmayı yapmamaya özen gösterin. Çocuğunuza kendi kelimesini söylemesi için zaman tanıyın. Tüm konuşmayı siz yapar ve fırsat tanımazsanız çocuğunuz pasif ve kelimelerini çok fazla kullanmayan bir çocuk olabilir.

İlk başta kelimeler anlamlı olmasa da olur sadece karşılıklı kelime değişimi oynayın. Bu size ilk başta mantıklı gelmeyebilir ama zamanla işe yaradığını göreceksiniz.

Doğal öğrenme süreçlerine dikkat etmeniz çok faydalı olacaktır. Çocuğunuzdan yetişkin becerileri ve öğrenme hızı beklemek yerine çocuğunuzun öğrenme hızına göre kendinizi ayarlamanız çok önemlidir.

Çocukların sosyal ortamlarda, yaşıtları ile birlikte olması önemlidir. Doğal öğrenme süreçlerine katkısı büyüktür.

Yönergelerinizi ve sorularınızı azaltmanız, çocuğunuzun sizinle daha fazla iletişime geçmesini sağlar.

Olumlu iletişim çabalarını takdir edin ve mutlaka belirtin. Olumsuz iletişim çabalarına verdiğiniz tepkiyi olumlu iletişim çabalarında da gösterin.

İnsan sosyal bir varlıktır, iletişim kurmak için çaba gösterir. Gelişiminde farklılık olan ya da tipik gelişen çocukların hepsi iletişim kurmak, anlamak ve anlatmak ister çünkü bu bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı erken yaşta doğru bir şekilde şekillendirmek ve çocuklara engellerle karşılaştıkları yerde yardımcı olmak ve problemlerini aşmalarını sağlamak onları sosyal, uyumlu ve mutlu kılar.

www.baksukonusanlara.com

Instagram: bak_su_konusanlara

Yazının devamı...

Konuşma Terapistinizin Bilmenizi İstediği Şeyler

Konuşma ve dil terapisine başlamanız gerekiyor. Fakat kim bu konuşma terapistleri? Ne iş yaparlar, ne isterler, ne hedeflerler, ne kazandırırlar? Kısaca biz kimiz sizlere anlatmak istedik.

1. Konuşma bozuklukları dediğimiz zaman bunun içine sadece artikülasyon problemleri girmez. Akıcılık problemleri dediğimiz kekemelik ve hızlı bozuk konuşma da girer.

2. Dil bozuklukları dediğimiz zaman İngilizce, Rusça gibi başka yabancı dilleri kastetmeyiz, alıcı ve ifade edici dil becerilerinde yani anlamada ve anlatmada yaşanan problemleri kastederiz.

3. İki kardeşin farklı olması gibi konuşma ve dil terapisine ihtiyaç duyan her çocuğun durumu da birbirinden farklıdır. Sorunlar benzer olsa da çözüm süreci her çocuk ve aile için farklıdır.

4. Beklemek, zamana bırakmak yani ertelemek problemi ne yazık ki çözmez. Çocukların belli yaşlarda edinmesi ve kullanması gereken beceriler vardır. Bunlarla ilgili gecikme ve duraklama yaşanırsa terapi almak faydalı olur.

5. Özel gereksinimi olan ya da geç konuşan çocuklar için 2 yaşında terapiye başlanabilir.

6. 2 yaş terapiye başlamak için erken değildir.

7. Çocuğunuzun konuşması ile ilgili endişeleriniz varsa söylenenlere değil kendi hislerinize güvenin. En iyi anneler bilir. Endişeleriniz varsa beklemeden bir konuşma terapistine başvurun.

8. Terapi bir süreçtir ve zaman alır. Çocuklar öğrenmek ve bunları uygun şekilde kullanmak için zamana ihtiyaç duyarlar. Verdiğimiz ödevleri yapmanız terapi sürecini kısaltır.

9. Eğitimlerimizde oyun oynarız ve yaptığımız her şeyin arkasında bir amacımız vardır ve bunlara oyun oynayarak ulaşırız yani eğitimi oyunla sağlarız.

10. Bizlere soru sorun, buna çok seviniriz çünkü bizler aslında çocuğunuz ve sizin aranızda köprü görevi görürüz. Siz süreç hakkında yeterli bilgiye sahip olup, katılımınız arttıkça daha başarılı sonuçlar elde ederiz.

11. Bazen sizi mutsuz eden cümlelerimiz olabilir ama unutmayın amacımız size yardımcı olmak ve bir an önce problemlerinize çözüm bulmaktır. Fakat pozitif yaklaşım ve motivasyon en büyük yardımcımızdır. Bu yüzden en küçük gelişme bile bizim için çok kıymetlidir ve hemen sizinle paylaşırız ve sizin de bizimle paylaşmanız bizi çok sevindirir.

www.baksukonusanlara.com

Instagram: bak_su_konusanlara

Yazının devamı...

Kız ve Erkek Çocuklarında Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Belirtileri Farklı mıdır?

DEHB tanısı konan erkekler, kızlardan üç kat daha fazladır, çünkü erkekler hiperaktivitenin klasik belirtilerini kızlara göre daha açık gösterirler.

Kızınızın DEHB'si olabileceğinden şüpheleniyorsanız, DEHB'nin kızlarda neye benzediğini bilmek önemlidir böylece kızınız, ihtiyaç duyduğu yardımı en doğru ve en etkili şekilde elde edebilir.

Dikkatsizlik: DEHB'si olan pek çok kız için yoğunlaşmanın sürdürülmesi sürekli bir mücadeledir. Hem evde hem de okulda görevlerini tamamlamak için yeterince uzun süre odaklanmakta zorluk çekebilirler. DEHB'si olan bazı insanlar, kendilerini ilgilendiren şeylere sonsuzca odaklanabilme yeteneğine sahiptirler, ancak daha az ilginç olan ama daha önemli görevler dikkatlerini çekmez: Bir kız, ilgisini çeken yeni bir kitap kapağını okuyabilir, ancak tek sayfalık kitap raporunu tamamlayamaz.

Dikkat Dağınıklığı: DEHB'li kızların dış uyaranlar tarafından kolayca dikkati dağılabilir. Bilinçsizce kendi düşüncelerine daldıkları için gözlerinin önünde olan biteni gözden kaçırabilirler.

Hiperaktivite : Bazı kızlar daha fazla “klasik” hiperaktivite belirtileri gösterirler: aşırı derecede aktif olmak, sessiz kalmak için kendini aşırı kontrol etmek gibi. Bununla birlikte, çoğu, daha sessiz belirtiler gösterir örneğik sandalyesinde kıpırdanarak oturmak, ellerini hareket ettirmek gibi.

Dürtüsellik: Bu da kızlarda erkeklerden biraz farklı görünüyor. Kızlar, duygularını işlemek için aşırı duygusal olabilirler. “Kızlar konuşkan ve sözlü olarak dürtüsel olma eğilimindedir” diyor Chesapeake Merkezi ADHD'nin müdürü Kathleen Nadeau. “Onlar genellikle karşıdakinin konuşmasını böler ve sırayla konuşmaya uymakta zorluk yaşarlar.” Sosyal olarak uygun olan, olmayan davranışları ayırt etmede , uygun şekilde yorum yapma ve arkadaşlık kurma ve bu arkadaşlıkları yönetme konusunda sorun yaşarlar.

Bigi İşleme ve Yürütücü İşlevlerde Görülen Problemler : DEHB olan kızlar zayıf zaman yönetimi gösterebilir ve çok adımlı talimatları ve görevleri tamamlamayla mücadele edebilir. Önemli eşyaları genellikle kaybolur, bazen şaşırtıcı yerlerde bulunur: Telefonum buzdolabında mıydı? Ödevleri tamamlama, söylenen mesajları aktarma, zamanlama gibi konularda problemler yaşarlar.

DEHB olan kızlar, başarılı olmak için DEHB olmayan akranlarından daha çok çalışırlar fakat başarılı olamadıklarında DEHB'li kızlar kendilerini sıklıkla işe yaramaz olarak nitelendirirler. Tanı konulmamış ama DEHB’si olan kızlar DEHB belirtilerini kontrol edemedikleri karakter kusurları olarak algılarlar.

DEHB’si olan kızlar depresyon, anksiyete, kendine zarar verme ve diğer içselleştirme bozuklukları için daha yüksek risk altındadır.

Araştırmalar, kız çocuklarının düşük benlik saygısı gibi içselleştirilmiş işaretler gösterme olasılıklarının daha fazla olduğunu, erkek çocuklarında ise hiperaktivite gibi dışsal belirtilerin görülme olasılıklarının daha fazla olduğunu göstermiştir. Erkeklerin agresifliklerini davranış problemleri ile gösterdiğini kızların ise sözel olarak bunu gösterdiği gözlemlenmiştir.

DEHB olan kızlar hiperaktivite belirtileri sergileyebilir. Çoğu durumda, belirtiler erkeklere göre daha azdır ve erkek çocuklarındaki gibi net çizgilerle kendini göstermez çünkü genellikle bir kız çocuğu çok hareketli olduğu zaman “erkek çocuğu gibi yerinde durmuyor denilir ve hiperaktivite düşünülmez.

DEHB’si Olan Kızlar

Hayâl alemine sık sık dalar gibidirler.

Anksiyete belirtileri gösterirler.

Depresyon belirtileri gösterirler.

Son derece konuşkandırlar.

Dinlemiyor gibi görünürler.

Duygusal olarak aşırı duyarlı olurlar.

Akademik olarak vasat bir başarı sergilerler.

Çok kolay vazgeçer ve geri çekilirler.

Sözel olarak agresif olurlar.

Erken tanıma ideal olmakla birlikte, herhangi bir yaşta teşhis edilmek, ihtiyaç duyulan hizmet ve anlayışa kapı açabilir. Semptomlar yaşlandıkça değişir ama bir kız, çocukluk döneminde dikkat çekici bir DEHB belirtisi göstermediği için, ona sahip olmadığı anlamına gelmez.

Sonuçta, kızınızın DEHB’si olduğunu düşünüyorsanız, onunla konuşun.

Endişeleriniz hakkında açık, dürüst bir konuşmaya sahip olmak, hiç bir kitabın veya web sitesinin sağlayamayacağı netliği ortaya çıkarabilir.

Sosyal ve akademik olarak ayakta kalabilme becerisi konusunda bunalmış olup olmadığını veya endişe duyup duymadığını sorun.

Onu tanı ve tedavi sürecine dahil etmek, kendi durumunu yönetmesini sağlama becerisi kazandıracaktır.

DEHB'si olan kızlar bazen arkadaşlıklar kurmak ve sürdürmek için mücadele ederler ve kızın sosyal dünyasının acımasız karmaşıklıkları bunaltıcıdır. DEHB ile Kız ve Kadınlar Ulusal Merkezi'nin kurucu ortağı ve yöneticisi Dr. Patricia Quinn, DEHB'li kızların kendilerini rahat hissetmelerini ve güçlü yönlerini hissetmelerini sağlayan sosyal ortamları bulmalarına yardımcı olmayı tavsiye ediyor. “Kızınız sosyal olarak garip diye nitelendiriliyorsa, sosyal olarak kabul edileceği ortamlar bulmaya çalışın.

Kızınızın okul sonrası aktivitelere katılmasını teşvik edin, içe dönük bir yapısı varsa kendi ilgi alanlarına odaklanan kulüpler veya sanat dersleri veya kitap grupları gibi bireysel alanlara izin veren grup etkinlikleri sosyal bir ortamda güvenli, rahat ve kendinden emin hissetmeyi öğrenmesine yardımcı olur. Aynı şekilde, eğer kızınız dürtüsel ya da hiperaktif ise, tiyatro ya da spor gibi bir miktar enerjiyi serbest bırakabileceği sosyal durumlar, işleri daha rahat bir hale getirebilir.

Ve erkeklerin tanısı daha fazla olduğu için, birçok kız DEHB'si olmasına rağmen bazen kendini yabancılaşmış hissetmesi daha kolaydır. Kızınızın, DEHB'si olan diğer kızlarla bağlantı kurarak, deneyimlerini normalleştirmesine yardımcı olun. DEHB ile ilgili kitaplara göz atın ve birlikte okumayı ve konuşmayı deneyin. DEHB’si olan ile diğer kızlarla tanıştırmak, özellikle de problemleri hakkında açık olanlarla, kızların kendilerini daha az yalnız ve daha umutlu hissetmelerini sağlayabilir.

Kızınızın neye ihtiyacı olduğuna dair net bir anlayışa sahip olduğunuzda, yeteneklerini güçlendiren ve daha az yetkin olduğu alanlarda destek sunacak durumlar yaratmak için birlikte çalışabilirsiniz. Dr. Nadeau buna “çevre mühendisliği” diyor.

Örneğin, Dr. Nadeau, “Dışadönük, hiper, konuşkan kızlar bir çalışma grubunda yer almaktan yararlanabilir. Eğer tek başına çalışmak bir kabussa, sosyalleşmek kolaydır ve sosyalleşerek ders çalışmalarına yardımcı olabilirsiniz, yapıcı olmanın bir yolunu bulursunuz. ” diyor.

Benzer şekilde, daha içe dönük ya da odaklanmak için mücadele eden kızlar, en az dikkat dağıtıcı olan sessiz ve sakin bir ortamda iyi yapabilirler. (Bunu yazarken, beyaz bir duvarla karşı karşıyayım (görsel uyaranlar benim için çok dikkat çekicidir) ve telefonumda beyaz bir gürültü uygulaması kullanıyorum - ki bu, çalışmayı bitirene kadar tüm aramaları görmezden geliyor - dikkat dağıtıcı sesleri engellemek için)

Araştırmalar, DEHB'li kızların, özellikle tanı konmamış olanların, düşük benlik saygısı yaşadıklarını göstermektedir. DEHB'nin duygusal yan etkileri, herhangi bir akademik zorluktan daha şiddetli olabilir. Artık DEHB'li kızların daha yüksek oranda kendine zarar verme, madde bağımlılığı ve intihar girişimi olduğunu biliyoruz. Kızınızı nasıl hissettiği hakkında konuşmaya teşvik edin ve gerekirse daha fazla yardım isteyin.

Güçlü yanlarını vurgulamak, benlik saygısını kaybetmek ve kızınızın kendini daha pozitif bir ışıkta görmesine yardımcı olmanın bir yoludur. “yi olduğu şeylere bakın, başarı alanları yaratın.

DEHB'ye sahip olmak sinir bozucu ve üzücü olabilir. DEHB olan kızlar genellikle zorlukları saklar, en aza indirir veya telafi ederler, hatta yardım istemek için utanırlar.

Yardım isteyerek onun rahat olmasını sağlamak için kızınızla birlikte çalışın. DEHB'si olan kadınların ihtiyaçlarını kabul etmeleri çok zor olabilir ve sesini bulmak için zaman ve pratik ister.

Kızınız için ayağa kalkmak sadece ihtiyaç duyduğu hizmet ve ihtiyaçları karşılamasına yardımcı olmayacak, aynı zamanda DEHB'nin utanılacak bir şey olmadığı mesajını da iletecektir.

Aileler İçin En İyi Tavsiye

“Çocuğunuzun özgüvenini sağlam tutun.” Akıllı olduğunu ve ne olursa olsun onu sevdiğinizi bildiğinden emin olsun.

www.baksukonusanlara.com

Instagram:@bak_su_konusanlara

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.