MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Okul Korkusu Nedir?

Okul Korkusuyla Nasıl Baş Edilir?

Yeni eğitim yılı ile birlikte 18 milyon öğrenci ve 1 milyon öğretmen ders başı yaptı. Eğitim ve öğretimin başlamasıyla birlikte ebeveynlerin şu anki en önemli gündemi, çocuklarının okula başlaması.

Okula başlama, her çocuk için farklı bir deneyimdir ve çocuğun hayatının dönüm noktalarından biridir. Okul dönemiyle birlikte “okul korkusu” ve “okulu reddetme” gibi sorunlarla karşılaşılabiliyor.

Okul öncesi ve ilkokula yeni başlayan çocuklarda ilk zamanlar okula alışma döneminin zorlu geçebiliyor. Her çocuğun okulun ilk döneminde uyum süreci yaşaması normaldir. Her çocuğun okula alışma süreci bireysel farklılıklar nedeniyle farklı olur.

Bazı çocuklar okula 1 saatte alışırken, bazıları 1 ayda uyum sağlayabilir. Çocuğun evden ve anneden ayrılabilmesi ile okula uyum arasında bir ilişki vardır. Bu yüzden öncelikle anne-babaların okula başlama sürecine duygusal olarak hazır olması önemlidir.

Karşılaştırma Yapmaktan Kaçınmalısınız!

Her çocuğun bireysel olarak farklı olduğunu bilerek hareket edilmelidir. Okula uyum genellikle 3-4 hafta gibi bir sürede tamamlanır. Her çocuğun okula uyum sağlamak için farklı zamana ihtiyacı vardır. Bunu unutmadan hareket etmek gerekir.

Çocuğun evden ve anneden ayrılabilmesi ile okula uyum arasında bir ilişki vardır. Bu yüzden öncelikle anne-babaların okula başlama sürecine duygusal olarak hazır olması önemlidir. Ebeveynler okula başlama sürecinde kaygı, endişe, korku duyuyorlarsa çocuk da bu yoğun duyguları hissediyor ve bu durum uyum sürecini zorlaştırabilmektedir.

Çocuğunuzu okulun ilk günlerinde etrafınızdaki hiçbir çocukla karşılaştırmayın. Çocuğun yaşadığı sıkıntı nedeniyle oluşan belirtileri şımarıklık, ilgi çekme arzusu ya da sizi kızdırmak için yapılan davranışlar olarak yanlış yorumlamaktan kaçınılmalıdır.

Çocuklarınızı Cezalandırmayın

Okula karşı uyum sorunu yaşayan çocukları, cezalandırmayın, küçük düşürücü sözlerle aşağılamayın. ‘Sen artık abla-abi oldun, ablalar ağlamaz, erkekler ağlamaz. Korkacak ne var? Böyle davranırsan öğretmenin, arkadaşların seni sevmez. Herkes gidiyor sen niye korkuyorsun?’ gibi söylemlerden mutlaka uzak durulmalıdır. Çocuğun duygularını yaşamasına fırsat verilmelidir.

Bu durumun doğal olduğu kabul edilerek çocuğa da bu durumun doğal olduğu hissettirilmelidir. Çocuğa okuldaki günlük işleyiş hakkında bilgi verilmelidir.

Pozitif Anılarınızı Paylaşmanız Faydalı Olabilir

Ebeveynlerin, çocuklarına okulu tanıtmaları gerekmektedir. Çocuğunuzun anlayabileceği bir dile, hangi zaman diliminde kimin tarafından alınacağı hakkında bilgi verilmelidir.

Çocukla birlikte okulun iç mekanları gezilmelidir. Bilinmeyen şeyler korku ve kaygı yaratır. Çocuklar yabancı oldukları ortamları tanıdıkça uyum göstermeye başlarlar ve endişeleri azalır.

Ebeveynler kendi okulları ile ilgili güzel anıları paylaşabilirler ve böylece çocuklar kendilerini yalnız hissetmezler. Okul alışverişleri de çocukla birlikte onun zevkine göre yapılabilir. Vedalaşma faslını çabuk ve kısa süreli tutarak ayrılıkların doğal olduğu hissettirilebilir.

Eğer okula alışma süreci baş edilemeyecek derecede zorlanmalar varsa, çocuk hala okulu reddediyorsa, ağlama krizleri yaşanıyorsa mutlaka bir uzmandan destek almalısınız.

Mine Ağır

Web Site

İnstagram

Yazının devamı...

Yeme Bozukluğu Nedir?

Beslenme ve Yeme Bozukluğu Nedir? Nasıl Baş Edilir?

Yeme bozukluğu, aşırı yemek yeme, yeterli beslenmeme veya vücut ağırlığı ile ilgili aşırı endişe duyma durumlarını kapsayan bir rahatsızlıktır. Çocuklarda sıkça görülen yeme bozukluğu problemleri genellikle 3. aydan sonra gelişen ve ergenlik ile birlikte ortadan kalkması beklenen bir durumdur. Özellikle bebeklik dönemlerinde meydana gelen yeme bozukluğu, tedavi edilmezse gelişim geriliği gibi sağlık sorunlarına neden olabilir.

Hangi Tür Beslenme ve Yeme Bozuklukları Görülebilir?

Beslenme ve yeme bozuklukları altı farklı şekilde görülebilir.

: Gıda niteliği taşımayan ve yenilebilir olmayan maddelerin tüketilmesi şeklinde görülebilen bir yeme bozukluğudur. Pika rahatsızlığı yaşayan çocuklar, en az bir ay süreyle besin değeri olmayan maddeleri tüketirler. Pika rahatsızlığı yaşan bir çocuk toprak, kum, kağıt vb. besin değeri olmayan maddeler yiyebilir. Pika, çocuklarda ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği için müdahale edilmesi gerekir.

Bireylerin beslenmek için tükettiği besinleri geri çıkartmasıdır. Geri çıkarma halk arasında geviş getirme olarak da bilinmektedir. Geri çıkarmanın uzun sürmesi halinde sağlık sorunlarının oluşması muhtemeldir.

Kısıtlı yiyecek bozukluğu yaşayan çocuklar, yeterli besin tüketmekten kaçınırlar. Bu gibi durumlarda belirgin bir beslenme eksikliği görülür.

İştah kaybı anlamına gelir. Anorexia hastalığı yaşayan bireyler, vücut ağırlıklarının fazla olduğunu düşünürler ve kilo almayı güçleştiren davranışlarda bulunurlar. Bu durum bireylerde, ciddi kilo kaybının gözlenmesine ve sağlık sorunlarının yaşanmasına yol açar.

Halk arasında manken hastalığı olarak da bilinen blumia nevroza problemi yaşayan bireyler, aşırı bir şekilde yemek tüketirler ve sonrasında kilo alma korkusuyla besinleri geri çıkartırlar.

Obeziteye sebep olabilecek bir yeme bozukluğudur. Bu bozukluğu yaşayan bireyler olağandan fazla ve hızlı yemek yerler. Bu bireyler, bedenleri hiçbir açlık hissetmediği halde yemeye devam ederler.

Yeme Bozukluğu Neden Kaynaklanır?

Yeme bozukluklarının çeşitli nedenleri olmakla birlikte bunun için özgün bir neden bilinmemektedir. Yeme bozuklukları ruhsal kaynaklıdır ve bedensel belirtiler ön planda gibi görünse de ciddi ruhsal sorunlarla birliktedir.Beslenme bozuklukları tıbbi nedenlerden dolayı da olabilir. Çocukların sindirim sistemlerinde görülen birtakım sağlık sorunları yeme bozukluğunun nedeni olabilir. Tıbbi sorunlar dışındaki nedenler psikolojiktir.

Geri çıkarma, ebeveynlerinin dikkatini çekmek amacıyla ortaya çıkan bir sorun olabildiği gibi pika sorununun temelinde ise aşırı kaygı durumu yatar. Anne – çocuk arasındaki ilişkinin sağlıklı bir şekilde oluşturulmaması da beslenme ve yeme bozukluğunun nedenlerinden biri olabilir.

Ebeveynler Nelere Dikkat Etmeli?

Beslenme süreçlerinde, ebeveynlerin yanlış tutumları özellikle bebeklerin bazı gıdaları reddetmelerine neden olabilir. Yeme bozukluklarından korunmak için çocukların yemek yeme özellikleri ve ebeveynlerin kendi yemek yeme alışkanlıklarınının çocukları nasıl etkileyeceği konusunda eğitilmesi gerekir.

• Beslenme sırasında çocukların ilgisini dağıtacak eylemlerden uzak durulmalıdır. Televizyon ya da tablet ile meşgul olan çocuklar, beslenmeye odaklanamazlar ve yeme bozuklukları yaşayabilirler.

• Bebeğinizi beslemek için zorla ağzını açtırmaya çalışmamalısınız. İdeal beslenme çok fazla yemek değil doğru beslenmektir.

• Yemeğin hızlı bir şekilde bitirtilmesi için baskı yapılmamalıdır.

• Yemek tabağının tamamen bitirilmesi, her zaman doğru olmayabilir. Doyduğunu belirten çocuklara besin verilmeye devam edilmesi doğru değildir.

• Çocukların besinlere dokunmasına izin verilmelidir. Kaşık tutulması öğretilmeli ve çoçuğun besinleri tek başına tüketmesine müsaade edilmelidir.

•Bebeklikten itibaren çocuğun çok veya az yemek yemesi ve kilosu sürekli gündemde tutulmamalı ve bu konuda konuşulmamalıdır.

Yeme Bozukluklarının tedavisi oldukça kapsamlıdır. Amaç öncelikle sağlığı tehdit edici zararları durdurmak; duygusal donanımı güçlendirmek, kiloyu dengelemek ve yeme davranışlarını düzenlemektir. Zihinsel, fiziksel ve sosyal anlamda birçok soruna neden olabilen beslenme ve yeme problemlerinin bir aydan uzun süre devam etmesi durumunda geciktirmeden uzmana başvurulması gerektiği unutulmamalıdır.

Özel Eğitim Öğretmeni ve Psikolog

MİNE AĞIR

Web Sitesi

Instagram

Yazının devamı...

Uyku Bozukluğu Nedir?

Çocuklarda Uyku Problemleri ile Nasıl Baş Edilir?

Uyku, zihinsel ve fiziksel sağlımızın her gün yenilenmesi için önemli olan ve yaşamımızın üçte birini kapsayan bir süreçtir. En temel ihtiyaçlarımızdan biri olan uyku, beyindeki öğrenme aktivitelerinin gelişimi için son derece önemlidir.

Hayatımızın sağlıklı devam etmesi için her dönem ihtiyaç duyduğumuz uyku, özellikle bebeklik ve çocukluk dönemi söz konusu olunca daha fazla önem kazanır. Yeni doğan bebekler, günün büyük bir kısmını uyuyarak geçirirler. Bebekler, günde 14-16 saat uyurlar.

Bebeklerde gece uykusu kavramı tam olarak oluşmamıştır. Bebeklerde gece uykusu kavramının oluşmamasının nedeni, hem gündüz hem gece uyumalarıdır. Bebeklerde gece uykusu, 1 yaş civarında normal seyrine döner. Bebekler gündüz uykusu ihtiyacı ise 3 yaşından sonra ortadan kalkar. Yeni doğan bebeklerde uyku ihtiyacı, ilerleyen yaşlarla birlikte azalma gösterir.

En sık Görülen Uyku Problemleri Nelerdir?

Bebeklerde genellikle, uykuya geçişle ilgili oluşan sorunlar, gece sık uyanma ve uykuya dalma gibi uyku problemleri ile karşılaşmaktayız. Bebeklikten çocukluğa geçiş dönemlerinde ise daha çok kabuslar, gece terörü ve uyurgezerlik gibi uyku sorunları yaşanır.Kabuslar, her yaş aralığında görülebilir. 3 ve 5 yaşlarında daha sık olarak yaşanır. Kabus gören çocuklar, korku içerikli rüyaları görürler ve uykularından uyanırlar.

1,5 - 10 yaş arasında sıklıkla görülen, uyku terörü ise çocuklar uyuduktan yaklaşık 2-3 saat sonra meydana gelir. Okul öncesi çocuklarda görülme sıklığı % 40’tır. Uyku teröründe korku içerisinde uyanan çocuğun gözleri açık olabilir ancak bakışları boş ve donuktur. Uyku terörü aileleri çok fazla kaygılandırabilir. Aileler bu durum karşısında temkinli olmalıdır. Uyku terörü tedavi edilebilir bir sağlık sorunudur.

Uyurgezerlik problemi yaşayan çocuklar ise uykularında gezerler ya da bulundukları ortamdaki diğer odaları karıştırabilirler. Çocuğunuz uyurgezerlik sorunu yaşıyorsa ev içi güvenlik önlemlerini çok iyi almalısınız.

Uyurgezer çocuklar, kapıyı açıp dışarıya çıkabilir ya da pencereyi açıp elim olayların yaşanmasına sebebiyet verebilirler. Tüm bu sorunların önüne geçmek için ev içi güvenlik önlemlerinin alınması çok önemlidir.

Gündüz uyku atakları ile kendini gösteren bir diğer uyku sorunu ise narkolepsidir. Narkolepsi, çocuk ve ergenlerde genellikle aşırı, kontrol edilemeyen gündüz uykululuğu ile belirti verir.

Narkolepsi sorunu yaşayan çocuklar, beklenmedik zamanlarda, yemek yerken ya da konuşurken uykuya dalabilirler. Narkolepsiye bazen Katapleksi denilen özel bir durum eşlik edebilir. Katapleksi’de kişi güçlü bir duygu yaşadığında, heyecanlandığında veya aşırı gülündüğünde aniden vücut kası gevşer ve düşme yaşanır.

Tüm bu uyku bozukluklarının sonucunda yeterli oranda uyku ihtiyacını karşılayamayan bebek ve çocuklar, öğrenme ve dikkat süreçlerinde sorunlar yaşarlar,nadiren geçici hafıza kayıpları görülebilir.

Özellikle uyku problemi yaşayan çocuklar, okulda ve sosyal hayatlarında birçok olumsuzluklarla karşılaşırlar. Uyku problemi yaşan çocukların yaşam kaliteleri düşmekte ve aktüel hayata adapte olmalarında zorluklar yaşadıklarını gözlemlemekteyiz.

Otizm ve Uyku Problemi

Uyku problemi, birçok bireyde görülse de otizm tanısını almış bireylerde daha farklı belirtiler verebilir. Otizmli çocuklar, geceleri öfke nöbeti geçirebilirler. Bu gibi durumlarda çocukların öfke nöbeti öncesi ve sonrasındaki davranışları çok iyi gözlemlenmelidir. Otizmli çocukların duyuları, diğer bireylere göre daha hassastır. Öfke nöbeti geçiren otizmli çocuklar, ses, koku, ışık vb. dış etkenlere karşı aşırı tepki gösterebilirler.

Geceleri öfke nöbeti geçiren çocuklar, uykularından kalkabilirler ve uyku problemleri sürekli hale gelebilir. Otizmli çocukların uyku problemini çözmek için öncelikli olarak davranışların gözlenmesi ve gözlem kaydının tutulması gerekir. Gözlem yapıldığında mümkün olduğu kadar tepkisiz yaklaşılmalıdır.

Öfke nöbetlerine neyin yol açtığı tespit edildikten sonra, uyku düzeninin normale dönmesi için probleme neden olan davranışlara odaklanılır.Bu nedenle çocukları sıklıkla gözlemlemeli çevresel uyaranlarda gösterdikleri tepkileri kontrol etmeliyiz.Hatta bu süreçleri bizler bir fırsat öğretimi sürecine sokarak denemeler yapıp hassas oldukları noktaları tespit edebilir ve problem davranışları azaltabiliriz.

Bunların yanı sıra çocuğun dengeli beslenmesine dikkat etmek, uyumaya yakın şekerli yiyecek ve içeceklerden uzak durmak gerekir. Sakinleştirici müzikler, rahatlatıcı hikayeler, yatak odasının karanlık olması gibi önlemlerle otizmli çocuğun uykuya dalmasını kolaylaştırabiliriz.

Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Özel Eğitim Öğretmeni ve Psikolog

Mine Ağır

Web Site

İnstagram

Yazının devamı...

Duyu Bütünlemesi Nedir?

Duyu bütünlemesi, çevremizden veya vücudumuzdan gelen duyusal bilgilerin etkileşimi ve bunların sonucunda ortaya çıkan motor ve duyusal davranışların analizini ve sentezini kapsayan nörolojik bir süreçtir.

Çevreden gelen uyaranları algılamamızı sağlayan ve bu uyaranlara cevap vermemize neden olan yedi adet duyumuz bulunur. Bunlar bilgilerin geldiği duyular; Tat, Dokunma(Taktil), İşitme, Koku, Görme; diğer ikisi ise denge, hareket(vestibüler), kas ve eklem duyusu (propriosepsiyon) olarak ifade edebiliriz.

Duyu Bütünleme Anne Karnında Başlar

Duyu bütünleme anne karnında başlayan bir süreçtir. Anne karnındaki bebeğin amniyo sıvısı içerisindeki hareketleri ve dışarıdan gelen seslere tepki vermesiyle birlikte duyu bütünleme süreci başlar.

Erken dönemde dokunma hassasiyeti olan, hiperaktiv dediğimiz çocuklar ya da harekete, sese ve ışığa duyarlı olan çocuklar, duyusal bütünleme problemleri yaşayan çocuklardır. Duyu bütünleme sorunu yaşayan çocukların, duyular ile algılanan sinyalleri, sinir sistemleri tarafından tam olarak yorumlanamaz.

Duyu bütünleme terapisi ile sosyalleşme sorunları, öğrenme problemleri, okulda konsantrasyon bozukluğu, arkadaşları ile iletişim kurmakta sorun yaşamak gibi bir çok sorun kolayca tedavi edilebilir. Aynı zamana idrar kaçırma, yeme problemleri, uyku problemleri, el yazısı sorunları ve ince motor becerileri gerektiren davranış sorunları da duyu bütünleme terapisi ile tedavi edilebilmektedir.

Duyu Bütünleme Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir?

Duyu bütünleme bozukluğu belirtileri, her çocukta farklı özellikler gösterebilir. Ayrıca duyu bütünleme bozukluğunun belirtileri farklı yaş aralıklarına göre de değişebilir.

Duyu bütünleme bozukluğunun belirtileri şu şekildedir:
Yemek yemekte sorun yaşama
Asıl bakım veren kişi dışında kimseye gitmek istememe
Sürekli uyku halinde olma
Kıyafet giyerken asabi olma, kıyafetlerin içinde rahatsız olma
Özellikle beceri gerektiren oyuncaklarla nadiren oynama
Bir objeden veya aktiviteden diğerine geçerken zorluk çekme
Acıyı hissetmeme veya acıya geç tepki verme
Sarılmayı reddetme, onu tutan kişiden uzaklaşma çalışma
Oyuncaklara bakmayla, emzikle veya ebeveynlerinin sesini dinlemeyle sakinleşmeme
Gevşek vücut yapısının olması, denge eksikliği ve sıklıkla bir şeylere çarpma
Çok nadir ses çıkarma
Tuvalet eğitiminde güçlük yaşama
Dokunmaya, koklamaya fazla duyarlı olma
Dokunulduğunun, dürtüldüğünün farkında olmama
Kalem kullanmak, düğme iliklemek gibi motor becerilerinde zorluk çekme
Elleri boştayken nasıl hareket edeceğini bilememe
Yeni motor becerileri öğrenmede güçlük çekme
Sürekli hareket halinde olma
Etrafındaki her şeye ve herkese dokunma
Arkadaş edinmede zorluk çekme
Çok heyecanlı olma, sakinleşememe
Ani ruh hali değişiklikleri yaşama
Zayıf gözükme, bir işle uğraşırken birden halsiz düşme
Kurduğu cümlelerin anlaşılmaması
Eylemsel komutları anlamama
Dış etkenlere fazla tepki gösterme, fazla uyaran olma
Sınıfta çabuk dikkatin dağılması, yerinde duramama
Sınıfta, teneffüste, oyun oynarken çabuk bunalma
Görevleri yavaş yerine getirme
El yazısı gibi motor becerilerinde zorluk çekme
Kambur durma, sakar gözükme
Yeni aktiviteleri yavaş öğrenme

Duyu Bütünleme Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir?

Çocukluk döneminde başlayan duyu bütünleme bozukluğu, ilerleyen yaşlarda da devam edebilmektedir. Bu nedenle aileler, çocuklarının hareketlerini çok dikkatli gözlemlemelidir.

Duyu bütünleme terapisi, doğru adaptif ve işlevsel cevapları açığa çıkarmak amacıyla bireyselleştirilmiş özel proğramlar şeklinde birebir uygulanan, bireysel anlamda zenginleştirilmiş eğlenceli ve çocuğun katıldığı oyun ve aktivitelerden oluşan bir tedavi şeklidir.

Duyu bütünleme tedavisinde, çocuğun hareketinin planlamasına ve duyu bilgilerinin bütünleştirilmesine odaklanılır. Bu tedavide, planlama, organize etme ve fiziksel çevre ile ilişki kurma gibi problemler ve istemli hareketlerin yapılmasındaki bozukluklar giderilmeye çalışılır.

Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Mine Ağır

Özel Eğitim Öğretmeni ve Psikolog

Web Site

İnstagram

Yazının devamı...

Özel Öğrenme Güçlüğü: Disleksi

Özel öğrenme güçlüklerinden günümüzde en sık karşımıza çıkan disleksidir. Dislekside bebeklikten itibaren gözlemlenebilir belirtiler mevcuttur. Geç konuşma bu belirtilerden en sık rastlananıdır, fakat "her geç konuşan çocuk disleksidir” gibi genellenmiş yargılar tamamen yanlış ve sakıncalıdır. Gözlemlenen belirtilerin miktarındaki artış veya daha bariz ortaya çıkışı çocuğun okul öncesi döneme başlamasıyla artmaktadır.

Disleksi Belirtileri:

Disleksi belirtileri çocuğun okul ilişkisine göre üç ana başlık altında incelenebilir:

Okul Öncesi:

Bu dönemle birlikte yeni beceriler edinmeye başlama evresine giren çocukta;

Sağı ve solu ayırt edememe

Renkleri ve sayıları öğrenmede zorlanma

Hayvanları ve meyveleri öğrenmede güçlük yaşama

Sebze ve meyve gibi terimleri karıştırma

Bazen ince motor becerilerde zayıflık gözlemlenebilen birincil belirtilerdir.

Okul öncesi dönemde gözlemlenen belirtiler son derece önemlidir. Çünkü özel öğrenme güçlüklerinde erken tanı uygulanacak destek eğitimlerin yeterliliğini belirgin miktarda arttırmaktadır.

Okula Başlama Dönemi:

Asıl disleksi belirtilerinin ortaya çıktığı dönem okula başlanılan dönemdir.

Okula başlayan çocukta;

Kelimeleri, harfleri ve sesleri öğrenmede güçlük

Sınıf içerisinde verilen talimatları takip etmekte güçlük yaşama

Öğrenilen kelimeleri harflerine ve hecelerine ayırmada güçlük yaşama

Kelime ve ses bilgisinde zayıflık

Ödev ve yazılı çalışmalarının çok zaman alması

Zaman yetiştirememe

Organize olmakta güçlükler yaşama gibi belirtiler aile, öğretmen ya da birincil bakım veren tarafından belirgin olarak gözlemlenebilmektedir.

Bu belirtilerin ortaya çıkmasıyla birlikte günlük hayat içerisinde çocukta devamlı bir asabiyet hali, okuldan kaçmak için sürekli olarak çeşitli taktikler geliştirme bazen ısrarla gitmek istememe gibi durumlar ortaya çıkmaktadır.

Okuma Dönemi:

Okuma dönemini geçen çocuklarda en sık karşılaşan belirtiler okuma ve yazmada yapılan yanlışlıklardır;

Benzer harfleri karıştırma (d-b-p ya da m-n gibi yazımı benzeyen harfler)

Kelimelerdeki harf sırasını tersten algılama (en-ne ya da çok-koç gibi)

Aynı satırı okumaya devam etmekte güçlük yaşama ya da bir sonraki satıra geçerken sağ ve sol akışına dikkat etmekte zorlanma

Harf ekleme

Hece tekrarı ( kafeterya- kafefeterya gibi)

Günümüzde disleksi hala zamanında teşhis edilememektedir. Anne ve babalar mümkün olduğunca çok gözlemde bulunmalı ve belirtilerin artması halinde mutlaka uzmana başvurmalılardır.

Unutmayın! Erken belirlenen teşhis dislektik bireylerin akademik, sosyal ve kişisel gelişimleri açısından oldukça önemlidir.

Yazının devamı...

Otizm ve Floortime Terapisi

Floortime Nedir?

Gelişimsel, Bireysel Farklılıkların Gözetildiği ve İlişki Temelli olarak anılan Floortime modeli, özellikle çocukların güçlü ve zayıf yönlerini tespit etmeyi ve odaklanmayı, anlamayı ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle, otizm spektrum bozukluk ve diğer gelişimsel bozukluklarda belirgin gelişim profillerine sahip olan çocuklar için özellikle etkili olduğu öne sürülen model Dr. Stanley Greenspan tarafından geliştirilmiş ve ilk olarak “Zeka ve Adaptasyon” isimli 1979 yılında yazmış olduğu kitabında belirtmiştir.

Gelişimsel, Bireysel Farklılıkları Gözeten ve İlişki Temelli bu model; yeni, kapsayıcı ve bireyleştirilebilen olması özelliği ile gelişim geriliği olan çocukların ölçme ve değerlendirilmesinde önemli faydalar sağlamaktadır. Sağlıklı gelişime dair önemli aşamaların incelenmesi ve takibinin sağlanabildiği Floortime yaklaşımı, ilişki temelli model içerisinde bir strateji olarak yer almaktadır. Floortime özellikle gelişimsel kabiliyetlere yönelik teşvikte bulunarak duygusal açıdan anlamlı bir öğrenme süreci sunmaktadır.

İlişki temelli modelde tedavi amacı; belirti ve belirgin davranışlara odaklanmak yerine sağlıklı gelişim için gerekli olan özelliklerin inşasına katkı sağlayabilmektedir. Bu modelde, çocuklar gelişim süreci içerisine kaçırmış olabilecekleri bazı önemli beceriler konusunda kendilerini geliştirme fırsatı bulmaktadır. Otizm spektrum bozuklukları açısından örnek verilirse üç önemli ve temel sorunun bu çocuklarda gözlendiği öne sürülmektedir.

Bunlar,

1. Yakınlık kurmada güçlük

2. Duygusal içerikli kelime ve imge yoksunluğu

3. Jest ve mimiklerin yapılamaması ve anlaşılamaması

Otizm spektrum bozukluklarında ikincil sorunlar olarak duyu bütünleme süreçleri ve stereotipik hareketler (takıntılı ve tekrarlı hareketler) görülebilmektedir. Bu yüzden, tedavi seçenekleri söz konusu belirtileri temel alarak geliştirilmektedir. Gelişimsel, Bireysel ve İlişki Odaklı Model’de ise çocukların temel gelişim özellikleri olan düşünme, bağlantı kurabilme ve iletişimin çocukların duyguları ve duyguların etkisi üzerinde çalışarak geliştirilebileceği görüşü hakimdir.

Floortime, çocukların gelişimsel özelliklerini gözeterek onlara bazı hedefler üzerinden bir sonraki aşamaya geçmelerine yardımcı olmaktadır. Floortime terapist ya da ebeveyn çocuğun önderliğinde, çocuğun ilgi alanlarına hitap eden oyunlarla olumlu bir odaklanma özelliğine sahip olmalıdır. Çocuk, yetişkin bireyle bağlantı kurduğu noktada, gelişimsel özelliklerine göre şekillenen hiyerarşide seviye atlaması için cesaretlendirilir.

Gelişimsel, Bireysel ve İlişki Temelli Model’e göre bilgi işlemedeki bireysel farklılıklar ve gelişimsel gecikme özellikle erken dönemde aşılması gereken hedeflerin önünde engel oluşturmaktadır. Ayrıca, bu modele göre Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocuklarda gözden kaçırılan ve geliştirilemeyen altı önemli gelişimsel aşama söz konusudur. Bunlar,

1. Aşama - Regülasyon ve Dikkat:

Bakım verene ve çevreye karşı iyi hisler içerisinde olabilme ve sakinlik olarak örneklendirilebilir.

Bu aşamada yapılması gereken, çocuğun duyusal ve motor kabiliyetlerini keşfetmek olacaktır. Ayrıca, çocuğun sakin olması için hangi uyaranların olması gerektiğini fark etmek bu aşama için önemlidir. Bu aşamada, çocuğun hareket etmesine, dinlemesine ve sakinleşmesine yardım edilebilir.

Bu durumda ebeveynlerin göz önünde bulundurması gerekenler,

Hangi sesler, hisler ve hareketler çocuğu mutlu ediyor?

Hangi hisler çocuğun sakin olmasını ve odaklanmasını sağlıyor?

(Sert ya da hafif; alçak ya da yüksek)hangi sesleri seviyor?

Sakin bir etkileşim veya yüz ifadelerinden dolayı mutlu oluyor mu?

Bu aşamada çocuğun huzursuz olması halinde ebeveynin devamlı etkileşimi sayesinde çocuk görüntü ve sese aşina olmaya başlayacak ve kendini daha güvende hissedecektir.

2. Aşama - Birliktelik:

Diğer insanlara ve dünyaya karşı ilgi duyabilmek, bakım verenle özel bir bağ kurabilmek, canlı ve cansız varlıkları ayırabilmek olarak örneklendirilebilir.

Bu aşamada öncelikli olan, çocuğun ilgisi nerede olursa olsun onu takip edebilmektir. Bu aşamada çocuğun dış dünyayı tanıması ve etkileşime girmesi sağlanmalıdır. Bakım verene giderek alışmaya başlayan çocuk için dış çevrenin ve diğer insanların varlığı ve dış çevreye odaklanma sağlanmalıdır. Farklı ses tonlarıyla konuşarak, farklı yüz ifadeleri kullanarak, dokunarak ve gülümseyerek farklı duyuların harekete geçirilmesi sonucunda ebeveyn ve çocuk arasında duygusal bağ kurulabilir.

3. Aşama - Hedefe Yönelik İki Yönlü İletişim:

Çocuk ve bakım veren arasındaki etkileşim, gülümseme, karşılıklı oyun oynayabilme olarak örneklendirilebilir.

Bu aşamada öncelikli olan, çocuğun inisiyatif almasını sağlamaktır. Ebeveynin yüzündeki uzuvları göstererek yüz ifadelerini kullanması ile çocuğun kendi bedenini tanımasını sağlamak, iletişim kurmadaki ilk adım olabilir. Daha sonrasında çocuğun yaptıkları takip ederek, ilgi alanlarına nasıl bir duygusal işaret gönderdiğinin gözlemlenmesi ve bu duygusal göstergelerin desteklenmesi önemlidir.

4. Aşama - Ortaklaşa Problem Çözme Becerisi:

Etkileşimde jest ve mimiklerin kullanılması, ihtiyaçların veya duyguların ifade edilebilmesi. Dil öncesi becerilerle problemi çözme isteğini bakım verene aktarabilmesi olarak örneklendirilebilir.

Çocuğun ilgi alanlarını içeren uzun etkileşimler kurmak, mutluluk, heyecan, merak, yakınlık, öfke ve sınır koyma gibi duyguların keşfedilmesini sağlamak, aynı oyun içerisinde çocuğun farklı duyguları deneyimlemesini sağlamak, çocuğu iyi ya da kötü olarak etiketlememek, çocuğun oyun içerisinde daha karmaşık problemleri çözebilmesini sağlamak bu aşamanın önemli görevleri arasında sayılmaktadır.

5. Aşama - Sembolik Oyun:

Kelimeleri, görselleri ve sembolleri bir fikir paylaşımı ya da iletişim amaçlı kullanabilme olarak örneklendirilebilir.

Bu aşamada, çocuğun ilgi duyduğu bir oyun karakterinin rolüne bürünerek, çocuğun seçtiği oyuna göre yerde birlikte oynanabilir ve uzun diyaloglarla birlikte çocuğun duygularının açığa çıkması sağlanabilir.

6. Aşama - Fikirler Arasında Köprü Kurabilme:

Bu aşama, mantık, çıkarsama, duygusal düşünme ve gerçeklik algısını kapsamaktadır.

Çocuk bir şey istediği zaman evet ve hayır yanıtları yerine farklı sorularla karşılık vermek ve çocuğun kendi fikirlerini ifade etmesini sağlamak bu aşamada yürütülebilir. Ayrıca, çocuğun yeterlilikleri ve ilgi alanlarına göre farklı etkinlikleri sunmak, hikaye ve yapboz gibi etkinliklerle çocukla fikir paylaşımı yapmak çocuğun kendi fikir ve duygularını anlamasına olanak tanıyacaktır.

Normal gelişim gösteren çocuklar, yukarıda belirtilen aşamaları 4 yaşına kadar kazanmış olurlar; fakat Otizm Spektrum Bozukluk tanısı almış çocuklarda, belirtilen kritik gelişimsel özelliklerde zorlanma ve gecikmeler söz konusudur. Çocuğun önderliğinde ve bakım verenle anlamlı bir oyun etkileşimi sağlanmasıyla bu önemli becerilerin güçlendirilmesi ve çocuğun gelişim hiyerarşisindeki basamakları tırmanması sağlanabilir.

Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Özel Eğitim Öğretmeni ve Aile Danışmanı

Mine Ağır

Web Sitesi

Instagram

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.