MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Ses kısıklığı deyip geçmeyin

Gırtlak, boğazda soluk borusunun girişini oluşturan, nefes ve yemek yollarını ayıran ve en önemlisi ses üretimiyle görevli organımızdır. Kıkırdaklarla örtülü kapalı bir kutu yapısındadır. Bu izole yapısı sayesinde gırtlak kanserlerinin çevresel ve uzak yayılımları daha yavaş olmaktadır. Gırtlak kanserlerinin en büyük risk faktörü sigara kullanımıdır. Özellikle eşlik eden alkol kullanımı, riski katlarca arttırır. Bunun yanısıra herhangi bir kanserin oluşumunda olduğu gibi genetik sebepler; ayrıca özellikle son yıllarda giderek önemi artan HPV gibi viral hastalıklar da gırtlak kanserinin oluşma mekanizmalarında rol oynar.

Gırtlak ve ses tellerini tutan tümörler ses tellerinin hareket ve titreşimlerini etkilediklerinden gırtlak kanserinin en sık belirtisi ses kısıklığıdır. Erken dönemde ses kısıklığı ile belirti vermesi bu kanserin erken teşhis ve tedavisine olanak vermekte, bu da sağ kalım ve tedavinin yarattığı fonksiyon kayıpları açısından hayati önem teşkil etmektedir. Gırtlak kanserinin diğer belirtileri arasında boğazda özellikle yutkunmayla kulaklara vuran ağrı, ağızdan kan gelmesi, yutkunma güçlüğü, boyunda şişlikler ve nefes darlığı sayılabilmektedir.

Gırtlak kanserinin tedavisi tamamen hastalığın tesbit edildiği aşamaya bağlıdır. Erken dönem tümörler çok küçük cerrahi müdahalelerle ve ek tedaviye gerek duyulmaksızın tedavi edilirken, ileri aşamada tesbit edilen kanserlerde bazen gırtlağın tamamını almak gerekebilmekte, buna ek olarak boyundaki lenf bezlerini cerrahi olarak temizlemek şart olmakta, hatta ışın tedavisi ve kemoterapi gibi ek tedavilere bile başvurmak gerekebilmektedir.

Özellikle sigara öyküsü olan kişilerde iki haftayı aşan ses kısıklığı ve/veya yukarıda sayılan diğer belirtilerin olması durumunda mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanına başvurmalarını şiddetle öneriyorum. Tekrar vurgulamak gerekirse erken teşhis, hem hayat kurtardığı gibi hem de nisbeten daha basit tedavilerle bu hastalığı geride bırakmaya yardımcı olabilmektedir.

Yazının devamı...

Kulak sağlığı ile ilgili doğru bilinen yanlışlar

Kulaklar, kepçe harici dışarıdan görünmeyen ve bütün sihrin içeride, anlaşılmaz bir şekilde gerçekleştiği esrarengiz organlardır. Bu yüzdendir ki, hakkında çok fazla spekülasyon yapılır ve gerçekten uzak ama toplumda yerleşmiş bilgiler mevcuttur. Bu yazıda meslek hayatımda sık karşılaştığım ve düzeltme ihtiyacı duyduğum doğru bilinen yanlışları paylaşmak istedim.

1- Baş dönmeleri iç kulak kaynaklıdır.

Hem doğru, hem yanlış. İç kulak işitme organı olduğu kadar dengenin sağlanmasında da rol sahibidir ancak dengede rolü olan tek organ değildir. Dengenin sağlanmasında kulak kadar, beyin ve merkezi sinir sisteminin ve hatta iskelet kaslarının da rolü bulunmaktadır. Baş dönmesi ve denge bozukluklarında sadece kulağa odaklanmak diğer sistemlerdeki olası hastalıkların ihmal edilmesine yol açabilir.

2- Bir defa kulak temizliği yaptırdıktan sonra kulak her zaman temizlik ister ve kire yatkınlık oluşturur.

Yanlış. Kulak kiri (serümen) dış kulak kanalını enfeksiyonlara karşı koruyan mekanizmalardan biridir ve her zaman temizlenmesi gerekmemektedir. Bunun yanında ileri yaş, çevresel faktörler, kulak kanalını döşeyen cildin özellikleri gibi faktörlere bağlı bazı kişilerde kulak kiri üretimi artabilir ya da nem oranı azalabilir. Bu durumlar kulak kanalının serümenle tıkanmasına ve işitmenin azalmasına yol açtığında kulak temizliği, bir kulak burun boğaz uzamanı tarafından özel alet ve tekniklerle temizlenebilmektedir. Bu temizlik, işitmenin düzgün bir şekilde sağlanmasının yanında kulak kanalının sağlığı için de önemlidir. Ancak kulak temizliğinin kulak kirinin miktarını ya da temizleme ihtiyacının sıklığını arttırdığına dair bilgiler gerçeği yansıtmamaktadır. Yeri gelmişken kulak temizleme çubuklarının kullanımının kulak sağlığı açısından sakıncalı olduğunu tekrar belirtmekte fayda görüyorum.

3- Kulak ağrısına soğan suyu, sarımsak, sirke iyi gelir.

Hem doğru, hem yanlış. Kulak kanalını enfeksiyonlardan koruyan faktörlerden bir diğeri de kanalın düşük pH’a, yani asidik bir ortama sahip olmasıdır. Kanaldaki asidik ortam enfeksiyona yol açan mikropların üremesine engel olmaktadır. Bu yüzden özellikle dış kulak kanalını etkileyen enfeksiyonlarda asidik özelliği olan ilaçlar ve solüsyonlar reçete etmekteyiz. Soğan suyu ve sirke de bu özellikleri nedeniyle dış kulak kanalının enfeksiyonlarında işe yaramaktadır ancak hastalığın tam olarak ne olduğunu anlamadan kullanmak; kullanılan bu tür sıvıların yoğunluğunu tam ayarlayamadan kendi kendine yapılan tedavi çabaları genelde yarardan çok zarara sebep olmaktadır. Bu yüzden kulak ağrılarında kulağınıza herhangi bir şey damlatmadan önce bir kulak burun boğaz uzmanına görünmenizi şiddetle tavsiye ediyorum

4- İşitme cihazları kulakta tembellik yapar.

Yanlış. İşitme cihazlarını, diğer kullanımlarının yanında en sık ileri yaşla beraber iç kulak ve işitme sinirinde meydana gelen değişikliklere bağlı işitmenin azaldığı (presbiakuzi) durumlarında kullanmaktayız. Bu durumda gelişen işitme kayıplarında cihaz kişinin işitme ve konuşmayı ayırt etme kapasitesini arttırarak sosyal açıdan içinde bulunduğu çevreye uyumunu arttırır. İşitme cihazları, basitçe anlatmak gerekirse çevredeki sesi yükselterek kulağa iletir. Bunu ileri yaşlarda kullanım ihtiyacı artan yakın okuma gözlüklerine benzetmekte fayda vardır. Bazı hastalarımızda cihaz kullanımının kulağı tembelliğe sevk ederek mevcut kaybı arttıracağına dair endişeler görmekteyiz. Bu sebepten işitme kaybı iyice ilerleyene dek cihaz kullanmayı reddedip yıllarca iyi duymadan yaşayan kişiler mevcuttur. Bu endişenin bilimsel bir temeli olmadığı, işitme cihazının tembelliğe ya da işitme kaybını artmasına yol açmayacağı bilinmelidir.

Yazının devamı...

Burun (deviasyon) ameliyatlarında doğru bilinen yanlışlar

Burun tıkanıklarının en büyük sebebi bizim deviasyon olarak adlandırdığımız, burnu ikiye ayıran kemik-kıkırdak duvarın eğriliğidir. Buna sıklıkla “” olarak bilinen ve burun içindeki havanın nemlendirip ısıtılmasını sağlayan konkaların büyümesi eşlik eder. Bu iki durum doğal olarak burun içindeki hava koridorunu daralttığı için burun tıkanıklıkları baş gösterir.

Deviasyonun ameliyat harici tedavisi yoktur. Bu amaçla yapılan “” ameliyatlarında büyük çoğunlukla burun içinden yapılan kesilerle kıkırdak ve kemikteki eğrilikler düzeltilir, genellikle büyüyen konkalara da müdahale edilerek tıkalı hava yolu açılır. Bazen aynı seansta “” dediğimiz burun şeklini değiştirmeye yönelik ameliyat da eklenebilmektedir.

Biz bu yazımızda sadece “” ameliyatına dair yanlış bilinenleri inceleyeceğiz

1- Ameliyat sonrası göz altlarında morluklar, yüzde şişlikler oluyormuş

Yanlış. Burun içindeki eğrilikleri düzeltmeye yarayan septoplasti ameliyatlarında göz çevresinde, morluklar ya da yüzde şişlikler oluşmaz. Bu tür etkileri genelde burnun dış şekline de müdahale ettiğimiz rinoplasti ameliyatlarında görebilmekteyiz, estetik burun ameliyatında şişlik ve morluk oluşsa da kısa süreli olmakta genellikle ameliyatı takiben hafta içerisinde düzelmektedir.

2- Ameliyat sonrası iyileşme çok geç oluyormuş.

Yanlış. Septoplasti ameliyatı sonrası iyileşme kişiye göre farklılık göstermekle beraber genel olarak oldukça hızlıdır. Hastalar ameliyat sonrası genellikle bir kaç gün içinde rutinlerine dönebilmektedir. Nefesteki değişim ilk günden hissedilebilmekle beraber ikinci haftadan sonra burundaki açıklık en yüksek seviyeye çıkmaktadır.

3- Burun ameliyatı olanlarda belirli bir süre sonra şikayetler geri dönüyormuş

Yanlış. İyi yapılan bir septoplasti operasyonu sonrası şikayetler genellikle tekrarlamaz. Eksik, yetersiz cerrahi, ya da uygunsuz yöntem seçimi sonrası şikayetler beklendiği kadar düzelmeyebilir. Bunun yanısıra bazen allerjik bünyelerde küçültülen ameliyat esnasında konkaların tekrar büyüdüğü görülebilmektedir, ancak bunun ameliyat başarısı ile ilişkisi bulunmamaktadır.

4- Burun ameliyatı esnasında yerleştirilen tamponlar çekilirken çok acı çekiliyormuş

Yanlış. Aslında artık yanlış diyelim, zira bundan takriben 20 yıl önce yapılan burun ameliyatında konan tampon materyalleri ve yöntemler bu tür ağrılara sebep olabiliyordu. Ne var ki ameliyat yöntemleri ve teknolojideki gelişmeler bizi ve hastalarımızı oldukça rahatlattı. Artık ameliyat bitimde burun ortasındaki duvarı dikişlerle sabitlediğimizden çok nadir tampon kullanıyoruz. İhtiyaç halinde bile çoğunlukla eriyip jele dönen ve alınması gerekmeyen materyaller, ya da esnek silikon plaklar koyuyoruz. Bunlar da ameliyat sonrası hastalarımızın konforunu bozmuyorlar.

5- Burun ameliyatı sonrası ilerleyen dönemlerde burun ucunda düşme olabiliyormuş.

Yanlış. Tıpta her tedavi ve her ameliyat onyıllar, bazen yüzyıllar sonrasında oluşan kurallara bağlı kalınarak yapılır. Septoplasti ameliyatı için de belirlenmiş kurallar mevcuttur. Burnun taşıyıcı destek noktalarına saygı duyularak yapılan ameliyat sonrası burunda düşme ya da çökme gibi komplikasyonların olması mümkün değildir.

Sonuç olarak iyi planlanmış ve iyi uygulanmış bir deviasyon ameliyatı (septoplasti) kısa süren bir işlem olması yanında, kısa vadede sonuçlarını gördüğümüz ve hastalarımızın hayat kalitelerini yukarıya çekmeyi başardığımız bir ameliyattır.

Op. Dr. Ahmet Erdem Kılavuz

Kulak Burun Boğaz Uzmanı

Yazının devamı...

Soğuk Algınlığı, Antibiyotikler, Doğrular ve Yanlışlar.

Bir kulak burun boğaz hastalıkları uzmanı olarak günlük randevularımın yarısını soğuk algınlığından muzdarip hastaların doldurmasıyla mevsimin değiştiğini ve havaların soğuduğunu anlıyorum.

Salgınlar şeklinde yayılan grip ve nezle benzeri tablolardan iş yerinde, toplu taşımada, okuda, sinemada kısacası her yerde insan içinde olduğumuzdan kaçınmamız ne yazık ki her zaman kolay olmuyor. Özellikle henüz bağışıklık sistemi tamamen oturmamış ve kreş veya ana okuluna devam eden çocukların bu hastalıklara daha kolay yakalandığı ve bunları adeta eve getirerek diğer aile bireylerine bulaştırdığı da bilinen gerçeklerden biri. Bunun yanında bazı salgınların başlangıç ve yayılma noktasının bu şekilde olduğu da savunulmakta. Yine de alabileceğimiz önlemler yok değil, hasta bireylerle teması minimuma indirmek ve özellikle el temizliğine ekstra önem göstermek bunlardan başlıcaları.

Grip ve nezle, virüslerin sebep olduğu, eğer ek bir tablo gelişmezse bir kaç günde kendi kendini sınırlayan ve sağlıklı bireylerde vücudun birazcık destekle yenebildiği hastalıklardır. Bunun yanında çok genç, çok yaşlı, bağışıklık sistemi baskılanmış, kanser, KOAH gibi kronik hastalıklara sahip olan kişilerde ise daha ağır seyredebilmekte, üzerine ek enfeksiyonlar binebilmekte ve ciddi sonuçlara yol açabilmektedir.

Soğuk algınlığı tablolarının nasıl tedavi edileceği ve özellikle antibiyotik kullanımı ise hem hastalar hem de hekimler tarafından tam olarak sınırları çizilememiş konulardan biridir. Grip ve nezleyle hekimlere başvuran hastalara her yıl gereksiz yere binlerce kutu antibiyotik yazılmakta ve bu ne yazık ki farklı açılardan ele alınması gereken durumlara sebep olmaktadır.

Antibiyotikler 2. Dünya Savaşı’ndan sonra topluma sunulan ve modern tıbbın seyrini değiştiren ilaçlardır. Bakterilerin sebep olduğu hastalıkları tedavi etmiş ve öncesinde kurtarılamayacak milyonlarca insanın hayatını kurtarmışlardır. Bunun yanında bakterilere karşı etkili olan antibiyotikler soğuk algınlığının başlıca kaynağı olan virüslere karşı etki göstermemektedirler. Bazı istisnai durumlar hariç soğuk algınlığında antibiyotik kullanımının yararı olmadığı gibi, bu ilaçların vücuttan atılımı böbrek ve karaciğere yük bindirmekte, gereksiz yere kullanılan antibiyotikler toplumdaki antibiyotik direncini arttırmakta ve ilaçların maliyeti ülke ekonomisine yük olmaktadır.

Yukarıda saydığımız özel durumları bulunmayan ve soğuk algınlığının üzerine bademcik iltihabı, sinüzit, akciğer enfeksiyonu gibi ek tablolar yerleşmemiş kişilerde soğuk algınlığının tedavisi genel önlemlerle beraber soğuk algınlığı tablosunun yarattığı ateş, ağrı, öksürük gibi belirtilerine karşı kullanabileceğimiz ilaçlarla sınırlıdır. Sağlıklı bireylerde soğuk algınlığı yatak istirahati, bol sıvı alımı ve ağrı kesici/ateş düşürücü ilaçlarla bir kaç günde iyileşmektedir

Soğuk algınlığında antibiyotik kullanımı bazı özel durumlarla sınırlı olmalıdır.

Bunlar;

Bir haftayı aşkın sürede düzelme olmadığında
Yenidoğan bebeklerde ve çok yaşlı hastalarda, tablonun ağır seyrettiği durumlarda
Ateşin 38 derecenin üzerine çıkıp uzun süre bu şekilde devam etmesi durumunda
Bağışıklık sisteminin baskılandığı ve kronik hastalığı olan kişilerde
Soğuk algınlığının üzerine, bademcik iltihabı, akciğer enfeksiyonu, sinüzit, kulak iltihabı gibi bakterilerin sebep olduğu tablolar eklenmesi
durumlarında hekim kontrolünde antibiyotik kullanılması gerekmektedir.

Kişisel pratiğimde hastalar arasında, antibiyotik talep eden ve gerektiği halde antibiyotik kullanmaktan kaçınanlardan oluşan iki eğilim görüyorum. İkisi de yanlış olan bu eğilimin oluşmasında, hastaların medya ve internette birbiriyle çelişen bilgilere maruz kalmasından, ilgili konuda henüz bir standart oluşturmamamış biz hekimlere kadar bir çok şeyin katkısı bulunmakta. Bu konuda toplum bilincinin arttırılması yapılacak şeylerin başında gelmektedir.

Op. Dr. Ahmet Erdem Kılavuz

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.