MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Boşandık Tamam, Peki Çocuklar?

İnsan hayatında iki önemli tasarruf vardır; bunlardan biri meslek seçimi, diğeri ise eş seçimidir.

Evlilik; uzun yaşam yolculuğunda ‘’iki ayrı insan’’ tarafından gerçekleştirilen biyolojik bir değişimle beraber kültürel sosyal olarak da birçok değişimi beraberinde getiren ortak bir projedir.

Farklı ortamlarda yetişmiş, değişik kişiliklere sahip iki ayrı insanın, uzun yıllar boyunca hep uyumlu olmalarını beklemek, fazla iyimser bir beklentidir ve hayatın zorluklarına karşı bir liman olarak düşünülen ailenin bazen kendisi bir fırtınalı denize dönüşüp, sorun çözmeye değil sorun üretmeye başlayabilir. Bu durumda eşlerin birlikteliklerini sona erdirme kararı alarak boşanmaları günümüzde giderek artan sayılarda yaşanmaktadır.

Boşanma, mevcut aile yapısını değiştiren en önemli etkenlerden bir tanesidir. Bu durum, normal gidişatın tersi veya değişik bir durumu olduğu için, aile içerisindeki bireylerin hepsini önemli ölçüde etkilemesi de kaçınılmazdır.

Halk arasında yaygın bir inanış var ki o da; boşanmış çiftlerin çocuklarının psikolojik açıdan sürekli problem yaşadığına dair inançtır. Oysa ki yapılan araştırmalar mutsuz devam eden evliliklerin çocuklarının bu durumdan daha olumsuz etkilendiğini göstermektedir. O halde ‘’ Boşanma süreci iyi yönetilmeyen durumlarda çocukların psikolojisi olumsuz anlamda etkilenebilir’’ şeklinde ifadeyi yeniden biçimlendirmemiz gerekir.

Çocuğun psikolojisini bozan şey boşanmak değil, boşanma sonrası anne baba tutumlarının nasıl değiştiği ile ilişkilidir.

Boşanmış bir ailenin bireyi olarak yaşamak kaçınılmaz olarak çocuklara zarar veren bir durum değildir. Önemli olan anne ve babanın evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdükleri ve çocukları ile ilgilenmeye devam etmeleridir. Boşanmış anne-babalar birbirlerine ilişkin olumsuz duygularını çocuklara yansıtmamalıdır. Çocuğa diğer ebeveyn hakkında söylenecek olumsuz şeyler, çocuk aracılığı ile yollanacak olumsuz haberler çocuğun ruh sağlığını oldukça olumsuz etkileyecek ve anne-baba ile kurulan güvenli ilişkiyi ortadan kaldıracaktır.

Özellikle küçük yaş gruplarında ‘’ben merkezci’’ dönemdeki çocuk etrafındaki olayların kendisi yüzünden ya da sayesinde gerçekleştiğine inandığından ‘’ben yaramazlık yaptığım için babam annemden ayrıldı ya da ben uslu durursam onlar yeniden birlikte yaşarlar’’ gibi düşüncelere girebilirler. Ayrılığa neden olduğunu düşünen çocuk birleşmeyi de yeniden sağlayabilirim umuduyla gereksiz çabalara girerek sürekli hayal kırıklığı yaşayabilir.

Boşanma sonrası bazı çocuklarda;
Suçluluk duygusu (ben olmasaydım boşanmayacaklardı)
Terk edilme korkusu (annem de babam gibi bir gün beni terk edecek)
Öfke (yaşanılan duruma karşı saldırganlık tepkisi geliştirme, okulda sürekli kavga etme)
Uyku sorunları (günlük yaşamda çözemediği bu problemi kabus olarak rüyada görme) rastlanabilir.

Boşanma sonrası çocuğunuz bu gibi tepkiler geliştirdiyse lütfen bir uzmandan destek alarak süreci daha sağlıklı yönetiniz.

Aile Danışmanı

Sümeyra AYDIN

Yazının devamı...

Çocuğuma Ölüm Kavramını Nasıl Anlatmalıyım?

Ölüm yaşanılması kadar konuşulması da zor olan konulardan biridir. Ölüm insanın hiçbir zaman kaçamayacağı herkesin tadacağı en büyük gerçekliktir.

Yas ölüm sonrası yaşanması gereken bir süreçtir.

Biz yetişkinleri bile zaman zaman derinlemesine düşündüren bu kavramı çocuklarla konuşmak oldukça mühimdir. Yaşamımızdan sevdiklerimizi kaybettiğimizde hazmetmekte zorladığımız ölüm sonrası yas matem süreci; inkar, kızgınlık, pazarlık, depresyon ve kabullenme ile ilerlerken bu süreç çocuklar için oldukça karmaşık bir hal almaktadır. Bu nedenle bu süreç çocuklar için de en doğru biçimde ele alınmalıdır.

Her çocuk biriciktir ve kendine özeldir. Her çocuğun birbirinden ayrı duygusal ihtiyaçları ve kendine özgü kılınmış bir mizacı vardır. Çocuğunuzu bu anlamda en iyi gözlemleyen anne babalar olarak bu durumu nasıl karşılayacağını kestiriyor ve buna dönük ses tonu, jest ve mimiklerle konuşma içeriğini destekliyor olmalısınız.

0-5 yaş aralığındaki çocuklar gelişimin kritik evresi olan ben merkezci dönemdedirler. Bu dönemde çocuklar somut ve büyüsel düşünceye inanırlar. Ben merkezci dönemin en önemli özelliği her şeyin merkezinde çocuğun kendisini görmesi ve bilmesidir. Şayet bu dönemdeki bir çocuğa ölümü anlatmaya çalışırsanız çocuk birinin ölümünden kendini sorumlu tutabilir. Örneğin; ‘’ben çok yaramaz olduğum için annem ya da babam ölmüş .’’ vb. düşüncelere kapılabilir. Somut dönemdeki bu çocuk ölünün üşüdüğünü, yalnız kaldığını, karnının acıktığını düşünebilir. Hele bir de toprağın altında yattığını söylerlerse çocuk için bu daha katlanılmaz bir durum haline dönüşebilir.

6-7 yaşlarındaki çocuklar ölümü bir hastalıkla bağdaştırırken, 10-12 yaşındaki çocuklar ölümün geri dönüşü olmadığını kolayca farkedebilmektedirler. İlkokul çağındaki bir çocuk soyut düşünme yetisini henüz kazanmadığı için mümkün olduğunca somutlaştırarak anlatmakta fayda vardır.

Bu konuda hikaye kitaplarından faydalanmanız oldukça mümkün olacaktır.

şeklinde çocukla basit, anlaşılır ve net ifadeler kullandığınızda size o tahmin ettiğiniz gibi karmaşık sorularla gelmediğini daha iyi göreceksinizdir.

Ölüm kavramı çocuklara anlatılırken yapılan büyük hatalar çocukların bilinçaltında fobik yaralanmalar meydana getirebilir. Örneğin; ‘’O şimdi derin bir uykuda ‘’ ifadesi çocuğun uykuya dalmasında sıkıntılar oluşturabilir. Ölümü henüz anlamlandıramayan çocuk, bu korkuyla beraber uykuya dalmak istemeyecektir.

Bir başka yanlış ifade ise;

‘’O uzun bir yolculuğa çıktı ve asla geri dönmeyecek .’’ söylemidir. Algıları oldukça yüksek olan ve somut dönemde basit düşünen çocuklar böyle bir ifade ile karşılaştığında ise araçlara binmek istemeyecek, yolculuğa çıkmayı dahi reddedecektir. Annesini ve babasını kaybetme korkusuyla onlardan ayrılmaya dönük bir kaygıda yaşayabilir.

Yine yapılan yanlış hatalardan biri ise yedi yaş öncesi çocuklara ölümü anlatırken bu konuyu din boyutuyla ele almanız olacaktır. Çocuğa ‘’O şimdi cennette orası çok güzel bir yer, orda istediği her şeye ulaşabilir.’’ gibi bir ifadede bulunmanız çocukta soyut düşünme becerisi gelişmediğinden ‘’Madem cennet güzel bir yer biz neden buradayız? Madem gelecekte oraya gideceksek biz şimdi neden buradayız?’’ diye düşünüp ölmek isteyebilir.

Çocuklarla yapılacak olan mezar ziyaretleri yedi yaş öncesi için uygun değildir. Ancak böylesi bir durumda çocuğa ölen kişinin toprağın altında yattığı değil, bu alanın ölen kişilere ait bir bahçe olduğu ve ziyaret edilerek güllerin sulandığı açıklaması yapmak daha doğru olacaktır.

Yas yaşamış çocuklarda kalan ebeveyne karşı bağlanma problemi görülebilir. Doğum günü, mezuniyet günü, babalar ya da anneler günü gibi özel günlerde öğretmenleri ile yas durumu paylaşılarak hassas davranılması gerektiği bildirilmelidir. Yapılan araştırmalar bilişsel ve sosyal becerileri yüksek olan çocukların yas matem sürecine daha kolay uyum sağladığını göstermektedir. Bu nedenle yas yaşamış çocukları sosyal ortamlara sokmak iletişim kurmakla beraber duygularını ifade becerisini geliştirecek ve içe dönük kalma durumunu ortadan kaldıracaktır.

Çocuk Gelişimi Uzmanı

Sümeyra Yapıcı AYDIN

Yazının devamı...

Çocuğuma Bakıcı Seçerken Nelere Dikkat Etmeliyim?

Çocuğuma bakıcı seçerken nelere dikkat etmeliyim?

Çocuk bakıcısının herhangi bir eğitim almış olması şart mı?

Çocuğuma bakıcı seçerken yaş kriterim olmalı mı?

Söz konusu çocuklarımız olunca onlar için her şeyin en iyisini isteriz ve bunu sağlamak için elimizden geleni yaparız. Hiç şüphesiz anne babalar için en zor deneyimlerden biri de çocuğunu bir yabancıya emanet etme zorundalığıdır. Çocuklarını tıpkı kendileri gibi sahiplenecek şefkat ve sabır gösterecek birini ararken aynı zamanda güvenle evlerini emanet edebilecekleri bakıcıyı birçok kanaldan aramaya başlarlar.

Öncelikle söz konusu çocuk bakıcısı seçme kısmına gelmeden önce eşler kendi aralarında aileden birinin mi yoksa bir çocuk bakıcısının mı çocukla ilgileneceği konusunda hemfikir olmalılardır. Aksi halde hem bakıcı seçme evresinde hemde bakıcı işe başladığında gönülsüz eş nedeniyle sıkıntılar yaşanabilir.

Eğer çocuğunuzun bakımını sağlayacak olan kişi aile üyelerinizden biri ise;

Öncelikle çocuğunuza bakmak için en az 18 yaşında olmasına özen gösterin. Çocuğunuzun fizyolojik ihtiyaçlarını algılayabilecek yeterlilikte olması oldukça önemlidir.

Geceleri ve hafta sonları sizinle aynı evde kalmaması yine çocuğunuzla geçireceğiniz vaktin kalitesini artıracaktır.

Çocuk bakıcınız aile üyesi olacağı için beklentilerinizi en baştan açık ve net anlaşılır ifadelerle belirtiniz. Yemek düzeni, öğrenmesini istediğiniz kelimeler, uyku düzeni, oyunlar vb. içeriği tamamen siz kontrolünü sağlayın. Aksi halde aile üyesi kafasına estiği gibi çocuk üzerinde yönetici bir role bürünebilir ve çocuk kontrolün bakıcıda olduğuna dair edinimler geliştirir.

Eğer çocuğunuzun bakımını sağlayacak olan kişi bir yabancı ise;

Öncelikle yine bu kişiyi seçerken de yaş aralığınızın 18 ila 40 olmasına özen gösteriniz. Zira çocukların biz yetişkinlere nazaran algıları ve enerjileri oldukça yüksektir. Onların bakımını sağlayacak olan kişilerin hem yetişkin olmasına hem de enerjisinin yüksek olmasına dikkat etmeliyiz.

Çocuğunuza seçeceğiniz bakıcıyla ilk buluşmanızda dış görünüşte hijyene dikkat etmeli çevreye karşı duyarlı olmasına özen göstermelisiniz. Herhangi bir acil durumda soğukkanlı bir şekilde çözüm yolları oluşturan biri olmalı. Aynı zamanda çocuk için gerekli olan eğitim, oyun, fizyolojik ihtiyaçlar, uyku düzeni ve son olarak ücret talebinizi açık ve net bir şekilde konuşmalısınız. Özellikle ücret konusunda ucu açık bırakılan sorular sizi süreç içinde zor durumlara sokabilceğinden bu durumun yeterince anlaşıldığından emin olunuz.

0-2 yaş dönemi bebeklerde güvenli bağlanmanın sağlandığı kritik bir dönemdir. Bu dönemde özellikle seçilecek olan bakıcı ilgi ve şefkat dolu olmalı, içten ve samimi davranmalıdır. Çocuğun ihtiyaçlarını anında karşılayabilecek ona sabırla şefkat gösterebilecek sakin ve huzurlu bir kişi olmalıdır.

Çocuk bakıcısı seçerken en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri de kişinin sigara kullanmıyor oluşudur. Böylesi bir durumda lütfen esnek davranmadan direk olarak sigara kullanan kişileri tercih etmeyiniz. Esnek davrandığınızda süreç içerisinde çocuğunuzun yanında sigara içme olasılığıyla beraber gelecekte çocuğunuzda astım, bronşit, üst solunum yolları hastalıkları ile karşılaşma riskini artırmış olacaksınızdır.

Çocuğunuza bakım sağlayacak olan kişinin psikolojik durumu da yine oldukça önemlidir. Hayattan ve yaşamaktan keyif almayan içe dönük, huzursuz, karamsar ve enerjisi düşük kişiler çocuğunuzun psikolojisi üzerinde derin yaralar oluşturabilir. Bu nedenle herhangi bir psikologtan kişilik testi alarak bakıcınıza uygulamanız yine sizin için fayda sağlayacaktır.

Bakıcı seçerken dikkat edilecek bir diğer önemli husus ise kültür ve aile riteüllerinizin bakıcının yaşam felsefesiyle örtüşüyor olmasıdır. Eğer sizin kültür, değerleriniz ve ahlak anlayışınıza uygun olmayan biri ise çocuğunuza sağlamış olacağı edinimler aile yapınıza aykırı geleceğinden zıtlıklar kaçınılmaz olacaktır.

Ve son olarak çalışan bir anne iseniz mutlaka yedek anahtarınızla eve her an gelebileceğinizin mesajını da verin. Gün boyu uzun saatler evde yalnız bakıcı ve çocuğunuzun kalıyor olması bakıcıya kontrolü istediği gibi sağlayacağı mesajını verir. Ancak öğle arası bile olsa yapacağınız ziyaret kaçamakları her an çocuğunuzla ilgilenmesine dönük algısını geliştirecektir. Her şeyin yolunda gidiyor olduğuna dair inancınızı geliştirecek komşu ziyaretleri de yine sizi güvende kılacaktır.

Çocuk Gelişimi Uzmanı

Sümeyra Yapıcı AYDIN

Yazının devamı...

Çocuğum Ağlama Krizine Girdiğinde Ne Yapmalıyım?

Çocuklar küçük yaşlarda çevrelerinde istedikleri her koşulun onlara sağlanması ile her şeyin istedikleri gibi olacağı algısına kapılırlar. 18 ay 3 yaş itibari ile çocuk egosantrizm döneminin gelişimsel özellikleri ile beraber istediği her şeye sahip olmak ister ve paylaşıma kapalı davranışlarda bulunur. Çocukların yaşadığı ağlama krizi tepkisel olabildiği gibi, ilişkisel de olabilir. Çocuklar genellikle tek başlarına kaldıklarında ağlama krizi geçirmezler. Yanlarında güvendikleri biri olduğu zamanlarda ağlama krizleri daha sık görür. Hayal kırıklığı, öfke, kafa karışıklığı, korku gibi duyguların neden olduğu krizlerde; ağlama, vurma, çığlık atma, tekmeleme, nefesini tutma ya da kendini yere atma gibi tepkiler görülebilir.

Çalışan anne babalara sahip çocuklar ise günlük sevgi doyum ihtiyacını karşılayamadıklarından bazen nedensizce ağlama krizleri yaşayabilirler. Yemek yemesi için kolunu katladığınız çocuk aniden ağlayabilir ya da sırf arabada ayakta durmamalısın şeklinde bir ikaza karşı tepkisel olarak ağlama krizine girebilir. Aslında bunların altında yatan sebep ilgi ve sevgi ihtiyacının karşılanmamış olması durumudur.


Çocuğunuz ağlama krizi geçirdiğinde ne yapmalısınız?

1.Öncelikle olayı tanımlamasını ondan bekleyin. ''Ne oldu?'' şeklinde basit açık ve net ifadelerle durumu tanımlattırın.
2.Tepkilerinizi mümkün olduğunca en aza indirin ve sakinliğinizi koruyun.

3. ''Seni ağlarken anlayamam , sakinleştiğinde seni anlayabilirim.'' şeklinde bir tepki verin ve sakinleşene kadar onu anlayamayacağınıza onu inandırın.
4.Onu dinlemek ve anlamak için hazır olduğunuzu gösteren tepkiler verin .
5.Sakinleştiğinde bu durumu ağlamadan nasıl çözüm yolları geliştirirsek çözebiliriz kendisine sorun.
6.Olası çözüm yolları denemesi için şans verin ve problemini sahiplenmeyin.
7.Ciddi bir ağlama krizi nöbeti geçiriyorsa dikkatini başka yöne dağıtmaya çalışın. Çocuk ağlayınca beyin ilk önce duygusal tepki oluşturuyor (amygdala aktivasyonu) bu aktivasyonu başka yöne kaydırmak için sayı sayma ya da şarkı söyleyerek dikkati dağıtmaya çalışın.


Pedagog
Sümeyra Yapıcı Aydın

Yazının devamı...

Kekeme Çocuklarda İzlenecek Yöntemler

Geçici kekemelik genellikle 2-6 yaş arası çocuklarda sık gözlenen bir tür iletişim bozukluğuna sebep olan bir durumdur. 2-6 yaş arası çocuklarda beyin gelişimleri nedeni ile çok hızlı düşünüyorlar ve ağızdan çıkan kelimeler düşüncenin gerisinde kalabiliyor. Bazen de çocuklar rüyalarında korktukları zaman sabah uyandıklarında kekeleyerek konuşabiliyorlar. Bu genellikle sözcüklerin ilk hecesini yineleyen ifade biçimi oluyor; a-an-ne, ba-ba-ba, a-al-dım gibi...


Geçici kekemelik erkek çocuklarında 3-4 kat daha sık görülür. Başlangıç yaşı 2-7 yaş arası olup kendiliğinden düzelme oranı %80 gibi yüksek bir orandır.

Geçici kekemelik gelişimsel olarak her çocukta gözlenmese de çoğunlukta karşılaştığımız 2-3 ay süren ve kendiliğinden geçen bir durumdur. Nedeni ise ailenin ilk çocuğu olma, otoriter ya da korumacı ebeveyn modu aktif anne babaya sahip olma, herhangi bir korku ya da kaygı bozukluğu yaşama, özgüven eksikliği gibi birçok etkenden kaynaklı olabilmektedir.

Erken çocukluk döneminde çocuklar için ebeveyn tutumu oldukça önemli bir faktördür. Çocukların kendilerine, çevrelerine ve yaşama dair düşünce kalıplarını oluşturur ve olayları algılama biçimini doğrudan şekillendirir. Örneğin; çocuklar tv karşısında komik bir sahne canlandıran oyuncuya gülerek tepki veren anneye bakar ve ''şuan annem gülümsüyor ben de gülmeliyim ''şeklinde mizah algısını şekillendirmiş olur.

Kaygılı ve korumacı anne babaya sahip çocukların ebeveynleri ise her şeyi kontrol etme güdüsü ile olayları ve çocuğun davranışlarını sürekli izler, yönlendirir, şekillendirir. Bu durum bir süre sonra çocuğun bilinçaltında ''hata yapmamalıyım kaygısı'' yaratır. Buna bağlı savunma direnci oluşturamayan çocuk olayları kontrol edemediğinde aniden düştüğünde ya da bir ihtiyaç dile getirirken kekelemeye başlar.

Uzman bir pedagogla çocuğunuzun korku yaşamış olduğu anlar oyun terapisi ile yeniden canlandırma sağlanarak çocuğa tepki edinimleri ile savunma mekanizmaları aktifleştirilebilir.


NE YAPMALIYIM?
Çocuğunuza karşı katı kurallar koymayın.
İkaz ederek uyarılarda bulunmayın.
Sözcüklerini sabırla bitirmesini bekleyin.
Kekeleyerek söylemeye çalıştığı kelimeyi siz tamamlamayın.
Tek başına şarkı söyleyebileceği ortamlar yaratın.
Aynı yaş grubundan kişilerle iletişim kurabileceği ortamlar yaratın.
Kısa cevaplar verebileceği sorular sorun.
Topluluk karşısında ya da yabancı bir ortamda kekemeliğe bağlı stresle duygusal bozukluk yaşanabilir.

Yazının devamı...

Çocuğunuzun Acısıyla Nasıl Başa Çıkarsınız?

Çocuklar psikolojik ve fiziksel olarak yara aldıklarında ebeveynler için bu durum dayanılmaz bir hal alır. Bu gibi durumlarda ebeveynler çocuklarının acılarını bir an önce dindirmeye çalışırlar ve bu acıya sebep olan arkadaşının anne ya da babasını, çocuğunun öğretmenini ve yahut okul müdürünü suçlayıcı bir tavırla çocuğunu nasıl incitme cüretinde bulunduğu konusunda sitem ederler.

Örneğin; akranlarına göre boyu oldukça kısa olan altı yaşlarında bir erkek öğrenci kendisini dışlanmış ve yalnız hissedebilir. Arkadaşları okulda onunla dalga geçebilir ve ona dair aşağılayıcı tekerlemelerle onu incitebilirler. Bu küçük çocuk eve geldiğinde odasına çekilir, yemek yemeyi ve ödev yapmayı reddeder. Aynı zamanda annede okuldaki bu durumdan haberdardır. Bir süre arkadaşlarına ve öğretmenlere sitemde bulunmuş ancak en sonunda oğlunun bu fiziksel görünüşünden dolayı kendisini suçlayan bir moda bürünmüştür. Ona yüksek topuklu spor ayakkabılar almaya ve onu boyunu uzatacak yönde spor faaliyetlerine kulüplere yazdırmaya başlar.

Bu anne çocuğunun acısıyla başa çıkmakta yardım etmek şöyle dursun, onun acısıyla kendisinin dahi başa çıkamaması çocuğun duygularını hissetme şansından mahrum bırakmıştır. ‘’İncinmiş ve haklarından mahrum edilmiş hissetmesine izin verilmeyen çocuk’’ dış görünüşü yeterince değişirse yaşıtları tarafından kabul edileceğine inandırılmıştır. ‘’Dış görünüşü düzeltmek ‘’ ya da ‘’yaşanılan durumdan ötürü başkalarını suçlamak’’ duyguların yaşanılmasına izin vermediğinden ve duyguları gizlediğinden acıyla nasıl başa çıkması gerektiği konusunda çocuk habersizdir. Aynı zamanda dış dünyaya karşı yansıttığı karakteri de içsel dünyasında yaşayamadığı duygulardan ötürü bambaşka bir hal almıştır.

Oysa duygularını yaşamasına izin verilen çocuk acının sadece basit bir duygu olduğunu bilir ve hızla duygularını serbest bırakır.

Acı direnç gösterilmeden bir tepkiyle renklendirilmeden saf halinde yaşanıldığında insanı bilgeliğe dönüştüren bir güç kaynağıdır.

Biz yetişkinler yaşadığımız acıların sonsuza dek süreceği hissine kapılırız. Bunun sebebi ise düşüncelerimizin geçmişin izlerine dayalı olarak acının içine karışması ve yaşamamıza izin verilmeyen duyguların karmaşık ürünüdür.

Yaşadığımız duygularla birlikte olmayı öğrendiğimizde artık bizi bunaltmayacaklardır.

Pedagog

Sümeyra Yapıcı

Yazının devamı...

Ebeveynlerin Akademik Başarı Baskısı Çocukların Ruh Sağlığını Bozuyor

Bazı ebeveynler daha iyi bir eğitim için çocuklarına destek sunabilirler. Ancak bazı ebeveynler çocuklarının daha iyi bir eğitim alması için en iyi yolun baskı olduğunu düşünebilir. Anne babaların yüksek not beklentisi veya gerçekçi olmayan başarı beklentisi, başka çocuklarla kıyaslama ve başarılarını küçümseme gibi olumsuzluklarla çocukların ruhsal dengesini bozabilirler.

Oysa bilişsel olarak uyarıcı bir ev ortamı sağladıklarında, çocukların akademik yeteneklerine güvendiklerinde, çocuklarını bağımsız ve sıcak bir şekilde yetiştirdiklerinde, başarı davranışını değil de daha çok süreci ödüllendirdiklerinde başarı desteği sağlamış olacaklardır. Çocuklarda stres, kaygı ve endişe belirtileri, terleme, mide ağrısı gibi fiziksel bazı rahatsızlıklar görülür. Aşırı baskı, ruh sağlığında bozulma, öğrenme isteksizliği ve okul başarısında azalmasına neden olur. Bu nedenle abartılı davranışlardan, ısrarlardan uzak durulması gerekiyor. Okulda yüksek not aldığı halde mutlu olmayanlar da var. Sürekli olarak daha da başarılı olması beklenen bir çocuğun mutlu olması zor. Keyif alırsa iyi işler ortaya çıkabilir ve bağımlılık halini alabilir. Böylece buna alışan bir çocuk devamlı başarılı olmak ister. Önce haz almayı öğretmek, bunu yaparken de küçük başarılar da bile onları kutlamak, sevindirmek gerekiyor.

Lütfen çocuğunuzun sınav sonucunu değil sınav sürecini ödüllendirin!

Sanılanın aksine ebeveynlerin çocuklara “dışsal kontrol, ısrarcı ve sürekli hatırlatma yapmaları” çocuklarının hem başarılarını hem de motivasyonlarını düşüren bir etkendir.

Ebeveyn başarı baskısı çocuklarının yalnızca başarılarını etkilemez.

Ayrıca, çocukların duygusal sosyal yönlerini de etkiler.

İşte çocuğunuza ödev yapma alışkanlığı kazandırmak için yapmanız gerekenler;

Aile toplantıları haftalık ritüeliniz olsun. Bu toplantılar çocuklarda sorumluluk ve farkındalık gerçekleştirecek, ev içi rollerini benimseyecektir.

Bu toplantılarda dilerseniz haftalık görev dağılımları ve hafta içi planlarınızdan bahsedebilir evde yaşayan kişileri bu konuda bilgilendirebilirsiniz. Lütfen bunu belli bir saatte ve günde yaparak ‘’haydi toplantı yapıyoruz şeklinde ‘’ eşinizi ya da çocuklarınızı yöneten ve emreden olarak değil de gayet doğal rutin bir şekilde çay sohbeti edasında gerçekleştiriniz.

Lütfen çocuğunuzdan ödev yapmasını beklediğiniz saati siz de ev hanesi olarak kitap okuyarak doldurun.

Çocukların ödev yapmak istememesinin en büyük nedenlerinin başında ailenin televizyon izlerken çocuklardan odalarına çekilip onlardan ödev yapmalarını beklemesidir. Özellikle 1. Sınıf çocukları için tv, bilgisayar oldukça çekici teknolojik aletler iken siz onların eğlenceye en çok düşkün olduğu dönemde onları bundan mahrum ederek kağıtlardaki belli kelimeleri defalarca yazmasını istiyorsunuz.

Çocuğunuz ödevini yaparken onu yargılayıp, yönlendirmeye çalışmayın. Ödev konusunu günlük yaşamla somut örneklerle daha kalıcı ve eğlenceli hale getirin.

Öncelikle verilen ödevi gözden geçirin. Ödev konusu itibari ile günlük yaşamda somut olarak daha pratik öğrenilecek bir şey ise çocuğa defalarca bir şeyi yazdırarak işkence etmeyin. Bunu bir örnekle açıklayacak olursak çocuk eğer matematik dersinde 1 litrenin 500 ml olduğu öğrenimini gerçekleştirecekse mutfakta kek yaparak ölçüleri ona yaptırabilir ya da bir su şişesiyle oyun oynayarak bunu daha zevkli hale getirebilirsiniz. Ödevler belli standart bir öğrenme gerçekleşmesi için herkese eşit oranda verilmiş olabilir çocuğunuz bu konuda erken öğrenme gerçekleştiriyorsa lütfen bu durumu öğretmeni ile özel olarak görüşün.

Pedagog

Sümeyra Yapıcı

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.