MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

5 Adımda Karar Verme Yöntemi!

Yaşam içinde her gün pek çok karar veriyoruz. Bu kararların bazılarını otomatik tepkilerimizle hiç düşünmeden seçim yaparak ilerliyoruz, bazı kararlar ise bizi oldukça zorluyor. Bir dondurma için seçim yaparken pek zorlanmayız. Ancak yaşamımızda önemli değişiklik yaparken zorlanırız. Aslında iki kararda da mekanizma aynı olmasına rağmen –seçim yapmak- diğerinde zorlanmamızın sebebi seçimimizin getireceği belirsizliklere hazır olup olmadığımızdır. Kararsızlık yaşayanlar gününü düşüncelerle geçirir olasılıkları tartar biçer ama bunları mantıklı bir zemine oturtamadığı için karar veremeden kıvranır durur. Kimi zaman kararı dışarıya bırakır. Kimi zaman akışa…

Şimdi sana karar anlarında detaylıca irdeleyerek hatta yazarak uygulayacağın bir teknikten bahsedeceğim. Karar verme konusunda belirsizlik yaşadığın durumlarda aşağıdaki soruları cevaplamak belirsizliğin perdesini aralamana yardımcı olacaktır.

Karar vermeyi kolaylaştıran yöntem

Şimdi, gerçekten elde etmek istediğin şey nedir?

Karar verme durumunda seçeneklerini listele. Tüm tercihleri mutlaka listelemelisin.

Kullanacağın her seçeneğin olumlu olumsuz yanlarını değerlendir. Avantaj ve dezavantajlarını irdele. Hangi seçenek sana ne kazandıracak? İlk soruda elde etmek istediğini karşılamaya yeterli mi?

Her seçenek için en kötü senaryo ne olabilir? Düşün.

Aldığın kararlardan yaşamında olan kişiler nasıl etkilenecek? Kimler etkilenecek?

Yukarıdaki tekniği uygulamadan önce sana küçük bir tüyo vermek istiyorum. Bu sorulara cevap verirken bedenindeki tepkileri de izlemeni tavsiye ediyorum. Her seçenek için belli bir duygu yüklediysen onları fark etmen için katkı sağlayacaktır. Böylelikle aslında neyi istediğini daha iyi anlamana yardımcı olacaktır. Sonrasında en doğru kararı vereceksin.

*Bu ve benzeri konular ile ilgili soruların olursa facebook üzerinde -Dilek Söylemez / Psikolojik Danışma Destek Grubu- kapalı bir grup oluşturduk. Gruba katılarak paylaşımlarımızı takip edebilirsin.

Sevgilerimle

Dilek Söylemez

Psikolojik Danışman

İletişim:

www.dileksoylemez.com

www.instagram.com/dileginimgeleri

Yazının devamı...

4 Adımda Probleminden Kurtul!

Benzer sorunları yaşayıp bunları nasıl çözeceğinize dair bir fikriniz yoksa size dört adımlı bir yöntemle nasıl çözeceğinizi aktaracağım.

1. adım:

Sorunu belirlemek:

Sorunu belirlemek basit bir adım gibi görünebilir bununla birlikte en önemli adımdır da. Çünkü sorunu belirleme ve dürüst bir şekilde ifade edebilme aslında sorunun kaynağına ulaşmanıza ve bu kaynağa ilişkin duygularınızın farkında olmanızda belirleyici rol oynar.

Örneğin eşinizle anlaşamıyorsunuz, kilo veremiyorsunuz, işyerinde patronunuzla ya da meslektaşınızla problem yaşıyorsunuz. Bu sorunların altındaki kaynak düşündüğünüzden farklı olabilir. Kilo veremiyorsunuz çünkü yemek yediğinizde kendinizi mutlu hissediyorsunuz ve mutsuz hissettiğiniz anlarda bilinçdışı duygusal açlıkla daha çok yiyorsunuz. Eşinizle anlaşamıyorsunuz çünkü duygularınız hakkında ona karşı dürüst değilsiniz, kendinizi tam olarak ifade etmekten kaçınıyorsunuz, kaybetmekten korkuyor ve hayır diyemiyorsunuz. Bu da zamanla size yük oluşturmaya başlıyor. İşyerinde arkadaşınızla problem yaşıyor ve onu suçluyorsunuz. Belki de kendinizi ortaya koyma konusunda çekingen davranıyorsunuzdur.

2. adım:

Hisleri fark etmek:

Sorunun tam olarak ne olduğunu belirlemek duygular ile ilgili bir akış başlatır ve daha cesaretle hislerimizin fakında olmaya başlarız. Hislerin farkında olmak onları tanımamıza hatta kendimizi de tanımamıza yardımcı olur. Duyguları fark ettikçe onları kabul etmeye ve gelip geçici olduklarını anlamaya başlarız. Bu da bir sonraki adımda değişim için bizi hazırlar.

3. adım:

Problemi çözümlemek:

Sorunlar üzerinde çalışmak ve hisleri fark etmek; olanları anlamlandırmaya, oldukları gibi kabul ederek egonun ötesinde, kendimizle ilişkilendirmeden oldukları gibi algılamaya başlamamızı sağlar. Çözümleme dışarıdan bakma yetisini de geliştirir. Sorunlara dışarıdan bakabilme becerisi değişimin nasıl olacağını, değişimlere uygun yeni düzenlemeleri bulmamızı kolaylaştırır.

4. adım:

Bütünleştirmek:

Diğer üç adımdan sonra farkındalık arttıkça değişim de kaçınılmazdır ve bu değişimle gelen yeni düzene uygun davranışlar sergilemek bütünleşme adımıdır. Evinize yeni televizyon aldınız bunu eski kumanda ile idare edemezsiniz, yeni kumanda da farklı tuşların yerini öğrenip ona göre kullanmaya başlarsınız. Bütünleşme budur.

Bir sorun olduğunu kabullenmek ve bunu çözemeye çalışmak her zaman kolay olmayabilir. Çünkü alıştığımız beceriler bizi sorunu çabuk yoldan çözmeye karşı eski tanıdık bildik kalıpları kullanmamıza zorlayabilir. Bunun adı dirençtir. Dirençleri bulup onları kenara ayırmadan bu adımları tam anlamıyla başarmak zordur. Her adımda duraklayarak dirençleri fark ederek ilerlemek mutlaka başarıya götürecektir.

Fark etmek ve yüzleşme cesareti göstermek kendinize olan güveninizin artmasında ve ‘’ cümlelerinden ‘’ özgüvenine doğru sizi sürükleyecektir.

Sevgilerimle

Dilek Söylemez

Psikolojik Danışman

www.dileksoylemez.com

www.instagram.com/dileginimgeleri

Yazının devamı...

Psikolojik İyi Oluş!

Psikolojik iyi oluş, günlük hazlar ile günlük sancılar arasında yaşamımızı sürdürürken varoluşumuza anlam katma becerisine sahip olmaktır. Psikolojik iyi oluş her zaman mutlu olma, pozitif düşünme ve iyi hissetme gibi kavramlardan farklılık gösterir. Mutlu olmaya çalışmaktan öte bireyin, kişisel performansını gerçekleştirme gayreti içinde olmasıdır.

(Sarı, Çakır,2016).

Bu konuda araştırma yapan Carl Ryff, psikolojik iyi olma halini altı boyutta ifade etmiştir. Bunlar; kendini kabul, diğerleriyle olumlu ilişkiler, otonomi, çevresel hâkimiyet, bireysel gelişim ve yaşam amacıdır (Sarı, Çakır,2016).

Kendini kabul: Kendini kabul etmek, eksik ya da geliştirilmesi gereken yanlarının farkında olarak kendine onay vermek anlamını taşır. Özsaygı ve özgüveni içerir. Kendini kabul eden birey yaşama sevincini de içinde taşır.

Diğerleriyle olumlu ilişkiler: İnsan sosyal bir varlık olduğu için diğerleriyle ilişki halinde olması kaçınılmaz bir gerçektir. Doyumlu ilişkiler kuran birey aynı zamanda ruh sağlığı yerinde olan bireydir. Bu bağlamdan bakıldığında çevremizle ve meslektaşlarımızla kurduğumuz olumlu ilişkiler psikolojik iyi oluş halini de pekiştirecektir.

Otonomi: Psikolojik iyi oluşta bana göre en önemli boyutlardan biri iç denetime sahip olmaktır. İnsanın kendi kararlarını verme becerisine sahip olması, yaptığı işi ya da eylemi başkaları için değil kendi için yapmış olduğunun idrakinde davranması kendini iyi hissetme yolunda önemli bir adımdır. Onaylanma ya da reddedilme kaygısı nedeni ile hem başkalarına hem de kendimize fayda sağlayacak çalışmalardan uzak durulması kişinin kendi öz denetimi olmadığının da göstergesidir. Özerk bir birey yaptığı işi başkaları için değil kendisi için yapar.

Çevresel hâkimiyet: Diğerleri ile olumlu ilişkiler kurarken çevreden bağımsız olmak düşünülemez. Psikolojik iyi oluşa sahip birey günlük olaylardaki stresi yönetebilen kişidir. Çevresinin farkındadır ve bunları yönetme becerisine sahiptir.

Bireysel gelişim: Gelişime açık olmak, yenilikleri takip etmek, yeniliklere hayatında yer açmak, öğrenme hevesini kaybetmemek, alanı ile gelişmeleri takip etmek, alanı dışında da ilgi duyduğu konuları araştırmak, okumak, yeni deneyimler keşfetmek çabası içinde olan bireyler daha doyumlu hayat sürerler. Bu açıdan bakıldığında bireysel gelişime açık olmak çok önemlidir. Henry Ford’un da ifade ettiği gibi “İnsan öğrenmeyi bıraktığı gün yaşlanır.”

Yaşam amacı: İnsanı hareket geçiren ihtiyaçlarıdır. Maslow prensibine göre fizyolojik ve güvenlik ihtiyacından sonra ait olma ve sevgi ihtiyacı gelir. Kişiler bu ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra itibar kazanma amacı ile eylemlerde bulunurlar. Son olarak kendini gerçekleştirme ihtiyacı ile anlamlı bir hayat yaşamak için kendilerine amaçlar edinirler. Ancak hayatın anlamı öyle kolay bulunmaz. Doğru soru belki olmalıdır. Sizi yaşama bağlayan her şey sizi harekete de geçirecektir. Bana göre ise “

Yukarıda saydığımız psikolojik iyi oluşu destekleyen faktörler günlük yaşamda karşılaştığımız sorunların üstesinden gelme becerisi sağlayarak özümüzdeki iyi olma haline ulaşmamızı da sağlar. Nasıl koca bir dağ güneşli, bulutlu, fırtınalı ya da karlı havada orada kalıyor ve onu zorlayan hava şartından sonra bile aynı hali ile duruyorsa, insanlar da yaşam içindeki durumlar karşısında aynı şekilde olayları gerçekçi biçimde değerlendirerek varoluşunun tadını çıkarabilir.

Sevgilerimle

Dilek Söylemez

Psikolojik Danışman

www.dileksoylemez.com

www.instagram.com/dileginimgeleri

www.facebook.com/dileginimgeleri.dileksoylemez

Yazının devamı...

2 Soru ile Stresten Kurtulun!

Stres hayatımızın en önemli parçası ve yüzyıllardan beri zamanın değişen yapısına göre stres algısı ve yaşamımızdaki karşılığı artmaya devam ediyor. Bunun nedenleri, belirtileri, sonuçları hakkında size bilgi vermek yerine yazının sonunda kavram olarak bu yapıyı tanımanızı sağlamayı hedefliyorum. Kavramsal olarak stres; (Hauser and Goodin 2005).

Bu tanımdaki “algılanan” kelimesine dikkat etmenizi isterim. Bireyin yaşadığı durumdan algıladığı tüm duygu durumları ona nasıl tepki vermesi gerektiğini de belirliyor.

İlk çağda insanların vahşi bir hayvanla karşılaştığı zaman yaşadığı korku savaş ya da kaç şeklinde tepki vermesine sebep oluyordu. Burada devreye giren, beynimizin limbik sisteminde bulunan amigdala, bir hayvan saldırısında ya da korku duyulan bir anda devreye giren otomatik çalışan sistemi temsil ediyor. Bugün günümüzde vahşi hayvanla karşılaşmıyoruz. Ancak amigdalamız hala devrede ve korku, stres, olumsuz yaşantılar anında kontrolü ele geçiriyor. Zaten o olmasa hayat tatsız duygusuz bir şey olurdu, bunu da hiç istemeyiz bununla birlikte kontrol edebiliriz. Hipokampus sayesinde...

Hipokampus, beyinde hafıza ile ilgili işlevi olan bölgemiz. Özellikle kısa dönem bellekteki bilgileri uzun döneme aktarmakla meşhur bir görevi var. Diyelim daha önce okul hayatınızda bir başarısızlık yaşadınız. Olayı yaşarken hissettiğiniz duygular öfke, utanç, yetersizlik duygularından biri ya da hepsi olsun. Hipokampus bu anıyı depolarken amigdalada olayla ilgili bağlantıları depoluyor. Bugün işyerinizde bir başarısızlık yaşadığınızda hipokampus eski anıları uzun süreli hafızadan getirirken amigdalada eski duyguları getiriyor. Eğer amigdalayı kontrol edemezseniz, şimdi yaşadığınız durum çok ağır olmasa bile eski yoğun duygularla aşırı tepkiler vermenize sebep oluyor. Ancak işi kaybetme, eşi kaybetme, dostluğu kaybetme korkusu nedeni ile olaylarda kurduğumuz bağlantıları ve duyguları bastırmaya devam ediyoruz. Bize stres yaratan durumla ilgili olarak eski çağlarda olduğu gibi savaşmak, kaçmak gibi seçeneklerimiz olduğu halde, durumu olduğundan daha ağır hale getirerek genelde çözmeye çalışamadan bilinçdışı şekilde ruhumuzdaki buzdağına katkıda bulunuyoruz. Bu buz dağının altında öfke, kızgınlık, hayal kırıklığı, değersizlik, yetersizlik ya da utanç gibi pek çok duygu olabilir. Bastırılan duygular buzdağının görünen yüzünde stres olarak karşımıza çıkabilir. Bu algıladığımız tehditlere verdiğimiz tepkiler de bazen saç çekme, bazen diş dökülmelerine bazen uyku sorunlarına bazen öfke nöbetlerine bazen de kendine zarar vermeye kadar davranışsal ya da psikosomatik belirtilerle ifade bulur.

Tüm bu bilgilerden sonra tehdit eden durumlarla karşılaşıldığında hatta düşünce olarak bu tür durumları zihnimizde tekrarladığımızda yapılması gereken hipokampus ile amigdala arasında denge kurmaya çalışmak ve iki soruya cevap vermek:

Amigdala bana hangi duyguları getiriyor?

Hipokampus bana gerçek olan hakkında ne bilgi sunuyor?

Özellikle stresle ile ilgili nasıl baş edebilirim diye gelen sorulara Daniel Goleman’ın şu ifadesini hatırlatıcı olarak kullanılmasını öneririm: “Engellenme ise yine bir stres kaynağıdır.

En iyisi, kendini anlama ve keşfetme yolunda karşımıza çıkan ve tehdit olarak algıladığımız bilinç dışına ittiğimiz tüm duyguları bir terapi ile bulmaya ve anlamaya çalışmak olmalıdır. Bu konuda stres düzeyinizi belirlemek için aşağıda verdiğim linke tıklayarak Stresle ilgili ölçeğe ulaşabilirsiniz.

Sevgilerimle

Dilek Söylemez

Psikolojik Danışman

İletişim:

www.dileksoylemez.com

www.instagram.com/dileginimgeleri

Yazının devamı...

Karara Uy, Sorumluluktan Kaç!

İnsanoğlunun yaptığı en kolay şey sanıyorum biat etmek. Çünkü biat edince birey olarak kendini tüm sorumluluklardan azat etmiş oluyorsun. Bir otoriteye ya da toplulukla alınan bir karara uyum sağladığında bu kararın sorumluluğunu da almamış oluyorsun.

Kişinin bir gruba, topluma ya da otoriteye ayak uydurmasının altında sorumluluktan kaçış duygusu ve varoluşunu sorgulamamak yatıyor. Tribünlerdeki şiddet olaylarından ya da en basit örneği ile günlük hayatta hiç düşünemeden kabul ettiğimiz uygulamalara kadar pek çok şeyin altında kararlarımızın sorumluğundan kaçış yatıyor. ‘’ diyebilmek için, ’ demek için yapılıyor. ‘’ demek için. Eğer bir karar var ve sonucu hatalı ise o sorumluluktan kaçmak için.

Sosyal deneyler gösteriyor ki insanlar otorite olarak gördüklerinin etkisiyle hareket ettiklerinde yanlış da olsa sorgulamadan bir kararı uygulayabiliyorlar. Ya da bir toplumun geneline uymak için anlamını sorgulamadığı eylemlerde bulunabiliyorlar. Şimdi bunlara iki örnek vermek istiyorum.

Yale Üniversitesi profesörü Stanley Milgram tarafından 1961 yılında yapılan sosyal psikoloji deneyinde, içerideki kişilere verdiği sorulara yanlış cevap veren öğrenci deneğine belli voltajda elektrik yüklemesi yapılacağı açıklanmış. Her uygulama sonrası deneklerden daha kuvvetli şok veren butonlara basmaları istenmiş. Her yanlış yaptığında işbirlikçi öğrenci deneğe voltaj veren öğretmen deneğin arkasında bir bilim adamı onun yaptıklarını takip ediyor, camın arkasındaki kişiye volt vermeyi kabul etmeyen deneklere şöyle diyordu: “” Bundan sonra denek, volt vermeye devam ediyor içeriden gelen acı ses onu düşündürüp vazgeçmeyi düşündürse de arkasında bekleyen bilim adamı buna devam etmesine gerek olduğunu açıklıyor. Deney sonunda bu isteği, deneklerin %65’i kabul etmiş ve 450’ye varan volt vermeye razı olmuşlardır. Bu voltun birini öldürmeye sebep olacağını bilmelerine rağmen devam etmeleri şu şekilde açıklanabilir: Arkasında onu gözleyen bilim adamının bunun gerekli olduğunu açıklaması. Otorite olarak gördükleri bilim adamının dediklerini, sonucu düşünmeden devam etmelerini, insanların karar verme aşamasında otoriteden ne kadar etkilendiklerini de ortaya koyuyor. Bir parantez açmak gerekirse, neyse ki camın arkasında voltaj alan biri yok, kasetten sesler dinletiliyor. Aslında deney sırasında kimse fiziksel olarak zarar görmüyor fakat deneklerin bunu bilmemesi ve bir insanın canını yakma pahasına devam etmesi, insanoğlunun etki altında kaldığında neler yapabileceği karşısında da dehşete düşürüyor. Parantezi kapadım.

National Geographic Zihin Oyunları Belgeseli'ndeki deneyde ise, ücretsiz göz muayenesi için bekleme salonundan içeri giren hasta, diğer bekleyenlerin arasına otuyor. Bir süre sonra zil çaldığında bekleyenlerin ayağa kalktığını fark ediyor. Her zil sonrası ayağa kalkan kişileri izleyen denek duruma anlam veremese de üçüncü zilden sonra onlara uyum sağlıyor. Deneyin daha da ilginç yanı sonra başlıyor. Bekleyen diğer insanlar yavaş yavaş gidiyor ve denek bekleme salonunda kalıyor, zil çaldığında tek başına olsa da ayağa kalkmaya devam ediyor. Sonra yeni bir denek katılıyor ve ilk deneğin her zilde ayağa kalkmaya başlamasına başta anlam veremese de o da bu duruma her zilde katılıyor. Sonra yeni gelen deneklerde bir süre sonra aynısını yapıyorlar. Deneyin sonunda sosyal öğrenme kavramı ile ilgili bir sonuç çıkıyor. İnsanoğlu çevresinde gördüğü durumlara topluma uyum sağlamak için sorgulamadan kararı uygulamaya meyilli bir varlıktır. “ demek için.

Sorumluluktan kaçmanın özgür irademizle karar almamızı engelleyen en büyük mekanizma olduğu ortaya çıkıyor. Peki, sorumluluktan hangi özellikteki bireyler daha fazla kaçıyordur?

O da karar verme yazı dizimizin bir sonraki konusu olsun.

Sevgilerimle

Dilek Söylemez

Psikolojik Danışman

İletişim: www.dileksoylemez.com

www.instagram.com/dileginimgeleri

Yazının devamı...

Kararsızlık Nasıl Çözülür?

Kararsızlığın altında yatan çeşitli duygular olabilir. Öncelikle onları fark etmek gerekir. Aynı zamanda seçeneklerin fazla olması da kararsızlığı doğurabilir. Yine birkaç şeyi aynı anda yapmayı istemek de öyle.

Ancak kararsızlık yaşayan birine ne yapmak istediğini sorduğunuzda ‘ cevabını almanız muhtemeldir.

‘’ cevabının altında; vereceği kararın geleceğe dair bilinmezliği olması kadar, karar verdikten sonra eyleme geçmesi gereken adımlar konusunda gizli korkularının bulunması da olabilir.

Sizinki hangisi peki?

Kararsızlığın altında yatan çeşitli duygular neler?

: En iyi, en doğru kararı vermeye çalışma.

: Verilen kararın sonuçlarına karşı sorumluluk almaktan korkma.

Korkuyu çeşitlendirebiliriz. Başarısız olma korkusu, reddedilme korkusu, yetersiz hissetme korkusu gibi alt başlıkları çoğaltabiliriz.

Aldığınız karar sonucunda başarısız olacağınıza dair korku duyuyorsanız adım atmaktan çekinebilirsiniz. Bu noktada şu soruya cevap vermelisiniz:


Yine seçenekler çoksa karar vermekte zorlanabilirisiniz.

Bu kısımda size bir çalışma önereceğim. Bu çalışma ile karar verme konusunda kararsızlığınızı aşacağınızı umuyorum.

Sağlıklı karar verme nasıl olur?

Seçenekler arasında kararsız kaldığınızda her seçenek için ‘ sorusunu yöneltebilirsiniz.

Sorular genişletilerek her seçenek için irdelenirken, cevaplarınızı da yazmanızı öneriyorum.

Bunu yaparken bir taraftan da bedeninize odaklanmanızı tavsiye ediyorum. Seçtiğiniz karar ile ilgili düşünürken eminim bedeninizde bazı değişiklikler olacaktır. Derin nefes alma, bedeninizde sıkışma, yüzünüzde gevşeme ya da kasılma, coşku ya da çökkünlüğü andıran bedensel titreşimler duyumsamanız mümkündür.

Kararsız kaldığınızda seçenekleri yazılı hale getirmeniz, zihninizde dönüp duran düşünceleri düzenlemeniz anlamına gelir. Genel olarak bir şey üzerinde ne kadar çok düşünürsek o kadar iyi çözüm bulacağımıza dair inancımız vardır. Ancak bu bizi sarmal halinde ‘ dönüştürebilir.

Her kararın olası sonuçlarını yazmak ve bizde uyandırdığı ruhsal ve bedensel izlerine odaklanmak büyük fayda sağlar. Ve sizi temin ederim ki bir karar vermiş olmak üzerinizden büyük bir yükü atar.

Tabi kararları kendi başınıza verme sorumluluğu taşıyorsanız. Kendi sorumluluğunu taşıma konusunu ise bir başka yazıda irdeleriz.

Sevgilerimle

Dilek Söylemez

Psikolojik Danışman

İletişim

www.dileksoylemez.com

www.instagram.com/dileginimgeleri

Yazının devamı...

Lütfen Kıyaslama!

Kıyaslama yapma davranışı nelere yol açıyor, kişide hangi duyguları uyandırıyor? Doğrudan ya da dolaylı olarak kişide uyandırdığı duygulara geçmeden asıl tanımına bakmakla başlayalım:

Türk Dil Kurumunda, kişi ve nesneleri benzer ve farklı yönleri ile karşılaştırmaya kıyaslama yani mukayese etme tanımı kullanılmış.

Bu tanımdan hareket edersek kıyaslama yapmanın, birey olarak var olma ve özgün olma konusunu sekteye uğratan bir eylem olduğunu anlayabiliriz.

Maslow Teorisindeki ilk ihtiyacımız fizyolojik ihtiyaçlarımız yani yaşamımızı devam ettirecek ihtiyaçlarımızdır. Ondan sonra güvenlik ihtiyacı vardır ki bulunduğumuz ailede, toplumda, ortamda güvende olmak isteriz. Bu teoriye göre üçüncü ihtiyaç alanımız ise ait olma ve sevgi ihtiyacımızdır.

Bu seviyedeki ihtiyaç ise, başkaları ile ilişki kurmak, kabul edilmek ve bir yere ait olmak ile ilgilidir ve bu ihtiyaçlar karşılandığında ait olduğumuzu hissederiz.

Türk Dil Kurumu tanımından kıyaslamanın, birey olma ve kabul görme davranışının bir arada olmadığını dolayısıyla ait olma ihtiyacını karşılamadığını anlıyoruz.

Çocuk; aile içinde başkaları ile davranışları, başarısı ya da dış görünüşü ile karşılaştırıldığında ait olma ihtiyacını giderememiş oluyor.

Çalışan; işyerinde kıyaslama ile karşılaştığında düşük motivasyon ile işine devam etmeye başlıyor. Yine ait olma ihtiyacı karşılanmamış oluyor.

Sevgi ve ait olma duygusu kıyaslamayla yara almış bir birey, kendi performansını etkin kullanmak konusunda da sıkıntılar göstermeye başlıyor.

Çalışan işi yavaşlatıyor, çocuklar davranış problemleri ile kendini ifade ediyor.

Kıyaslama yapmanın en temelinde ise kıyaslanan kişinin kendisi ile ilgili değersizlik duygusu oluşmaya başlıyor.

Değersizlik hissi ise bireyin potansiyelini ortaya koymasında temeldeki sorun olmasına rağmen yüzeyde öfke krizleri ile ortaya çıkıyor. Öfke bazen pasif agresif şekilde bazen de yoğun kriz şeklinde kendini gösteriyor.

Toplumumuzda sıkça karşılaştığımız bu durumdan, sanıyorum, ancak ‘birey’ olarak kabul etme yetimizi geliştirerek kurtulacağız.

Sevgilerimle

Dilek Söylemez

Psikolojik Danışman

İletişim:

www.dileksoylemez.com

www.instagram.com/dileginimgeleri

Yazının devamı...

Bu Teknikle Hedefiniz Sizinle!

Bir önceki yazımda yeni yılda değişimi nasıl yakalayacağınızı açıklamıştım. Şimdi bu tekniği kullanarak gerçekleştirme zamanı geldi.

Eğer bir şeyi gerçekten istiyorsanız eyleme geçmelisiniz. Bu yazı özellikle eyleme geçemeyenler kişiler için oldukça yararlı bir yazı olacak.

Bir halter rekor kırmak için nasıl çalışıyor düşünelim. En yüksek ağırlığı birden kaldırmıyor önce daha düşük ağırlıklarla sürekli çalışıyor, hedeflediği ağırlığı kaldırmak için zihinsel, bedensel olarak hazır oluyor. Birden kaldırdığını düşünebilir miyiz? Mümkün değil.

Bu teknikle hedefinize ulaşacaksınız!

6 adım tekniği ile hedefe nasıl ulaşılır?

Bu çalışmayı rahatsız edilmeyeceğiniz bir zamanda uygulamanızı öneririm.

Belirlediğiniz hedefi net şekilde tanımlayın. Sonunda ulaşmak istediğiniz durumu görsel olarak kaydetmiş olursunuz.

6 adım tekniğinde, altı öncelik ve altı hafta belirleyeceksiniz. Halter örneğinde olduğu gibi hedefi küçük adımlara ayırmalısınız. Planlama, değerlendirme, sizden kaynaklanan ya da çevreden kaynaklanabilecek olası engelleriniz de her aşamada aklınızda olsun.

Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi bir yıl içinde gerçekleşecek hedefler olmayabilir. Beş yıllık hedefler de olabilir. Önemli olan, adımlara bölmek ve altı ayda bir gelinen aşamaları değerlendirmektir.

Hedefle ilgili önceliği belirlerken şu soruyu sormanızı tavsiye ederim:

6 hafta içinde hangi önceliğin hedefime nasıl katkısı olur?

Şimdi altı hafta için planlamanızı yapabilirsiniz. Unutmayın, düşük ağırlık ile başlıyorsunuz.

6 hafta içinde hedefinizin altıda birine ya da altmışta birine ulaşmanızın önemi yok. Altı haftalık ilerlemiş olmanızın önemi var.

Arada bir adımlarınızı değerlendirmenizde hiçbir sakınca yok. Aksine bu değerlendirme, sizden kaynaklanan ya da çevreden kaynaklanabilecek olası engellerinizi fark etmenize yardımcı olur.

Her altı haftada bu adımları yeniden aynı şekilde planlamalısınız.

Kim bilir belki bu teknikle yılsonunda bir halter gücüne erişmiş ve hedefinizi yaşıyor olursunuz.

Tekniği kolay olarak hayatınıza uygulamak için, hazırladığım formu aşağıdaki linkten ücretsiz olarak indirebilrsiniz.

http://www.dileksoylemez.com/download/alti-adim-teknigi

Sevgilerimle

Dilek Söylemez

İletişim:

www.instagram.com/dileginimgeleri

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.