MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Hayal Molası

Son TED konuşmasında Alice Harikalar Diyarı'ndaki gibi, her maceranın sıkıntıdan patlamakla doğduğunu söyleyen Nil Karaibrahimgil’e kulak verelim istiyorum. Nil diyor ki: ‘’Evren patlamadan doğdu. Hep aklıma şunu getiriyorum; her şey sıkıntıdan patlamayla doğdu, sıkıntıdan patlayınca kendini keşfediyorsun, sıkıntıdan patlayınca bir şey yapıyorsunuz ve ama bu günlerde sıkıntıdan patlamak çok zor, çünkü sıkıntıdan patlamayalım diye cep telefonlarımız var. Hiç birimiz sıkılmaya vakit ayırmıyoruz değil mi? Ben düşünüyorum cep telefonuyla geçirdiğim 1 saat sonunda nereye varmış oluyorum diye bakıyorum. Şunları soruyorum kendime: neden benim bacaklarım o kadar uzun değil, neden ben tatile oraya gitmedim, neden ben bunu yemedim, neden bende bundan yok, neden benim bu kadar eğlenen kalabalık bir arkadaş grubum yok? Sürekli bunları sorduğumu ve aslında beni mutlu etmediğini, sıkılmaya tercih ettiğim şeyin aslında günün sonunda beni mutsuz ettiğini fark ettim. Başlık Alice Harikalar Diyarı olduğu için Nil’in kendi tavşanına rastlama hikayesine kulak verelim ‘’…Ben kendi tavşanıma rastladığım zamandan size bahsetmek istiyorum, 17-18 yaşındayım, çok sıkılıyorum, o zaman da cep telefonu sosyal medya öyle şeyler de yok, sıkıldıkça sıkılıyorum derken durdum durdum anne kek yapsana dedim, kapıyı kapattım belki kek biraz sıkıntımı alır diye düşündüm beklediğim gibi olması ve aşırı sıkıldım, büyük bir ihtimalle sıkıntıdan patlayacağım ve tavşan gördüm. (Gülümsüyor :) ) Tavşanı takip ettim, tavşanla aşağıya düştüm elimde gitarım vardı, annem kapıyı çaldı anneme dedim ki anne otur otur, asıl ben sana kek yaptım (Gitarını alır) ve harikalar diyarından şöyle bir şeyle döndüm, artık karnım da doymuştu çünkü bir tane şarkım olmuştu… 3 yumurtayı kırdım önce, portakal dilimledim ince ince, göz kararı da biraz süt kattım, kalktım sana kek yaptım, insan neler yapar isteyince, bu bir şey değil düşününce, ben de tarifi öğrenince kalktım sana kek yaptım… ve o gün sıkıntıya aşık olmuştum, canımın sıkılması benim için bir tutku haline gelmişti.’’ Diyor ve konuşmasının sonunda seyircilerden spontane kendisini sıkıştırmaları için 3 kelime istiyor, o 3 kelimeyle sıkışarak çok tatlı tam da Nil tarzı bence harika bir şarkı yazıyor (*)

Şimdi evet Nil çok haklıydı, peki biz bu kendi sıkıntıdan patlama anlarımızı, çocuğumuzun sıkıldığı anları, ailece sıkılmak istediğimizde, iş yerinde artık çok bunaldığımızda, sınava hazırlanırken, bir proje tamamlarken, tez yazarken o yaratıcılığın verdi meditativ hazza nasıl erişeceğiz? Hayal kurarak! Hayal kurmalı insan. Her çocuk gibi. Her masal kahramanı gibi. Bazen çocuk olmalı insan. Çocuk haline sarılmalı sıkı sıkı.

Ziya Gökalp

Hayal Molası Uygulama
Kendi iç sesinle barışmak, içindeki çocukla daha iyi anlaşmak için artık sen de biliyorsun ki zihnine olumlu şeylerle beslemen lazım. Olumlu sözler, mutlu eden şarkılar, meditasyon, olumlu iç konuşma ve benzeri çalışmaları bir araya getiren bir uygulama hayal molası. Her sabah uyandığında, gerçekten sıkıldığında, kendini sıkışmış hissettiğinde, meditasyon rutininin öncesine, sürecine, sonuna ekleyebilir, gergin bir toplantının öncesinde, daha mutlu hissetmek istediğin her an uygulayabilirsin. Öncesinde şunu düşünmen lazım, amacın mutlu hissetmek mi yoksa seni zorlayacağına inandığın bir sınav veya toplantı öncesi bir prova mı yapmak istersin?

Sadece o gün için kısa bir mutluluk ihtiyacın varsa; gözlerini kapat, rahatla ve iyice gevşe, öncesinde kısa bir nefes egzersizi muazzam hissettirecektir, şimdi iç sesine kulak ver ve hayal et. Evet, bir kırda, deniz kenarına, yalnız veya bir arkadaşınla, ailenle, çocuğunla, belki küçük bir yavru köpekle, belki güneşe doğru bir gökkuşağı üzerinde emin adımlarla ilerlerken, belki bir sahil kasabasında meyve toplarken, belki bir dereye ayaklarını sokarken…

Ya da sana gerginlik yaşatan önemli bir an öncesinde; yine aynı şekilde gözlerini kapat, rahatla ve iyice gevşe, öncesinde kısa bir nefes egzersizi yine muazzam hissettirecektir, şimdi karşındaki süreci düşün ve adım adım felaket senaryolarını bir kenara bırak ve tam nasıl geçmesini istiyorsan o şekilde zihninde canlandır, her bir sahneyi, evet kapıdan girişini, o görevliye günaydın deyişini, masadaki kurabiyeye kadar, dosyanın rengine kadar her bir detayı prova et, iyi hissettirecektir…

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

@pskdangizemkolcak

@gizemkolcak

* *Nil’in TED konuşması için tıklayabilirsiniz.

Yazının devamı...

Önemsemek Zorundayız: Teknoloji

Sanırım çocuklar ve teknoloji ile ilgili çalışmalar yaparken sadece araştırmalar, makaleler, tezler, kitaplar, seminerler değil; bütün bunlarla birlikte bir de onların arasında gerçekten teknoloji ve daha bir sürü şeyin edindiği yeri ve anlamlarını gözlemleme imkanım olduğu için çok şanslıyım. Çocukları anlamak için onlarla yaşamak, onlar gibi düşünmeyi, bakmayı, görmeyi, onlar gibi hissetmeyi öğrenmek lazım. Yeri geldiğinde çocukla çocuk olabilmek lazım.

Bu haftaki grupla psikolojik danışma oturumumdan kısacık bir kesit paylaşmak istiyorum. Grubumuz 13-14 yaşlarında, kız ve erkek üyelerden oluşmakta. Grubumuzun amacı ve bir araya geliş sebepleri konumuzdan çok bağımsız fakat her oturumumuzu sonlandırırken bazı grupla psikolojik danışma alıştırma ve etkinlikleri yapıyoruz. Bu hafta ise kısaca grup lideri olarak birbirlerini daha iyi tanımak adına bir soru sormalarını ve her bir üyenin bu soruyu içtenlikle cevaplamasını istemiştim grup üyelerinden.

Ve şu soru geldi: “Birini seçmek zorunda olsaydın ve diğerini hayatından tamamen çıkarmak zorunda olsaydın hangisini seçerdin; internet mi arkadaşlık mı?” bu benim için inanılmaz bir andı; çocuk, ergen, gelişim psikolojisi, teknoloji tarihi, teknolojinin insanlar üzerindeki etkisi, tez araştırmalarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gözlemlediklerim ve benzeri konuyla ilgili edindiğim tüm donanım için kendiliğinden oluşmuş, doğal bir deney çalışmasının içinde buldum bir anda kendimi.

Ve en az soru kadar beni heyecanlandıran bir diğer önemli nokta ise soruya verilecek yanıtlardı ki bu sefer daha heyecanlıydım. Kafamdan sorular, ihtimaller, istatistikler geçiyordu ve grup üyeleri birer birer yanıtlamaya başladılar. Şu an sen verilen yanıtlar hakkında ne düşünüyorsun bilemiyorum ne yazık ki ama bence bu sorunun sorulmuş olması bile çocuk ve teknoloji hakkında insanlığın daha çok donanıma ihtiyacı olduğunun bir kanıtı bence. Ve bilim muazzam bir şey; daha çok araştırmaya, gözleme, veriye, bilgiye ihtiyacımız var. Daha yüksek sesle konuşmalı ve paylaşmalıyız. Sen ne düşünüyorsun bilmiyorum ama bu soru bir psikolojik danışman olmaktan önce bir arkadaş bir insan olan Gizem’i teknolojinin zararları konusunda ürpertmeye yetiyor.

Verilen yanıtlar hakkında ilgini yeterince çektiğime inanarak artık paylaşıyorum. Gruptaki 12 üyenin 7 tanesi (4 erkek – 3 kız) internet derken 6 tanesi (3 erkek – 3 kız) arkadaşlık dedi. Tabi sadece internet veya arkadaşlık demediler, yorumladılar da. Üstelik öyle vurucu yorumlar geldi ki her biri üzerine bir araştırma yapılabilir ve makale yazılabilir.

Önemsemek zorundayız. Ruh sağlığı profesyoneli, ebeveyn, eğitimci, mühendis, reklamcı, iletişimci, çocukların severek takip ettiği bir sosyal medya fenomeni… çocuk ve teknoloji ortak temasında buluşan her kim olursak olalım önemsemek ve dikkat etmek zorundayız. Dünya değişiyor, teknoloji hızla gelişiyor, insan artısıyla eksisiyle evriliyor, hiç durmadan.

Ve biz insanlar, kesinlikle hiç durmadan teknolojiden faydalanmalıyız tıpkı hiç durmadan teknolojinin zararlarından çocuklarımızı korumamız gerektiği gibi.

Konuyla ilgili çocuklarla deneyimlediklerinizi benimle paylaşabilirsiniz.

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

@pskdangizemkolcak

@gizemkolcak

Yazının devamı...

Sessizliğin Gücünü Keşfetmelisin

Evet benim, senin, onun, onların ve herkesin zihni çok dolu. Herkes çok yoğun, herkesin kafası çatlamak ve patlamak üzere. Son zamanlarda herkes bir yoğunluktan yakınıyor ve aslında bu yakınmalar çok da doğru. Günümüzde maalesef kendi tercihlerimizin dışında o kadar çok şeye maruz kalıyoruz ki; entrikalı ilişkiler, bu ilişkiler üzerine yorumlamalar, dedikodular, diziler, dizilerin başrolleri, medya, sosyal medya, fenomenler, sahte hesaplar, yalan haberler, sorumluluklar vb… derken bir yandan da hızla akıp giden zaman.

Günlük hayatımızdaki bu yoğunluk zamanla zihnimizi dolduruyor tabi ki. Zamanla sadece çevre ile ilgili değil kişinin kendisiyle ilgili duygu ve düşünceleri de değişiyor. Üstelik bu değişim zamanla değersiz hissettirip, kaygı yaratabiliyor ve sen de biliyorsun ki kaygı pek de yardımcı olmuyor.

Peki ne yapmalıyım diyorsan eğer, zihnini tazelemenin bir yolunu bulmalısın. Zihnini boşaltmak için sana ne iyi geliyor bunu keşfetmek için denemeli ve şans vermelisin örneğin egzersiz yapmaya, meditasyona, yogaya, farkındalık çalışmalarına, bibliyoterapiye, sanata, müziğe…



Bazen herkesi reddedip kendinle kalmak istediğin oluyor mu bilmiyorum ama eğer bu ihtiyacın gün geçtikçe artıyorsa evet kendine dönmenin zamanı gelmiş demektir. Nedir kendine dönmek, kendimi nasıl dinleyeceğim diyorsan sana ilk adım tavsiyem kesinlikle bilinçli farkındalık ve bilinçli sessizlik çalışmaları olabilir.

Bir kere bilmelisin ki içsel huzur arayışının kökeni insanlık tarihi kadar eskilere dayanan bir arayıştır. Yani bu ihtiyacın, arayışın sadece senin meselen değil, bunu sadece sen yaşamıyorsun, baksana kendin için bir şeyler yapıyor, bu yazıyı okuyor, bu yazıya zaman veriyorsun, teşekkür ederim, sen de kendine teşekkür et lütfen, iyi hissetmelisin çünkü doğru bir yoldasın.



Bilinçli ve farkındalık düzeyi yüksek, planlı bir sessizlik olmalı bu. Yani bir düzeni olmalı. Örneğin her pazartesi, her gün uyumadan önce, her gün uyandığında, haftada 2 gün aynı saatte, her gün iş yerinde mola verdiğinde gibi.

Uygulama 1. Fiziksel Sessiz Yürüyüş
Yalnız veya eşinle, çocuğunla, bir sevdiğinle tercih edebileceğin bir yürüyüş. Sokak, sahil, doğa, park olabilir yeter ki bir avm olmasın. Bence tam tadını alabilmen için minimum 20 dakika deneyimlemelisin. Fakat kural şu, tek bir kelime konuşmamalı ve gözlerini kullanmalısın. Zaten yürüyüş yapmak ruhsal anlamda hafifleten, ayakları ve gözleri harekete geçiren bir eylem. Normal bir tempoda sadece sessiz kalarak ve etrafı seyrederek yürümek. Eğer yapabiliyorsan nefesine odaklanmanı isterim çünkü nefese odaklanmak fiziksel gerginliğini azaltacaktır. Etrafı seyret ve geri döndüğünde sadece gözlemlerini yaz. Ve düşün ne hissediyorsun?

Uygulama 2. Zihinsel Sessiz Yürüyüş
Şimdi bu yürüyüş kesinlikle tek başına bir deneyim ve biraz daha meditasyon ve yoga deneyimi olan veya meditasyona ilgi duyan, merak edenler için uygun. Üzerinde rahat kıyafetler varken, rahat bir konumda oturuyor veya uzanıyorken, sıcaklık ve ışık rahatsız etmeyecek bir yerde, mümkünse güzel bir koku ve instagramdan paylaşacağım bir rahatlatıcı müzik uygulaması arka planda çalarken çok keyifli olacaktır. Gözlerin kapalı olmalı ama bu yetmez bunu deneyimlemeye istekli olmalısın. Bir yer hayal et, deniz kenarı, orman, yağmurlu bir yer tamamen sana kalmış… evet zihninde yarattığın o yerde yürü, sessizce ve nefesine odaklanarak. 20 dakika sonunda gözlerini açtığında sadece gözlemlerini yaz. Ve düşün ne hissediyorsun?

Ne dersin bence denemeye değer :)

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

@pskdangizemkolcak

@gizemkolcak

Yazının devamı...

Akıllı Telefon Bağımlısı mıyım?

Akıllı telefon kullanımının artmasıyla birey ve toplum üzerindeki etkilerini gözlemleme çalışmaları da haliyle artıyor. Neden? Çünkü insanın hayatındaki her şeyin insanı pek çok farklı açıdan etkilediğini biliyoruz. Üstelik bütün bu teknolojik gelişmelerin belki de en hızlı ilerlediği dönemlerden birine şahit oluyoruz. Minimum 90’lar çocuğu olman bile devasa bir teknolojik gelişmeye tanıklık etmiş olman demektir ve evet teknoloji acayip bir hızla gelişiyor. Baştan tarafımı belli edeyim ben de pek çok akranım gibi ve hatta günümüz çocukları gibi teknolojiye bayılıyorum. Hayat kalitemi arttıracak pek çok kolaylık sunan, pek çok farklı yerde karşıma çıkan teknolojinin faydaları ve teknolojik gelişmeleri takip etmek beni heyecanlandırıyor. Ama tabi ki teknolojiyi seviyor olmam hayatımı olumsuz etkilemiyor. Etkilememeli de. Yani sen instagramı, oyun oynamayı, video seyretmeyi seviyorsun diye bu hayat kaliteni olumsuz etkileyip bir bağımlılık haline gelmemeli. Çok yazık ki akıllı telefonlar ve teknolojini yanlış kullanımı pek çok çocuk ve yetişkini daha içedönük ve daha kaygılı yaptı. Geldiyse destek alınmalı.

Pek çok araştırma gösteriyor ki akıllı telefon bağımlılığı stres yaratıyor. Yani mesela yolda bir yere giderken, telefon elinde o uygulamadan bu uygulamaya, fonda müzik de var çılgınlar gibi eğlenirken bir anda telefonun %10 şarjı kaldığını gördün, ta ta ta tam!!!

(Nomofobi yani telefon bağımlılığıyla ilgili bir önceki yazıma göz atabilirsin)

Ve süper bir önerim var!
Eğer senin de akıllı telefonunla geçirdiğin zaman ile ilgili soru işaretlerin var harika bir uygulama önereceğim. iPhone kullanıcıları için ABD’li yazılımcı Kevin Holesh tarafından geliştirilen Moment uygulaması ile kullanıcıların telefonundan ayrılarak hayatın en güzel anlarını yakalamalarını hedeflemiş, telefonunuzla ne kadar vakit geçirdiğinizi ölçerek sizi uyarıyor. Moment uygulaması ile kullanıcılar telefon kullanımında kendilerine günlük limitler belirleyebiliyor. Limit aşıldığında kullanıcıya uyarı mesajı geliyor ve böylece dijital bağımlılık engelleniyor diyen Holesh, kendisinde ve yazılımı denediği kişiler üzerinde olumlu sonuçlar aldığının altını çiziyor. Telefona yüklendikten sonra otomatik olarak arka planda çalışmaya başlayan uygulama; telefonda ne kadar zaman harcandığını ölçmenin dışında, kullanıcıların bulunduğu konumları ve kat ettiği mesafeyi de kayıt altına alıyor.

Peki ben bu uygulamayı neden sevdim ve öneriyorum?
Çünkü konu ne olursa olsun herhangi bir durum ile ilgili bir soru işaretim varsa ve cevap arıyorsam bir şeyler yapmalıyım. Moment akıllı telefon kullanımınla ilgili somut veriler veren bir uygulama. Yani ilk adım yine farkındalık. Uygulamayla ilgili detayları instagram hesabımdan @pskdangizemkolcak öneçıkan uygulamalar başlığından detaylı paylaşacağım.

Ne dersin bence denemeye değer :)

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

@pskdangizemkolcak

@gizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

Günümüz Fobisi: Nomofobi

Evet telefonumu bir kenara bıraktım, kahvemden bir yudum aldım, telefonuma göz ucuyla tekrar baktım ve şimdi sana nomofobiden bahsedebilirim ama bir saniye telefonum nerede ya şimdi buradaydı, hah tamam notlarımın altında kalmış, bir an için kayboldu zannettim, şöyle daha görebileceğim bir yer koyayım da aklım kalmasın, evet hazırım, ne diyordum: nomofobi.

NOMOFOBİ: ‘No Mobile Phobia’ yani cep telefonu ile sağlanan iletişimden kopmaktan aşırı korkma anlamına geliyor. Kısaca cep telefonundan mahrum kalma korkusu da diyebiliriz. Modern çağımızın yeni popüler problemi. Teknoloji ve akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla beraber (lütfen bu cümlemden teknoloji kötüdür yorumu çıkmasın, yanlış kullanım kötüdür) cihazların bizlere sundukları konfor zamanla kontrolsüz ve yanlış kullanım dolayısıyla bir probleme dönüşebiliyor. Düşünsene arama, mesaj, görüntülü konuşma, sosyal medya, ödemeler, alışveriş, kargo, müzik, oyun, banka, kitap, dergi vb.. pek çok alan avucunda.

İşte tüm bu konfor zamanla telefonsuz kalma düşüncesi ve psikolojik gerginlik yaratabiliyor. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre cep telefonu kullanıcılarının %53’ünün nomofobik olma durumu söz konusu. Bir saniye %53 ciddi ciddi her cep telefonu kullanıcısının yarısından çoğu demek, çok ciddi bir veri. Ve tabi çocuklar da.

Nomofobi belirtileri neler olabilir?
•Telefonun yokken kendini eksik hissediyorsan,
•Sık sık kontrol etme ihtiyacı hissediyorsan,
•Şarjın bittiğinde, harici bataryan yanında olmadığında çaresiz hissediyorsan,
•Telefonunun başına kötü bir şey geldiğinde kötü hissediyorsan,
•Telefonunu asla kapatmıyor ve sürekli onunla meşgulsen,
•Telefonsuz kaldığında kaygı, panik vb hissediyorsan nomofobik olabilirsin.

Peki neden?
Aslında cep telefonunu kaybetme korkusunun temelinde cep telefonu ile kurulan bağımlılıktır ve bütün bağımlılıklar aynı mekanizma ile ilerler yani kişi bağımlı olduğu şeyden yoksun kalınca yoksunluk çekiyorsa gittikçe daha çok bağlanmaya başlar. Modern çağ fobisi diyebileceğimiz nomofobide de diğer fobi türleri gibi kişi tamamen uzak kalmayı, bir süre detoks yapmayı ya da normal hale getirebilmek için destek almayı bir şeyler yapmayı tercih edebiliyor. Peki neden? Çünkü modern hayat gündelik yaşamında bireyler daha yalnızlar. Yalnızlık, korku, izole yaşam teknolojiye olan bağımlılığı arttırabiliyor.

Peki ne yapmalıyım?
Her zaman ilk adım, kabul. Yaşadığın bu durumun bir sorun olduğunu kabul etmeli ve farkındalık geliştirmelisin. Sor bakalım kendine hangi boşluğun yerine koyuyorsun cep telefonunu? Destek alman gereken bir noktada mısın?

Detoksa ne dersin?
Beni instagram hesaplarımdan takip edenler biliyorlar ki arada bir sosyal medya, teknoloji detoks programları paylaşıyorum veya yaşantınla ilgili daha farkında olabilmen için farkındalık çalışmaları. Özellikle uygulama yapıp bana geri bildirim yapan herkese teşekkür ederim. Yine aynı şeyi söyleyeceğim, detoks yapabilirsin. Korkutmasın. Tamamen kesip atmak gibi değil de minik minik bebek adımlarıyla azaltıp, bu sayede farkındalığını yükseltip, durumunu kontrol altına almış olursun ha ne dersin? Ben hep denemeye değer diyorum.


Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK



@gizemkolcak

Yazının devamı...

Mazeretlere Sığınma

Son dönemde kiminle konuşursam bir şeyler yapmak istediğinden ama bazı sebeplerden (zaman, çocuk, kariyer, mesafe, trafik, para, sağlık…) ötürü bunları yapamadığından şikayetçi. Peki gerçekten bunlar haklı sebepler mi yoksa sadece mazeret mi? Haklı sebeplerse ve eğer ulaşmayı istediğin hedefi gerçekten istiyorsan, çeşitli hamlelerle ki büyük veya küçük fark etmez, o hedefe doğru ilerlersin; ama sürekli kaynağı sen olmayan şeylerden dolayı bazı başarısızlıklar, mutsuzluklar yaşıyorsan acaba mazeretlerinin kurbanı mı oluyorsun? Bu arada sürekli mazeretlere sığınmak zamanla seni hayal ve hedeflerinden uzaklaştıran ciddi bir alışkanlığa dönüşebilir.

B.Franklin

Mazeret üretmeyi bir düşünce hastalığı olarak kabul edebilirsin. Her bir yeni mazeret üretimi zihinsel bir engel gibi zamanla düşünce sistemini ele geçirir. Peki nasıl kurtulacağım bu mazeret üretme alışkanlığımdan?

Gülümse. Pek televizyon seyrettiğim söylenemez ama bu ara bir dondurma reklam dönüyor ki bayıldım. Diyor ki ‘Bir gülümseme dünyanızı değiştirebilir, mesela Mert’in içten bir gülümsemesi Ali Bey’in ruh halini değiştirebilir, bir an için bile olsa Mehmet’e günün gerginliğini unutturabilir ve o gün Ayşe’nin şanslı günü olabilir’ evet gerçekten olabilir.

Hedef belirle. Gözlerini kapat ve düşün.. ne yapmak istiyorsun? Hayal et ve bir hedef koy. Bu hedef 5 yıl sonrası için bir yatırım olabileceği gibi, bir hafta sonu şehir dışı kaçamağı da olabilir. Şimdi bu hayal veya hedef için ne yapman gerekiyor belirle. Gününü veya haftanı organize etmek mi, bilet almak mı, birikim yapmak mı, spor salonunu aramak mı, diyetisyenden randevu almak mı, dışarı çıkmak mı.. her ne yapman gerekiyorsa hayal et ve hedefin için bir şeyler yap.

Başaracağına inan. Hayat senin hayatın, senden tecrübeli, başarılı, bir aile büyüğü olan birilerinin senin için uygun gördüğü veya takdir ettiği değil de kendi hayal ve ideallerinden gelen, senin mantık süzgecinden geçmiş bir hayalin ve hedefin olursa ancak ona inanabilirsin. Hatta inanmakla kalma, bunu bir tutkuya dönüştür. Emek ver, unutma bir başkasının başarısı için şans dediğin şey eminim o kişiyi uyurken değil, çalışırken bulmuştur. Kendine inan, tutkuna, gücüne, sezgine…

David J. Schwartz

Kişisel motivasyonumu nasıl arttırabilirim diyorsan malzemelerimizi hazırla lütfen:

Bir adet farkındalık düzeyi yüksek sen, altı adet A4 kağıt, sevdiğin renklerde kalem

Bi dene bakalım belki bir şeyler değişir:

1.Yapamayacağına inandığın ama başardığın eski bir hedefini hatırla

2.Bu hedefi kağıda büyük harflerle yaz

3.Bir diğer kağıda ise en başında neden başaramayacağını düşündüğünü yaz

4.Bir diğer kağıda ise süreci yaz neler oldu?

5.Bir diğer kağıda ise başardığında neler olduğunu yaz, ne hissettin, başarı sana ne kattı?

6.Bir diğer kağıda ise başarmak istediğin yeni bir hedefini yaz

7.Son kağıdı dörde böl

8.İlk bölüme başarılı bulduğun bazı isimleri yaz, sanatçı, sporcu, iş insanı, bilim insanı, aile ferdi olabilir

9.İkinci bölüme seni motive edecek bir söz yaz

10.Üçüncü bölüme bir kural yazıyoruz, 1 hafta boyunca ‘yapamam, mümkün değil, sonra başlarım, asla’ kelimelerini kullanmıyoruz

11.Dördüncü bölüme ise daha önceden asla yapmam dediğin 2 şey yazıyorsun ve bu hafta boyunca ikisini de deniyorsun. Örneğin ‘asla sushi yemem’ veya ‘Kesinlikle sabah yürüyüş yapamam’ gibi bu sayede yenilikleri açık olmayı deneyimleyeceksin

Ne dersin? Bence denemeye değer. Lütfen benimle de tecrübelerini paylaşmayı unutma.

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

@pskdangizemkolcak

@gizemkolcak

Yazının devamı...

Kendi Şefkatini Hakediyorsun

En sevdiğin insana sarıldığında ne hissediyorsun? Şimdi lütfen birkaç saniye için gözlerini kapat ve o en sevdiğin insana sıkı sıkı sarıldığını hayal et. Denemeden bir sonraki cümleyi okuma. Denemekten çekinme lütfen. Evet! Bunu hayal ederken bile belki de tebessüm ettiğini fark etmişsindir ve eminim ki daha iyi hissediyorsun. Peki yoğunlukla hissettiğin duygu neydi? Şefkat, merhamet, sevgi… Peki o sarıldığın kişinin şefkat, merhamet ve sevgiye ihtiyacı varsa nasıl sarılırsın? Sanırım daha çok, daha güçlü, daha anlayışlı…

Kişinin kendisiyle ilişkisi, hem psikolojik sağlığını hem de çevresiyle kurduğu ilişkiyi şekillendiren önemli faktörlerdendir. Kendinle nasıl bir ilişkin var, düşündün mü? Bu soruyu daha da somutlaştırmak istersen eğer, daha öncede bahsettiğim gibi bir kağıda kendinle ilgili olumlu ve olumsuz, duygu ve düşüncelerini yazabilirsin. Şimdi yüzleşme zamanı! Ağır basan taraf hangisi; olumlular mı olumsuzlar mı?

Hayat istediğin gibi gitmediğinde; hata yaptığında, kötü hissettiğinde, canın yandığında bazılarımız kendine kızar, suçlar, canını yakar. Adeta kendimizi cezalandırırmışçasına kendimizi anlayıştan uzak ve olabildiğince acımasız bir şekilde yargılarız. Ya sen, sen ne yapıyorsun? Şefkat, merhamet, anlayış ve sevgi… Tam da en çok ihtiyacımız olan şeyler. Başkasından değil önce kendimizden almamız gerek şeylerken sen kendine neden kıyıyorsun?

En önemli nokta bence kendine karşı duyarlı olabilmen. Kendini tanıman ve ihtiyaçlarını fark edebilmen. Peki kendime karşı nasıl duyarlı olabilirim diyorsan eğer; genel anlamda yaşadığın zor zamanlarda, kendini çaresiz hissettiğinde, zayıf anlarında kendine karşı duygusal olarak anlayışlı olmandır diyebilirim. Kendini desteklediğin, anlayışlı olduğun bir sen; acımasızca yargılamaktan uzak, hoş görü ile yaklaştığın, en yakın arkadaşına şefkat verir gibi yaklaştığın sen. ‘’Öz-anlayış, Dr. Kristin Neff’in Budist felsefeden esinlenerek psikoloji literatürüne kazandırdığı bir kavram. Özünde bireyin kendisine karşı merhametli, destekleyici, şefkatli ve anlayışlı olmasını anlatan bir kavramdır. Öz-anlayış, kişinin kendi acılarına karşı açık ve duyarlı, kendisine karşı nazik ve şefkatli olması, yaptığı hatalar karşısında affedici olurken, başarısızlık ve yetersizlikleri karşısında yargılayıcı olmaması; yaşanılan sıkıntı verici durumları tüm insanların yaşadığı tecrübeler olarak görmesi ve içinde bulunulan anı yargılamadan olduğu gibi kabullenebilmesidir.’’ * (Atalay, Z. (2011). Öz-anlayış ve Bilinçli Farkındalık. Maya Akademi)

Öz-anlayış, Neff üç boyutuyla ele alıyor: öz-şefkat, ortak paydaşım ve bilinçli farkındalık. Öz-şefkat, kendine karşı yargılayıcı ve acımasız olmaktansa kendine şefkatle yaklaşabilme. Ortak paydaşım, kendini diğer bireylerden uzakta ve yalnız hissetmek yerine yaşanan zor zamanların normal olduğunu başka insanlarında bu şekilde hissedebileceğini ve bunun insan olmanın bir parçası olduğunu görürler. Bilinçli farkındalık, şu anda tam olarak hayatında ne oluyorsa bunun farkında olmaktır. Ayrıca bilinçli farkındalık, şefkat ve bağışlayıcılık ile sevgi aşılayarak bireyi öz şefkate yaklaştırır.

Ve bütün bunlar; yaşanan kötü olayları, hissedilen kötü duyguları, kötü düşüncelerini görmezden gelmek, bastırmak, kaçmak demek değildir. Tam tersi! Büyük bir kabulle gelen iyilik halidir diyebilirim. Kendine karşı öz-anlayışa sahip kişiler, kendine karşı öz- anlayışa sahip olmayan kişilere göre olumsuz yaşantılara karşı duygusal risklere karşı daha dayanıklıdırlar.

Yapılan pek çok araştırma öz-anlayış, öz-şefkat ve bilinçli farkındalığın psikolojik sağlığımıza etkisini gösteriyor. Yaşamdan alınan doyumu, anı yaşayabilmeyi, tadını çıkarabilmeyi, kendine şans verebilmeyi ve ilişkileri geliştiriyor. Düşün lütfen, geçmişte bir sorun yaşadığından sevdiğin bir insan yanında olduğunda gücüne güç katılmış, umut dolu, sevgi dolu hissetmiyor musun? İşte tıpkı o zor zamanlarda başkasından almaya alıştığın o desteği şimdi kendin yaratabilirsin. Zamanla, sabırla… abracadabra! gibi bir sihir değil, bu kabul ve farkındalık becerisi; hayata bakış açında içten, özden gelen büyük bir beceri.

Buda

DEV HİZMET : ) Dr. Kristin Neff’in konuyla ilgili TEDx konuşmasına linkten ( https://www.youtube.com/watch?v=lQjmQfYkJHg ) ulaşabilirsiniz ve lütfen YouTUBE’a da şefkat gönderelim hep birlikte çünkü dilersen videonun üzerindeki ayarlar simgesinden alt yazı butonunu açarak Türkçe alt yazılı ile seyredebilirsin.

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

www.gizemkolcak.com

@pskdangizemkolcak

@gizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

Depresyonda Değilim, Spordayım

Bir Göksel şarkısı vardı hatırlar mısın?

‘Bugün evden çıkmadım,
Telefona bakmadım,
Çok yedim, çok ağladım,
Arandım bir sigara daha.
Saçlarımı taradım,
Dudağımı boyadım,
Giydim giydim çıkardım;
Beğenmedim, güzel olmadım.
Depresyondayım,
Unutuldum,
Aldatıldım.
Sevgilimden ayrıldım,
Çok yalnızım.’

diyordu Göksel ve o kadar da güzel anlatıyordu ki herhalde herkes kendinden bir parça bulmuştu ve bu şarkıyı söylüyor; depresyon sözcüğü ve ‘depresyondayım fikri’ dilimize iyice yerleşmişti. Ergenlik dönemi çocuklarından tutun da ileri yaşlı bireylere kadar büyük bir çoğunluk her kendini iyi hissetmeme halini depresyon olarak nitelendiriyor gibi. Peki gerçek klinik depresyon ile geçici kendini kötü hissetme hakkında neler bilmemiz gerekiyor? Gerçekten ben ya da bir yakınım depresyonda olabilir mi? Depresyondaysam ne yapmam gerekiyor? Geçici kendini kötü hissetme hali nasıl geçecek?

Klinik Depresyon
Depresyon psikiyatrik hastalıklar arasında en sık görülenlerden birisi olup tüm tıbbi durumlar arasında yeti yitimine en çok sebep olandır. Prof. Dr. Bengi SEMERCİ depresyonu bir yazısında: ‘’Kendini üzgün, boşlukta hissetme, bu durumu sen fark edemesen de başkalarının fark etmesi, günlük aktivitelere ilginin azalması, zevk alamama, istemediğin halde aşırı kilo kaybı ya da kilo alımı, uyuyamama ya da aşırı uyuma, devamlı nedenini bilmediğin huzursuzluk, bazen hiçbir şeyi umursamama, yorgunluk, bitkinlik hissedip, adeta elini bile kaldıracak gücü bulamama, işe yoğunlaşamama… Bunların bir kısmını yaşıyorsan, bir de bunlara ek kendini değersiz, anlamsız hissetme, suçlama, hatta yaşamdan vazgeçecek kadar bunu düşünme gibi şeylerin biri bile varsa bahanelere gerek yok, depresyondasınız demektir’’ şeklinde anlatıyor. Görüldüğü üzere pek çok alt başlık ile incelenen depresyonun duygu durumu bozuklukları altında farklı türleri de var. Tanı koyulması ve tanıdan sonra tedavi (ilaç – psikoterapi) edilmesi gereken bir psikiyatrik bozukluktur depresyon.

Peki egzersizin depresyon tedavisinde çok önemli bir payı olduğunu biliyor musun? Bu konuda yapılan pek çok araştırma var:

Araştırma 1
Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmada depresyon hastalarının derdine çare olabilecek olan bir çözüm bulunmuştur. Ortalama 7 yıldır depresyondan şikâyetçi olan ve antidepresan tedavisine yanıt vermeyen 18 ile 70 yaşları arasındaki bir grup kişi gözlem altına alınırken, bu grup kendi içerisinde ikiye ayrılarak 12 hafta boyunca farklı seviye ve yoğunlukta egzersiz gerçekleştirmesi isteniyor. 12 haftalık sürümün arından katılımcıların %20'sinin iyileşme belirtisi gösterdiği belirtilirken, yaklaşık %30'nun tamamen iyileştiği gözlenmiştir. Araştırmada, erkeklerde ağır antrenman, orta yoğunluktaki antrenmana göre daha iyi sonuçlar verdiğini de tespit eden bilim adamları, kadınlarda ise bu tür egzersizin sadece ailede akıl hastalığı geçmişi yoksa daha etkili olduğu sonucuna ulaştığını söylemekteler.

Araştırma 2
152 kadın ve erkek (50 yaş üzeri) majör depresyon tanısı alan katılımcı ile gerçekleştirilen araştırmada bireylerin depresyon tedavisinde egzersizin ilişkisi incelenmiş. 16 hafta süren araştırmada çalışma grubu sadece egzersiz yapan, sadece ilaç alan, ilaç ve egzersizi kombine den grup olarak ayrılıyor. Grupların en başta kaydedilen depresyon tanı skalası puanları (Beck Depression Inventoryi Hamilton Rating Scale for Depression) ile tedavi protokolleri sonrası skala puanları karşılaştırılıyor. Tedavi sonrası tüm grupların depresyon tanı skalası puanları birbirine yakın olarak bulunmakla beraber, egzersiz ve ilaç tedavisini kombine eden grubun daha az ciddi depresif semptoma sahip olduğu görülmüş.

Araştırma 3
Major depresyon tanısı koyulan 5 kadın 7 erkek araştırmaya katılıyor. Araştırmada bireylerin 10 gün boyunca günde 30 dakika aerobik egzersiz yapması sağlanıyor. Bu sürenin sonunda katılımcıların egzersiz öncesi ve sonrası depresyon tanı skalalarından (Hamilton Rating Scale for Depression) aldıkları puanlar karşılaştırılıyor. Katılımcıların araştırma öncesi ortalama puanı 19.5 iken araştırma sonunda ortalama puan 13’e düşüyor yani depresyon seyri geriliyor.

Araştırmalar gösteriyor ki egzersiz yapmak insan duygu durumu üzerinde somut şekilde (skalalar ve ölçeklerle) büyük ve önemli bir paya sahip. Yani diyorum ki sadece yaz geliyor, kilo vermem lazım, fit olmalıyım düşüncesiyle değil; egzersiz yaparken bunun insan vücudu üzerinde pek çok önemli katkısı olduğunu unutma.

Egzersiz yapmak endorfin salgısının artmasına neden olur. Maraton koşucularının yarışın sonlarına doğru hissettikleri öfori hali de buna delil olarak sunulmaktadır. Özellikle yürümek, koşmak, yüzmek gibi aeorobik egzersizler endorfin düzeyini yükseltmektedir. Dolayısıyla düzenli olarak egzersiz yapanlar, daha çok endorfin salgıladıkları için, yaşamdaki küçük şeylerden de daha fazla keyif alırlar, daha yoğun daha mutlu, arkadaşlıklardan, ilişkilerinden, yemeklerinden, hobilerinden hatta sokakta gülümseyerek geçen insanlardan bile keyif alırlar. Yani depresyonun tam tersi olan hazzı yaşarlar.

Harekete geç, spor yap!
Önce tanı, kendini tanı, anla, bir sorun var mı, varsa ne yapacağına karar ver, harekete geç, çözüm üret, destek al, destek ol, sana iyi hissettirecek şeyleri bul, keşfet, anla, iyi beslen, spor yap, kendine iyi bak ki iyi yaşa, dolu dolu yaşa, kocaman yaşa…

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

www.gizemkolcak.com
@pskdangizemkolcak
@gizemkolcak
pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.