MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Müzik Terapi Ders Notlarımdan

Üniversite 3. Sınıftayken, sanatın tüm dallarının terapötik bir araç olarak kullanılabileceğine inanan bir psikolojik danışman adayı ve sanatsever olarak bir seçmeli ders aldım, Müzik Terapi.

Şimdi bir psikolojik danışman olarak bireysel ve grup çalışmalarımda çok büyük keyifle kullandığım bir araç müzik. Ama işin terapötik ve teknik kısmı bir yana kişisel gelişimimiz için müzik çok zengin bir kaynak. Ve çok değerli, hayatı güzellikleriyle yaşayan, yaşam dolu sevgili hocam Yrd.Doç.Dr. Mehmet Gezer ( https://www.mehmetgezer.com/ ) her bir paylaşımınız, öğretmenliğiniz, rehberliğiniz, sohbetiniz için minnettarım.

“ Hayatta müziğe ihtiyaç yoktur. Çünkü hayatın kendisi müziktir. ” Atatürk

Müzik Terapi Nedir?

Dünya Müzik Terapisi Federasyonu (WFMT) müzik terapiyi şu şekilde tanımlamaktadır: Müzik terapisi, bir müzik terapistinin bir danışan (client) veya grupla, onların fiziksel, duygusal, zihinsel, sosyal ve kognitif ihtiyaçlarına karşılık verebilmek adına iletişim, diyalog, öğrenim, mobilizasyon, ifade, organizasyon ve bunlarla ilişkili diğer terapötik amaçları gerçekleştirebilmek ve kolaylaştırmak amacıyla planlı bir süreçte müzik ve/veya müzikal unsurları (ses, ritim, melodi ve armoni) kullanmasıdır.

Müzik terapi uygulaması yapılırken psikolojik danışman, psikolog, fizyoterapist, cerrah, diyetisyen, hemşire ve diğer mesleki grup çalışanları da vakaya göre birlikte görev yapabilirler.

“ İnsan bilmelidir ki; neşe, hoşnutluk, gülme, acı, üzüntü, karamsarlık ve matem yalnızca beyinden gelir. ” Hipokrat

Macar müzikoloğ Zoltan Kodaly (1882-1967) ”eskiden çocuğun müzik eğitimi doğumundan 9 ay sonra başlamalı diye düşünürdüm. Şimdi aynı düşüncede değilim, yeni doğan bebeğin müzik eğitimi doğumdan 9 ay önce başlamalı ” diyerek müziğin önemine dikkat çeker.

Müzik ve çocuk etkileşimine baktığımızda ise biliyoruz ki son dönemlerde hamileliklerinde bebeklerine müzik dinleten annelerin sayısının artıyor olduğu ve hatta doğum esnasında da bebeğin tanıdığı sesi dinletmenin doğumu kolaylaştırdığı için tercih ediliyor olması. Örneğin dünyaya gelişin ilk günlerinde annenin çocuğa ninni söyleyip, uyuması için sallaması duyusal ve hareketsel bir uyarı getirir. Yeni doğan bir çocuk aktif dinleyicidir, sesi ayırt edebilir ve ses kaynağına yönelebilir. Tıp uzmanlarına göre; ana rahminde şekillenmeye başlayan cenin, iki ay içinde ses titreşimlerine duyarlı ve beş aylıkken her türlü sesi (dinlendirici veya şiddetli) duyar ve etkilenir. Bu tespitten yola çıkan terapistler, onlara belli zamanlarda annelerinin hamilelik döneminde dinlemiş oldukları müziklerin duyurulmasını operasyon için gerekli görmektedirler. Hamilelikten itibaren dinletilen Türk ve Batı Müziği klasik eserlerinin insan zekasını olumlu yönde etkilediği bilinmektedir.

Ve tabi ki ergenlik, ergenlikle beraber soyut düşünce yeteneğini geliştiren bireyler koro, okul bandosu, müzik aleti çalma gibi daha gelişmiş bir yaşantı içine girebilirler. Kendi aralarında müzik yapıp grup oluşturabilirler. Video, klip veya CD dinlemek için büyük zaman ayırarak müzik konulu sohbetler ilişkinin temelini oluşturabilir. Dinlenilen bir müzik eserini akranları ile paylaşmak için büyük bir heyecan ve çoşku yaşanabilir. Özellikle rock, techno ve pop tarzı müziklere ilgi artar, 13-19 yaşları arasındaki ergenler için bu müzikler bir kültür ve sembol haline gelir. Bunun nedeni; delikanlı tabirinin anlamına uygun olan hayatlarının bu döneminin kargaşalarla dolu olması ve bu müziklerle karmaşık duygularını en iyi şekilde ifade ettiklerini düşünmeleridir.

Uygulamadaki temel düşünce; bireyde unutulmuş olan duyguları yeniden uyarmak ve farklı duygular üreterek kişinin içinde bulunduğu psikolojik durumu değiştirmek ve sağlıklı yaşama şartlarına uyumu sağlamaktır.

Birçok Batı müziği tonunda yapılan ezgilerin insanı içinde bulunduğu olumsuz durumdan çıkarıp, mutluluk duygusunu arttırdığı yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Batı müziğinden hoşlanan ve psikolojik rahatsızlığı olan bireylere müzik terapi uzmanları tarafından tavsiye edilen eserlerden oluşan birkaç örnek aşağıda verilmiştir. Örneğin;

Vivaldi’nin Dört Mevsim, İlkbahar’dan ” Allegro ” ve “ Largo ”

Beethoven’ın 9.Senfonisinden 4.Hareket

Amadeus Mozart’ın 40. ve 41nci (Jüpiter olarak da bilinir) senfonilerinden bölümler

Bizet’in Carmen Suit No.1’den ” Les Toreadors ” ve “ İntermezzo ”

Rossini’nin “ William Tell overtürü “

Carl Orff’un Carmina Burana adlı oratoryosundan “ Trionfo di Afrodite ” ve “ Catulli Carmina ”

Tony Black adlı müzisyen’in “ Wonderful Life ” adlı şarkısı

Chopin, Ravel, Puccini, Stravinsky adlı bestecilerin eserleri.

Peki o zaman şu an bu yazıyı bitirmeye yaklaşmışken, hemen o uygulama veya siteyi aç ve şu yukarıdakilerden bir tanesi seç ya da sabah uyandığında, gün sonunda, yoga veya meditasyon esnasında, çocuğunla ödev yaparken, kahve içerken, kitap okurken denemeye değer, müziğe şans ver.

Sevgiyle...

Psk. Dan.Gizem KOLÇAK

www.gizemkolcak.com

@pskdangizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

İki Dakikan Var mı?

‘.’ Diyor Barbara Sher’in Benlik Saygısı Oyunları kitabının çeviri editörü Prof.Dr.Gülden UYANIK.

İster ilk okul öğrencisi, ister ergenlik dönemi genci, ister bir şirketin yöneticisi olun, kendi değerini bilmek kolay değildir. Önceki yazılarımdan benlik saygısı geliştirmeyle ilgili bir kaç ipucu edinebilirsiniz.

Her gün kendinize yalnızca 2 dakika ayırarak başlayabilirsiniz. Her yeni güne uyandığınızda 1, her günü geride bırakırken uyumadan önce 1 dakikanız var mı? Üstelik etkisi garantili. Bal reklamı tadında girişimden sonra nasıl yapılması gerektiğine geçelim artık.

Uyandınız ve yeni güne hazırsınız şimdi kendinizle baş başa geçireceğiniz 1 dakika ayırın kendinize; belki biraz müzik, belki bir kahve, belki manzaranın tadını çıkarırken, belki gözleriniz kapalıyken, belki trafikte, belki yoga sonrası tamamen sizin gibi size özel 1 dakika. Bir dakikalık zaman dilimi enteresandır. Ne uzundur ne kısa. İşte bu 1 dakika boyunca kendinle ilgili olumlu yönlerine teşekkür edebilirsin, bugünün getirecekleri için şans dileyebilirsin, kendine bir motivasyon konuşması yapabilirsin, içindeki güce inanmayı dene, kendine teşekkür et, sev kendini. Bir dakika boyunca sanki sen şefkate ve ilgiye ihtiyacı olan bir çocuk gibi davran kendine. Güne kendini severek başla.

Artık gün bitti, uyumak üzeresin kendinle geçireceğin 1 dakika ayır kendine ve bugün üstesinden gelebildiğin her şey için teşekkür et, şükret. Düşünsene neleri başardın, duyduğun güzel sözleri hatırla, teşekkürleri, lütfenleri... Olumsuzlar da vardır belki ama sen olumlulara tutun, sıkıca sarıl gün içindeki olumlu duygu ve anlarına. Günü kendine teşekkür ederek sevgiyle ve gururla kapat.

Ne dersin denemeye değer değil mi?

Ve lütfen eğer bunu deniyorsan bana ulaş ve deneyimini paylaş lütfen.

Sevgiyle…

www.gizemkolcak.com

@pskdangizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

Benlik Saygısı ve Toplum

Bilişsel, duygusal, ahlaki, sosyal ve fiziksel özellikler, aynı yaş ve sosyo-ekonomik düzey gibi pek çok ortak nokta olsa dahi farklılıklar gösterir. Farklılıklar önemlidir, özel ve değerli hissettirmelidir. Fakat kişinin kendi farklılıklarının farkında olması, bu farklılıkların bir değer olarak anlamlandırılması özellikle kimlik arayışı içerisinde olunan ergenlik döneminde temel buluyor ve tahmin edersiniz ki öyle çok da kolay olmuyor.

Yaşamın her alanıyla ilişkili kavramlardan benlik saygısı yani öz saygı işte burada devreye giriyor. Sosyal ve akademik performansın önemli belirleyicilerinden olan benlik saygısı kişinin kendi fiziksel ve zihinsel özelliklerine yönelik değer atfetmesi olarak tanımlanabilir.

Benlik saygısı yüksek çocuklar yetiştirmek adeta geleceğe yatırım yapmak.

Benlik: kişinin kendine yönelik olumlu veya olumsuz bütün algı ve anlamlandırmasıdır.

Benlik imgesi: kişinin sahip olduğu olumlu veya olumsuz özelliklerinin farkına varmasıdır.

İdeal benlik: kişinin kendisi veya empoze edilmiş olan sahip olunması gereken özelliklerine ilişkin algı ve anlamlandırmasıdır.

Kimlik gelişimi ve kendini tanıma ergenlik dönemi ile ilgili en önemli gelişimsel görevlendendir diyebiliriz. Yani 12-20 yaş aralığından kişi kimlik arayışı içindedir ve bu arayış aslında ergenlik döneminde ortaya çıkan bir yığın problemin de ana hattını oluşturur. Ebeveynleri özellikle telaşlandıran; farklı olma çabaları otoriteye eleştirel ve asi yaklaşım, içe kapanma, aileden uzaklaşma ve benzeri genel ergenlik temaları kimlik oluşturma ile ilgilidir.

Ergen bu dönemde kendisine dönerek:

Ne olacağını

Nasıl olacağını

Kime benzeyeceğini

Yaşam şeklinin nasıl olması gerektiğini

Hangi cinsiyet rollerini sergileyeceğini

Tutum ve davranışlarının nasıl olması gerektiğini keşfetmeye çalışır. Ve evet gerçekten biz yetişkinlerin dünyası için bile cevaplanması zor olan bu soruları ortalama 12-20 yaş aralığında çocukluk çağında tamamlamaya çalışır.

Evet saçlarını maviye boyamak istemesi sizin kendisi hakkındaki fikirlerinizle örtüşmeyebilir ama bu onun kendisiyle ilgili kendi fikridir. Ergenlere yönelik olumsuz tutumlar sergilemek, fikirlerine, düşüncelerine sürekli müdahale eder bir tavır sergilemek pek yardımcı olmayacak aksine şüphe uyandıracaktır. Tatil dönüşü rengarenk boyadığı saçları sizce ve eğitimcilerce okul kurallarına uygun olmayabilir işte tam da bu yüzden daha da kıymetlidir. Tam da otoriteyle mücadele içerisinde olduğu bu dönemde okul - aile iletişimi çok önemlidir. Gelişimin nasıl ve ne düzeyde teşvik edildiği özellikle okulların müdahalelerine bağlı olarak çocukların benlik saygıları üzerinde etkilidir.

Ne diyor Megastar Tarkan 'Başkası olma kendin ol böyle çok daha güzelsin' Peki, ben, kendim nasılım ki? İşte burada devreye benlik imgem giriyor. Ergenlik döneminde ailemin, okulumun, çevremin, sosyal medyanın üzerimdeki etkileriyle birlikte kendi özelliklerimin ne kadar farkındayım?

Kimlik gelişiminin sağlıklı bir süreç olarak ilerlemesi için kişinin kendini tanıması, yeteneklerini bilmesi, güçlü ve zayıf yönlerini keşfetmesi, kendisine ait bir içgörü geliştirmesi gibi kendini tanıma çabalarının önemli olduğu bilinmektedir. Sağlıklı öz saygı, güçlü bir öz değerlik duygusunun var olduğu anlamına gelir. Sağlıklı öz saygı algısı olan ergenler, her insanda, kendisinde de var olan değerin önemi fark eden bireyler olurlar ve evet işte bu farklılıklarımızla zenginleşen toplumumuza bir yatırım anlamına gelmektedir.

Farkılıklara saygıyla yaklaşan bir toplum yetiştirmek için kendini adayanlara...

Sevgiyle…

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

www.gizemkolcak.com

@pskdangizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

Kafamda Deli Sorular

‘’Zaman masumiyetimizi, katıksız neşemizi, mızıkçılıklarımızı, kimimizin annesini kimimizin babasını silerek geçip gidiyordu. Bu muydu hayat? Bu kadar acımasız mıydı?’’

Ayşe Kulin. Hayat Dürbünümde Kırk Sene 2011

Annen ve babanla aran nasıl evladım?

Kardeşini sevdin mi çocuğum?

Öğretmeninle aran nasıl?

Arkadaşlarınla iyi geçiniyor musun?

Hayvanları seviyor musun?

Gibi sorular her gelişim döneminde sıklıkla karşılaştığımız sorular olmuşlardır değil mi?

Peki neden kimse kimseye ‘Kendinle aran nasıl?’ diye sormuyor?

İnsanın kendisiyle ilişkisi çevresiyle ilişkisini etkilemesinin ötesinde insanı ilgilendiren her şeyi etkiliyor. Kendinizle nasıl bir ilişki kurduğunuzu hiç düşündünüz mü? Nasılsın sorusunu bile gerçekliğini ve samimiyetini kaybetmek üzere ve nadiren duyduğumuz dönemlerde kabul ederim ki aşina olduğumuz bir soru değil. İşte en sevdiğim bölüm: bir kalem ve bir kağıt al. Kağıdın bir tarafına kendinle ilgili olumlu olduğunu düşündüğün özelliklerini sırala diğer tarafına ise tam tersi olumsuz olduğunu düşündüğün özelliklerini sırala. Kendine karşı tutumun ne?

Ve bir diğer sorum: Peki kendine karşı ne kadar hoşgörülü, anlayışlı, sabırlı, duyarlı ve merhametlisin? Sanırım son dönemde herkes artan bir sevgisizlikten bahsediyor. Bir yandan da herkes ailesine, çocuklara, hayvanlara ve çevreye daha sevgiyle yaklaşmaya çalışıyor. Grafik paralel ilerlemiyor ama? Çünkü insan yine ve yeniden maalesef önce kendisini atlıyor.

Bir hata yaptığımızda veya hayal kırıklığına uğradığımızda çok sinirlenebilir, kızabilir, kendimize söylemediğimizi bırakmayabilir, acımasızca eleştirebilir ve kendimizi suçlayabiliriz. Kendimizi en çok da o anda ihtiyaç duyduğumuz anlayış ve şefkatten mahrum bırakırız. Halbuki kendisini kötü hisseden, suçlayan, ağlayan, kendisine acımasızca davranan bir çocuk gördüğümüzde ilk duygumuz şefkat değil mi? E ne oldu o içimizdeki çocuğa? Biliyorum ki yaşım kaç olursa olsun o, orada ve bana ihtiyacı var.

Kendine karşı anlayışlı ve duyarlı kişiler, geçmişte yaşanan olumsuz bir olayı anımsadığında, günlük yaşamda stres verici durumlarla karşılaştığında, başarısızlık yaşadığında veya eleştiri aldığında bundan nispeten daha az etkilenir. Kendimize karşı geliştirdiğimiz anlayış, hatalarımızı görmezden gelmek, yanlış yaptığımızda bunun için bahaneler üretmek değildir üstelik tam da bunun tersidir. ‘Araştırmalar, merhametin psikolojik sağlığımıza katkı yaptığını gösteriyor. Örneğin depresyon riskini, kaygıyı, başarısızlık korkusunu ve benmerkezciliği azaltmaya yardımcı oluyor, yaşamdan alınan doyumu ve yetkinlik hissini artırıyor, ilişkileri geliştiriyor.’

Yaşanan zorluklar karşısında hayatı acımasızlıkla suçlayabiliriz. Hayat belki de gerçekten acımasız da olabilir. Fakat en nihayetinde sahip olduğum biricik şey; benim. Peki ben insan olmanın haricinde bir anneysem, babaysam, evlatsam, öğretmensem, doktorsam, işletmeciysem, patronsam… Kendisiyle ilişkisi iyi olmayan, olamayan ebeveynlerin yetiştirdiği çocuksam, yeni nesiller yetiştiren çocukların yaşamında çok büyük bir yüzdeyle hayatlarında iz bırakan bir öğretmensem, insanları memnun etmek için hizmet sektöründe işçi veya işverensem. Bir insan olarak etki alanım ne kadar büyük. Sırf bu yüzden bazen elimi kalbime götürüp, gözlerimi kapayıp, kendime söylemem gereken bir çift samimi, sıcak, güzel sözü sebepsiz hak ediyorum.

Sevgiyle…

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

@pskdangizemkolcak

Yazının devamı...

Bir Ergenlik Çatışması: Ben ve Bedenim

Ergenlik dönemi gelişim seminerlerimden bir tanesinde sunumun son sayfasında G.Stanley Hall’un şu sözü yazıyordu; Bir katılımcı anne söz aldı ve dedi ki: ‘’Siz bir de bizim evdeki savaşı görün Gizem Hocam, her gün kapılar çarpılıyor, hırçınlaşıyor, yorum yapmamıza bile izin vermiyor.’’ Bunun üzerine şu cevabı verdim: ‘’Kendi içindeki çatışmayı en iyi siz tahmin edebilirsiniz o zaman.’’

Ergenlik dönemi bireyin kendisiyle en çok meşgul olduğu dönemdir. Somut olarak değişmekte olan bir beden ve bu bedenin nasıl gözüktüğü hakkındaki düşünceleri ergenin zihnini meşgul eder ve zamanla yerini endişeye bırakabilir. Gelişip değişmekte olan bu bedeni kendisi kabul etmeye çalışırken bir yandan da çevreden kabul görme çabası içerisinde olacaktır. Ergenlik dönemi fiziksel değişimleri çocuklarda duygusal olarak da etkiler gösterebilir. Ergen hoşlanmadığı şekilde bir gelişim gösteriyorsa genellikle ciltte yağlanma, kıllanma ve cinsel organların belirginleşmesi gibi her gün bu gelişimin ayna karşısında takipçisi olabilir. Okul dönemi çocukları olduklarını düşünürsek eğer en temel ihtiyaçları olan aidiyet duygusunun tam aksi yönde bir de akranları tarafından eleştirilirse ergen duygusal olarak zayıflayabilir. Bir diğer önemli nokta ise ergenlikte hormonların değişmesi sonucu karşı cinse duyulan ilgi ve karşı cins tarafından beğenilme derecesi. Karşı cinsin ilgisin çeken şeyler merak edilir, öyle ki hem cins arkadaş toplantılarından bu konular sıklıkla konuşulur. İşte tam da burada çocuğun çevresinden ve akranlarından öğrendikleri, zihnine yerleştirdikleri aileler için çok önemlidir.

Ergenlik döneminde çocuklar yavaş yavaş bireyselleşme ile birlikte aileden ayrışarak arkadaşlarını tercih etmektedirler. Yani terazide arkadaş grupları aileye göre biraz daha ağır basmakta olabilir. Bu aileleri kaygılandırmamalı. Büyüyor ve tabi ki arkadaşları onun için kendi belirlemiş olduğu aile üyeleri.

Şimdi lütfen akıllı telefonunuzu elinize alın ve çevrenizdeki ergenlerin sosyal medya, özellikle instagram hesaplarına bir göz atın. Çoğunlukla profil resimlerinin aile üyeleri değil arkadaş gruplarından oluştuğunu ve profil bilgilerinde en yakın arkadaşlarının baş harflerinin olduğunu görebilirsiniz. Çok sevdiğim bir öğrenci grubum ‘’Hocam sizi çok seviyoruz, sizin de baş harfinizi instagrama ekleyebilir miyiz lütfen?’’ dediğinde kendimi sevildiğimi anladığım için şanslı hissetmiştim J

Ergenlik dönemi ile ilgili ne konuşuyorsak konuşalım söz sosyal medyaya geliyor. Aileler de sosyal medya ve etkilerinden korkuyorlar. Aslında sosyal medya yeni neslin kendini ifade aracı. Bu yüzden aileler sosyal medya araçlarını çocuklarından daha ustalıkla özellikle belirtiyorum ustalıkla kullanmak durumunda ki kötü etkilerinden çocuklarınızı koruyabilin. Onlar için beğeni ve takipçi sayısı çok önemli çünkü ergenliğin gelişiminde zaten sosyal görünüş kaygısı varken, sosyal medya da onların diliyken beğeni ve takipçi sayılarına takılmaları sizce de normal değil mi? Burada önemli olan şey ne derece olduğu. Yani 25-30 yaş grubundaki yetişkinler bile sosyal medyaya yükledikleri fotoğrafları üzerinde ciddi oynamalar yapıyorsa ergenlere çok da kızmamak lazım J

Olumlu bir beden algısı için neler yapılabilir?

· Çocuğunuza sevginizi fiziksel olarak göstermekten çekinmeyin; sevin, okşayın, sarılın, öpün…

· Fiziksel gelişimini destekleyecek hobilere yönlendirin; spor, dans…

· Okulu ile iletişim halinde olun ve arkadaşları arasında alay konusu olup olmadığını öğretmenlerinden gözlemlemelerini rica edin.

· Sizde aynı şeyi evde kardeşler arasında kontrol altında tutun.

· Çocuk medyada gördüğü ünlüler gibi olmakla fazla ilgiliyse bir konuşma yapma zamanı gelmiş olabilir.

· Onun kendisi ile ilgili beğenmediği yönlerini sebeplerini anlamadan, düşüncelerini kırar biçimde aksini diretmeyin. Önce anlamaya çalışın, anlaşıldığını hissetsin, sonra bunun gelişimin bir parçası olduğunu açıklayın.

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

@pskdangizemkolcak

Yazının devamı...

Mazeretim Var Ergenim Ben

Bir sosyal medya paylaşımımda 'Hani bazı şeyler vardır, istisnasız herkesin sevdiği, hakkında tek bir olumsuz yorum dahi duyamayacağınız, herkesi gülümseten şeyler, kelebek mesela.' Demiştim. İşte onlardan bir diğeri de bence MFÖ şarkıları. Ve özellikle hepimizin bir kere bile olsa 'mazeretim var asabiyim ben' esprisi yaptığımızı düşünürsek eğer mazeretim var ergenim ben diye güncelleyebiliriz sanırım.

Bir önceki yazımda kavramların, kullanılan dilin öneminden bahsetmiştim ve ısrarla devam ediyorum.

Ergenlik döneminde yaşanan fizyolojik ve psikolojik değişimlerin etkileri sizce ergenlerin dünyasında Nasıl yer buluyor? Ergen birey olarak kendi içinde ve sosyal çevresi içerisinde bu değişimlerin yansımasını Nasıl değerlendiriyor? Korkarım ki acımasız olduklarını söyleyebiliriz. Birbirlerine ve en acısı da kendilerine karşı kullandıkları dil çok acımasız. Bu denli acımasızlık sonucunda da karşımıza anksiyete çıkıyor.

Nedir anksiyete?

Anksiyete Türkçe karşılığıyla kaygı, kısaca şiddetli bir korku ve panik duygusudur diyebiliriz. Anksiyete pek çok farklı psikolojik kuram (psikodinamik, varoluşçu, davranışçı, bilişsel) tarafından farklı şekillerde ele alınır; açıklanır ve çalışılır. Amerikan Psikiyatri Birliği (APA)'nın tanımına göre anksiyete; kişiliğin bilinçli bölümünde hissedilen ve ortaya çıkan tehlike sinyalidir. Anksiyetenin bilişsel, duygusal, davranışsal ve fizyolojik olarak pek çok farklı ( nefes darlığı, solunum hızında artış, terleme, titreme, aniden sinirlenme, baş ağrısı, bulantı, boyun kaslarında gerginlik, ishal ya da kabızlık) belirtileri gözlemlenebilir. Bu seviyede belirtiler gözlemleniyor ise bir ruh sağlığı çalışanından (psikiyatr, klinik psikolog, psikolojik danışman) yardım almaktan çekinmeyiniz.

Ergenlik döneminde en sık görülen anksiyetelerden biri bireyin bedeni ile ilgili yaşadığı anksiyetelerdir. Ergenlik dönemi ile birlikte bireyin ilgisi kendisine yönelir ve bunun sonucunda bireyin bedeni ile ilgili anksiyeteleri ortaya çıkar. Vücudunun görünümü, bireyin vücudu ile ilgili kendi düşünce ve inançları, diğer kişilerin onun görünümü ile ilgili ne düşündüğü birey için çok önemlidir. Ergenlik döneminde kızlarda beden ile ilgili anksiyeteler, erkeklere göre çok daha fazla görünür. ( Sabiston, Sedgwick, Crocker, Kowalski, Mack, 2007). Erişkin bireylerde karşılaştığımız anksiyete bozuklukları ergenlerde de görülebilir. Özellikle yaygın anksiyete bozukluğu (YAB), sosyal anksiyete bozukluğu (SAB), panik bozukluğu (PB), özgül fobiler, obsesif kompulsif bozukluk yaygın olarak gördüklerimizdendir. Özellikle ergenler arasında sıkça gözlemlediğimiz bireyin kendisine ve çevresine karşı geliştirmiş olduğu acımasız dil adeta bireyin anksiyete ilişkili sık görülen bilişsel hatalarıyla paralel gibi. Özellikle ergenlik döneminde sıklıkla gözlemlediğimiz bilişsel hatalara bakalım;

* Etiketleme: Kendini eksik/kusurlu gördüğü yanlarıyla değerlendirme örneğin 'şişkonun tekiyim' düşüncesi.

* Zihinsel filtreleme: olumlu yanları filtreleyerek/görmezden gelerek olumsuzluklara odaklanma örneğin yüzünde çıkan bir sivilceden ötürü kendisini çirkin bulması.

Ergenlik dönemi kişiliğin gelişimi açısından çok çok önemli bir dönemdir bu dönemde;

* Ergenle kurulan iletişimin kalitesine dikkat edilmelidir

* Ergenin fikirlerine değer verilmeli ve hayal ve hedefleri özenle dinlenmelidir

* Ergenin sosyal çevresine verdiği değer aile tarafından anlaşılmalıdır

* Popüler olma isteği gibi günümüzün popüler kaygıları anlaşılmalı, ergen bireyin dünyası anne babanın kendi ergenlik dönemi ile kıyaslanmadan bugüne özgü yaşantılar olarak değerlendirilmelidir

* Ergen beslenmesi özenle ele alınmalı ve fiziksel aktiviteye teşvik edilmelidir

* Sadece kilo kontrolü değil tükettiği gıda ürünlerinin içeriği de takip edilmelidir

* Rol model olarak belirlediği kişi/ler ebeveynler tarafından yakından takip edilmelidir

* Rol model alınan kişi/lerin neden rol model alındığı hakkında ergenle kiçük söyleşiler yapılabilir

* Ergenin sosyal medya ve sosyal çevre üzerinden mobbinge maruz kalıp kalmadığı takip edilmelidir

* Ergenle iletişimde kullanılan dil daima olumlu, destekleyici, sıcak ve samimi olmalıdır.

Sevginin iyileştirici gücüne inanıyorum. Sevgiyle beslenen, desteklenen, büyüyen çocuklar geleceğin ruh sağlığı sağlam bireyleri oluyorlar. Sevgiyle yaklaşılan her canlı Sevginin gücünü hissediyor. Bırakalım sevdikleri sanatçıları dinlesinler, sevdikleri gibi dans etsinler, sevdiklerini söyleyebilsinler, Sevgiyle yaklaşmayı, önce kendilerine Sevgiyle yaklaşmayı öğrensinler.

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

@pskdangizemkolcak

Yazının devamı...

Ergenim İşte

Bana birazcık kendinden bahseder misin? dedi psikolojik danışman ve cevapladı danışanı: 'Önümüzdeki 10 yıl bu soruya cevap arayacağımı bildiğin halde soruyorsun ama kısaca ergenim işte.'

Google'a sorduğunuzda; insanlarda meydana gelen 'yetişkinliğe ilk adım' evresidir. Çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş dönemidir. Bireyde çocuksu tutum ve davranışların yerini yetişkinlik tutum ve davranışlarının aldığı, cinsiyet yetilerinin kazanıldığı, bireyin erişkinlik rolüne psikolojik ve somatik olarak hazırlandığı dönemdir gibi tanımlar, kız çocuklarda ve erkek çocuklarda görülecek fiziksel, duygusal, zihinsel değişimler, dikkat ergenlikte okul başarısı düşüyor, ergenlik sivilceleriyle nasıl başedebilirim, ergenlikte hızlı kilo verme temalı pek çok metin ve dahası çıkıyor karşımıza.

Bana birazcık kendinden bahseder misin sorusu zor bir sorudur, genelde karşı tarafta cevaplar yerine zihninde nasıl cevap vermeliyim gibi karşıt sorular, yüzde şaşkın bir ifade belirir. Fakat bu soruyu bir ergenlik dönemi çocuğuna ya da son dönemde dilimize pelesenk olmuş bir kavram olarak bir ergene sorduğunuzda işler birazcık değişir. Şanslıysanız 'ergenim işte' yanıtını alırsınız. Ve bu devasa bir yanıttır. Kendi yaşam serüveninizi düşününüz, tam da o dönemler değil mi ben kimim sorusuna yanıt aramaya başladığınız, buldum sandığınız, bulamadığınızı anladığınız, belki de hala aradığınız. Kullandığımız dil ve kavramlar önemlidir, tercih edilen sözcükler de.

Benlik kavramı, bireyin kendisini algılamasına ve değerlendirmesiyle paralel geliştirdiği görüşler olarak tanımlanabilir. Ergenin kim olduğu hakkındaki düşünceleri ve kendi hakkındaki değerlendirmelerinin tümüdür diyebiliriz. Benlik de kişilik gibi karmaşık bir kavramdır. Hiç kuşkusuz, benlik kavramınn genelde öz saygı olarak adlandırılan bir değerlendirme yönü de bulunmaktadır. Peki ergen, birey olarak kendisini nasıl ve hangi kriterlerle değerlendiriyor?

İlköğretim ve lise yılları boyunca çocukların kendileriyle ilgili değerlendirmeleri birbirlerinden gittikçe ayrılır. Akademik veya sportif becerileri, arkadaş grubundaki konumları, dış görünüşleri, romantik hisleri ve ebeveyn ilişkileri hakkındaki yargıları birbirinden oldukça ayrıdır. Bu dönemlerde benlik algısı, saygısı ve öz saygıyı etkileyen önemli bir faktör çocuğun çevresindeki önemli insanlardan özellikle anne, baba ve yaşıtlarından aldığı destektir. O zaman bir ergen kendisiyle ilgili fikirleri hem kendi düşünceleri hem de çevrenin değerlendirmeleriyle ediniyor diyebiliriz. Benlik saygısı bebeklik döneminden başlanarak, ergenlik döneminde zirve yaparak ilk yıllarda ailesinin daha sonra da çevrenin etkisi ile şekillenmektedir. Ebeveyn noktası her ne kadar sağlıklı ilerleyen bir süreç olsa da akran grupları ebeveynler için soru işaretleriyle dolu olabiliyor. Son dönem ergenlik dönemi sorunlarının genellikle sosyal kaygı ve sosyal görünüş kaygısı, beden imgesi ve yeme bozuklukları paralelinde olduğunu söyleyen pek çok araştırma var. 'Kendilerini güvende hissetmek için sayılara bel bağlayan ergenler' diye bir kalıp hatırlıyorum bir kitaptan... Sınavdan 100 üzerinden 90 alabilmek, boyu 170 olabilmek, kilosu 50 olabilmek, bedeni xs olabilmek, takipçisi 20k olabilmek, beğenisi 500 olabilmek...

Çocuklarımıza benlik saygısı kazandırabilmek için:

Sevginizi paylaşın, onu ne kadar sevdiğinizi söyleyin. Onu neden sevdiğinizi açıklayın. Sizin için neden ve ne kadar değerli olduğunu hissettirin. Onu koşulsuz ve her zaman sevdiğinizi, seveceğinizi hissettirin. İnsan olarak var olduğundan, haklarından, yapabileceklerinden bahsedin. Sizin hayatınızda olduğu için size kattığı değeri ifade edin. Kendilerine karşı acımasız bir iç ses yerine olumlu bir dil geliştirmelerini sağlayın. Önce siz kendinize şefkatli bir dil kullanmayı öğrenin. Güçlü yönlerini pekiştirmelerine yardımcı olun, güçlü yönleriyle ilgili konularda onlardan yardım isteyin ve lütfen sadece teknolojik konular olmasın :)

'Ergenim işte' pek çok farklı alt kriterle değerlendirebileceğimiz devasa bir yanıttır.

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

www.gizemkolcak.com

@pskdangizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.