MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Otistik Spektrum Bozukluklarında (OSB) Alternatif Tedavilere Dikkat!!

Nöropsikiyatrik bir bozukluk olarak bilinen Otizm günümüzde Otistik Spectrum Bozuklukları (OSB) altında bir yelpazede toplanmıştır. Bu geniş bir yelpazedir. Eskiden görülme sıklığı daha az olarak düşünülen bu durum yakın zamanda yapılan çalışmalarda 10.000 de 60-65' e kadar çıkmıştır.OSB'nin oldukça sık görülen bir nöropsikiyatrik bozukluk olduğu belirlenmiş olsada halen neden oluştuğu konusunda net sebepler tespit edilememiştir. Nedenleri arasında genetik etkenler üzerinde özellikle durulsada tek başına durumu açıklamadığı için, sindirim sistemi işleyişindeki bozukluklar, çevresel toksinler, otoimmünite gibi nedenlerin de rolü olabileceği varsayımları oluşmuştur. Ve bu gibi etkenler nedeniyle de çeşitli alternatif yaklaşımlar ortaya atılmıştır.

Özellikle alternatif tedavi yöntemleri, bu alanda çalışan hekimler tarafından değil alan dışı çalışan hekimler ve sağlık çalışanları tarafından günümüzde oldukça rağbet görmektedir. OSB' de alternatif yada tamamlayıcı tedaviler biyolojik ve biyolojik olmayan tedaviler olarak tanımlanabilir.

Biyolojik alternatif tedaviler: Bazı vitamin ve mineral eksikliklerinin tamamlandığı, kazein ve gluten kısıtlayıcı diyetler,omega-3 destekleri gibi göreceli olarak risk teşkil etmeyen biyolojik yaklaşımlarken, hiperbarik oksijen tedavisi, toksinlerden arındırma tedavileri, çeşitli otoimmüniteyi destekleyici immünglobinler vermek, antiviral, antifungal kullanımı gibi etkisinin tam olarak ne olduğu bilinmeyen tedavilere kadar uzanmaktadır. özellikle OSB'nda bozukluğu düzelten bilimsel destekli bir ilaç tedavisi yokken bununla ilgili ilaç kullanımları da gittikçe yaygınlaşmaktadır. Özellikle avrupa ülkelerinde alternatif tedavilere başvurular da oldukça artı mevcuttur. Ülkemizde de son yıllarda bu konuda ciddi artışlar mevcuttur

Biyolojik olmayan alternatif tedaviler: Duyu bütünleme tedavisi, yunuslarla yüzmek, müzik terapisi, çeşitli ses ve görsel uyaranların seanslarla uygulandığı tedaviler, davranışsal optometri, kraniyosakral manipulasyonlar, osteopati gibi yöntemler olarak görülmektedir.

Ülkemizde en çok biyolojik alternatif tedavilere başvuru olduğu ve bunlarında çoğunlukla diyetler, mineral ve vitamin destekleri olduğu ama bunun yanında çeşitli ilaç desteklerinin de olduğu bilinmektedir.

Küçük yaşta tanı alan OSB'li çocukların aileleri, geç kalmamak adına ve hızlı gelişmeler görmek adına bu alternatif tedavilere yönelebilmektedir. OSB'nin farkındaysanız adı hastalık değil bozukluktur. Bozukluk demekte bir çok nedene bağlı olacağı anlamına gelmektedir. Yani bir şeker hastalığında neyin eksik olduğu bellidir ve ona yönelik tedavi verilei.Oysa, OSB'de çoklu etkenler söz konusudur. Ve unutmayalım ki, bu çocukların belirtileri de farklılık göstermektedir. Diyet tedavileri özellikle yeme sorunu olan bu çocuklarda daha zorlayıcı olabilmektedir. Hepsinin yanında aslında her çocuğun sağlıklı beslenmesi gerektiği unutulmamalıdır. Çocuğunuz beslenmesinde gıdalara tepkisi önemlidir. Bunları gözlemlemek gerekmektedir. Rutin olarak gıda allerji değerlendirmeleri gereksizdir. Çeşitli tıbbi değerlendirmeler yapılabilir ve eksik metabolik durumlar alan hekimlerince desteklenebilir. OSB'nin bilinen bir ilaç tedavisi olmamakla birlikte, eşlik eden çeşitli semptomlara yönelik alan hekimleri ilaç desteği sağlayabilir. Dikkat ve davranış sorunları, uyku bozuklukları, anksiyete, depresyon bulguları gibi durumlar da ilaç tedavisi başlanabilir fakat bu tedaviler OSB'yi tedavi etmek için değil eşlik eden bulgular için kullanılır.

Halen bilinen en doğru ve etkin tedavi yöntemi Özel Eğitimdir. Alan hekimlerince gerekli değerlendirmeler ve tanılamalar sonrasında aile ve çocuk için özel eğitim destekleri geçerli ve güvenilir tedavi seçeneği olarak ilk sırada yer almaktadır. Alternatif tedaviler ailelere umut vaad etse de bunların iyi araştırılması, alan hekimlerinden bilgi alınması, umut tacirliğinin hayal kırıklıkları yaratmasını engellemek için en doğru seçenek olacaktır. Farkındalılığı yüksek tüm anne babalara saygılarımla.

Dr.Bengü Kayatürk
www.drbengukayaturk.com

Yazının devamı...

Sınav Neden Kaygı Yaratır? Bununla Baş edilebilir mi?

Sınav kaygısı: Kişinin sınav sonucunda elde edeceğini düşündüğü akademik başarısızlığı genelleyerek bunu kişiliğinin başarısızlığı olarak algılamasından kaynaklanan, bu başarısızlığın onun sevilme ve kabul görme durumunu olumsuz etkileyeceği düşüncesi, dolayısıyla öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasını engelleyen ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı durumudur.

Sınav kaygısı, belli ölçüde olması gereken bir durumdur. Öğrenciyi öğrenmeye, bir amaç edinmeye motive eder. Motivasyon yanında dikkat ve anlama becerilerine de fayda etmektedir. Ama kişinin öğrenme, dikkat, öğrendiğini kullanması gibi durumları olumsuz etkileyecek düzeydeki kaygı düzeyi sorundur. Bu yoğunluktaki kaygıyla baş etmek zorlayıcı hatta zaman zaman mümkün olamayabilir.

SINAV KAYGISININ BELİRTİLERİ NELERDİR?
Felaket senaryoları içeren düşünceler, unutkanlık, dikkati toplayamama, konuları hatırlamakta güçlük, düşünsel dağınıklık gibi zihinsel belirtiler.
Huzursuzluk, mutsuzluk, sinirlilik, panik, kontrolü yitirme hissi, güvensizlik, çaresizlik ve aşırı heyecan gibi duygusal belirtiler.
Kaçma ve/veya kaçınma davranışları gibi, derslere gitmemek, sınava girmemek, ders çalışmayı ertelemek, aşırı uyumak,aşırı sosyal aktivite geliştirmek vs gibi.


Zamanı Etkin Kullanamama; Sınava çalışmaya başlama süreci ve bu zamanın etkin kullanımı önemlidir, etkin kullanımda sorunlar kaygıyı arttırmaktadır,
Yanlış Ders Çalışma Alışkanlıkları; belli bir program dahilinde çalışmamak,ya da baştan beri belli bir çalışma düzeni olmaması,
Mükemmeliyetçilik; Her konuda iyi ve mükemmel, kusursuz olma çabası içinde olan kişilik yapısındaki bireyler,
Başarısızlık Korkusu; Başarısız olma korkusunu yoğun yaşayan bireylerin, kendilerine olan güvenleri azalır ve kaygı düzeyi yükselir.
Sınava Çok Fazla Anlam Yüklenmesi; Kişinin kendi çalışma temposu yada becerileri doğrultusunda hedefleri doğru belirleyememesi, sınavı kişiliğinin, kabul görme,değer görme düzeyinin göstergesi olarak algılama,
Aile Baskısı; Ailelerin çocuklarından çok fazla beklentili olmaları, çocuğun becerilerinden daha fazla şeyler bekleme, çevreyle kıyaslamalar, gibi nedenler sayılabilir. Aslında günümüz sosyo kültürel yapısında bu durum ciddi bir etkendir. Aileler biz beklenti yüklemiyoruz derken bile çok emin değiller.


Sınava planlı programlı çalışma; Planlı ve programlı ders çalışma sınava yeterince ve zamanında çalışmanızı sağlar. Belli bir sistemde çalışmak kişinin o zaman kadar geliştirmiş olduğu çalışma şeklinde uygun da olmalıdır. Bu becerinin sınava yakın zamanda çocuğa verilemeyeceği de bilinmelidir. Bu alışkanlık eğitim yaşamının başlangıcında geliştirilmeli ve doğru desteklenmelidir.
Sınav Zamanına Kadar Ders Çalışma; aslında günümüz sınavları, özellikle üniversite giriş sınavları bir maratondur. Yani sınav öncesi ders çalışmak kişinin kendi motivasyonu ile ilgilidir.
Uyku, Dinlenme ve Beslenme: Bunlar bu maratonda aslında hep dikkat edilmesi gereken durumlardır. Maratonda arada eğlenceli şeyler yaparak zihinsel ve bedensel rahatlamalar çok önemlidir. Yani, çocuk ders başından katlığında ya da ben biraz arkadaşlarımla vakit geçireceğim dediğinde, olmaz ders çalışmalısın yerine, evet biraz dinlenmek iyi gelir demek daha doğru bir destek olacaktır. Böylece çocuğunda kendini suçlu hissetmemesine katkı sağlamış olmaktayız. Sınav öncesinde alışılmış uyku, beslenme düzeninde değişiklik gerekli değildir. Kişinin kendini en rahat hissettiği beslenme ve uyku saati en uygunu olacaktır. Erken yatmaya çalışmak kaygı yaratabilir veya enerji verici gıdalar almaya çalışmak mevcut sindirim sistemini bozabilir. Ani değişikliklere gerek yoktur mevcut düzeni devam ettirmek daha uygundur.
Olumsuz Düşünce ve İnançlar; Ya olmazsa yapamazsam, ne olur, herkese ne derim gibi düşünceler olabilir. Bunlar kaygı düzeyinde olmadıkça kişi zihinsel olarak kendini rahatlatabilir. Eğer bunlar çok yoğunsa şimdiye kadar yaptığı çalışma ve sonuçlarını düşünmek ve bu sınava sadece kendisi için girdiğini kendine kabul ettirmek önemlidir. Bunları kendi başına zaten kişi yapamıyorsa o ana kadar mutlaka bir destek almış olması gerekmektedir.

Çocuğunuzda sınav hazırlık sürecinde çalışma temposunda sorunlar, çalıştığı halde sonuçlarda sorunlar, kendisini keyifsiz mutsuz hissetme, aşırı endişeli, gergin, uyku ve beslenmede sorunlar gibi durumlar fark ediyorsanız ve bu durumu kendi desteklerinizle çözemiyorsanız sınava çok az süre kamasını beklemeden destek almanız doğru bir yol olacaktır.

Son olarak, bu bir sınav, sizin kişiliğinizin, donanımınızın bir göstergesi değildir. Bu sadece sizin akademik olarak öğrendiklerinizi değerlendiren bir sınavdır. En önemlisi bir birey olmanın, çeşitli beceri ve özelliklerinizin olmasının kıymetini unutmadan, kendinizin değerlendirildiği değil akademik bilginizin değerlendirildiği bir durum olduğunu unutmayın. Sizi seven kıymet veren herkes sınavda başarılı veya başarısız da olsanız sizi sevmeye devam edecektir.

Dr Bengü Kayatürk
www.drbengukayaturk.com

Yazının devamı...

Sosyal Medya Kullanımına Dikkat!

Günümüz değişen sosyal yapısında teknolojik gelişim hayatımızın bir çok alanında önemli bir yer oluşturmaktadır.Teknoloji çağının getirdiği olumlu özellikler yanında, kontrolsüz kullanım ya da bilinçsiz kullanım sonucu oluşan farklı sorunlarda oluşmaktadır. Öyle ki, artık bilimsel araştırmalara konu olmaya başlamıştır. Bu araştırma sonuçlarıyla ve insanların hayatlarında oluşan şikayetler, işlevsellik kaybı gibi nedenlerle yeni yeni destek verilmesi gereken sorun odakları gelişmektedir.

Sosyal medya bunlardan birisidir. Sosyal medyaya artık sadece bilgisayarlardan değil, elimizin altında bulunan tablet, akıllı cep telefonlarından da kolayca ulaşmaktayız. Hatta öyle bir durum mevcutki: Sosyal ortamlarda, insanlar ile birlikteyken bile sosyal medya yoluyla iletişim kuran özellikle genç bir nesil hızlı adımlarla ilerlemektedir.

Birçok platformda konu edinilen, üstünde durulan bu sosyal medya bağımlılığı maalesef ki çocuklarımızı da oldukça olumsuz etkilemektedir. Bilimsel platformlarda yapılan çalışmalarda, sosyal medya paylaşımlarının çok azının gerçeği yansıttığı, sanal, popüler bir dünya yarattığı ve kişilerin kendilik algısı ve hayatlarıyla ilgili yetersizlik duygusuna neden olduğu bildirilmektedir.

Bu kadar hızlı gelişen bir alanda biz yetişkinler bile zaman zaman nasibimizi alırken, taptaze, aydınlık, geleceğin üretken zihinleri olacak çocuklarımızı nasıl koruyacağız? Özellikle ev tipi bilgisayar kullanımı daha denetlenebilirken, taşınabilir iletişim araçlarının kontrolü daha zor olmaktadır.

Nasıl koruyacağız sorusuna tekrar dönersek, ilk adım her konuda olduğu gibi öncelikle örnek olmaktır. Teknolojik iletişim araçlarını bilinçli kullanan yetişkinler olarak onlara ilk desteği verebiliriz. Günümüz aile yapısında genelde anne-baba çalışmaktadır ve çocuklar ya okul ortamlarında veya bakıcılarla kalmak durumundadır. Bu değişen sosyo-ekonomik yapı içinde artık doğal bir süreçtir. Fakat, ebeveynler eve geldikten sonra artık çocukla yeterli zaman için özen gösterilmesi şarttır. Akşam evde birlikte olunan saatlarde, tv, pc, tablet, telefon kullanımlarını ciddi kontrol altına almak ama bunu yaparken sadece çocuğa sınır koymak değil aynı kurala kendimizin uyması da çok önemlidir.

Özellikle akşam yemek saatlerinin, ailenin birlikte sohbet ettiği zamanlar olarak değerlendirilmesi ve bu iletişimde paylaşımcı olunması temel kurallardan birisidir. Yemek sonrası ailece yapılacak aktivitelere birlikte karar verilmesi uygun bir tutum olacaktır. Bu şu demek değildir, tamamen teknolojik iletişim, medya kanallarını hayatımızdan çıkartalım. Bu istesek de çok mümkün olmayacaktır. Onun için bilinçli ve sınırlı kullanımı öğretmek ve sağlamak için biz yetişkinlerin özenli olması çok önemlidir.

Bilgisayar kullanımında, bilgisayarın ortak alanlarda bulundurulması, çocuğun odasına kapanarak kontrolsüzce kullanımını sınırlayacak bir davranıştır. Bunun yanında uygun yaş düzeyine gelmeden akıllı telefon almamak, yaşı uygun olduğunda alındığında da çeşitli sosyal medya hesaplarına giriş için kuralları konuşmak ve anlaşmalar yapmak, her sıkıldığında veya huzursuzlandığında çocuk onu oyalamak için bu araçları özellikle kullanmamak en temel dikkat edilmesi gereken durumlardır.

Çünkü, günümüzde artık sosyal medya bağımlılığı, bu durumlardan dolayı ortaya çıkan kişinin kendilik algısında bozulmalar, kendi yaşamındaki eksikleri abartarak farklı davranış yollarına sapmalar çok sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Psikiyatri alanında çalışan bizler, psikologlar ve sosyologlar bu konularda ciddi durumlarla karşılaşmaktayız. Hatta obezite, aşırı zayıflık, vücut algısında sorunlar gelişmesi nedeniyle insanların ciddi cerrahi müdahalelere müracat etmesi gibi birçok alanı ilgilendiren ciddi bir TOPLUMSAL SORUN olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu nedenle biz yetişkinlere düşen en büyük görev önce doğru rol model olmaktır. Aşırı katı, kısıtlayıcı olmadan doğru kullanımı, etkin faydalanımı çocuklarımıza öğretmeliyiz. Teknoloji çağı çocuklar oldukları için tamamen kısıtlamak mümkün olmayacağı için aman dikkat. Farkında, dikkatli yetişkinlere teşekkürler.

Dr.Bengü Kayatürk
www.drbengukayaturk.com

Yazının devamı...

Boşanma ve Çocuk

Yeni bir bebeğin dünyaya gelmesi evliliği etkileyebildiği gibi, evlilikte bir bebeğin gelişimini etkilemektedir. Çocuk sağlıklı bir aile ortamında büyüdüğünde fiziksel, bilişsel, sosyal ve psikolojik olarak daha sağlıklı bir birey olabilmektedir. Günümüzde yaşam şartları, sosyal dinamikler, ekonomik ve siyasi birçok değişim aile yaşantılarının dinamiklerini de etkilemektedir. Aynı zamanda sosyal çevre de bu durumlardan dolayı çeşitli değişimlere uğramış durumdadır.

Ev içine yeni bir birey olan bebek geldiğinde eşlerin eş olma dışında anne-baba olma rolleri de somutlaşmaktadır. Gebelik, doğum vs derken aslında bu süreç birçok karı-koca arasında fiziksel uzaklaşma ve evlilik doyumunda kayıplara neden olabilmektedir. Bunu yanında yeni bir birey, farklı sorumluluklar ve maddi destek isteyen bir durumdur. Bir bebeğe sahip olmak günümüz anne-babalarına birçok sorumluluk yanında değişen toplumsal şartlar nedeniyle kaygılarda yüklemektedir. Ama ne olursa olsun bir çocuğun dünyaya gelmesine neden olan iki kişi yani anne-baba gerekli bakım, güvenlik, sağlık, beslenme, sevgi, ilgi, şefkat gibi birçok ihtiyacını karşılamayı da kabul etmiş bulunmakta olduğundan doğru ebeveynlik davranışlarını öğrenmek, uygulamak durumundadır.

Boşanma süreci, çocuklar için oldukça travmatik olabilmektedir. Özellikle eşler arasında ciddi duygusal gel-gitler ve şiddet eğilimi, madde kullanımı, psikiyatrik sorunlar gibi durumlar var ise çocuk daha olumsuz durumlara maruz kalabilmektedir. Boşanma normal bir eylem olsa da bu eylemi gerçekleştiren kişilerin bilinç, sorumluluk, sevgi ve saygı düzeyi çok önemlidir. Boşanma sürecine giren birçok ailede ebeveynler kendi kararlarını bırakıp çocuklar üzerinden durumu yürütme çabasına girerek çocukları daha çok yıpratmaktadır.

Boşanma, iki yetişkin kişinin birlikte karar vermesi gereken bir durum olmalıdır. Çeşitli çevresel, duygusal, sosyal, maddi gibi nedenler bu karaları ya da eylemi geçmeyi etkilediğinde kaotik yapı içinde en çok zararı çocukların gördüğünü unutmamak gerekmektedir. Özellikle ergen kız çocuklarının annelerinin sırdaşı olmak,babaya karşı birlikte savaşmak gibi bir rolleri geliştirilmektedir veya çocuklar eşler arasında hırs meselesi haline getirilerek zarar görmektedir. En tehlikelisi çocuklara nerde, kiminle kalacağı, en çok kimi seviyorsun gibi sorular sormak çok yanşlıştır. Boşanma her sosyoekonomik ve sosyokültürel yapıda çocukları aynı etkilemeyebilir. Daha bilinçli ebeveynlere sahip olanlar, sosyal destekleri iyi ve bakım, güvenlik konusunda sorunları yok ise daha kolay duruma adapte olabilmektedirler.

Fakat şiddet, saldırı, maddi yetersizlikler, sosyal destek olmaması, güvenlik ve bakım konusunda ciddi eksiklerin varlığı boşanmalarda çocukların daha fazla travmatize olmasında neden olmakta ve hatta bu çocuklar bu nedenlerden dolayı devlet korumasına alınmaktadır. Yani çocuk iki ebeveyni aynı anda kaybedebilmektedir.

Şartlar durumun zorluğunu, psikolojik olarak etkilerin şiddetini belirlese de boşanma her çocuk üzerinde olumsuzluk yaratabilmektedir. Fakat, şiddet uygulayan, psikolojik, fiziksel zarar veren ebeveyn tutumlarında yaşayan çocuklarda durum boşanma ile sınırlı değildir. Bu çocuklar zaten aile kurumunda zarar görmekte ve aile algıları otomatik olarak olumsuz olabilmektedir.

Bir çift boşanma konusunda eğer çocuklarının zarar görmesini istemiyor ise, öncelikli olarak durumu kendi aralarında netleştirmeleri çok önemlidir ve kendileri net karar verdikten sonra durumu çocuğun bilişsel ve sosyal gelişimine uygun bir şekilde birlikte çocuklarına açıklamalıdırlar. Çocuk bu durumu ilk önce anne ve babasından duymalıdır. Aynı zamanda çocuğa yeni yaşam şartları, yaşanılacak yer vs gibi konular belirtilmelidir. Çocuğun konuyla ilgili sorduğu sorulara açık ve net anlayacağı şekilde doğru cevaplar vermek gereklidir. Çocuğun tepkileri izlenmeli ve duruma uygun destekler verilmelidir. Çocuk aşırı hırçın,gergin,mutsuz olabilir veya içine kapanabilir. Biraz daha durumu anlayan çocukların durumdan utanma, arkadaşlarına söylemek istemem gibi tavırları olabilir. Çocuğun uyku, iştah, okul devamı, davranışları vs gibi birçok alanda ilk dönemlerde değişiklikler olsa da bunları doğru desteklemek, her iki ebeveynin sakin ve uyumlu tutumları ile kontrol altına alınabilmektedir. Fakat eşler kendi aralarında halen çekişme, savaş içinde olduklarında maalesef ki çocukların bu duygusal ihtiyaçları görülmemekte ve çocuklarda boşanmalardan olduğundan daha fazla etkilenmektedir.

Boşanmalar çocukta, depresyon, davranış sorunları, günlük uyku, iştah değişimi, isteksizlik, kaygılar, özellikle kaybetme korkusu, takıntılar, sosyal uyumda sorunlar gibi birçok durum oluşturabilir. Çocuğunuzla bu durumu birlikte aşma konusunda yeterli olmadığınızı, çocuğunuzdaki sorunların arttığını, hatta aranızda ki ilişkide sorunlar yaşadığınızı düşünüyorsanız mutlaka destek almak gereklidir.

Unutmayın ki sizler karı-koca olmaktan vazgeçiyorsunuz. Ama hala anne-baba olarak görevleriniz devam ediyor. Duyarlı, farkında anne babalara teşekkürler.

Dr.Bengü Kayatürk

Yazının devamı...

Çocuk İhmali ve İstismarı

Çocuğa bakmakla yükümlü kişinin, çocuğun bilişsel, psikolojik, fiziksel ve sosyal gelişimi için gerekli ihtiyaçlarını karşılamaması veya önemsememesidir. Bir çocuğun sağlık, beslenme, eğitim, güvenlik, barınma gibi genel gelişimsel alanları için ihtiyaçları bakım veren yetişkinler tarafından sağlanmalıdır. 1989’da Birleşmiş Milletlerin ''Çocuk Hakları Sözleşmesini'' kabul eden ülkeler otomatik olarak çocukların ihmal ve istismar konusunda yasal olarak korunmasını kabul etmiş bulunmaktadır. Maalesef ki son dönemlerde ülkemizde bu konuyla ilgili çok can sıkıcı olayların daha da artması bizde yeni yeni düzenlemeler yapılmasına neden olmaktadır.Fakat yapılan düzenlemeler yeterli değildir.

Ülkemizde geleneksel yapıda çocuğu eğitmek adına çocuğu dövmek, ağır cezalar vermek doğal kabul edilmektedir. Oysa bu durumlar aslında çocuğun fiziksel ve psikolojik olarak istismar edilmesi anlamına gelmektedir. Bazı toplumlarda kendi kuraları doğrultusunda, çocuklara bazı fiziksel girişimler de yapılmakta ve bunlarda normal kabul edilmektedir.

Çocuğun ihmal ve istismarı, toplumsal ahlak değerlerini, yasaları, toplumu ve tek tek bireyleri ilgilendiren bir durumdur ve gelişen olaylar toplumsal uyumda kaotik sorunlara neden olmaktadır.

Genel olarak çocuğun fiziksel, ruhsal ve sosyal ihmali çok fark edilebilen bir durum değildir. Bu konularda, eğitimciler, sağlık çalışanları, sosyal hayatta durumu gözlemleyen kişiler özenli ve dikkatli olmak durumundadır. Çünkü bu olaylar sadece yasalar ile düzeltilecek bir durum değildir. Toplumsal ve bireysel duyarlılık çok önemlidir.

Çocuk İstismarında, çocuk fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik ve günümüz sosyal medya gelişimi nedeniyle medyada da istismara maruz kalabilir. Çocuğun elle veya bir cisimle dövülmesi, vücutta morluklar, kafa travmaları, kırıklar gelişmesi sık görülen bir durumdur. Sağlık kuruluşlarına nedeni çok açıklanamayan, ya da tutarsız öyküler verilen olaylarda dikkatli olmak önemlidir. Çocuğun gerekli ilgi, sevgi, özgüven gelişimini destekleme gibi ihtiyaçlar karşılanmadığında çocukta çeşitli davranış sorunları ve psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çocuk yaşta çalıştırmalar, yani çocuk işçiler dediğimiz durumda bir istismardır. Çocuğun özel, kişisel alanlarına saldırı şeklinde olan medya olayları aslında günümüzde artık azımsanmayacak kadar çoktur. Çocuğun yaşı ne kadar küçükse, ihmal ve istismar o kadar artmakta ve sonuçlarının ölümcül olma oranında bu doğrultuda daha fazla olmaktadır.

Cinsel istismar, daha özellikli, konuşulması ve yardım aranması bizim gibi toplumlarda halen sıkıntılı bir durumdur. Kız çocukları cinsel istismara erkek çocuklardan daha fazla maruz kalmaktadırlar ve yeterli caydırıcı yasal düzenlemelerin olmaması, bunun yanında toplumsal olarak bu konularda tepkilerin net olmaması çocukların korunmasını engelleyici unsurlardır.

Ev içi şiddet, ihmal ve istismar belli bir sosyokültürel yapıda daha çok görünse de her kesimde olasılık mevcuttur. Ekonomik sorunlar, anne-baba uyumsuzluğu, ailede psikiyatrik sorunlar, alkol-madde kullanımları, istenmeyen gebelikler, ard arda çok fazla çocuk doğumu, ebeveyn ya da çevrede kendi çocukluğunda ihmal yada istismara maruz kalmış yetişkinlerin varlığı, sosyal kabul gören ağır ceza yöntemleri gibi nedenler ihmal ve istismarın oluşumunda rol oynamaktadır.

İhmal ya da istismar altında olan çocukların korunması önemlidir ve bu sadece yasalar ile değil toplum bilincini artmasıyla sağlanabilecek bir durumdur. Unutmayalım ki bizim çocuğumuzda okulda zorba arkadaşları, ya da sokakta biri tarafından istismar edilebilir. Aile bilincini arttırmak, toplum farkındalılığını arttırmak, uygun yasal düzenlemeler konusunda halkı bilgilendirmek, yardım dernekleri ya da bu amaçla aktiviteler düzenlemek gibi yöntemler kullanılabilir. Ama en önemlisi bir birey olarak yanı başımızda olup bitene başımızı çevirmememizdir. Bu çocuklar geleceğimiz, özgüvenli, sağlıklı olmayan bir nesil gelecekte toplumsal kaosu daha çok arttıracaktır. Bireysel farkındalılığı yüksek herkese teşekkürler.

Dr.Bengü Kayatürk
www.drbengukayaturk.com

Yazının devamı...

Erken Doğan Çocuklara Dikkat!!!

Erken doğum, gebeliğin 20. ile 37. haftalar arasında sona ermesidir. Bebeğin 37. haftadan önce doğması kadar doğum ağırlığı, doğumda oluşan sorunlar ve annenin sağlık durumu da önemlidir. Erken doğumun birçok nedeni olabilir. Düşük doğum ağırlığı da erken doğum kadar önemlidir. 2500 gr ve altında doğan bebekler için düşük doğum ağırlıklı tanımı kullanılmaktadır. Çocuğun doğum ayı ve kilosu nedeniyle oluşabilecek ciddi organ gelişim yetmezlikleri ve nörolojik sorunlardan daha ziyade silik nörogelişimsel sorunlarda nelere dikkat etmek gerekiyor bunları belirtmek istiyorum.

Erken doğan bebekler gelişimsel açıdan değerlendirildiklerinde, heterojen bir yapı gösterdikleri ve bireysel özellikleri ile de bazı gerilikleri maskeledikleri izlenmektedir. Zamanında doğan bebeklerle erken doğan bebekler karşılaştırıldıklarında kabarık bir sorun tablosu karşımıza çıkmaktadır.

Özellikle motor gelişim alanlarında, doğdukları ay ve kilolarına göre değişen gerilikler görülmektedir. Bu motor gelişim sorunları, okul öncesi dönemde fiziksel gelişim kadar nörobilişsel gelişimi de olumsuz etkilemektedir ve normal zamanda doğan bebeklere göre erken doğan bebeklerde özellikle zihinsel gelişim alanında sorunlar tespit edilmektedir. Bu çocuklarda motor güçlüklerin varoluşu otomatik olarak motor koordinasyon becerilerini, öğrenmelerini, sosyal uyum ve adaptasyonlarını da olumsuz etkilemektedir.

Bilişsel alandaki belirgin sorun sadece zihinsel beceri gelişim sorunu olmayabilir. Çocuğun doğum ayı ve kilosu zihinsel gelişimi olumsuz etkilemeyebilir. Fakat dil gelişimi, öğrenme ve kavrama becerilerini, görsel uzaysal algı gelişimini etkileyerek özellikle çocuğun yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında silik nörolojik sorunlar olarak karşımıza çıkabilir ve motor, bilişsel gelişimde sorun izlenen erken doğan çocuklarda ilerleyen süreçte:

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu,
Disleksi,
Geç konuşma,
Diğer öğrenme sorunları,
Sosyal beceri ve uyumda sorunlar,
Davranış sorunları görülebilmektedir.

Erken doğan çocuklarda psikolojik gelişim sürecinde en önemli sorun bağlanma bozukluğudur. Bu çocuğun doğum ayı ve kilosu doğrultusunda aldığı tıbbi tedaviler nedeniyle anne ile beklenen bağlanma sürecinin gelişmemesinden kaynaklanmaktadır. Bu durumda çocukta ilerde bağlanma bozukluğu ile görülmekle birlikte çeşitli kaygı bozuklukları da duruma eşlik edebilir.

Erken doğum, çocuk için bir risk faktörü olduğu gibi aile içinde ciddi bir travmadır. Bu durum aile içinde çeşitli duygusal dalgalanmalara neden olabilir. Çünkü, anne de özellikle çocukla bağlanma sürecini yaşayamamaktan dolayı suçluluk, kaygı, kızgınlık gibi duyguları yaşayabilir ve eğer ciddi sağlık sorunları var ise bu aile bütünlüğünü bile etkileyebilmektedir.

Bu tip nedenlerden dolayı gebelik takipleri çok önemlidir. Gebelik döneminde annenin fiziksel ve ruhsal sağlığı sağlıklı bebeklerin dünyaya gelmesinde önemli bir etkendir. Her ne nedenle olursa olsun erken doğan ve düşük doğum ağırlığı olan çocukların takipleri, özellikle de gelişim takipleri çok önemlidir. İnce ve kaba motor, dil-bilişsel, sosyal ve öz bakım becerilerindeki gelişim takipleri ile geriliklerin erken tespiti bu çocukların uygun destekleri alması için şarttır. Bu şu demek değildir: her erken doğan çocukta sorun olacak. Hayır, sadece erken doğan çocukların daha dikkatli takibi ve ailenin daha bilinçli olması onların gelişimsel sorunlarının erken tanınması ve erken tedavi edilmesinde faydalı olacaktır. Bilinçli, farkında ebeveyn ve meslektaşlarıma saygılarımla...

Dr.Bengü Kayatürk
www.drbengukayaturk.com

Yazının devamı...

Çocuklarımızı Rüşvetle Değil Sevgiyle Büyütelim!

Çocuğumuz bizim için değerlidir ve onu zaman zaman ödüllendirmek, ama aynı zamanda uygun yerlerde kısıtlamak gereklidir. Kısıtlama kavramında şiddet, katı tutumlar, kötü sözlerden bahsetmiyorum. Çocuğun olumsuz, gelişimine katkısı olmayan davranışlarında durumu ona açıklayarak küçük tepkiler ve davranışlar sergilenmesinden bahsediyorum.

Çocuğumuzun, günlük kendisinin yapması, öğrenmesi ve beceri geliştirmesi için yaptığı şeyler için ödüllendirmek gerekli midir? Şöyleki, çocuk okula kendisi için gittiğini, ödevlerini kendisi için yaptığını, kendisi için öğrendiğini, evde ufak tefek sorumluluklarının kendi gelişimi için olduğunu bilmelidir. Eğer ki çocuğa günlük yaptığı işler için şartlar koşuyorsak dikkatli olmalıyız. Çünkü gelişim sürecinde olan ve davranışları öğrenmeye çalışan çocuk, her yaptığı ya da başardığı şey için bir karşılık bekleyebilir. Bu dış motivasyonlar dediğimiz ödül ya da hediye sistemini anne-babaların iyi kavraması gerekmektedir.

Günümüz aile yapısında maalesef ki bir sorun olan bu ödüllendirme işi ''rüşvet vermek'' yani eylemlere koşullandırmak ve onların bir karşılığı olduğunu öğretmek şeklinde gelişmektedir ve kullanılan iletişim dili de bu yönde olmaktadır. Çocukla gün sonunda karşılaşır karşılaşmaz ''sınavın nasıl geçti'',''ödevlerini yaptın mı'', ''odanı topladın mı'' bunları yapmadıysan ''akşam televizyon yok'' gibi tutumlar inanın ki onu motive etmez.''Günün nasıl geçti'',''heyecanlı şeyler var mı'',''ben sana biraz günümden bahsetmek istiyorum'' gibi paylaşımcı iletişim yollarını kullanmak değerlidir. Çünkü hedefe yönelik sorgulayıcı, beklentili durumlar örneğin, iyi not almak güzel bir hediye, ya da yapmak istediği bir şeyi daha fazla yapma hakkı olarak algılamaktadır. Yani çalışıp başarılı olmanın, ya da öğrenmenin onun için keyifli ve faydalı olduğu gerçeğini görememektedir. Özellikle genç nesil, kolay yoldan başarılı olmayı çok para kazanma olarak algılamaktadır ve bu çocukları bizler yetiştirmekteyiz. Bu şekilde algılayan çocuklar, öğrenmenin, üretmenin, yaratıcılığın keyifli ve doyurucu bir olay olduğunu algılayamadıkları için tatminkar olamamaktadır.

Asıl ödül, yapılan bir şey, başarılan bir şeyler karşılığında içsel olarak kendimizi iyi, yeterli hissetmektir. Dışardan gelen övgüler, verilen ödüller bu durumlar için sadece dışsal motivasyonlardır.''Bunu başarırsan sana tablet alacağım'' dediğimiz an, çocuğun neyi, nasıl başaracağından çok, yani içerikten çok, sonuca odaklamış olduğumuzu unutmamalıyız. Başarılı olmanın, kendi becerileri doğrultusunda yeteneklerini keşfetmenin, yaratıcı olmanın çocuk için önemini kavramasına engel olan bu davranışlarımız için hediye kavramını nasıl yapmalıyız?

Hediye, sevdiklerimize onları hatırladığımızı, değer verdiğimizi, onlarla paylaşmayı sevdiğimizi göstermelidir. Hediye veya ödül bir olay için önceden belirlenen bir şey olmamalıdır. Örneğin çocuğumuz okulda sorumluluklar, arkadaş ilişkileri, öğrenme çabası konusunda yeterli gayreti gösteriyorsa bu durumu notlarıyla eşdeğer görmeksizin ona ''aferin'' ''kendin için çok güzel şeyler yapıyorsun'' gibi gayretlerini farkettiğimiz sözler söylemek, bunun yanında onun haberi olmadan onu mutlu edecek bir hediye almak uygun olacaktır.

Çocuklarımızın kendilerini tanımalarını, öğrenmenin ve gelişmenin keyifli bir durum olduğunu anlamalarını, başarının karşılığının maddesel bir şeymiş gibi algılamamalarını, sorumluluk almanın ve yerine getirmenin kendileri için olduğunu, bireyselleşmelerini, içsel doygunluk becerisi geliştirmelerini engellememek için RÜŞVET gibi hediyeler veya ödüllendirmelerden vazgeçmeliyiz. En güzel hediye onları kocaman bir gülüşle, sevgiyle kucaklamaktır. Çocuklarına sevgiyle, ilgiyle yaklaşan, birey olmalarına izin veren, onların ayak izlerinde yaratıcılıklarını yakalamalarında yardımcı olan tüm ebeveynlere saygılarımla...

Dr.Bengü Kayatürk
www.drbengukayaturk.com

Yazının devamı...

Oyun Çocuklarımıza Neler Öğretir? Oyunu Kiminle Oynamalı?

Oyun, çocuğun gelişim ve eğitim sürecinde önemli bir unsurdur. Özellikle okul öncesi dönemde, çocuğun yaşamında önemli eylemlerdendir. Oyunun birçok tanımı vardır ve çocuk dünyasında oyun evrensel bir kavramdır.

Oyun, çocuğun yaratıcılığını geliştiren ortamdır gibi bir çok tanım, işlevselliği üzerine birçok yorum yapılabilir. Gerçek şu ki,çocuklar oyunlar ile büyür ve mutlu olur. Çocuğun büyümesinde, beslenme, bakım, sevgi, ilgi kadar oyun ve oyun arkadaşları da gerekmektedir.

Günümüz dünya şartlarında çocuklar sokaklar, bahçeler gibi alanlarda maalesef ki çok özgürce oynayıp koşamamaktadır. Güvenlik, toplumsal kaygılar, fiziksel şartlar vs gibi nedenlerden dolayı çocuklarımız artık daha korunaklı oyun alanlarında vakit geçirmektedir. Bu alanlara da ebeveynlerin vakti olduğu zamanlarda katılabilmektedirler. Oyun alanlarından alınırken ''biraz daha, gitmek istemiyorum'' gibi serzenişlere birçoğumuz şahit olmuşuzdur.

Mevcut dünya şartları nedeniyle çocuğun oyun oynayacağı alanlarda vakit geçirmesi konusunda biz ebeveynlere çok iş düşmektedir. Özellikle 2 yaşını dolduran, tuvalet eğitimini alan çocuklarımızı evde bakıcı veya diğer büyük ebeveyn eşliğinde bırakmak yerine yaşıtlarıyla olacağı, güvenli ortamlar olan kreşe başlatmak daha uygun bir tercih olacaktır. Biliyoruz ki, çocuklar evde kendi başlarına bir yetişkinle olduğunda, onunla oyunlar oynansa bile bir süre sonra sıkılmakta, paylaşmayı bilmemekte ve en önemlisi yaratıcılığını başkalarıyla paylaşamamaktadır. Genelliklede, çocuklar evde tv, bilgisayar, tablet, telefon gibi ekran önünde sosyallikten uzak vakit geçirmeyi çok erken yaşlarda öğrenmeye başlamaktadır. İşte bu tip nedenlerden dolayı, bu karar, çocuğun bireyselleşmesi, sosyalleşmesi, birçok toplumsal norm kuralları öğrenmesi, yaratıcılığının, hayal gücünün artması açısından faydalı olacaktır.

Çocuklar yaşıtlarıyla oyun oynamaktan çok zevk almaktalar fakat evde anne, baba, kardeşlerle de oynamaktan mutlu olurlar. Bu nedenle, çocuğunuzla geçireceğiniz vakitlerde onun istediği bir oyunu, onu anlamak, onunla konuşmak, ondan bir şeyler öğrenmek ve ona bir şeyler öğretmek için değerlendirebilirsiniz. Unutmayın ki, çoğu çocuk oyundan sıkılmaz, bu nedenle oyun süresini siz belirleyerek çocuğunuza zamanı kullanma ve sınırları öğretme konusunda oyunu bir araç olarak yönetmek uygun olabilir.

Bilimsel bir gerçek olduğu kadar, gözlemci, yapıcı düşünen ve çözümler üreten ebeveynlerinde çocukları için oyun ve oyun arkadaşlığının öneminin farkında olduğu bir gerçektir. Basit bir eylem gibi görünen OYUN aslında insan olmak, öğrenmek, gelişmek, üretmek, yaratıcı olmak, paylaşmak ve büyümek için en temel ihtiyaçlardan biridir. Oyunla büyüyen ve büyütülen tüm çocuk ve ebeveynlerine teşekkürler.

Dr.Bengü Kayatürk
www.drbengukayaturk.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.