MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Ergen Çocuğunuzu Anlayabilmek

Ergenlik çağı birçok anne-babanın ne yapacağını bilemediği, sorunları eski yöntemlerle çözmeye çalışırken çuvalladığı zor bir dönemdir.

Ergenlik ile birlikte bireyde fiziksel ve ruhsal değişiklikler meydana gelmektedir. Ergenin duyguları daha hızlı değişmektedir. Bir şeye sinirliyken birden üzülebilirler. Arkadaş ilişkileri, onay görmek, beğenilmek çoğu şeyin önüne geçer. Ders çalışma alışkanlıkları değişiklikler göstermeye başlar. Bunların arasında bir de ev içerisinde kendi yerini bulmaya ve onu korumaya da çalışırlar. Yani sizin için büyüyen çocuğunuzu tanımak ne kadar zorsa ergenlik dönemindeki çocuğunuz için de hayat bir o kadar zordur.

Aileyi bir sistem olarak ele aldığımız zaman ergenlik dönemi ile birlikte ev içerisinde, aile üyelerinde ve üyelerin aralarındaki ilişkilerde değişiklikler olduğunu görebiliyoruz. Örneğin, ergenin arkadaşlarına verdiği değerin artması, onlarla daha çok vakit geçirme arzusu, kendini beğendirme isteği gibi durumlar ebeveyni kimi zaman üzebiliyor kimi zaman sevindirebiliyor kimi zaman ise sinirlendirebiliyor. Anne ve babası ile dışarı çıkmak yerine arkadaşı ile plan yapmayı tercih ediyor ve bu durum ailenin hafta sonu için olan tüm planlarını altüst edebiliyor. Çocuklar ile tartışmaya varan bu durumlar bazen karı-koca çatışmalarına kadar gidebiliyor. Bir bakıyorsunuz eskiden iş çıkışı eve koşa koşa giderken kendinizi 'acaba mesaiye mi kalsam?' derken buluyorsunuz.

Eminim bu veya buna benzer örnekleri ya çocuğunuz büyümüşse yaşamışsınızdır ya da şu an yaşıyorsunuzdur.

Bu dönemde anne ve baba olarak neler yapabileceğiniz aklınıza geliyor. Öncelikle çocuğunuzu olduğu gibi sevin ve kabul edin. Her zaman her istediğini yapmamalısınız ama empati kurun: Ne hissediyor olabilir? Üzülüyor mu? Kızıyor mu? Arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istiyor ancak şartlar dışarı çıkması için uygun değil ve izin vermediniz. Düşünün siz onun yerinde olsaydınız üzülmez miydiniz? İzin veremeyeceğinizi açıklayın ancak onun ne hissediyor olabileceğini de anladığınızı söyleyin.

Ergenlik dönemi hayatımızdaki gelişimsel dönemlerden biridir. Bu dönemi bazılarımız daha kolay bazılarımız daha zor atlatabiliriz ancak çevresel etkenlerin de önemli rol oynadığını belirtmek gerekmektedir. Zor şartlarda büyümek, anne ve baba arasında kalmak, çatışmalara maruz kalmak, arkadaş zorbalığı bunlardan birkaçıdır.

Hangi yaş grubunda çocuğunuz olursa olsun yapabileceğiniz en önemli şey onu anlamak ve onu olduğu gibi kabul etmektir. Bazen anlaşıldığını hissetmek bile sorunun çözülmesine yardımcı olabilmektedir.

Yazının devamı...

Sosyal Medyada Beğenilmek Neden Bu Kadar Önemli?

Arkadaşlarımızla buluştuğumuzda hemen elimize telefonumuzu alıyoruz: Acaba mail gelmiş mi? Mesaj gelmiş mi? Son koyduğum fotoğrafı kimler beğenmiş? Telefonumuza baktıktan kısa bir süre sonra tekrar kontrol ediyoruz. Aslında kontrol etmeyebiliriz çünkü o an karşımızda arkadaşlarımız var, asıl konsantrasyonumuzu toplamamız gereken kişiler onlar ama kendimizi telefona bakmaktan alamıyoruz. Sosyal medyada olan herhangi bir şeyi kaçırma ihtimali bile stres seviyemizi arttırabiliyor.

Son dönemde yapılan araştırmalar bir fotoğrafımızın fazla beğeni alması ile beyinimizin ödül kısmı arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Fazla beğeni aldığımız zaman beyinimizin bu bölgesinde daha fazla nöron aktivitesi olduğu görülmektedir. Aksi bir durumda yani çok fazla beğeni almadığımızda ise onay görmediğimizi ve bakış açımızın kabul görmediğini düşünüyoruz. Bunların yanısıra sosyal medya aracılığı ile etrafımızdaki insanların ve kendimizin hayatlarını kıyaslayarak mutsuzluğa sürüklenebiliyoruz. Buna ek olarak mutsuzluğa sürüklensekte bir şeyler kaçırmamak uğruna sürekli sosyal medyamızı kontrol ediyoruz. Bir şeyleri kaçırma ihtimali stres seviyemizi arttırabiliyor.

Bir diğer yandan, sosyal medyanın kişi üzerinde destekleyici etkileri de mevcut. Bunlardan birini kişinin sosyal destek görme ihtiyacını karşılama olarak değerlendirebiliriz. Sosyal medya aracılığı ile arkadaşlarımızla mesajlaşma, uzun süredir görmediğimiz uzaktaki akrabalarımız ile görüşebilme gibi etkenler sosyal destek almamızı arttırıyor. Bununla birlikte sosyal medyada bir arkadaşımızın veya yakınımızın zor bir durumda olduğunu öğrenmek daha duygusal ve destekleyici yorumlar yapmamıza neden oluyor. Ayrıca sosyal medyada olumlu içeriklere sahip gönderiler daha fazla yorum alıyor, daha çok beğeniliyor. Bir bütün olarak değerlendirdiğimiz zaman görüyoruz ki sosyal medyada mesajlaşma, zor durumumuzu paylaşma çevremizden aldığımız sosyal desteği arttırıyor.

Sosyal medyada fazlaca beğenilmenin kabul görme, onaylanma, sosyal destek gibi ihtiyaçlarımızı karşıladığı apaçık bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Özellikle sosyal desteğin geniş olması psikolojik olarak bizleri olumlu anlamda etkiliyor. Ancak bir fotoğrafın fazla beğeni almaması veya sosyal medyada bir arkadaşımızın kendini iyi gösterdiği herhangi bir şey için onunla kendini kıyaslamamız bize mutsuzluk getiriyor, onay görmediğimizi düşündürüyor. Görünen o ki sosyal medyanın hem olumlu tarafları hem de olumsuz tarafları mevcut. Bu olumlu ve olumsuz taraflar neden sosyal medyada bu kadar beğeni almayı önemsediğimizi ve bunun bize kendimiz hakkında ne düşündürdüğünü anlamamızı sağlayarak kendimizi tanımamıza bir fırsat yaratabilir.

Yazının devamı...

Empati Kurabilmek İçin İpuçları

Başkalarının düşüncelerini, isteklerini ve hislerini anlayabilme ve değerlendirebilme becerileri normal gelişim gösteren çocuklarda dört yaş civarında oluştuğu düşünülmektedir. Sosyal beceriler artık günümüz toplumunda bir kişinin başarılı ve mutlu olabilmesinde çok önemli sayılmaktadır. Bu sebeple çocuklarımızın empati kurabilmesi yani bir başkasının her hangi bir durumda ne hissedebileceği konusunda beceri sahibi olabilmesi önem taşımaktadır. Peki empati gelişimini nasıl destekleyebiliriz?

1) Kendi duygularını tanıması ve fark etmesi için onunla konuşun: Çocuğunuz okuldan kızgın geldi ancak kızgınlığının sebebini tam olarak kavrayamıyor veya kendini kızgın olmasına rağmen kızgın olarak kendini nitelendirmiyor çünkü kızgınlığın ne olduğunu tam olarak bilemiyor. Bu ve bunun gibi durumlarda çocuğunuzla yapacağınız kısa bir sohbet ile ne hissettiğini ve neden böyle hissettiğini anlaması konusunda yardımcı olabilirsiniz.

2) Başkalarının duyguları hakkında konuşun: Kendimizin ne hissettiği kadar karşımızdakinin ne hissettiğide önemlidir. Çocuğunuzla hem kendi duugularınız hakkında hem de onun arkadaşlarının duyguları hakkında konuşabilirsiniz.

3) Örnek Olun: Akrabalarınızla, arkadaşlarınızla olan ilişkileriniz ile ona örnek olun. Onun nasıl bir yetişkin olmasını istiyorsanız siz ona o şekilde davranın.

Empati gelişimi zaman alır. Yetişkinler olarak çocuklara bu konuda biraz sabırlı davranmamız gerekmektedir. Bununla birlikte kimi zaman yetişkin olmasına rağmen hala duygu ve düşüncelerini birbirinden ayıramayan, karşısındakinin niyetini, duygusunu fark edemeyen kişiler vardır. Bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman bu kıymetli becerilerin zaman ile oluştuğunu ve sabırlı, çocuğa rol model olarak destekleyici davranmamız gerektiğini unutmamalıyız.

Kaynakça: https://www.zerotothree.org/resources/5-how-to-help-your-child-develop-empathy

Yazının devamı...

Okul Başarısının Dışında Desteklememiz Gereken Bir Diğer Konu: Ahlak Gelişimi

Ufak çocuklar büyürken her gün neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair etik, ahlaki ve vicdani şekilde aileleri tarafından ikaz edilirler ve eğitilirler. Bu ikazlar ailenin değerleri ve görüşleri etrafında şekillenir. Kültürel değerler çocuğu ahlak, vicdan, adalet gibi konularda eğitirken ailenin ana kaynağı olur. Kimi zaman bu değerleri çocuğa aşılamaya çalışırken anne ve baba arasında kişisel farklılıklar meydana gelebilir.

Ahlaki sosyal gelişimde çocuğu etkileyen ve hayat içerisinde davranışlarını belirleyen şeylerden biri de aile içerisindeki kişilerin birbirlerine nasıl davrandığıdır. Bu durum çocuğa sosyal hayat içerisinde nasıl davranacağına ve ilişkiler kuracağına dair örnekler verecektir. Çocuk başkalarına nasıl davranacağını, nasıl adil davranacağını ve ona karşı adil davranılmadığında nasıl tepki vereceğini, doğruyu yanlıştan nasıl ayırabileceğini aile içerisinde aile büyüklerinden öğrenecektir. Hakkını savunabilme, başkasının haklarına saygı gösterebilme gibi erdemleri çocuk, aile büyüklerinden öğrenecektir.

Madem ailenin rolü çocuğun ahlaki gelişiminde bu kadar önemli, çocuklara öğretmemiz gereken şeyleri atlamamamız gerekiyor. Öncelikle çocuğumuza doğru ve yanlışı ayırabilmesi için duygularının ve düşüncelerinin farkına varmasını ve bunları birbirinden ayırabilmesini öğretmeliyiz. Hissettiği şey düşündüğü şey mi?

Bir diğer konu ise kendisini başkasının yerine koyabilmesi, onun neler düşünebileceğini ve hissedebileceğini anlayabilmesi konusunda çocuklarımızı desteklememiz gerekiyor.

Bir çok manevi kavram gibi ahlak gelişimi de evde, aile içerisinde başlıyor. Daha sonrasında okulda öğretmenlerimiz tarafından destekleniyor. Bu sebeple öncelikle görev anne ve babaya daha sonra da çocuğun yetişmesinde görevli olan diğer kişilere düşüyor. Ancak her konuda olduğu gibi ebeveyn olarak karşılaşacağınız sorunların gelişim dönemi özelliği olup olmadığını anlayabilmek için kafanızı kurcalayan bir sorun olduğunda uzmana başvurmanızı öneririm.

Yazının devamı...

Evlilik Sadece Eş ile mi Yapılır?

Evlilikle ilgili herkesin bir fikri vardır. Bu fikirleri kök ailemizden alırız. Anne ve babamızın ilişkisinden fikirler alırız ve bu fikirler bize bir evliliğin nasıl olması ve nasıl olmaması gerektiğine dair inançlar oluşturmamıza yardımcı olurlar.

Evlenirken aslında sadece eşimiz ile değil eşimizin ailesi ile de evleniriz. Kısaca koca bir aile ile evlenilir. Evlenmek aynı zamanda eşin anne-babası, kardeşleri, üvey anne- babaları ile de evlenmektir. Bazen keşke evlenmeden önce bunları bilseydim denir. İşte bu durumda evlilik öncesi danışmanlığının önemi bir kez daha gün yüzüne çıkıyor. Yazımın bundan sonraki kısmında Gary Chapman'ın 'adlı kitabından alıntılar ile devam edeceğim.

Kitapta eşiniz ailesi ve sizin karşılıklı uzlaşma ve anlayışınız için 5 temel konudan bahsediliyor.

Yazar, Noel tatili örneğinden bahsediyor. Tatili aynı şehirde yaşıyorsa her iki tarafında ailesi bir kısmını bir taraf ile diğer kısmını bir başka taraf ile geçirebileceğimiz örneğini veriyor. Bizim kültürümüze ise Şeker ve Kurban Bayramları örneği verilebilir. Özellikle çiftler, ailelerinden başka bir şehirde yaşıyorlarsa ve her iki ailede başka başka şehirdelerse bu durumda uzlaşmak için bir çabadan bahsedebiliriz. Belki Şeker Bayramını bir tarafla, Kurban Bayramını bir tarafla kutlayarak her iki aileyle de uzlaşmak mümkün olabilir.

Çoğu ailenin gelenekleri vardır. Kimi ailelerde doğum günlerini kutlamak için özel seremoniler yapılabilir, kiminde ailenin erkekleri özel günlerde kutlamalar yapabilir. Yazar geleneklerin asla hafife alınmaması gerektiğini ve yoğun duygular içerdiklerini vurguluyor. Bu durumda eşinizin ailesinin geleneklerine anlayışla yaklaşmamız gerekmektedir.

Evlilik öncesi karşı tarafın ailesi ile çokça vakit geçirmek bu beklentileri daha iyi anlamanıza olanak tanır. Örneğin kimi ailelerde dışarı yemeğe çıkıldığında yemek parasını her zaman anne-baba öderken, kimi aileler bunu damatlarından bekleyebilir. Bu beklenti sizi şaşırtabilir.

Her iki taraf içinde diğer eşin ailesi sinir bozucu olabilir. Anne- babasının davranışı sizi sinirlendirebilir. Kayınpederinizin tuttuğu takımın maçı olduğu günlerde çok farklı davranışları olduğunu görebilirsiniz.

Her bir aile üyesinin inançları farklı olabilir. Örneğin yazar ona evli genç bir adamın kayınpederinin ona bu konuda kendi fikirlerini benimsetmeye çalıştığından ve kendisinin bu durumdan duyduğu rahatsızlığı anlatıyor.

DİNLEMEYİ ÖĞRENMEK

Eşimizin anne-babası da birer bireydir. Kendi duygu ve düşünceleri vardır. Bu duygu ve düşünceler sizinkilerden farklı olabilir. Farklı olduğu zaman uzlaşmak için neler yapabiliriz? Empati kurmak çok önemlidir. O konuda neden böyle düşündüğünü, neler hissedebileceğini anlamak için empati kurmalıyız. Empati kurmak demek tam olarak ne istediğini, hissettiğini anlamak demektir. Tam olarak bu konu hakkında ne hissettiklerini, düşüncelerini anlayana dek onları dinlemelisiniz ardından fikirlerinizi beyan edebilirsiniz. Empati kurmanız demek onlarla aynı fikirde olduğunuz anlamına gelmek zorunda değil. Kibarca konuşmanız ve dinlemeniz onların da sizinle kibarca konuşmasını sağlar. Cümlelerinize ‘ben’ ile başladığınızda kendi bakış açınızı koymuş olursunuz, ‘siz’ ile başladığınızda ise karşı tarafı suçlamış olursunuz.

UZLAŞMAYI ÖĞRNEMEK

Uzlaşma bir tarafın öneri ortaya atmasıyla olur. Örneğin eşlerden biri diğer tarafın ailesine şöyle diyebilir: ‘Şeker Bayramını sizinle de benim ailemle de geçirmek istiyoruz. Fakat her iki ailede ayrı şehirlerde yaşıyorlar. Bu tatili onlarla, gelecek tatili sizlerle geçirmemize ne dersiniz?’. Bu teklif kabul edilebilir, red edilebilir veya başka bir şekile girebilir ama uzlaşma süreci başlamış olur. Unutmamalıyız ki, talep etmektense rica etmek her zaman daha çok işe yarar.

SEVGİ DİLLERİ

Eşinizin ailesi sevildiğini hissederse onlarla ilişki kurmanız ve birbirinizi anlamanız daha kolay olur. Beş çeşit sevgi dili vardır. Sizin ve onların hangi dilleri kullandığınızı bilmek her iki taraf içinde ilişkiniz açısından daha faydalı olacaktır. Bu sebeple, gene Gary Chapman’ın Beş Sevgi Dili adlı kitabını hem sizin okumanızı hem de armağan etmenizi öneririm.

Yazının devamı...

Neden ve Nasıl Teknoloji Hayatımızın İçerisinde Olmalı?

2017 yılına girmemize bu kadar az süre kalmışken teknolojiden kaçmamız veya uzak kalabilmemiz mümkün değil ancak kullanımını bizler için daha yararlı hale getirebilmek mümkün. Ufak çocuklu ailelerin çoğunlukla sorunu çocuklarının hemen telefona veya tablete sarılması, çok uzun saatler bilgisayar oyunları ile oynaması ve bunların aile içi tartışmaya sebep olması, çocuğun gündelik hayat rutinini bozması.

Birçok ufak çocuk dokunmatik telefonlar ile vakit geçirmekten artık el işi gerektiren aktiviteleri gerektiği gibi yapabilmekte zorlanmaktadır. Ergenlik çağındaki gençler ise çevrimiçi oyunlar oynamaktan ders çalışmaya vakit ayıramıyorlar. Aynı zamanda gündelik hayatta olup bitenle ilişkilerini devam ettirmekte zorlanıyorlar.

Bilimsel açıdan bakıldığı zaman teknolojik aletlerin ve kullanımlarının birçok etkisi var. Örneğin; uyku saatinden önce ışık veren teknolojik aletlere bakmak (tablet, telefon gibi) melatonin seviyesini düşürüyor ve uykuya geçişi daha zor hale getiriyor (Nordqvist,2012). Bir diğer bilimsel çalışmaya baktığımız zaman ise hafta içi beş saatten fazla çevrimiçi oyun oynamak depresif olma ihtimalini, psikosomatik belirtileri arttırıyor (Hellstrom, Nilsson, Leppert ve Aslund, 2015).

Teknolojik aletlerin bunlar gibi olumsuz etkileri olmakla birlikte birçok olumlu etkisi de var. Bu sebeple teknolojik aletleri hayatımızdan tamamen çıkarmamız hem mümkün değil hem de doğru değil ancak olumsuz etkileri bilerek teknolojik aletlerin uygun kullanımı ile çocuklarımıza ve kendimize daha faydalı şeyler yapabiliriz.

Kaynakça:

- Hellström, C., Nilsson, K. W., Leppert, J., & Åslund, C. (2015). Effects of adolescent online gaming time and motives on depressive, musculoskeletal, and psychosomatic symptoms. Upsala journal of medical sciences, 120(4), 263-275.

- http://www.medicalnewstoday.com/articles/249592.php

Yazının devamı...

Her Şeye Rağmen Mutlu Olmak Mümkün mü?

İnsanoğlu mutluluğun ne olduğuna dair fikir üretmeyi Antik Çağ'dan beri sürdürmektedir. Antik dönemlerden günümüze bir çok felsefeci ve bilim adamı fikirler üretirken ulaşılan sonuç bir çok kişinin ve farklı yüzyılların mutluluğa atfettiği anlamın farklı olduğunu göstermektedir. Bu durumda mutluluk değişken bir şey midir? Mutluluğu arayan kişiye veya bilim dalına göre farklılık gösterir mi? Sanıyorum bu soruları daha önce soranlar muhakkak olmuştur.

Psikoloji bilimi açısından bakacak olursak, Psikolog Seligman mutlu olmak için üç yol olduğunu söylemektedir:

1. Keyifli Hayat: Yemek yemek, müzik dinlemek gibi kısa süreli keyif veren zevklerin verdiği mutluluklar.

2. Meşgul Hayat: Yemek yemek ya da müzik dinlemek gibi faaliyetler her ne kadar keyif verse de bunların yanında fiziksel veya entellektüel bir anlamı ve amacı olan bir hayat sürdürülmelidir.

3. Anlamlı Hayat: Aile kuran ve hayırsever kurumlarda yer alan insanlar hayatlarında hedefledikleri amaca daha yakın hissederler.

Seligman'ın önerdiği üç yola göre bir kişinin kısa süreli keyif arayışından ziyade onun için hayatı anlamlı kılan bir amaca yönelmesi ve bu amaca bağlanarak hayatını devam ettirmesi mutlu olabilmesi için önemli gözükmektedir. Örneğin; bir kişinin almayı arzu ettiği çantayı alabilmesi ona mutluluk verir ancak bu mutluluk geçicidir. Geçici mutluluk yerine hayata bağlanabileceği, anlamlı bulacağı fiziksel veya entellektüel bir alan bulması mutluluğun uzun süreli olmasını sağlamaktadır.

Sigmund Freud çalışabilen ve sevebilen insanın sağlıklı olduğunu söyler. Seligman'ın mutluluk yolundaki üç önerisine bakınca aslında birbirlerini doğruladıklarını söyleyebiliriz.

Herşeye rağmen mutlu olmak mümkün mü? Mutluluk arayışı son bulabilecek mi? Sanırım bu soruların cevabı insanoğlunun kendini tanıma, keşfetme yolunda ilerlemesi ile mümkün olabilecek.

Yazının devamı...

Eyvah! Çocuğum okuldan korkuyor

Çocuklarda okul korkusu çeşitli sebeplerle ortaya çıkar. Bu korku psikolojik veya bedensel olarak tezahür eder. Okul korkusu anne ve babayı evhamlandırır ve bunun sebeplerini araştırır. Her gün okula gitmeye çalışmak bir kabusa dönüşür. Okul korkusunun sebepleri çocuktan çocuğa farklılık gösterebilir. Aynı korku bile her çocukta farklı bir tutum gerektirebilir.

Çocukta okul korkusunu yaratabilecek sebeplerden biri, çocuğun okul ile ilgili farklı bir beklentiye sahip olmasıdır. Okul açılmadan önce çocuğu okula hazırlamak adına yanlış aktarılan bilgiler çocuğun korkmasına sebep olabilir. Örneğin; öğretmenin çok ödev vereceğine ve ödevleri hiçbir zaman bitiremeyeceğine dair korkutucu hikayeler, okulun cezalandırmaya yönelik bir kurum olduğuna dair yanlış inanışlar verebileceğimiz örneklerden birkaçıdır.

Bir diğer korku yaratan sebep ise okul öncesi dönemde çocuğun öz bakımını ve kendi işini yapmaya alıştırılmamış olmasının çocukta yarattığı kaygıdır. Sorumluluk verilmemiş çocuklar okula ilk başladıklarında zorlanabilirler. Bu da bizi okul öncesi döneminde verilen eğitimin önemine bir kez daha götürmektedir.

Ayrıca bakım veren kişiye, özellikle anneye fazla bağımlı çocuklar okula gitmekten dolayı kaygı yaşayabilirler. Bu gibi durumlarda aile, çocuğu okula önceden hazırlamalıdır.

Ailelere düşen en önemli görev öncelikle çocuğun okula başlamaya hazır olup olmadığını tam olarak anlamaktır. Bunun kararını tam olarak alamıyorsanız bir uzman desteği alabilirsiniz. Bununla birlikte eğer çocuğunuzda okul korkusu olduğunu düşünüyorsanız sınıf öğretmeni ile bu durumu paylaşmalısınız. Sizin ve öğretmenin işbirliği, doğru tutumları bu sorunu atlatmanızda yararlı olacaktır. Çocuğa verilen doğru destek, tutum ve empati kurabilmek çocuğa yol almasında yardımcı olacaktır. Ancak eğer bu durum uzarsa bir uzmandan destek almayı ihmal etmemelisiniz. Okul hayatı uzun süren bir süreçtir. Okula duyulan sevgi gelecekte okul hayatında yaşayacağı başarının bir anahtarı olacaktır.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.