BAYRAM DA EL Mİ ÖPECEM? 
 
Evet evet, el öpmenin sıhhi olmadığından tutun da bir Ortadoğu adeti olduğuna kadar onlarca bahanelerle Bayramlarda büyüklerimizin elini öpme geleneğimiz neredeyse unutuldu. 
 
“El öpmekle ağız aşınmaz” diye çok güzel bir atasözümüz var; asıl anlamı ısrarcı olmak bazen işlerimizi yoluna koyabilir tadında bir şey; teşvik ediyor, yönlendiriyor insanlığı bir anlamda rica etmeye belki yalvarmaya… Ama gerçek manasıyla düşünüyorum ve el öpme ile ağzımızın aşınmayacağını biliyorum. Neden mi?
 
Bayram öncesi, sandıklardaki toz tutmuş yazılar, maniler, öğütler çıkar ya ortaya, biz yazar-çizerler hemen sarılırız ya, “nerdeee o eski bayramlar” adlı kurtarıcımıza. Yok, bugünkü yazım böyle bir içerik taşımayacak emin olun. Herkesin bayramları çok güzeldir, çünkü çocukken her şey çok güzeldi 
hepimiz için öyle değil mi? Ağaca çıkmak, ip atlamak, top oynamak… nasıl lezzetliydi, bayramda şeker toplamak, kapı kapı dolaşmak. Yakınmayacağım, her yaşın her dönemin ayrı güzelliği olduğunu düşünenlerdenim. Bu nedenle, eski, tozlu ve gözyaşı kokan bir yazı olmayacak sizi temin ederim.
 
Her şey, bir hikaye okumamla başladı bugün aslında. “Savaş gazisi bir genç ülkesine dönmeden önce, ailesini arayıp yanında bir arkadaşını da getirmek istediğini söylüyor. Anne ve baba bu durumu memnuniyetle karşılayacaklarını söylüyorlar. Oğulları, ancak arkadaşının bir kolu ve bacağının 
koptuğunu, engelli olduğunu ve bir süre onlarda kalacağını söylüyor. Baba telefonda, oğlunun arkadaşına bu şartlar altında bakamayacaklarını ve yanında getirmemesi gerektiğini, arkadaşının bundan sonra kendi başının çaresine bakması gerektiğini söylüyorlar. Genç çok üzülüyor. Bir süre 
sonra 2 asker gencin evine gidiyor ve oğullarının öldüğünü söylüyorlar. Aile inanmıyor, daha birkaç  gün önce telefonda onunla konuştuklarını söylüyorlar. Oğullarını teşhis etmek için gittiklerinde intihar ettiğini ve bir bacağı ile bir kolunu da daha önceden kaybettiğini öğreniyorlar. “
 
Üzücü ama içinde o kadar çok duyguyu barındıran bir hikaye ki bu. Bayram öncesi de tesadüf eseri denk gelmem de güzel oldu. Unuttuğumuz, hatırlamadığımız ya da hatırlatılmayan bir duyguyu hissettim o an; Hoşgörü. Sevgisizlik ve hoşgörüsüzlük ve bu denli bencil bir yaşam tarzı aslında sadece ve sadece bize zarar veriyor. Mutlu olduğumuzu sanıyoruz belki, ama sevginin olmadığı bir yerde sevmek ve sevilmek, mutlu olabilmek mümkün müdür?
 
Kaçımız çocuğumuza, gözlerinin içine baka baka “seni çok seviyorum” diyebiliyoruz. Kaçımız çocuğumuz tuzluğu salonun ortasına döktü diye suratına bir şaplak atmadan konuyu çözebiliyoruz. Örnekleri artırabiliriz. Anlatmaya çalıştığım şey şu; hoşgörü yansıma etkisi yapıyor, inanın. 
 
İşte bu nedenle saygı, sevgi, hoşgörü dilenir her bayramda. En büyük zenginlik, en büyük hediye kesinlikle bu. Ben çocuğuma aşılamaya çalışıyorum bu duyguları. Elimden geldiğince gösteriyorum. Büyüklerimize neden saygı göstermemiz gerektiğini henüz anlamasa da, babasında ve bende 
görmesini sağlıyorum. Birinin elini öpmeyi gururuna yediremeyen genç nesile ise; “el öpmekle dudaklarınız aşınmaz” demek istiyorum. 
 
Hepinize, bol sevgi, bol hoşgörü ve saygı dolu bir bayram diliyorum. 
 
Küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden de öpüyorum