Hayvan seviyorum diye her şeyi bildiğini sanmamak gerek. Hayvanla sahibinin ilişkisine, bize uymasa da düzenlerine karışmalmak en iyisi SEVERKEN  SINIRI AŞMAK

Her zaman derim, “hayvanseverler”, her şeyin en doğrusunu kendilerinin bildiğini zanneder. (Ama yanılırlar.) Ben de onlardan biriyim.
Size daha önce Albert’ten bahsetmiştim. Oto sanayideki Mercedes yetkili servisinin köpeği. Şahane bir Alman kurdu. Bana göre iyi bakılmıyordu. Mamasını suyunu düzenli yenilemiyorlardı. Arada kafesi pis oluyordu.
Ben de kendimce Albert’le ilgilenmeye başladım. Arada kaplarını yıkadım, suyunu değiştirdim, değişik mamalar götürdüm, kafesini temizledim.
Albert gündüzleri kafeste. Akşamları serbest bırakıyorlar. Çalışanlara, bana sesi çıkmıyor ama aslında bekçi köpeği. Ben yine kendimce “Hayvan güneş görmüyor, hayvanı kafeste unutuyorlar” diye düşünerek işten geç çıkmışsam, ortalıkta müşteri de yoksa Albert’i kafesinden çıkartıveriyordum.
Önceki gün Albert kaza geçirdi. Bir cip, patisinin üzerinden geçti. Benim yüzümden. Çünkü Albert’in kafesini erken açtım. Oysa sahiplerinin bir bildiği vardı, onu daha geç saatte salarken. Sadece müşterilerin gitmesini değil, sanayideki trafiğin bitmesini de bekliyorlardı.
Ama ben açtım kapısını. O da çıktı...
Avaz avaz bağırmış acıdan. Kimbilir ne kadar yandı canı? (Benim yüzümden.)
Hava soğuk. Daha da sızlayacak şimdi patisi. (Benim yüzümden.)
O yüzden hayvan seviyorum diye her şeyi bildiğini sanmamak gerekiyor. Hayvanla sahibinin ilişkisine, bize uymasa da düzenlerine karışmamak gerekiyor.
Ben sınırı aştım. Olan Albert’e oldu. Daha kötüsü olabilirdi.
Albert’ten ve sahiplerinden özür dilerim.

PAYLAŞILMAYAN BOŞ ALANLAR SEVERKEN  SINIRI AŞMAK

Geçen gün bir arkadaşımı ziyarete diyordum. Hava soğuktu. Bir an önce kendimi apartmana atmak için yürürken, kaldırımda boylu boyunca yatan bir adam gördüm. Adam kendine daracık bir döşek yapmış. Üzerindeki örtüleri başının üzerine kadar çekmiş. Daracık, dümdüz yatıyor. Hava soğuk. Adamın yanından geçip apartmana girdim. İçerisi sıcak.
Soğukla sıcak arasında bir tek apartman
kapısı.
Ama içeri girmek için anahtarınızın olması lazım ya da anahtarı olan birini tanımalısınız. Otomat sesi, “Zırt...” Ve içeridesiniz. Soğuk artık yok. Ama o adamı içeri alamazsınız. Çünkü o evsiz. Sizin
eviniz olduğu için başka bir eve girebilirsiniz, o giremez. Merhamet o kapının dışında kalıveriyor.
Evi olmayan tüm canlılara yapılan muamele aynı. Apartmanların içleri hep yasak. Oysa bir otomat sesi kimbilir kaç hayat kurtarabilir. Ama hayır. Evi olmayan her şey tehlikeli, her şey pis. Evsiz adam kokar, sizi korkutur. Evsiz kedi paspasınıza işer, fırt diye önünüze çıkar. Ödünüz kopar. Hijyen bir canlının hayatından hep daha önemli. Halbuki kapatıverin burnunuzu. Sokakta
aynı adamın yanından geçiyorsunuz. Üç kuruşluk paspasın yenisini alın ya da. Ama olmaz. Apartman içleri nedense kutsal.
Havalar soğuyunca hep bunu düşünüyorum. Yaşadığımız binalarda paylaşabileceğimiz ne çok boş alan var.

BRAVO
Bir arkadaşım söyledi, İstanbul Etiler’deki Adanalı Hasan Kolcuoğlu adlı kebapçı masalarına notlar koymuş: “Yiyemediğiniz yemekleri küçük dostlarımızla paylaşıyoruz. Yemeklerinize kürdan atmadığınız için teşekkürler.”

EV ARAYANLAR

Biri üç renkli diğeri siyah beyaz iki kardeşiyle bir apartmanın bahçesinde yaşıyor. Ancak apartmandakiler onları istemiyor. Acil ev arıyorlar. İletişim: 0 532 242 18 34