Eskiden, öğle yemeğini yiyip de kendimi sokağa nasıl attığımı bilemezdim. Yazın o kavurucu sıcağında, koşmaktan dilim dışarı çıkmış halim geliyor da gözümün önüne, su içmek için mola vermezdik ki… Gece yarılarına kadar evin önünde mahalle arkadaşlarımla yakan top, istop, ip atlama, ayı gördüm, misket…. Ne kadar oyun varsa oynardık… Kız oyunu erkek oyunu diye bir şey yoktu. Öyle ki, ben o dönemlerde bir kadın erkek ayrımının farkında bile değildim. Öyle hoşlandığımız çocuk ya da kız diye bir şey yoktu yani. Benim için Soner vardı, Küçük Murat vardı, Büyük Murat vardı, Fuat vardı, Can vardı, İlker vardı, Taner vardı. Onlar için de ben… Haa bir de Hava, Emel, Filiz, Rabia, Fatma, Şengül vardı. Kimsenin kalbi çarpmazdı birbirini görünce, dili tutulmazdı. İsmi garip olduğu kadar da keyifli olan “ayı gördüm” oyununu oynarken söylediğimiz “misafir ol gel bana, börekler açarım sana” marşını icra ederken biz, karşı tarafın “akşam oldu, penceremde, solgun rüzgar esiyor renkler suskun” sözleriyle süslenmiş o güzelim Nilüfer şarkısını patlatması dillere destandır bizim oralarda. Mahalledeki tüm kız ve erkek çocuklarının toplanıp da dans grubu kurmasıyla başlayan “aboneyim abone, biletleri cebimde” dans gösterimizi yoldan geçen arabalara icra ediyor olmamız ise, tam bir fecaat belki de! Geçmişe baktığımda gülümsememi sağlayacak onca anım varken, “bahçeye dalmak” diye bir kavramı yaşadığımızı düşünmek de keyif veriyor şimdilerde. Evet evet, karşı evin bahçesindeki meyve ağacına çıkıp meyve aşırdığımızı da hatırlarım.

Kız erkek karışık, hep birlikte. Taş devrindeki kadınlar gibi, erkekleri avlanmaya gönderip biz kızlar oturup yemek beklemezdik yani. Şimdilerde bakıyorum da, kızlar bir duvarın üzerinde erkekler karşı duvarın üzerinde kendilerine yaratılan bu yeni dünya düzeninde yaşamaya çalışıyorlar. Kızlar okula podyuma gider gibi gidince, oğlan çocukları da arkadaşlık teklifini yapıştırıyorlar. Bizim daha sokakta salya sümük gezdiğimiz dönemlerde, bir kadın ve erkek olarak iki farklı cinsiyetin olduğu gerçeğini henüz idrak edemediğimiz dönemler; siz deyin ilkokul ben deyim ortaokul çağları değişmiş ya şimdilerde. Şikayet edilir, sigara yaşı küçüldü, sevgili olma yaşı küçüldü diye. Belki teknolojinin belki hayat şartlarının belki de ailelerin hayatta kalabilmek adına günlük koşturmacaların artmasının nedenini bilemiyorum ama; zaman çok değişti evet. Ve bir anne olarak kaygılanıyorum.

Belki de geçtiğimiz gün izlediğim bir video beni kaygılandırdı. Bir kreşte çekilen görüntülerde, kızlar bir tarafa oturtulmuş, erkekler bir tarafa. Adına dansa davet denilen saçma bir oyun oynatılıyor. Kızlar bacak bacak üzerine attırılmış, oğlanlar yerde minderde oturuyor. Gelip kızları dansa davet ediyorlar; kızlar bin bir naz, cilve ve afrayla teklifi geri çeviriyorlar. Oğlan çocukları defalarca gelip gidiyorlar. İşin çirkin tarafı da, bunu oyun zannedip çocuklara zorla oynattıran eğitmenlerinin bir taraftan durumu videoya almaları, bir taraftan da kıkır kıkır gülmeleri. Daha 4-5 yaşındaki bir erkek çocuğunun bir kız tarafından o kadar arkadaşının içerisinde aşağılanmasını komik bulan ve dahası kız erkek ayrımını böyle ilkel bir yöntemle zorla çocukların beyinlerine kazıyan bu eğitmenlerin, derhal bir rehabilitasyon merkezinde tedavi edilmeleri gerekir.

Bizler, kadın-erkek ayrımcılığının bu kadar belirginleşmesini, şiddeti, tecavüzü yok etmek için çabalarken, çocuklarımızı teslim ettiğimiz bu kişilerin, her şeyi mahvetmelerini izlediğim o an yıkıldım resmen. Bizim lisede yıllarında oynadığımız oyun sırasında, kızların erkeklere hayır dedikten sonra aldıkları haz ve gönlü kırılan erkek çocuklarının ise şakadan da olsa kafalarını mindere vurmaları ve öfkelenmelerinin nelere mal olabileceğini bilmeyecek kadar dar beyinli kişilerin; değil eğitmen, çocukların 5 metre yakınından geçmelerine müsaade edilmemesi gerekir.

Abartıyor olabilir, bir anne olarak hassas davranıyor olabilirim ama, çocukluğunda aşağılanmış, hor görülmüş, reddedilmiş ve bir biçimde dışlanmış pek çok kişinin büyüdüklerinde tecavüzcü, hırsız, psikopat oldukları gerçeğini ne çabuk unuttuk millet! Son derece masum görünen, ama dikkatli incelendiğinde benim yaşadığım paranoyayı kaç kişiniz yaşacak bilemiyorum ama, cinsiyet ayrımcılığı ile süslenmiş, aşağılanma ile örülmüş bir eğitim, kabul edilebilir değildir.

Oyuncak seçiminden, kıyafet seçimine kadar son derece dikkatli olunması gerekirken, böyle sığ kafalı kişilerin çocuğuma ayrımcılığı aşılaması, önyargı geliştirmesine zemin hazırlaması, kız ve erkek rollerini empoze etmesi, çocuklarımızın sağlıklı bireyler olmalarını engelleyecektir. Çocuklara büyük insan tribi yüklemek, büyük gibi davranmasını sağlamak sevimli olmuyor, aksine antipatik oluyor. Ama bunun da ötesinde, pek çok pedagogun da söylediği gibi; kişilik gelişiminde ciddi tehlikeler yaratıyor.
Bu kimine göre “ete kimlik biçme”, kimine göre geçmişten gelen bir “öfke”.


Bu beyinlerin tedavisi ise mümkün, bu da böyle biline….


AYŞEN ÇATAK YALMAN