YAZARIN
  EN SON YAZILARI  

"Ben" kavramının oluşumu hayatın ilk evrelerinde başlayan ve gelişimi, yetişkinlikten yaşlılığa kadar devam eden uzun bir yolculuktur. Bebek henüz ilk aylarını yaşarken, kendi bedeni ve dış dünya arasında bir ‘fark’ olduğunu kavramaya başlar. Ortalama 1 yaşından itibaren ise bebek artık kendisini aynada "ben" olarak tanımaya başlar. 

 

İnsanın sosyalleşme ihtiyacı da, birey olduğunu anladığı bu erken dönemde ortaya çıkar. Hatta, henüz anne karnından çıkarak gülücükler atan bir bebeği göz önüne alırsak, sosyalleşme ihtiyacının çok daha temel olduğunu anlayabiliriz. Bebek gülümser, sesler çıkarır, bazen çığlık atar; etrafındakilerin dikkatini çekmek ve onlarla etkileşime girmek ister.

 

Okul öncesi döneme gelindiğinde, çocuklar sıklıkla ilk defa evden ayrılarak kreş, ana okulu gibi yaşıtlarıyla sosyalleşebilecekleri ortamlara adım atarlar. Benliğe dair düşünceler hala çok somut ve 'ya hep ya hiç' şeklindedir. Örneğin, ‘’Bugün en hızlı ben koştum!’’ diyerek o gün oynadığı oyunu coşkuyla annesine anlatan bir ana okulu çocuğu, o an herşeye gücü olan bir süper kahraman gibi hissedebilir. Benzer şekilde, eğer kendi oyuncak bebeği arkadaşınınki kadar ‘güzel’ bulunmadıysa kendini yetersiz hissedebilir. Yani, kendisi hakkında olumlu olumsuz bütün yanlarıyla karma bir bakış açısına sahip değildir. Bu sebeple, onunla konuşurken her anlamda aşırı yorum ve değerlendirmelerden kaçınmak gerekir. Hayatta gri alanların da olabileceğini aşılamaya başlamak üzere değerli yıllardır okul öncesi yılları… Şunu da unutmayalım, bu yaşlarda çocuğunuz için hala en önemsenen jüri, siz anne babalarsınız. Yani, kreşteki/sokaktaki arkadaşı bir kenara, sizin ağzınızdan çıkan bir ‘Aferin’ ya da ‘Şurayı iyi yapamamışsın’ hepsinden daha kayda değerdir.

 

Fakat ilerleyen yıllarda, özellikle 9-12 yaş aralığında işin rengi değişmeye başlar. Artık o ne ‘ufak’ bir çocuktur ne de tam manasıyla ergen. Orta çocukluk dediğimiz bu dönemde, yaşıtlarla geçirilen zaman, etkileşim, paylaşım her anlamda en üst noktaya ulaşır. Bir anne olarak, kabul etmesi zaman zaman zor olsa da, kızınızın artık sizden daha yakın bir sırdaşı, kankası, dostu vardır, veya oğlunuz artık sizin seçtiğiniz renk tişörtü değil de arkadaşlarının daha havalı bulduğu bir tişörtü tercih eder. Kısacası, değerli jüri üyeleri artık değişmiştir! Sosyalleşme ihtiyacının neredeyse tamamı arkadaşlarla karşılanır ve özellikle cinsiyet ayrışması göze çarpar. 'Kız kıza' ve 'erkek erkeğe' gruplaşmalar, grup içi ve grup dışı çekişmeler yaşanabilir.

 

Bu yaşlar ve sonrası için şunu söyleyebiliriz: ruhsal açıdan sağlıklı ve özgüvenli bir birey olabilmenin en önemli basamaklarından biridir. Bu konuda, sizin anne baba olarak, bebeklik ve erken çocukluk döneminde verdiğiniz destek ve çabanın ötesinde, artık, yaşıtlarıyla kurduğu sosyal ilişkileri gözlemlemek, bu alandaki ihtiyaçları karşılaması için gerekli imkanları sağlamak, bazen yol göstermek, bazen müdahalelerde bulunmak gibi bambaşka sorumluluklarınız olduğunu unutmamak gerekir. Yaşıtı çocuklarla katılacağı sosyal aktiviteler, sinema, tiyatro gibi etkinlikler, ilgi alanlarına uygun spor/sanat içerikli çalışmalar mutlaka çocuğun hayatında yer almalıdır. Az ya da çok, imkanlar el verdiği düzeyde, bunu sağlamak için vereceğiniz her türlü emeğin meyvesi daha sonra ergenlikte ve hatta yetişkinlikte kendini gösterecektir. Çocuğunuzun,“Annem, babam benim ihtiyaçlarımı önemsiyor, beni önemsiyor, ben değerliyim” gibi bir kavrayışa sahip olması için, sadece ona kulak vermeniz ve onun, gerçekten elinizden geleni yaptığınızı görmesi yeterli.

 

Burada kastettiğimiz, elbette ki çocuğu haftanın her günü ayrı bir kursa ya da spor aktivitesine ‘yollamak’ ve ötesine karışmamak değildir. Oradaki arkadaşlıkları,  diğer yetişkinlerin gözlemleri, çocuğunuzun geçirdiği zamana dair size anlattıkları, her biri dikkatle dinlenmeli ve incelenmelidir. Sizin de bildiğiniz gibi çocuklar bu yaşlarda, birbirlerine karşı zaman zaman çok acımasız olabiliyorlar. Bir yaşıtla kurulan olumlu bir sosyal ilişki ne kadar besleyici ise, bir yaşıttan gelen olumsuz tutum ve davranış da aynı oranda yıkıcı olabiliyor. Bu nedenle, çocuğunuz arkadaşlarıyla geçirdiği zaman zarfında neler yaşıyor, sözlü/fiziksel şiddete maruz kalıyor mu, arkadaşlık başlatmak ve sürdürmekle ilgili herhangi bir problem yaşıyor mu, bir sorunla karşılaştığında nasıl baş etme yöntemleri kullanıyor gibi onlarca soru, aslında sizin onu etkin dinlemeniz, gözlemlemeniz ve diğer kaynaklardan bilgi toplamanızla cevap bulacaktır. Sosyallikle ilgili herhangi bir şekilde sorun yaşayan çocuğa, “Asosyal olma”, “Girişken ol”, “Git, konuş işte ne var bunda!” sözler sağlıklı sosyalleşme için olumlu etki etmeyecekleri gibi, bir de üzerine çocuğunuzun yetersiz hissetmesine yol açabilir.  

 

Anne ve baba olarak sizler, sınıf öğretmeni, spordaki ya da dans kursundaki hocası, rehberlik öğretmeni gibi kişilerle iş birliği içinde hareket ettiğinizde, mevcut bir sorunun çözümü üzerine çalışılabilir veya olası risklere karşı önlem alınabilir. Gerekli görülürse, alandaki uzmanlardan profesyonel destek alınarak, çocuğun ileriki yıllarını ve kişilik gelişimini derinden etkileyebilecek yaralara sahip olmasının önüne geçebilirsiniz.

 

 

Uzm. Psk. Duygu Karaer

Sosyal Çocuk Atölyesi

 

Instagram: sosyalcocukatolyesi

 

Facebook: Sosyal Çocuk Atölyesi

 

www.sosyalcocukatolyesi.com