Uzun bir zaman sonra bugün ilk defa bir şeyler yazma isteği düştü içime... Uzun uzun dertleşeyim sizinle istedim. Bilgisayarı açtım, üyeliğimi güncelledim, kendime büyük bir fincan kahve hazırlayıp yazmaya koyuldum. Uzun uzun dedemden bahsettim. Ne kadar iyi bir rol model olduğunu, anneannemi nasıl sevdiğini, nasıl düzenli ve disiplinli bir hayat yaşadığını, beslediği sokak kedilerini, büyüttüğü gül fidelerini ve şu an aklıma gelmeyen birçok şeyi anlattım satırlarca. Hem yazdım hem ağladım, hem ağladım hem anlattım. Son cümleyi yazdığımda bir anda ekrandaki tüm yazılar silindi. Peki dedim demek ki dedem bu kadar kendisinden bahsedilmesini istemedi. Vazgeçtim.

     Şimdi size sadece dedemin ardından düşündüklerimden bahsedeceğim... 

     Ben çok dindar biri sayılmam. Cennet, cehennem inancım falan da yoktur. Dünyaya pişmek için geldiğimize ve deneyimleyeceğimiz şeyler bitene, ruhumuz tamamen aydınlanana kadar da defalarca gelmeye devam edeceğimize inanırım. Bu sebeptendir ki ölenlerden çok kalanlara üzülürüm.

     Dedem 83 yaşındaydı. Yaşlılığı asla kabullenemezdi, en büyük korkusu elden ayaktan düşüp bakıma muhtaç olmak ya da anneannemden sonra ölmekti. Çok şükür hiçbiri olmadı... Sapasağlam ayaktaydı, bir trafik kazası sonucu geçirdiği şiddetli beyin kanaması sonrası hayata veda etti. Askeri tören yapıldı. Tabutu o çok sevdiği Türk Bayrağına sarıldı, askerleri başında bekledi. Cenazesinde saf tutanlar beklediğimizden çok çok fazlaydı. Hemen hepsi de cenazenin arkasından define geldi. Duası edildi. Mezarının üzerine pembe zakkumlar yerleştirildi. Yukarıdan izlediyse mutlu olduğuna neredeyse eminim!

     Ardında 60 senelik karışını, çocuklarını, torunlarını, onu sevgi ve saygıyla anacak arkadaşlarını, akrabalarını, tanıdıklarını, kedilerini ve güllerini bırakarak veda etti. O'nun adına mutluyum. Güzel bir hayat yaşadı ve ardında güzel anılar bırakarak gitti. Küçük radyosunu kulağına koyup söylediği şarkılar, o şen kahkaları, anıları ve öğütleri hep bizimle olacak. 

    Gelgelelim her gidenin ardında bıraktığı doyamamışlık hissi de uzun süre içimizi yakacak... Keşke diyeceğiz hep, hergün arasaydık, daha sık ziyaret edebilseydik, daha çok zaman geçirseydik... Hep bir keşke kalacak içimizde. Ki bunu ben, hemen hergün sevdiklerini arayıp soran, her fırsatta onları ne kadar sevdiğini gösteren ve dile getiren, bulduğu her fırsatı sevdikleriyle birlikte geçiren biri olarak söylüyorum! Keşke diyorum keşke daha fazlasını yapabilseydim!

    Zamanın şartlarını bir kenara koyun, parasızlığı bir kenara koyun, yoğunluğu bir kenara koyun... Fırsatını bulduğunuz her an sevdiklerinizin yanına koşun. Hergün arayın seslerini duyun. Sevginizi paylaşın sevgisinden haberdar olun... 

    100 yıl dahi yaşasak hayat sevdiklerine doyamayacak kadar kısa...

     Hoşçakal artist DEDEM... Işıklar içinde uyu...