Çiçekçinin önünden geçerken hiç de aklımda yoktu küçük beyaz bir beze sarılmış kurutulmuş lavanta kokusunu sarmalayan o minik torbayı almak..

Hiç aklımda yoktu..

Oysa çağırdığını hissetmiştim.. Beni bir yerlere götürmek istiyordu belli ki..

Çok uzak ve artık kolay kolay ulaşılamayacak  yerlere..

Montumun cebine koydum..

Çiseleyen yağmura aldırmadan eve kadar yürüdüm..

Artık hayatta olmayan teyzelerin, büyükbabaannelerin yaptığı gibi yastıkların arasına koydum onu..

Beyaz yorganı üstüme çekip, kokusunun sindiği beyaz kılıflı yastıkların üzerine başımı koyduğumda, kurutulmuş lavanta kokusunun beni götürmek istediği yolculuğa hazırdım.

Gözlerimi kapattım..

 

Küçücük bir çocuk koşmaya başladı, siyah beyaz bahçede..

Bastığı, dokunduğu her yer  renklenmeye başladı..

Küçük beyaz bir sokak köpeği atılıverdi kucağına..

Uzun zamandır bekliyormuş gibi.

Yaladı yüzünü, ellerini.Bir pervane gibiydi kuyruğu..

Koştular, oynadılar.

Çam ağacından bir kozalak düştü.. İçinden fırlayan fıstığın kabuğunu kırdı, yedi..

Çok severdi oldum olası bu lezzeti, hiç değişmemişti aynıydı..

Mermer masada duran pikaba bir plak koydu sonra..

Dario Moreno çıtırdayan bir plaktan sesleniyordu..

 

“Hatıralar hayal oldu…”

 

Çok severdi çocuk o parçayı, neden niçin olduğunu bilmeden..

Aslında yeniden dönmüştü hayal olan hatıraların içine..

Duvarın kenarında yaşlı bir kadın belirdi..

Aldı onu kucağına..

Sıkıca, sıkıca sıktı..Kokladı, öptü..

Elinin tersiyle gözlüklerinin altından sızan gözyaşlarını sildi usulca..

Bir şey diyecekti, demedi, vazgeçti.

Çocuk oynamak istiyordu haliyle, koştu yeniden..

Bir oyuncak tren geçti yanından.. Eski bir futbol topuna voleyi çaktı..

Otların arasından dört yapraklı yoncayı farketti sonra.. Usulca cebine koydu..

Ağaca asılı tel kafeste uzandığında rengarenk oldu içindeki kuş.. Kapısını açtı, parmağına tünettirdi..

Tüyleri yine alabildiğine parlaktı saka kuşunun. Uçuruverdi..

Deken istasyondan gürültüyle kalkan kara trenin kömür kokusu ulaştı genzine..

Hep böyle olurdu..Önce kara trenin sesi, sonra kömür kokusu..

Akşamüzeri olmuştu.

Gökyüzünde bulutlar aceleyle bir yerlere koşturur gibiydi..

Gecenin hüznü inmekteydi.

Evet, koca bir hayatın tohumları orada, onların arasında  atılmıştı..

Şehirlere, ülkelere, kıtalara sığmayan hikayelerin tohumları..

Daha sonra başka tohumların da atılacağı o bahçede birden durdu çocuk..

 Bitmişti bahçe. Öylece kalıverdi yüksek duvarın dibinde.

Duvara tırmandı, aştı .. Yeniden dönüp baktığında bomboş ve siyah beyaz bir bahçeydi şimdi gördüğü,,

Pikaptaki Dario Moreno da  bitirmekteydi şarkısını;

 

“Bak hatıralar hayal oldu

Dur desem dönmez ki, gitti kayboldu…”  

 

Kuru lavanta kokusunu hiç yok etmedim hayatımdan..

Resimler gittiğinde bile kalmaya devam eden o kuru lavanta kokusu..

Duvarların dışında unuttuğum resimleri kuru lavanta kokusu geri getirdi..

O insan beyninin acımasızca unutmaya çalıştığı resimleri, anıları, sesleri, rüyaları o küçücük beyaz beze sarılmış kuru lavanta kokusu geri getiriverdi..

Yok olduğunu zannettiğimiz her şeyin geri gelebileceğini o küçücük kesecik öğretti..

Küçücük keseciğin gücü, koskocaman bir geçmişi geri getirebilecek bir güce sahipti demek ki..

Farkında olursanız, kimbilir, o küçücük diye tanımladığımız bir sürü şey hangi büyük şeyleri yaratma gücüne sahip aslında..

Farkında mıyız, yoksa milyonlarca kez bize fark ettirilmeye mi çalışılmakta..?