Yemek ve kitap, çok sevdiğim iki şey bir araya gelince ilgilenmeden duramam. Bu kadar yoğun iş koşuşturmasında beni mutlu eden içeriğe sahip bir kitabı okumaya dikkat ediyorum.

Hem keyif veren hem de derin bilgi içeren bir kitap var elimde. Yazarı üniversite yıllarında bir dönem dersini de almış olduğum Hülya Ekşigil.

Hafta sonu bir televizyon programında kitap üzerine kendisiyle yapılan söyleşisine rastladım. Kitabın ismi de bir o kadar cezbedici: İyi Bir Yemek Tek Başına Yenmeyen Yemektir.

Hülya Ekşigil, kitabın isminin kendisine ait olmadığını söylüyor ve yalnız yediği yemeklerin de aksine bir o kadar lezzetli olabileceğine  inanıyor.

Ben tam da kitabın ismine uygun olarak böyle düşünenlerdenim. Uzun zaman yalnız yaşamama ve kendim için özenli yemekler hazırlamama rağmen, yemeğimi biriyle paylaşmanın, hatta kalabalığa yemek yapmanın keyfi bir başka.

Gelelim kitaba...

Kitap hem yemek kültürüne, hem mekanlara, hem de lezzetli ve farklı tariflere yer veriyor.

Ekşigil'in Milliyet Sanat'ta yazdığı yazıları da içeren kitapta, bilinen lezzetlerin tarihçelerine, yemek isimlerinin etimolojik olarak kökenlerine de değiniliyor.

“Kurutulmuş et, insanoğlu yiyeceklerini en ilkel yöntemlerle işlemeye başladığından beri var olan bir tür. Pastırmanın atalarının ise Orta Asya Türkleri olduğu düşünülüyor. Her şeyin kurusuna ‘kak’ diyen eski Türkler, pastırmaya da ‘kak et’ demişler önceleri. Pastırma sözcüğü ise bastırmaktan geliyor.”

Tüm bu bilgilerden sonra pastırmayı keyifle satın alabileceğiniz işin erbabı mekanları da tanıtıyor.

Çok ilginç bilgiler de yer alıyor kitapta.

 “Hangi tür müzik iştahımızı açıyor” ya da “ilk buluşmada uzak durulacak yiyecekler” gibi pratik bilgilerin yanı sıra, günlük hayatımızda önemli yeri olan yiyeceklerden çorbanın tarihçesine, Paris’te açılan ilk çorbacıdan bahsedilirken, yazar çorbayla ilintili kendi hikayesine yer veriyor ve son olarak İran mutfağından bir çorba tarifi paylaşmaktan da geri kalmıyor: Nar Çorbası ( Ashe Anar)

Gündelik hayattan anektodlarla yemeğe yaklaşan Ekşigil, okuyucuyu keyifli bir yolculuğa çıkarıyor.

G. W. Bush’un ‘… annem zorla yedirirdi, artık ABD Başkanıyım, yemeceğim işte!” diye reddettiği; Gülse Birsel’in ‘Yalan Dünya’da ‘minyatür Japon ağaçları gibi…’ diye dalga geçtiği bu talihsiz sebzenin (brokolinin) avukatlığını etmek üzere karşınızdayım. “

Bilinen yiyeceklerin bilinmeyen yönlerini anlatırken, gerçek hayattan kesitlere ve insan hikayelerine de yer veriyor.

Kitapta benim sofralarımın da baş tacı olan sarımsağa da yer verilmesi beni daha da sevindirdi. Bir çok derde deva olduğu bilinen, eski Mısırlıların baş tacı ettiği sarımsak; piramitlerin inşasında çalışan kölelerin güçlerini korumak için her gün yedikleri bir yiyecekmiş. 

Farklı kaynaklara göndermeler yapan bu kitabı keyifle okuyacağınıza inanıyorum. Sadece mutfakta yararlanacağınız bir kitap olarak değil, başucu kitabı olarak da öneriyorum.

Keyifli okumalar dilerim

@hulyoalkan