Başarı, motivasyon, güçlü olma, hız… Modern dünyanın en sevilen, en revaçta kavramlarından. Çoğumuz küçüklüğümüzden itibaren, kendimize sert davranmanın ve hatta zaman zaman kendimizi cezalandırmanın daha iyi öğrenmek ve başarılı olabilmek için gerekli olduğu öğretisiyle büyüyoruz; iç huzur ve tatminin önemini pek kavrayamayarak.
 
Ben de çocukluğumdan beri başarı odaklı yaşamış biri olarak kendime sürekli hızlı olmayı, güçlü durmayı ve her zaman başarılı olmayı öğrettim. Hatalarımda kendimi hırpaladım; sık sık cezalandırdım. Hep yeniden ayağa kalktım; belki daha güçlü, daha yüksek motivasyonlu ama her defasında bedenen ve zihnen yıpranmış biri olarak. Üretmek, elde etmek, kazanmak, başarmak güzeldi; hala da vazgeçemediklerim bunlar. Ancak bunu yaparken, yanına başka bir şey koymayı uzun süre ihmal ettim: kendime şefkat göstermeyi.
 
Zaman zaman yavaşlamaktan ve kendimize iyi davranmaktan korkar olduk bu hızlı ve rekabetçi dünyada. Sürekli güçlü olma isteğiyle, bize köstek olacağını düşündüğümüz olumsuz hislerimizden kaçtık. İyi hissetmeyi ve kendimizi sarsmayı, başarının ve iyi yaşamın birer zorunluluğu olarak görmeye başladık. Kendimize yüklendikçe daha üretken, daha başarılı ve daha iyi bir insan olacağımızı düşündük. Hem başkalarına hem de kendimize nezaketle yaklaşmayı unuttuk; kim bilir belki de bunu hiç öğrenemedik.  
 
Kendimize şefkatli bir yaklaşım, biz yolumuzda ilerlerken bize zaman zaman nefes aldıracak ve destek olacak, kendimizi yıpratmayı biraz olsun engellememize yardımcı olacak önemli bir beceri. Kendimize şefkatle yaklaşmak demek, bir sorunu görmezden gelmek, kendimizi hiç eleştirmemek veya kendimizi sürekli pohpohlamak değil elbette. ‘Şefkatli olmak’, bizi korkutan yanlarımızla ve durumlarla yüzleşebilmek için gerekli olan cesarettir aslında. Öz-şefkat, kendinizi eleştirdiğinizde, utanç veya suçluluk hissettiğinizde bu yaşantıları reddetmek yerine,bunları anlayışlı, yargısız ve nazik bir şekilde fark etmek, nereden geldiklerini anlamaya çalışmak ve kabul etmektir. Nasıl üzgün, kırgın, acı çeken bir arkadaşımıza destek olup, nazikçe yaklaşıyorsak, kendimize de benzer sıcaklığı, kabulü gösterebilmektir öz-şefkat. Sürekli başarılarımızla övünmek veya başarısızlıklarımızı, hatalarımızı haklı çıkarmaya çalışmak, sorumluluğu üstümüzden atmak değil; aksine kendimizi kabul ederek geliştirebileceğimiz yönlerimize ve davranışlarımıza dair sorumluluk almaktır. Ayrıca kesinlikle kendimize acımak değil, bir durumun veya yaşantının zor olduğunu, zaman zaman kötü hissedebildiğimizi kabul edebilmektir.
 
Kişisel huzur, acı çekmemeyi gerektirmiyor. Huzurlu olabilmek, bize acı veren deneyimlerle savaşmayı reddetmek ve acıyı şefkat ve nezaketle kabul etmekle mümkün. Sürekli iyi hissetmeniz gerektiği düşüncesini sorgulamaya çalışın; çünkü yaşam, hiçbirimiz için düz bir çizgiden oluşmuyor ve duygular çoğu zaman bizim beklentilerimizle hareket etmiyor. Elbette bizi zorlayan, hoşumuza gitmeyen ve bize acı veren duygulardan kaçınmak isteriz. Rahatsızlıktan kaçınma isteği, insan olmanın en temel dinamiklerinden. Ancak bu tarz bir kaçınma davranışını alışkanlık haline getirmek, bu duyguların gücünü artırmak için yol açmak demektir. Çünkü kabul etmediğimiz, yüzleşmediğimiz ve ittirdiğimiz duygularla baş etmek git gide zorlaşır. ‘Kaçınmak’ size bir süre hizmet etmiş ve işinizi görmüş de olabilir. Fakat artık büyümek için daha işlevsel davranışlar kazanma yolunu da seçebilirsiniz.
 
Aslında yaşamda ıstırap çekmemizin nedeni acının kendisi değil, acıyı kabul etmemek, ondan kaçınmak ve ona arkamızı dönmektir. Acının yargılamamız gereken bir şey değil de yaşamın doğal bir parçası olduğunu kabul edebilmek belki çok zor ama iyileşmenin ve iç huzurun da olmazsa olmazı. Bir daha kendinizi çok kötü hissettiğinizde veya acı çektiğinizde, kendinize kızmak, kendinizi cezalandırmak, hissettiğiniz şeyi reddetmek veya onu hemen değiştirmeye çalışmak yerine kendinize şefkatle yaklaşmaya ve neyi, neden hissettiğinizi anlamaya çalışabilirsiniz. Bir duygunuzdan kaçmak yerine onun nereden geldiğine merak duygusuyla yaklaşabilir ve onun geçici olduğunu söyleyebilirsiniz kendinize. 
 
Duyguların tamir edilmesi, düzeltilmesi gereken şeyler olmadıklarını, sadece ‘düzenlenmesi’ gerekebilen normal yaşantılar olduğunu hatırlatın kendinize. En sevmediğiniz yanlarınızın, şefkate en çok ihtiyacı olan yanlarınız olduğunu aklınızda tutun. Öz-şefkat sayesinde, belirli davranışlarınızı değiştirmek için adım atabilmek adına gerekli huzuru sağlamaya çalıştığınızı unutmayın. Elbette en önemlisinin de öz-şefkatin zaman ve sabır gerektirdiğini.
 
Şayet alışkın değilseniz, öz-şefkat başta çok garip gelebilir size. Bunu deneyimlerken, zaman zaman geriye gidişlere, örneğin kendinizi eleştirmeye, kendinize kızmaya hazırlıklı olun. Zorlandığınızda, “Neden başaramıyorum?” diye üstünüze gitmek yerine, öz-şefkatli olmaya adım attığınız için minnet duymaya çalışın ve kendinize zaman verin; bir alışkanlığın gelişebilmesi için bazen çok emek harcamak gerektiğini bilin. Hem belki öz-şefkatin size hiç uymadığını ve yaşamınızda onu istemediğinizi de fark edebilirsiniz.
 
Öz-şefkat hakkedilecek bir şey değil; hemen hepimize huzurlu olmak için yardımcı olacak, herkesin ihtiyacı olabilen bir deneyim. En azından bana, kendimle barış yapmamda çok yardımcı olduğunu, beni büyüttüğünü söyleyebilirim.
 
Kendinize ve dolayısı ile çevrenize daha şefkatli yaklaşmanız dileği ile…