Gölge ile Doğru

Gelin sizlere bir masal anlatayım.

Bu bir yetişkin masalı ve yüzyıllardır anlatılıyor.

Masalın adı 'Gölge ile Doğru'

Bir varmış bir yokmuş, çiçeklerin açtığı, güneşin parlak olduğu bir gün, insanlar kendi hallerinde sokaklarda geziyor, aşıklar buluşuyor, yemekler yeniliyor, sohbetler ediliyormuş.

Böyle bir günde şık ve pahalı bir restoran, misafirleri, restoranın sahibi, çalışanları ahenk içinde vakit geçiriyorlarmış.

Bu restorana tek başına üstü başı köhne genç bir adam gelmiş. Adama şöyle bir bakmışlar, 'Merhaba,' demişler. Adam yemek siparişi vermiş. Yemiş, yemiş... Şık bir restoran dedim ya hesapta tuzlu gelmiş tabii. Adamcağız parayı ödeyecek haliyle, bırakılar mı sizce? Ama adam üstünü başını taramış, ellemiş, bakmış, bakınmış, kahrolmuş: 'Ah!' demiş, 'Yine şu unutkanlığım! Çok özür dilerim ben cüzdanımı unutmuşum.' Restoranın sahibini çağırmışlar. 'Sorun nedir?' diye sormuş. Genç adam cevap vermiş: 'Efendim, ben cüzdanımı evde unuttum, çok özür dilerim, ancak şu an hesabı ödeyemeyeceğim, ama bana inanın, cüzdanımı evden alıp geleceğim ve parayı ödeyeceğim, size yemin ederim, isterseniz bulaşıkları yıkayayım, ne isterseniz yapayım ama inanın bana cüzdanımı alıp geleceğim.'Genç adam, yanında getirdiği eski püskü , dökülmekte olan keman çantasını restoranın sahibine göstererek 'Bakın,' demiş, 'bu benim kemanım. Ben paramı bu kemanı çalarak kazanıyorum. Benim için çok değerli. Bana inanmanız için bunu size vereyim. Ben gelene kadar yanınızda kalsın. Tek yegane varlığım şu an bu.'

Patron, 'Tamam peki.' demiş. Gaddar değil ya sonuçta ne yapsın, inanmak zorunda kalmış, genç adamı göndermiş.

Restoranda oturan yaşı olan iyi giyimli bir bey, eski püskü tozlu keman çantasını taşıyan patronun yanına gitmiş: 'Afedersiniz beyefendi. Az önce genç adamla konuşmalarınızı dinledim. Tek varlığım dediği şu kemana bakabilir miyim?' Patron hiçbir şey anlamamış. 'Buyrun,' demiş, kemanı vermiş.

Yaşlı adam kemanı uzun uzun incelemiş. Büyük bir şaşkınlıkla patrona: 'Gözlerime inanamıyorum! Bu antika bir keman! Ama bu nasıl olur?' demiş. Patronun anlamamış suratına bakarak: 'Bakın ben antikacıyım. Çok meşhur bir antikacıyım. Bu genç adam bu kemanı nereden bulmuş bilmiyorum ama bu keman paha biçilemez. Şu an servet tutuyorum elimde servet! Anlıyor musun?' demiş. Patron, 'ne kadar eder ki?' diye sormuş, çenesini ovuşturarak. Antikacı, 'bu keman nereden baksan yüz bin eder. Ben genç adama otuz bin teklif etsem sonra kemanın tarihini araştırsam, açık artırmada yüz binden fazlaya bile satarım,' demiş. Patronun gözleri ışıldamış. Antikacı, patrona bir miktar bahşiş bırakmış ve rica etmiş: 'Senden ricam, bu benim kartım, bu kartı genç adam geldiğinde ona verir misin? Beni arasın ve onunla anlaşalım lütfen,' demiş. Gitmiş.

Patron, bir elinde antikacının kartı diğer elinde keman beklemiş... Beklemiş...

Kart cebini yakıyor... Elinde servet var haliyle...

Duası, genç adamın restorana gelmemesi...

'Gelmese de ben de kemanı antikacıya satsam' ... 'Ne olur gelmesin, n'olur n'olur n'olur...'

Akşam olmuş. Kemancı gelmiş. Cebinden eski bir cüzdan çıkarmış. Yediği yemeğin parasını ödemek için sabırsız:

-Lütfen kusura bakmayın, eve gittim, eşim bırakmadı, çocuklarla ilgili şeyler oldu, oraya gittim, burada kaldım, derken patron kemancının sözünü kesmiş:

-Genç adam, ben seni çok sevdim, baktım ki sen eski kemanla paranı kazanmaya çalışıyorsun, konuşurken kasasını açmış üç bin para çıkarmış: 'Al bunu,' demiş, 'git ve kendine yeni keman al.' Kemancı karşı çıkmış: 'Olur mu efendim, benden bunu istemeyin lütfen,' Patron: 'Lütfen kabul et, seni sevdim, içimden geldi, burada çok para var en güzelinden keman alırsın, reddetme beni,' demiş.

Genç adam hayır diyememiş. Teşekkür etmiş, gitmiş.

'Neler oluyor?' dediğinizi duyar gibiyim ve işte masalın sonu:

Patron ellerini ovuşturmuş: 'Hadi gelsin paralar!' Antikacıyı arayıp genç adamın gelmediğini söyleyecek, 'sen bana elli bin ver anlaşalım' diyecek. Elli binin yanında üç binde neymiş diye düşüne düşüne cebinden antikacı adamın kartını çıkarmış, numarasını tuşlamış ve....

'Aradığınız numara kullanılmamaktadır.'

Antikacı ve genç adam, bagajda o kemandan yüzlercesi bulunan arabalarıyla çoktaaaaan yol almışlar bile.

Genç adam yaşlı adama:

-Kaybımız ne olurdu, diye sormuş.

Yaşlı adam:

-Doğru bir adam olsaydı bir yemek parası ve bir miktar bahşiş olurdu, demiş.

-Peki kazancımız ne oldu, diye sormuş genç adam bu sefer.

-Üç bin ve yalandan oluşan gölge.

Bu masaldan çıkardığımız sonuç: Patron eğer dürüstlüğü, doğruluğu seçseydi, kasasından büyük miktar para kaybetmezdi. Ama o yalandan oluşan gölgesiyle dans etmeyi seçti. Genç adamı kandırmaya çalıştı. Ona doğruyu söylemedi ve kaybetti...

Bu yüzyıllarca oynanan bir yetişkinlik oyunu. Tanıdık geldi mi?

Yalanlarla kazandığını zanneden tüm oyuncular gölgelerinin altında kim bilir neler kaybediyorlar...

Gölgeye tutunulmaz. Tekrar hatırlatayım dedim.

Başka bir yazımda görüşmek üzere.

Psikologunuz Seray Küçük :)

Online Psikolojik Danışmanlık: 05522682410

https://www.instagram.com/seraykucukkk/

https://psikologseraykucuk.weebly.com/