Bir süredir terapilere devam eden bayan danışanım yüzü bu gelişinde, bir hafta önce verdiğim ev ödevinin etkisiyle olacak, tebessüm ile hafif sertlik arasında ne yapacağını tam kestiremeyen ürkek bir tavır sergiler gibiydi… “Görüyorsunuz ki, yüzüme tebessüm çok da iyi yakışmıyor, tam beceremiyorum gülmeyi…” dedi kısık sesle. Bir bakıma söyledikleri yanlış değildi. Ancak gülmek herkes içindi ve aslında istendiğinde başarılabilirdi. Üstelik kendisi açısından ilk bir haftalık uygulamalar için elde edilen sonuç azımsanmayacak boyutlardaydı…

Bu hafta nasıl hissettin diye sorduğumda; önceki haftalara kıyasla iyi olduğundan söz ederek başladı konuşmaya. “Daha iyiydim. Ne yalan söyleyeyim bana başlangıçta biraz zor geldi her sabah aynanın karşısına geçip gülme egzersizleri yapmak. Ancak daha sonraları gün içinde birkaç kez kendi kendime güldüğümü fark ettiğimde bu iş olacak galiba dedim. Her ne kadar yüzüme tam oturmasa ve hala içimden bir ses bunun sadece yapmacık ve geçici bir şey olduğunu söylese de… Ben sabırla söylediklerinizi uygulamaya devam ettim. Bu hafta biraz farklıydı gerçekten…” (Buradan, “siz gülün sorunlarınız bitsin!” sonucunu sanırım çıkartmamışsınızdır. Böylesine basit ve büyülü bir şey yok ve asla olmayacak!)

Gülmek, tebessüm etmek, (genel tabiriyle mizah) yaşama olumlu bir pencereden bakabilmek son yıllarda popülaritesi artan yeni bir psikoloji ekolünün temel unsurlarından bazıları olarak kabul ediliyor. Pozitif psikoloji adıyla psikoloji dünyasındaki yerini alan bu yeni dal (1998. Martin SELİGMAN), ileriki yıllarda adından çok söz ettireceğe benziyor. 

Pozitif psikoloji deyince buradan hemen Polyannacılık anlaşılmasın. Ya da vur patlasın, çal oynasın sonucu çıkartılmasın. Kaldı ki, zaten pozitif psikolojinin bu yönde bir söylemi de yok. Pozitif psikoloji sadece olumlu cümleler ve olumlu duygularla sınırlı değildir. Aksine farkındalık temelli, olaylara daha geniş perspektiften bakmayı yeğleyen, katılımcı, kreatif ve gerçekçi bir ekoldür. Öncelik gerçekliği bütün çıplaklığı içinde kabul edip, acaba kişinin (ve elbette toplumun) olumlu yönleri nelerdir ve bunları geliştirmek için neler yapılabilir hedefi üzerine kuruludur. Pozitife odaklanmak hayal aleminde, olumlama cümleleriyle (bazı kişisel gelişimcilerin yaptığı gibi; olumlama cümlelerinin ardına sığınmak değil.) yeni heyecanlara yelken açmak demek değildir. 

Pozitif psikoloji bireysel bağlamda, bir takım hasletlerle (ki bazılarını unuttuk…) kişilerin kendi olgunlaşma süreçlerinin sağlıklı bir zeminde geliştirilmesine imkân tanımayı hedefler. Pozitif psikoloji; kişilerin bireysel iyi oluşları, olumlu duygulanım, iyimserlik, umut, psikolojik dayanıklılık, yaşamın hedef ve anlamı ve güçlü özellikler üzerine kuruludur. Yaşamın anlamlılığını mutluluk, ferahlık, memnuniyet, nezaket, şükür, şefkat ve vermenin erdemi gibi kimi hümanistik unsurlar üzerinden değerlendirir. 

Bu konuyu içinde bir miktar özeleştiri de barındıran ve yukarıda anlatılanların bir özeti niteliğindeki Seligman’ın bir yazısıyla sonlandırmak istiyorum: “Pozitif Psikoloji hareketinin mesajı, bizim alanımızın deforme olduğunu hatırlatmaktadır. Psikoloji sadece hastalığın, zayıflığın ve zararın incelenmesi değildir; ayrıca güçlü yanların ve iyi özelliklerin de (Erdem) incelenmesidir. Tedavi sadece yanlış olanı onarmak değil, ayrıca doğru olanın inşasıdır. Psikoloji sadece hastalık veya sağlık ile ilgili değil; iş, eğitim, içgörü, sevgi, gelişim ve oyun ile ilgilidir. Pozitif psikoloji, en iyinin arayışında, hüsnükuruntuya, kendi kendini aldatmaya veya el sallamaya bel bağlamaz; bunun yerine insanın davranışının tüm karmaşıklığıyla sunduğu kendine özgün sorunlara bilimsel yöntemdeki en iyiyi uyarlamaya çalışır.” (Pozitif Psikoloji. Shf.6. Nobel Yayıncılık).