Blr oyun düşünün ki, katılımcılar kuralların hepsini çok iyi bilmiyorlar veya bir kısmı bilip bu kurallara uyarken, bir kısmı aynı şekilde uymuyor. Bu oyun esnasında ne kadar fazla kaos olurdu ve kişiler nasıl birbirleriyle çatışırdı tahmin etmek zor değil. Aynı şey aile sistemi içinde geçerli demek yanlış olmaz. İş çocuk yetiştirme konusuna gelince biraz durup, daha etraflıca düşünmek gerekiyor sınır koymanın ve kuralların anlamını. Ebeveynin sahip olduğu alanın bittiği yerden itibaren, çocuğun alanının başladığı alanı bölen bir çizgi olarak düşünebilirsiniz. Kabul etmeliyiz ki, çocuklar bu çizgiyi zorlayan ve sınırların ne kadar esneyebildiğini devamlı olarak test eden bir donanıma sahipler! Bu yüzden, her zaman, her durumda sabırlı olabilmek kolay değil. Ama unutmayın, sabrınızın tükendiğini hissederek pes ettiğiniz her anda aslında sınırları aşındırmış olursunuz. 

 

İşiniz başınızdan aşmışken bilgisayarda oyun oynama izni için sizi tırmalayan çocuğunuzla karşı karşıya kaldığınızda ne yapmalı? İzni vermeyi uygun bulmuyorsunuz fakat işinize daha fazla engel olmasını istemediğiniz için bu fırsatı onun avuçlarına bırakmak da çok cazip bir çözüm olarak görünüyor. Bu anı donduralım ve biraz düşünelim. Verirseniz, kısa vadede işinize yarayacak bir yol, bu bir gerçek. Peki dezavantajı nerede dersiniz? Cevap: Sınırların aşınması! Bu bir tür koşullanma, yani öğrenme biçimidir. Esasında olan tam olarak şudur: çocuğunuza istediklerini elde etmenin bir yolunu öğretmiş olursunuz. ‘’Yeterince ısrarcı olursam/ağlarsam/bağırırsam/annemin işini baltalarsam istediğim şeyi bana elbet verir.’’

 

Sıklıkla şahit olduğum anlardan bir örnek vermek gerekirse, yakın zamanda yanıbaşımda geçen bir diyalog tam da bu durumu özetler nitelikte. Anne kuaförde saçlarını yaptırıyor ve orada geçirdiği saatler boyunca, muhtemelen bir başkasına emanet edemediği çocuğunu yanında götürmek durumunda kalmış. Üç veya dört yaş civarında olduğunu tahmin ettiğim bu çocuk, belli bir müddet çevreyi tanıyarak, etraftakilerin ilgisine karşılık vererek oyalanıyor. Fakat tam da sıkıntının baş gösterdiği noktada almayı arzu ettiği tek bir şey var, annesinin telefonu! Belli ki alışık olduğu şekilde biraz video izlemek veya telefondaki oyunlardan oynamak istiyor. Anne direniyor, telefonu kaldırıyor, "Olmaz" diyor, çocuk istemeye devam ediyor, memnuniyetsizlik artıyor ve en tiz perdeden bir ağlama nöbetiyle zirve yapıyor. Bu durumdaki bir anneyle kolaylıkla empati yapabiliriz. Öfkeli ve etraftaki insanları da rahatsız ettiği düşüncesiyle mahcup, çaresizlikle pes etmesi an meselesi. Ve aklımda bu anının yer etmesini sağlayan o cümleyi duyuyorum: "Amacına ulaşana kadar bütün kötülükleri yapıyor."  Beyaz bayrak çekercesine telefonu çocuğa veriyor ve ağlama nöbeti geçiren çocuk daha gözündeki yaş kurumadan, bir saniye içinde susuyor ve ekrana kilitleniyor.

 

Şimdi, gelin bu durumu değerlendirelim. Burada anne ne yapabilirdi? Kararlılığını bozmayıp, sonuçlarına aldırış etmeden devam mı etmeliydi? Çocuk bir noktada pes edip susabilir miydi? Bu gibi sorulardan daha da önemlisi, bu çocuk bu davranışı nasıl öğrendi? Şahit olduğum anın arkasında, o ana kadar adım adım işleyen bir öğrenme süreci olma olasılığı hayli yüksek. Çeşitli durumlarda, çocuğa sınırlar konusunda yeterince bilgi verilmemiş olması, bazen ebeveynin o anki kendi çıkarını gözeterek esneklik sağlaması, istediklerini ona vermenin bir baş etme yolu olarak kullanılması gibi sebepler tekrar ettikçe bu alışkanlık çocukta yerleşebilir ve artık zaman mekan dinlemeksizin çocuk bu yola başvuruyor olabilir. Yani, bu anne o kuaför salonunda, bir anlamda yakın geçmişin faturasını ödemektedir.

 

Peki artık çok mu geç?

 

Umutsuzluğa kapılmaya hiç gerek, öğrenilen bir davranışı değiştirmek, yerine hem sizin için daha işlevsel olanı hem de çocuğunuz ruhsal gelişimi açısından daha sağlıklı olanı koymak mümkün. Sabır ve emek gerektirdiğini kabul etmek gerek, fakat hiçbir şey için geç değil. 

 

Ona sınırları hatırlatmak ve bu sınırlara neden uyulması gerektiğini açıklamak için elde edilen her fırsat değerlendirilmeli. Konuşarak aktarmaktan çoğu zaman daha etkili olan şey görerek öğrenmedir. Siz kendi hayatınızda ne kadar sınırlara saygılı ve duyarlı olursanız, onun da sizden görüp öğrenmesi aynı etkili olacaktır. 

 

En hassas olduğunuz noktaları, anlayışla karşılayabileceğiniz tarafları veya olmazsa olmaz kurallarınızı, kısacası beklentilerinizi onunla paylaşın. Aynı şekilde, beklentilerinizin karşılanmadığı durumlarda ne gibi sonuçları ve onun açısından yaptırımları olabileceğini konuşun. Bu noktada olan şey ise, sunduğunuz şartlara sizin de uymanız. Eğer bunları devamlı anlatıp, o istenmeyen durum yaşandığında yaptığı davranışın bir yaptırımı olmadan konu kapanırsa, bu sefer de çocuk "Ne de olsa bir şey olmuyor." diye düşünebilir. Tabii burada büyük bir cezadan bahsetmiyoruz, yaptığı davranış karşısında ne kadar üzgün/kızgın/hayal kırıklığına uğramış olduğunuzu paylaşmak veya bir ödülü ertelemek gibi yaptırımlar yeterlidir.

 

İşler yolunda gitmediğinde uyarmak ne kadar önemliyse, yolunda giderken pozitif geri bildirim vermek de bir o kadar önemli. Sizin sınırlarınıza, kurallara ve beklentilere uyum sağladığını ve saygı gösterdiğini farkettiğinizde teşekkür ederek olumlu gelişimin farkında olduğunu hissettirmeniz iyi bir destek olacaktır.

 

Ve son olarak, çocuk bilmeli ki, tüm bunlar aynı şekilde onun için de geçerli, onun da hakları ve sınırları var ve siz de ebeveyn olarak bu sınırlara saygı ve anlayış göstermeye hazırsınız. Size beklentilerini aktarabileceği bir alanı ona sunun ve tıpkı ondan beklediğiniz gibi siz de onun çizdiği sınırlar içinde kalmaya özen gösterin. Çocuğa ait sınırlar, ebeveynlerin sınırı aşıyor olabileceği durumlar ve bunların sonuçlarına dair konular ilerleyen yazılarda devam edecek...

 

Uzm. Psk. Duygu Karaer

 

Instagram: sosyalcocukatolyesi

 

Facebook: Sosyal Çocuk Atölyesi