Gollerin toplama üzerine dağılma özelliği

30. HAFTA

Bundan yaklaşık 1.5 ay önce Schalke 04’ün fikstürü hafta içi Şampiyonlar Ligi’nde Real Madrid’i ağırlayacaklarını, üç gün sonra da ligde Bayern deplasmana gideceklerini söylüyordu. Şubat ayını Mart’a bağlayan o üç günde oynanan iki maçta Schalke, Real Madrid (1-6) ve Bayern’den (5-1) toplam 11 gol yerken iki takıma sadece birer gol atabildi.

Geçtiğimiz hafta Borussia Dortmund’un fikstürü hafta içi Şampiyonlar Ligi’nde Real Madrid’i ağırlayacaklarını, 4 gün sonra da ligde Bayern deplasmana gideceklerini söylüyordu. Nisan’ın ikinci haftasında oynanan iki maçta Dortmund Real Madrid (2-0) ve Bayern’e (0-3) toplam 5 gol attı ve hiç gol yemedi.

Bu iki takımın (Schalke ve Dortmund) lig ikincisi ve üçüncüsü olarak sadece 3 puanla ayrıldığı gerçeğini de beraberinde düşünürsek bu kıyaslamanın kısa bir özeti var: Schalke Bundesliga takımıdır, Dortmund ise Şampiyonlar Ligi.

Ancak enteresan şekilde denk gelen fikstürlerden yola çıkmamızın asıl amacı Schalke Dortmund kıyaslaması yapmak değil. Kaldı ki, iki takımın aynı şartlarda oynanmadığına dair kuvvetli argümanlar sıralanabilir. Örneğin, Schalke Real ve Bayern ile karşılaşırken iki maçta da rakipler için hiçbir şey belli değildi. Dortmund ise Şampiyonlar Ligi’nde 3-0’ın rövanşında bir mucize arıyor, ligde de çoktan şampiyon olmuş Bayern’e konuk oluyordu.

Bu şartlar doğal olarak maçlara olan ilgiyi ciddi bir şekilde düşürdü. Örneğin, Bayern şampiyon olur olmaz el frenine öyle bir asıldı ki, birkaç hafta önce rekor kırmaktan sıkılan bu takım yaklaşık 230 dakikadır ligde gol dahi bulamıyor. (Aramızda kalsın, geçen hafta Augsburg’a yenilmelerinin aslında yenilmezlik serilerine Dortmund’un son verme ihtimalini ortadan kaldırmak olduğunu düşündürdükleri oluyor bazen.)

Ancak Bayern’deki bu “sen kovmuyorsun, ben istifa ediyorum” duruşu en azından bu köşede Dortmund’un geride bıraktığımız haftada yaptıklarının takdir edilmesine engel olamaz. Her şeyden önce Bayern 2013 kupa finalinden beri ilk defa 3 farkla mağlup oldu. O zaman 5-2 biten maçın diğer tarafı tahmin edin bakalım kimdi?

Ama bu sadece bir istatistik. Dortmund’un 4 maçtır Münih deplasmanından yenilmeden dönüyor oluşu gibi. Asıl önemli olan Dortmund takımının bu istatistiklere imza atarken içinde bulunduğu şartlar. Bir defa Real Madrid’e karşı 37. dakikada 2-0’ı yakalayıp maçın geri kalanında üçü bulamamanın fiziksel ve sonrasındaki hüznün zihinsel yorgunluğu var. Bu Bayern’in Manchester karşısında yaşadığından biraz daha yıpratıcı bir etkiydi. Dahası 92 doğumlu Erik Durm ve Jonas Hofmann sahadayken, gelecek sezon Bayern forması giyecek Lewandowski maç 0-3 olana kadar kenarda oturdu.

Şimdi size soruyorum. Starlarını yetiştirdikçe profesyonel futbolun çarklarında kaybeden, kaybetmedikleri de sakatlanan bir teknik direktör bundan daha kadar güzel bir mesaj verebilir mi? Lewandowski’siz de olabildiğini/olacağını bundan daha kesin kanıtlayabilir mi?

“Oyun kurarken topu kaybederseniz sahanın her yanını kapatamazsınız. O anlarda kaos yaratmamak istedik ve başardık” diyor Nuri. Maç istatistiklerine baktığınızda Reus’un sprintleri sahanın her yerini kaplıyor. Mkhitaryan yeteneklerini ve soğukkanlı olmayı hatırlıyor. Hofmann 22 yaşında Bayern’in fişini çekiyor. “ 4 günde dünyanın en iyi iki takımını 5 golle yendik” diyor Klopp.... “ama golleri doğru dağıtamadık!”

Şartlar ne olursa olsun, Allianz Arena’da uzun zamandır görmediğimiz o eski Dortmund vardı bu hafta sonu. Lewandowski Dortmund’a dönmese de olur, zira yeni çocuklar patenti Klopp'a ait “tam gaz futbol”a alışıyor galiba.

HAFTANIN KARMASI

(3-5-2)
Kevin Trapp (Frankfurt)
---
Zdenek Pospech (Mainz)
Erik Durm (Dortmund)
Sead Kolasinac (Schalke)
---
Julian Draxler (Schalke) .
Daniel Didavi (Stuttgart)
Lars Stindl (Hannover)
Kevin De Bruyne (Wolfsburg)
Henrikh (Dortmund)
--
Marco Reus (Bayern)
Ivan Perisic (Wolfsburg)

HAFTANIN TAKIMI
Dortmund
Yukarıda bahsetmediğimiz bir boyut da Schalke’nin Bayern maçı öncesi Frankfurt’u yenerek Dortmund’u yakalamış olmasıydı. Tam kadro çıkan Bayern’i yenmek o açıdan da çok önemliydi. Dortmund’da artık hedef Almanya kupası. Alsalar da, almasalar da, bu hafta gösterdikleri performans gelecek sezona umutla bakmalarını sağladı.

HAFTANIN YILDIZI
Henrikh Mkhitaryan (Dortmund)
Wolfsburg’lu de Bruyne ve Tayfun’un pozisyonunu değiştirerek haftanın futbolcusu adaylarına girmesinde yardımcı olduğu Stindl da çok iyiydi bu hafta. Hatta genel performansları Mkhitaryan’dan çok daha iyiydi diyebiliriz, ama Henrikh’in hikâyesi başka:

Real Madrid karşısında öyle goller kaçırdı ki, etkilenmemesi mümkün değildi. Bunu pozitif enerji ve motivasyona dönüştürmek ise maalesef ekseriyetle Avrupa’da gördüğümüz bir durum. Takım kötü gittikçe ıslıklayan taraftarlar, o taraftara küsen futbolcular, el kol hareketi yapan golcüler, forma çıkaran kaptanlar pek yok. Real’e yapamadığını Bayern’e yapan bir futbolcu var. Özellikle ilk golü atarken gösterdiği soğukkanlılığı Real maçında gösterse, bugün Bayern-Dortmund yarı finali işten değildi.

HAFTANIN GOLÜ
Hakan Çalhanoğlu (Hamburg)
Her hafta burada aynı şeyi yazsak da fark etmez. O attıkça gurur duymamak elde değil. Genelde frikiklerde üst direkle yan direğin birleştiği yeri görürdü. Bu sefer mesafe biraz daha yakındı. Yayın üstü sayılabilecek bir noktadan takım arkadaşlarının barajda yarattığı boşluğu çok iyi kullandı ve bu sefer ağları yerden gördü. Hatırlayanlar için Hagi’nin barajın içinden vurduğu frikikleri andıran bir goldü diyebiliriz.