31. HAFTA

Bundan 14 hafta önce Tayfun Korkut 1. Bundesliga’daki teknik direktörlük kariyerine Wolfsburg ve Mönchengladbach gibi iki üst sıra takımından 6 puan alarak başladı. O haftanın Almanya Panaroma’sında Hannover’in çiçeği burnunda hocası için aşağıdaki cümleleri yazmıştık:

“… Peki bu gölgeyi (selefi Slomka’yı kastederek) kısaltmak adına başarının devamını getirecek bir oyun mu oynuyor Hannover? Her ne kadar yanılmayı dilesem de, sahada görünenlere bakılınca bu iş o kadar kolay olmayacak gibi.

“… Bu ana hatların yanında birkaç asimetrik detay ve bireysel görev de barındıran bu sistemin, Bundesliga gibi satranç edasında taktiksel hamlelerle oynanan bir ligde çözülme ihtimali oldukça yüksek maalesef. Böyle olası bir çözülme durumunda, Hannover yönetiminin ve takımın Tayfun’un arkasında çok güçlü durması gerekecek.”

Hannover, yukarıdaki cümleleri yazdığımız haftayı takip eden 10 maçta sadece 5 puan toplayabildi. (7 m, 2 b, 1 g ).

Özellikle bundan 3 hafta önce oynadıkları ve bu 10 maçlık serinin son maçı olan Braunschweigdeplasmanı Tayfun ve Hannover için çok ciddi sonuçlar doğuran bir mağlubiyete sahne olacaktı. Tam 37 yıldır karşılaşmayan (ancak aralarında tarihi bir çekişme olan) bu aynı bölgenin iki takımı ligin ilk yarısında olaylı bir derbiye imza atmıştı. Rövanş maçı bu sebeple 3000 polis eşliğinde oynandı. Sonuç Tayfun’un Hannover’I için çok ağır oldu. 3-0’lık mağlubiyet sadece tarihi bir skorun değil, Hannover’I düşme hattıyla olan uzaklığının 2 puana indiğinin de habercisiydi. Bu travma çok sayıda taraftarın Hannover’e dönen takım otobüsünü öfkeyle karşılamasına sebep oldu. Tayfun yumurta ve maytaplar eşliğinde megafonla tellere tırmanıp taraftarı sakinleştirmek durumunda kaldı.

Kaleci Zieler’in sözleriyle, artık Hannover ligde kalma mücadelesinin tam olarak içindeydi.

O kritik haftada kulüp Başkanı Kind, sportif direktör Dirk Dufner ve Tayfun son 5 hafta nasıl devam edileceğini konuşmak üzere bir araya geldiler. Bu dolaylı yoldan Tayfun’la tamam mı, devam mı toplantısıydı aynı zamanda. Çıkan sonuç Tayfun’la devam edileceği yönünde oldu. Yani 14 hafta önce muhtemel gördüğümüz kritik zaman gelmiş ve yönetim Tayfun’un arkasında durmayı seçmişti. O toplantıdan sonra kulüp başkanı Kind şunları söyledi:

“(Kaderimizde) Hala aktif rol oynayabiliriz. Üçü içerde olmak üzere toplam 5 maçımız var ve benim hesaplarıma göre en az 2 galibiyet almamız lazım.”

Gerçekten de bütün bu olumsuz şartların içinde tek umut veren şey fikstürdü. Hannover felaket olarak değerlendirilen derbiden sonra düşme hattının ilk takımı olan Hamburg’u evinde ağırlayacaktı. Yanio maçtan alınacak galibiyet 6 puan değerindeydi. Bu şartlar altında, taraftarın tepkisi ve durumun kritikliği Tayfun’un muhtemelen Türkiye yıllarından çok aşina olduğu bir hamle yapmasına sebep oldu. Hannover takımı 3 gün öncesinden Harsewinkel-Marienfeld’de kampa girdi.

Maça çıktıklarında Hannover’in 19’uncu haftanın Almanya panoramasında “Slomka’nın temelleri üzerine kurulmuş bir 4-4-2” olarak tanımladığımız sistemden eser yoktu. Tayfun Hamburg karşısına normalde sağ kanat olan kaptan LarsStindl’ıforvet arkasına yerleştirdiği bir 4-2-3-1 le çıkmıştı. Meyveyi de 9. dakikada Stindl’ın attığı golle ve devamındaki maça damga vuran oyunuyla topladı.

90 dakika sonunda 2-1 biten mücadele, sezona beraber başladığı öğrencilerinin Slomka’yı büyük olasılıkla Hamburg’la beraber 2. lige yolladıkları anlamına geliyordu. Hesap basitti. İki takımdan biri aşağıda kalacaktı ve düşme hattına 2 puan mesafede dostluğa yer yoktu.

Ancak başkanın da belirttiği gibi daha en az bir galibiyete ihtiyaç vardı ve geride 4 hafta kalmıştı. Hannover’in bu 4 maçtan en az bir galibiyet alması artık kuvvetle muhtemeldi. Ancak bunun bu hafta olacağını pek insan tahmin etmiyordu. Hannover Hamburg maçıyla yakaladığı momentumu Frankfurt’a da götürdü ve yeni sistemiyle 3 puanı alıp eve döndü.

Hannover artık düşme hattının 8 puan üzerinde. Yani matematiksel olarak olmasa da, Tayfun için ana görev tamam diyebiliriz. Bu performansı onu gelecek sezon Hannover’in başında tutmaya yeter mi? Onu bilmiyoruz. Ancak kesin olan bir şey var. Tayfun artık belli bir seviyedeki teknik direktörlerin arasında ve herkesin yolu bir gün Süper Lig’den geçer.

(Not: Siz okuduktan 5 saniye sonra son cümle kendini imha edecek. )

HAFTANIN KARMASI
(4-4-2)


RaphaelWolf (Werder Bremen)

---

Emir Spahic (Bayer Leverkusen)

Santiago García(Werder Bremen)

OliverSorg (SC Freiburg)

MatsHummels (Borussia Dortmund)

---

MarcoReus (Borussia Dortmund)

Martin Harnik (VfB Stuttgart)

Kevin de Bruyne (VfLWolfsburg)

LeonAndreasen (Hannover 96)

---

AdmirMehmedi (SC Freiburg)

ShinjiOkazaki (1.FSV Mainz 05)

HAFTANIN TAKIMI
Freiburg

Hannover’den çok daha zor durumlara düştüler bu sezon. Ancak bu hafta itibariyle Hannover’le aynı puanda, yani düşme hattının 8 puan üzerindeler. Bu hafta Mönchengladbach gibi Şampiyonlar Ligi’ne katılma hedefi olan bir takımı, hem de ilk yarıyı 0-1 geride kapatmalarına rağmen 4-2 yenmeyi başardılar. Kırmızı kartıyla, gerçeküstü golleriyle, kaçan penaltısıyla ve ChristianStreich’ın tutmaya çalıştığı gözyaşlarıyla öyle bir atmosferdi ki, o statta olan her insan sonsuza dek futbola duydukları aşkla yaşamaya mahkûm olacak.

HAFTANIN YILDIZI
MarcoReus (Dortmund)

Soğukkanlılığını, temiz çalışma tarzını ve bitiriciliğini ünlü dizi karakteri Dexter’a benzetmiştim daha önce. Sanki bundan haberi varmışçasına yine sakin, etkili ve bitiriciydi. Bir korner, bir frikik ve bir de penaltı… İkisinde golü başlattı, birini kendi attı. Kesinlikle ligin ve belki de Avrupa’nın en formda futbolcularından. Sayesinde Dortmund Şampiyonlar Ligi vizesini cebine koydu bile.

HAFTANIN GOLÜ
OliverSorg (Freiburg)

Penaltı atma yüzdesi neredeyse Steve Nash’in serbest atış yüzdesine eşit olan adam Philip Deams penaltıyı kaçırıp, durumu 2-1 yapma fırsatını teptikten sonra çok şey oldu Freiburg’da. O şeylerden en güzeli de atamayana atarlar kuralını 25 metreden milyonuncu kez kanıtlayan Sorg’ün golüydü. Harry Kewell’in Hamburg’a attığı golün sağ ayakla atılmışı diyebiliriz ve Sorg bir sağ bek.