31. HAFTA

Kötü giden takımlar için en sık kullanılan sıfatlardan biridir “ruhsuz”. Bu sebeple, istiare olmasına rağmen anlamı çok açıktır.

Açıktır olmasına da, ya size bu benzetmeyi ciddi ciddi sözlük anlamıyla anlayan ve idmana “ruh doktoru” çağıran bir takım var Bundesliga’da desem?

Saçma mı? Ya da komik?

Aslında “ruh doktoru” işin biraz da kötü tercümesi denebilir. Nürnberg’li Joseph Kuhnert bir biyoenerji uzmanı ve ruh iyileştiricisi olarak tanıtıyor kendini. Şehrinin takımı Nürnberg, bitime iki hafta kala düşme hattının ortasında (26 puanla 17. sıradalar) yaşanan kaosu hocayı değiştirmek gibi daha direkt yollarla çözmeye kalktığından mı bilinmez, o kendini düşme hattının diğer takımı (27 puanla 16. sıradaki) Hamburg’da buluvermiş ve lig bitene kadar orada kalacak.

Hamburg teknik direktörü Slomka, “sorun biraz da mental sebeplere dayanıyor” diyerek cevaplıyor bu durumu ve Kuhnert’in sağlık ekibinin bir parçası olduğunu söylüyor. Gerçekten de psikolojik danışmalık çatısı altında düşünüldüğünde son iki haftaya düşme hattında giren bir ekip için anlaşılabilir bir durum bu. Ancak, Kuhnert’in sıfatındaki “geist” kelimesinin Almanca’da hayalet anlamına da gelmesinin etkisiyle biyoenerji, ruh iyileştirme vb. tabirler olayı trajikomik bir boyuta taşımış durumda. “Sahada hayalet gibi gezinen futbolcularını yakalamak için hayalet avcısı çağırdı” diye dalga geçen de var, “Madem düşeceğiz, neden komik bir şekilde düşmüyoruz diye düşündüler herhalde” diyen de.

Ancak Hamburg taraftarı bunların hiçbirine gülmüyor. Zira, Bundesliga kurulduğundan beri bu ligden hiç düşmemiş tek takım olmasıyla övündükleri Hamburg’larını 2. ligde izlemek bu jenerasyona kısmet olacak gibi. Takdir edersiniz ki, buna canlı şahit olmak torunlara anlatılmak istenilecek anılardan değil.

Aslında bu haftaki Augsburg-Hamburg maçına baktığımızda bütün bu hayalet avcısı/ruh tamircisi işlerini daha da gereksiz gösterecek kadar net problemleri var Hamburg’un. Öyle edilgen, öyle itaatkâr, öyle seyirci bir oyun oynuyorlar ki, Halil Altıntop’un ilk 32 dakika içinde attığı 2 golü gerçekten o mu attı, yoksa Hamburg mu yedi karar vermek güç. Takımın blokları arasında, beklerle stoperler arasında, kompakt durulması gereken her noktada sanki çim değil uçsuz bucaksız buğday tarlaları var ve Hamburg’lu futbolcular bunları ağır ağır süren birer traktör gibiler.

Naçizane fikrim ucu bilime dokunan her türlü yöntemin saygıyı hak ettiği yönünde. Bu sebeple Hamburg sağlık ekibinin yöntemleriyle dalga geçmeyi doğru bulmuyorum. Atletico Madrid yardımcı teknik direktörü Mono Burgos (buram buram reklam kokan bir hareket olsa da) yedek kulübesinde Google gözlüğü takabiliyorsa, bir biyoenerji uzmanının da futbol kültüründe yeri vardır ve bir renktir. Ancak bu detayları bırakıp asıl soruyu, yani “Düşme hattına girdiyseniz neye ihtiyacınız vardır?” sorusunu Hamburg adına sorarsak etrafta çok yakın örnekler var:

Çok önemli ve tarihi bir derbiyi kaybedip düşme hattına girdiklerinde, hocası Tayfun Korkut’un megafonla taraftarı sakinleştirirken üzerine tırmandığı demir parmaklıkların arkasında bir bodyguard edasıyla dikilip, o olaydan sonraki iki maçta takımı arkasından sürükleyen ve 6 puanı alan Hannover kaptanı Lars Stindl; “Vura vura vura!.. Kıra kıra kıra!.. Bir daha asla!.. 2. Bundesliga!” akımının başkumandanı, nam-ı diğer Freiburg teknik direktörü Christian Streich; ya da “umut en son ölür” sözünü formalarına reklam almışçasına her hafta yenilip, her hafta yılmadan mücadele eden Braunschweig takımı. Hamburg’da bunlardan hiçbiri yok!

O sebeple Mustafa Sandal haklı galiba. Haftaya Bayern’le karşılaşacak bu Hamburg’un ruh tamircisi var ama ruhu yok… onun için hiç mi hiç şansı yok.

HAFTANIN KARMASI

(4-4-2)
Kevin Trapp (Eintracht Frankfurt)
---
David Alaba (FC Bayern)
Ömer Toprak (Bayer Leverkusen)
Oliver Kirch (Borussia Dortmund)
John Anthony Brooks (Hertha Berlin)
---
Ivan Perisic (VfL Wolfsburg)
Patrick Hermann (Borussia Mönchengladbach)
Marco Reus (Borussia Dortmund)
Franck Ribéry (FC Bayern)
---
Claudio Pizarro (Bayern Münih)Halil Altintop (FC Augsburg)

HAFTANIN TAKIMI
Mönchengladbach
Schalke’yi oldukça uzun zamandır evinde kimse yenemiyordu. Gladbach bunu maç boyunca sadece bir, evet yanlış okumadınız, sadece 1 faul yaparak ve onu da 90. dakikada yaparak gerçekleştirdi. Bu galibiyet aynı zamanda Şampiyonlar Ligi umudunun son iki haftaya taşıdığı anlamına da geliyordu. Schalke’nin de henüz ŞL’ne doğrudan gitmeyi garantilemediğini hesaba katarsak, bu maçın kemik sesleriyle geçmesi beklenirdi. Ancak galiba gerçekten bu hafta Bundesliga’da bir ruhsuzluk vardı.

HAFTANIN YILDIZI
Claudio Pizarro (Bayern Münih)
35 yaşında ve hala işini yapmaya devam ediyor. Pizarro’nun olduğu nokta futbol hayatının sonlarını yaşayan bir futbolcunun olmak isteyeceği en güzel yerlerden biri. Dünyanın en iyi takımlarından birinde zaman zaman kendine yer bulan, bulamadığı zamanlarda bunu sorun etmeyen, bulduğunda da neden bu lige gelmiş geçmiş en iyi yabancı futbolcuların arasında isminin hep üst sıralarda yer aldığını hemen her fırsatta kanıtlayan biri o. Bu hafta da Bayern 1-2 gerideyken skoru 3-2’ye iki golle getirdi ve herkes biliyordu ki, aslında maç o an bitmişti.

HAFTANIN GOLÜ
Arjen Robben
(Bayern Münih)
Bu gole en çok 4-6 gol tercihi yapan iddia severler üzüldü muhtemelen, ya da +7 gol seçenler sevindi.
Onlar bu kısımla uğraşsın, futbol açısından bakıldığında klasik bir Robben golüydü. Sağdan şut çekecekmiş gibi fake atmaya başladı Robben: “bu değil, bu da değil, bu hiç değil” derken ceza yayını geçmekte olduğunu fark etti ve işte bu diyerek topu direk dibinden ağlara yuvarladı. Bütün bunları yaparken muhtemelen topukları hiç çime değmedi. Werder ormanlarında ceylan gibi seken Robben, bakalım Real ormanlarında ne yapacak?