Pencereden bakmak ciddiyet ister

Pencereler çıktım kırmızı velenseli yataktan çocuk burnumu dayadım terli camına pencerenin oda sıcaktı ve genç anamın kokusu vardı odada dışarda kar yağıyordu ben kızamık çıkarıyordum.

Kar yağdı mı ışığa üşüşen böcekler gibi pencerelere üşüşüveriyoruz. İşte bu yüzden seviyorum bu beyazlığı. Bakıyorum, artık bir ben değilim pencere kenarındaki. Karşıdaki sıra sıra apartmanların hemen hemen bütün katlarında bir baş belirmiş.

Kar sayesinde
Evvelki gün gördüklerim: Bir çocuk, üzerinde mavi önlük var, herhalde okuldan gelmiş, önlüğünün yakası açılmış ama tam olarak çıkmamış, elinde ya bir kurabiye ya bir elma, tam olarak seçemedim, karı seyrediyor.
Çapraz pencerede genç bir kadın, kollarını kavuşturmuş, kazağına daha bir sıkıca sarılmış, saçları dağınık, kızıl. Daha önce hiç görmediğime göre yeni taşınmış olmalılar.
Tam karşı apartmanda üst kata denk gelen bir daire var. Bir pencere hariç diğerlerinin perdeleri daima mıh gibi kapalıdır. İşin tuhafı, o açık pencereden de tam olarak karşı duvara denk düşen, büyük bir gelin-damat fotoğrafı görünür. Büyük, kalın bir çerçevenin içindedir ve bizim seyrimize gururla sunulduğu anlaşılmaktadır. Günde bir kez ona bakmazsam içim rahat etmez. Evin sahiplerine aşinalığım daha ziyade bu fotoğraftanken kar yağdı mı kendileri de beliriyor. Geçen yıldan bu yana hiç değişmemişler.
Yaşlı bir teyze var iki apartman solda, kolunun altına bir minder koymuş, belli ki işi ciddiye almış, uzun kalacak.
Bu sefer alt çaprazda bir kedi, aramızda görüntüye en çok yakışan o. Ne seyrediyor, neye bakıyor bir bilsem.
Ben çocukluğumdan beri çok severim camdan bakmayı. Saatlerimi önünde geçirmişliğim vardır. Öyle dalıp hayaller de kurmam. Hayır, pencereden bakmanın hakkını vermek lazım. Buluda bakacaksan, sade o buluda bakacaksın, bir kuşu seyredeceksen sade onu seyredeceksin. Belki diğer yazarlar öyle değildir, hemen çağrışımlarla başka şeyler düşünmeye başlarlar; ben öyle değilim, baktığım şeyin orada var olduğunun taş olsa farkında olduğumu hissettirecek kadar hülyasız bir seyir benimki.

Ufka bakmak da suç
Geçenlerde Tophane-i Amire’deki Miro sergisini geziyordum. Bilmediğim bir şey öğrendim. Üstat zaman zaman bir sahil kasabasında yaşarmış. Belki de her şeyden çok durağanlığı seyretmekten zevk aldığı ve bunda ilham bulduğu için de sık sık deniz kenarına gider, uzun uzun ufka bakarmış. Hareketini şüpheli bulan zamanın diktatör Franco polisi kendisini kaçakçı olduğu ve bir gemi beklediği gerekçesiyle tutuklamaya kalkışmış. Kasabalı ressamın arkasında durmuş ve onun sahile inip hep ufka baktığını söylemiş. Öyle mi? Bu sefer de polis Miro’yu ufka bakmaktan tutuklamış. Bizim Duran Adam’ın polis tarafından götürülmesi gibi.
Henüz evimizin camından seyre dalmak fena bir şey haline gelmemişken, diyorum ki bırakın siyasetçiler birbirlerini yesinler; biz karı, yağmuru, başka neyi fırsat bilirsek çıkalım pencerelere, dışarı bakalım. Biri gelip kelepçe takana kadar havada savrulan tozun bile tadını çıkaralım.