Deniz Feneri konusuna gelelim

Almanya'daki Deniz Feneri e.V. ile ilgili yolsuzluk, dolandırıcılık iddialarına AKP sözcülerinin verdikleri iki yanıt var:
1- Aydın Doğan'ın RTÜK ve Hilton işleri var.
2- Deniz Baykal'ın eşinin mal varlığını niye sormuyorsunuz?
"Ne alakası var?" derseniz; alakası yok. Yok, ama AKP böyle savunma yapıyor!
Deniz Feneri e.V. ve Türkiye'deki uzantılarına ilişkin iddiaların hiçbiriyle ilgili olarak bir tek söz söylemiyorlar. Deniz Feneri sorulduğunda aynı şeyi tekrarlıyorlar:
1- Aydın Doğan
2- Deniz Baykal, o olmazsa, eşi...
Herhalde Almanya'da Deniz Feneri e.V. ile ilgili davayı Aydın Doğan açtırmadı. CHP lideri Deniz Baykal veya eşinin açtırması da mümkün değil.
Deniz Feneri yolsuzluk iddialarıyla Aydın Doğan veya Deniz Baykal'ın eşinin uzaktan yakından bir ilgisi yok...
Siz asıl konuya gelin...
Konu Deniz Feneri e.V. ve Türkiye'deki bağlantıları...
Konu bu...

Neden savunma pozisyonu?
Başbakan Erdoğan ve AKP yöneticileri, Deniz Feneri e.V. konusunda neden savunma pozisyonunu geçiyorlar?
Almanya'da yürüyen bir dava var. Mahkemede ortaya dökülen iddialar çok önemli...
Vatandaşlarımızdan toplanan paraların 25 milyon euro'luk kısmı kayıtlarda gözükmüyor. Din-iman diye toplanan paralar "Yardım ettik" dedikleri yerlerden ve kişilerden çıkmıyor. "Muhtara teslim ettik, işte alındı belgesi" diye sundukları evrakın sahte olduğu Alman polisi tarafından mahkemede gösterildi.
Paraların yardım bekleyenler dahil Türkiye'de bazı şirketlere aktarıldığı, kurye aracılığıyla elden teslim edildiği soruşturmayı yürüten Alman polisi tarafından duruşmada ifade edildi. Şahıs ve şirket isimleri, miktarlar yer ve zaman belirtilerek...
Konu buyken AKP yöneticilerinin savunma pozisyonu alıp Doğan Grubu'na ve Deniz Baykal'a yüklenmeye çalışmaları bu soruların cevabı değil...
Oysa Başbakan'dan, bakanlardan, AKP yöneticilerinden beklenen bu yolsuzluk iddialarının Türkiye ayağını aydınlatmalarıydı; konuyu kapatmaya çalışıp dikkatleri başka yere çekmeye çalışmaları değil...

Paralar nerede?
Yurtdışında ve içinde din-iman adına vatandaşlarımızın insani duyguları kullanılarak toplanan paraların bir bölümünün "buharlaşması"nın ilk örneği Deniz Feneri değil...
Daha önce de yaşandı...
Savaş sırasında Bosna-Hersek'teki Müslümanlara yardım adıyla toplanan paraların akıbeti de belli olmadı. Mercümek olayı hafızalarda tazedir. Paralar bulunamadı.
"Müslümanlık adına" vatandaşlarımızdan toplanan "yardım" paralarıyla gemi alınmış, şirketler kurulmuş, ticaret yapılmış, televizyon kanalları desteklenmiş...
Soruşturmayı yürüten ve mahkemeye bilgi veren Alman Başkomiser Böhl, bağış paralarıyla 1.3 milyon euro'ya Nordic Kristina adında bir gemi alındığını, gemiye 2.5 milyon dolar masraf yapıldığını, birkaç kez isim değiştirdiğini, kiralandığını, sonuçta İstanbul'da Haliç Limited Şirketi'ne satıldığını, şirketin sahibinin ise Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman'ın oğlu Habib Karaman, genel müdürünün de yargılanan Dernek Başkanı Mehmet Gürhan olduğunu açıkladı...
Böhl, Deniz Feneri e.V.'nin resmi ve gayri resmi iki muhasebe kaydının olduğunu, Almanya'dan çekilen nakit paraların kuryelerle başta Zekeriya Karaman olmak üzere Kanal 7, Beyaz Holding ve Deniz Feneri yöneticilerine aktarıldığı bilgisini de verdi.
İddialar bunlar ama nedense AKP yöneticileri bir türlü Deniz Feneri konusuna gelemediler...