G7 ülkeleri bile anladı

İzmir’de kurulan ve kurulduğu günden itibaren diğer iller tarafından örnek alınan “İzmir Tarım Grubu” bundan yıllar önce “Tarım önemlidir” sloganı ile yola çıkmıştı.

Çok çabalamasına rağmen 2011’deki, başta olmak üzere yapılan seçimlerde Meclis’e tarımcı milletvekili sokamadı.

Bugün başkanlığını Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük’ün yaptığı oluşum, tarımın önemini her platformda anlatıyor.

Ancak siyasilerin gündemi farklı olduğundan bu konu yeterince ilgi görmüyor.

Halbuki geçenlerde İtalya’nın ev sahipliğinde toplanan ve ABD, Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa, Japonya, Kanada’dan oluşan “G 7” yani dünyanın en gelişmiş 7 ülkesi tarımı konuştular.

Afrika’dan gelen mülteci göçünden en fazla mustarip olan ev sahibi İtalya’nın patronlar kulübünden talebi, Afrika ülkelerindeki gençlerin doğdukları topraklarda kalmalarının bir formülünün bulunmasıydı.

Bu formül de ağırlıklı olarak tarım tabii ki.

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Gıda ve Tarım Organizasyonu (FAO) uzmanları geçenlerde Suriye’den göçün önlenebilmesi için ülkenin tarıma acil dönüş yapması gerektiğini açıkladılar.

Açıklamasına açıkladılar da bunu karşı çıktıkları Esad ile mi yoksa başta destekleyip, sonradan savaştıkları cihatçı gruplarla mı yapacakların söylemediler.

Türkiye’ye gelirce...

Dünyada bütün bunlar olurken, kamuoyunda “Zeytincilik yasası” olarak bilinen ve zeytin alanları ile çevresini koruyan yasa, maden ocakları, taşocakları, sanayi tesisleri ve çöp depolama alanlarına dönüşecek şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde değiştirilmek isteniyor.

Türkiye’de yıllarca zeytincilik desteklenip, çiftçilere ağaç diktirildi.

Şimdi kimsenin “pardon” demeye hakkı bulunmuyor.

Kaldı ki 125 milyon ağaçtan oluşan zeytin tarımı 150 bin ailenin, yani 750 bin kişinin geçimini sağlıyor.

Sanayi tesisleri, taşocakları, maden sahaları, enerji santrallerıyla çöp depolama alanları bir ülkenin gereksinim duyduğu yatırımlar elbette.

Ancak bunlar insana, çevreye, tarım alanlarına zarar vermeyecek şekilde planlanmalı ve yapılmalı.

Zaten ülkede tarımdan kopuş var ve bu tür kararlar kopuşu daha da hızlandırırken işsizliği de artırıyor.

Bütün bunların ışığı altında, geçen haftaki yazımda sorduğum soruyu çok önemli bulduğum için, bu yazımda da soruyorum:

2017 başından itibaren Milli Tarım Projesini hayat geçiren Türkiye, gelecekte kendi halkına güvenli tarım ürünlerini yediren, arta kalanı da ihraç edip dünyaya da güvenli gıda tükettiren bir ülke mi olacak, yoksa zeytincilik yasası, mera kanunu gibi kanunları değiştirerek, örneğin her köye taşocağı kurdurup, taş cehennemi bir ülke mi olacak?

İşte buna karar verilmesi gerekiyor.