Sahte ürünler cenneti Türkiye

Türkiye’nin, taklit ve sahte ürünlerde Çin’den sonra dünyada ikinci sırada olduğunu biliyor musunuz? Bilmiyorsanız nasıl olduğunu size anlatayım

Türkiye’nin, taklit ve sahte ürünlerde Çin’den sonra dünyada ikinci sırada olduğunu biliyor musunuz? Bilmiyorsanız nasıl olduğunu size anlatayım.

Sadece gümrüklerden elde edilen verilere göre; illegal ticaretin boyutu dünyada 461 milyar dolara dayanmış. Üretilen ve sadece ülke içinde satılan taklit-sahte-kaçak mallarla birlikte büyüklük 2 milyar dolara ulaşmış durumda. Ayrıca, pazar her yıl yüzde 16 oranında büyüyor.

Türkiye’de bu illegal yapılanmanın parasal karşılığı 20 milyar doları aşıyor, devlet bu kanunsuz işlerden 7,2 milyar dolar vergi kaybı yaşıyor. İşsizlik rakamlarının yüzde 10’un, genç işsizliğin de yüzde 20’nin üzerine çıktığı ülkede, taklit sektörü 90 bin kişinin de istihdam edilmesine engel oluyor.

Türkiye’de, aklınıza gelen her şeyin sahtesi üretiliyor. İşin ilginç yanı, tüketicilerin yüzde 58’inin bunları taklit olduğunu bile bile alması. Bu durumun ekonomiyle ilgisi bulunuyor. Örneğin dar gelirli insanlar, aynı markanın yazılı olduğu bir tişörtü, gerçeğinin 10 katı aşağıya alıyor. Taklit sektörü, ekonomik güçlükleri bu şekilde kendi lehine fırsata çeviriyor.

İş o kadar ileri gitmiş ki, sahte ürünler Türkiye’nin birçok ihtisas fuarında peynir-ekmek gibi satılıyor.

Sahtekârlık sektörünün en büyüklerinden biri de maalesef gıda ürünleri. Gıdada, sahte ürünlere taklit ve tağşiş deniyor. Taklit, adı üzerinde bir gıdayı taklit etme; tağşiş ise yasak olan bir maddeyi gıdaya katma olarak ifade ediliyor.

50 milyarlık maliyet

Taklit ve tağşiş konusunda maharetliyiz. Sahte ürün üreticileri yani ‘sahtekârlar’ şeytanın aklına gelmeyecek hileler yapıyor.

Örneğin peynire kemik unu, yoğurda jelatin, sucuğa-köfteye at-eşek eti, baklavaya bezelye, baharata tuğla tozu-boya-kuru ot, sakatata gıda boyası, bitkisel karışımlara viagranın etken maddesi, tereyağına margarin-patates püresi, portakala-süte-ete su, şuruplara bal aroması, dönere soya, tavuk dönere öğütülmüş inek memesi-sakatat parçaları-bağırsak-paça, zeytine zehirli tekstil boyası, sızma zeytinyağına palm yağı, çikolataya tekstil boyası-domuz jelatini-soya tozu-margarin, lahmacuna kemik külü, kokuşmuş tavuğa klor katıyorlar.

Türkiye Ziraatçılar Derneği’nin bildirdiğine göre; hileli gıdaların gıda sektörüne maliyeti 30 milyar lirayı buluyor, hileli mal satanlar da 10 milyar liralık ciro yapıyor.

Hileli gıdaların insanların sağlığına olan maliyeti de var tabii... Bu gıdalarla beslenmeden dolayı insanlar hipertansiyon, şeker, kalp-damar rahatsızlıkları, kalp krizi, obezite, kolesterol ve başta karaciğer-bağırsak olmak üzere, birçok kanser türüyle mücadele etmek zorunda kalıyor.

Toplum; sağlığını, sağlığın bozulması nedeniyle de işgücünü yitiriyor, bütün bunların maliyeti de yılda 50 milyar lirayı buluyor.

Ne kadar acı değil mi?..