Workshoplara Yoğun Talep

12 Temmuz 2019

Haksız rekabetin bu kadar fazla olduğu bir çağda kendi başına marka olmaya çalışanları gerçekten takdir ediyorum doğrusu. Sosyal medya ve workshopları da bu yolun bir parçası hâline getirerek para kazanmak da artık girişimciliğin bir parçası hâline geldi. Atölye çalışması diye de adlandırabileceğimiz bu workshoplar son zamanlarda birçok insanın stres topu oldu. En güzel tarafı da çocuklardan gençlere, işsizlerden emekli ve çalışanlara kadar herkesin katılabiliyor olması.

Fiyatlar Nasıl ?

Her işletmenin ve markanın hedeflerine ulaşabilmek için geliştirdiği iş yapış ve sunum şekli vardır. Büyük firmalar için bu durum profesyonel ilerlerken küçük işletmeler de kendine göre çözüm yolları ile devam ediyor. Ama artık sosyal medya ile herkes tek başına bir marka hâline geldi diyebiliriz. Dolayısıyla kendini duyurmak ve insanlara ulaşmak günümüzde en önemli meziyet hâlini aldı. Öyle ki instagramda her gün başka bir workshop duyurusu ile karşılaşıyorum. Ekmek yapımından yağlı boyaya, heykel yapımından örgüye kadar birçok alanda atölye çalışmaları bulunuyor. Biraz araştırdım hatta bazılarına ben de katıldım ve fark ettim ki bu atölye çalışmaları artık ekonomik kazanç sağlama alanı oluşturmuş. Bir nevi küçük meblağ ile işin yapış şeklini az bir zamanda görmüş ve tatmış oluyorsunuz. Fiyatlar ise seçtiğiniz alana, zamana ve malzemelere göre değişmekle birlikte 50 TL-750 TL arasında değişiyor.

Atölyesi olanlar da var, sadece workshop için bir yer kiralayanlar da var. Önemli olan workshop yapabileceğiniz bir uzmanlık alanınızın olması ve bu alanda yapabildiklerinizi diğer insanların da yapabileceğine inandırmak. Gerisi zaten geliyor. Bir bakmışsınız yoğun talepler için büyük bir yer arayışındasınız. Ben biraz geç tanıştım ama sevdiğiniz ve kendinize hobi olarak seçmeyi düşündüğünüz bir alana yönlenmek için workshoplar harika bir fırsat. Hatta özellikle festivallerde çocuklar için biçilmiş kaftan diyebiliriz. Ayrıca meslek seçimine de büyük faydası olacaktır. Profesyonelliğin ve acemi heveslerin bir araya gelmesiyle ortaya yeni fikirler de çıkıyor. Dolayısı ile fikrinizi sahayla buluşturmayı önemsemeniz dileğiyle...

INSTAGRAM: https://www.instagram.com/mervekantarciculha/

Yazının devamı...

Kadın Kanalına Beylerin İlgisi

2 Temmuz 2019

İş görüşmelerinin insana tecrübe kazandırdığı fikrindeyim. Bu nedenle kendime olabildiğince görüşme ayarlamaya çalışıyorum. Bu sırada karşımdaki profesyonel insanları hem dinliyor hem de kendime notlar çıkarıyorum. Bu hafta Türkiye’nin ilk kadın kanalı Woman TV Genel Yayın Yönetmeni Ahu Özyurt ile görüştüm. Kendisinin samimiyeti dolayısıyla görüşmem iş görüşmesinden çıkıp bir röportaja döndü. Neden mi? Dinlerken bende hem tecrübeli bir gazeteciden neler öğrenebilirim soru işaretlerini hem de bu tecrübesini nasıl paylaşabilirim hissiyatını oluşturdu.

Evet, yanlış okumadınız Türkiye’nin ilk kadın televizyonu. Birçok programın artık evlerde sorun oluşturduğundan yola çıkarsak evlerinizde bilgi alabileceğiniz ve uzmanına soru sorabileceğiniz bir kadın kanalından bahsediyorum. Kısa sürede kanalın izleyici kitlesinin arttığını belirten Woman TV Genel Yayın Yönetmeni Ahu Özyurt, kanala aynı zamanda erkeklerinde ilgisinin yoğun olduğunu belirtiyor.

Medya sektörünün ekonomik anlamda zorlandığı günlerde yeni bir kurum olarak ortaya çıktınız ve istihdam alanı oluşturdunuz. Siz bu durumdan etkilendiniz mi?

Seçim süreci medya sektörünü çok etkiledi. Bu dönemde herkes tasarruflu iş yapmaya gayret etti. Seçim süreci uzadı ve doğal olarak medya sektörü de kendi içinde bir kriz yaşadı. Şu an sonbahara kadar dayanmaya çalışan gazeteler, dergiler ve kanallar göreceğiz diyebilirim. Sonbahar itibarıyla da belki bazı kanalların kapandığını veya birleştiğini göreceğiz. Ben Woman TV’ye ekim ayında dâhil edildim. Benden önce burası biraz daha haber kanalı olarak formüle edilmişti. Ali Güven ve ben dâhil olduk. Ardından çalışmalarımıza başladık. Biz küçük bir bütçe ve ufak bir ekiple yola çıktık. Bu nedenle bu süreçlerde fazla hırpalanmadık. Minimum ekiple çıkarak çok çalıştığınızda borcunuz olmuyor ve masrafları ona göre karşılıyorsunuz. Böyle dönemlerde niş kanallar ve kendi kendini çevirebilen medya kuruluşları, internet siteleri ayakta kalabiliyor. Fakat ana akım o kadar borca giriyor ki sonrasında bir türlü kendini toparlayamıyor. Bizim bundan sonraki amacımız, Woman TV’de saatlerimizi uzatmak ve ekibimizi büyütmek.

Kadın kanalı diyoruz. Peki, erkeklerin ilgisi nasıl? Kanalı arayan erkekler en çok hangi konular hakkında soru soruyor?

Kanalımıza erkeklerin ilgisi büyük. Biz bir süre sonra ekranda erkeklerin de dilini değiştirdiklerini gördük. Mesela sabah kuşağımız kadın kuşağı. Ama en çok bizi arayıp soru sormak isteyenler erkekler oluyor. Sağlık programlarımızda en çok eklem rahatsızlıkları ve kalp rahatsızlıkları ile alakalı konularda soru sormak için arıyorlar. Yine öğle kuşağında hukuk konularında çok soru geliyor. Özellikle nafaka konusu çok merak ediliyor. Ekranda nafakadan ve işten atıldıklarında yaşadıkları durumdan dolayı mağduriyetlerini anlatmak isteyen beyefendiler oluyor. Biz de elimizden geldiğince ekranda yer vermeye çalışıyoruz. Dolayısıyla aslında biz kadın erkek diye ayırmıyoruz. Biraz orta zemin bulunmasını, meclise gelen tekliflerin dengelenmesine katkı sağlamaya çalışıyoruz. Örneğin, evde çalışan hanımlar geldi buraya ve yaşadıklarını anlattılar. Sosyal haklarının nasıl zorlandıklarını anlattılar. Bizler de olayın hukuki boyutları hakkında onları bilgilendirmeye çalıştık. İnsanların sesini duyurabileceği bir alan oldu burası diyebiliriz.

En çok hangi alanlar ilgi görüyor?

Yazının devamı...

Sıfır Bütçe ile Başarılı Olmak

17 Haziran 2019

Ülkemizde iş hayatında hâlâ hanımefendilere verilen değerin istenilen düzeyde olduğunu düşünmüyorum. Öyle ki bir işe başvurduğumuzda kariyer bilgilerinden önce evli misin bekâr mı, evliysen çocuk düşünüyor musun, nişanlıysan ne zaman evleneceksin? gibi bir yığın sorularla karşılaşmaktayız. Birçok hanımefendi mutlaka birgün işi ile ailesi arasında kalmıştır. Bu nedenle hem girişimci hem de iyi bir anne olmayı başaran kadınlar bana mail atınca anında geri dönüyorum. Çünkü her birinin mutlaka ayrı hikâyesi oluyor. Üstelik kendi işini kuracak hanımefendilere yol gösterme açısından faydalı olduğunu düşünüyorum. Bu minvalde bana mail atan Küçük İzler’in kurucusu Ebru Bayraktar hanımla güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü mezunu olan Ebru Hanım, evli ve bir çocuk annesi. İş hayatından 15 yıl sonra tamamen başka bir alanda kendi işini kurmaya karar veriyor ve hikâyesi başlıyor.

İş Kurma Süreciniz Nasıl Başladı?

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümünü bitirdikten sonra California Üniversitesinde İşletme sertifikası aldım. 15 yıl kurumsal bir firmada ürün müdürü olarak çalıştım. 40 yaşına geldiğimde şirketin taşınması sebebiyle işten ayrıldım ve sonrasında ne yapacağıma karar verme süreci başladı. Çalışırken yurt dışı seyahatlerim oluyordu. Bu seyahatlerden birinde görüp de çok beğendiğim el heykelleri dikkatimi çekiyordu. Fakat nasıl yapılacağını bilmediğim oğlumun 3 boyutlu el izi heykelini yapmak için araştırma yapmaya başladım. Bir süre sonra neden bunu iş fikri olarak Türkiye’ye getirmeyeyim düşüncesi aklıma geldi. Sonuçta herkes için anlamlı bir hediye olacaktı. İlk etapta aklımda sadece çocuklar vardı, daha sonra ürünleri çeşitlendirip yetişkinler için de setler hazırladım. Amacım herkese sevdikleri ile en güzel anlarını ölümsüzleştirip ölene kadar saklayabilecekleri bir hatıra sunmaktı. Bu amaçla “Küçük İzler” ismiyle kendi evimde atölye kurdum ve “hayatta bazı izler kalıcı olmalı” sloganı ile yola çıktım.

Çevrenizde Tepki Gösterenler Oldu mu?

Elbette oldu. Başlangıçta bu iş fikrim ailem tarafından saçmalık olarak algılandı, başta eşim olmak üzere annem dahil “kendine düzgün bir iş bulsana o kadar deneyimin, eğitimin var” şeklinde bir yaklaşımla karşılaştım. Arkadaşlarıma söylediğimde yüzlerinde acıma dolu bir ifade ile bana baktıklarını hatırlıyorum. Ben yaptığımda henüz insanlar bu tarz bir hediye ile karşılaşmamıştı. Dolayısı ile yakın çevremden hiçbir destek almadığım gibi köstek oldular diyebilirim. Fakat bir anne olarak gördüğümde benim hoşuma gittiyse, diğer annelerin de hoşuna gideceği düşüncesinden cesaret alarak yoluma devam ettim. Sonrasında iş kurmaya başlayınca herkes destek oldu. Fikri Türkiye’ye getiren ve ilk oluşumu sağlayan kişiyim. Ardından işi aynı şekilde yapmaya çalışan bir sürü insan ortaya çıktı. Vazgeçmedim ve sabrettim. Sonuçta da karşılığını da aldım. Şu an yurt dışına satış için bile alt yapısını hazırlıyorum.

Tam Olarak Ne Yapıyorsunuz? İnsanlara Nasıl Bir Hizmet Sunuyorsunuz?

Yazının devamı...

Tatilde Mağdurum, Ne Yapacağım?

29 Mayıs 2019

Ramazan Bayramına az kaldı. Tatil kapımızda. Bazıları planını yaptı, bazıları da hâlâ arayış içinde. İlk gün aileyle geçiririm, geride kalan tatilimde ne yapsam? Bir yerlere gelişigüzel atlayıp gitsem mi, yoksa netten bir tur mu ayarlasam ya da bir otel için rezervasyon mu yaptırsam? Şu an muhtemelen birçok kişi tatile hazırlık evresinde ve bu soruları cevaplamaya çalışıyordur.

Tatiller güzel oluyor olmasına da bazen aceleyle alınan kararlar büyük mağduriyetlere sebep oluyor. Her ne kadar ben dikkatliyim deseniz de bir bakmışsınız en kötü tur paketi size denk gelmiş ya da gerçekte hiç olmayan bir otelin kurbanı olmuşsunuz.

Peki, tatil mağduriyetlerinin önüne geçmek için ne yapmalı? Ayda yılda bir gelen tatil gününü zehir etmemek için nelere dikkat edilmeli? Tüketiciler Derneği (TÜDER) Başkanı Levent Küçük ile tatilde yaşanan mağduriyetler üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Tatil paketlerinde dolandırıcılara ve sosyal medyada aldatmalara dikkat çeken Küçük, tatil mağduru olmamak için uyardı.

Tatil yerini seçerken dolandırılmamak için nelere dikkat edilmeli?

Geçen seneye göre bu sene tatil yerlerinde fiyatların iki kat arttığını görüyoruz. Bu bağlamda uygun fiyatta yer bulmak isterken, dolandırıcılara karşı da dikkatli olmak gerekiyor.

Bilindik kurumsallaşmış yıllardır hizmet veren turizm firmaları, acenteleri tercih edilmeli

Özellikle sözleşmelerdeki hükümlere dikkat edilmeli. Tur paketi alırken sözleşme maddelerini mutlaka okunmalı. Hatta tanıtım kılavuzunda belirtilen özelliklerin sözleşmede de yer verilmesine dikkat edilmeli.

Uygun fiyat için erken rezervasyonlardan faydalanmalı

Yazının devamı...

Nasıl İsraf Ediyoruz?

14 Mayıs 2019

Gıdaları tüketmeden çöpe atıyoruz, ihtiyaç fazlası kıyafetleri dolapta bekletiyoruz, en yakın mesafelerde araç kullanıyoruz, dolmayan çamaşır makinesini çalıştırıyoruz, makyaj yaparken neredeyse ıslak mendil kutusunu bitiriyoruz, hatta hiç açmadığımız kozmetik ürünleri var; tarihi geçince çöpe atıyoruz, abdest alırken milyonlarca insanın bir damlasını bulamadığı suyu bir dakikada harcıyoruz, iftar yaparken sabit menülere teslim oluyoruz, misafir geldi ayıp olmasın diye ihtiyaçtan fazla ekmek alıyoruz, restoranda bazen peçete dağlarına sebep oluyoruz, çocuğun tabağındaki bitiremediği yemeğini çöpe atıyoruz…

Bu listeyi uzatmak mümkün. Bunların hiçbirini yapmayanları takdir ediyorum ama gelin görün ki mutlaka birini yapıyoruz. Ticaret Bakanlığının İsraf Raporuna göre dünyada her yıl üretilen gıdaların 1,3 milyon tonu, başka bir deyişle üçte biri, çöpe atılıyor. Bu rakam, dünya enerji tüketiminin %10’undan fazla bir değere eşit. Ekonomik yükü ise 750 milyar dolar. Şöyle bir baktığınızda okuryazarlık arttı, üniversite mezun sayısı arttı, bilinçlenme arttı; fakat sonuçlar öğrenim ve gelir düzeyinin artmasına paralel olarak yemek israfının da arttığını gösteriyor. Dünyadaki bütün ülkeleri biz düzeltemeyiz ama kendi ülkemize dokunabiliriz.

Öğrenim Düzeyi Arttıkça İsraf da Arttı

Gıdaları tüketmeden çöpe atma nedenleri arasında birinci sırada “bozulması”, ikinci sırada “tüketilememesi” geliyor. Gıdaların fazla satın alınması ya da pişirilmesi, gıda alışverişlerinde gereğinden fazla saklama koşulları, son kullanma tarihi, dayanma süresi vb. noktalara dikkat edilmeden gıda alışverişinde bilinçsiz davranılması da bu nedenleri besliyor diyebiliriz.

Araştırmaya göre gıdaları tüketmeden çöpe atma nedeni olarak tüketilmemesi ve saklama yeri olmamasını belirten erkeklerin oranı kadınlardan önemli derecede yüksek. Gıdaların çöpe atılmasının öğrenim düzeyi arttıkça artması da ayrı bir yazı konusu. Eğitim artarken bu rakamlar niye? Herkes kendini sorgulamalı...

Ne Yapabiliriz?

Her şey bizim elimizde. Dünyayı güzellik kurtaracak diye sosyal paylaşımlar yapmasına yapıyoruz ama altını dolduramıyoruz.

Alışverişe liste ile gidilmeli

Yazının devamı...

Alışverişte Çocuğu Kısıtlamak

4 Mayıs 2019

Çocuğunuz ya da yeğenleriniz için harika bir oyuncak ya da çok güzel bir kıyafet gördünüz, önce fiyatını mı sorarsınız yoksa hemen kasaya mı yönlenirsiniz? Genelde dayanamayız. “Onun için almaya değer” anlayışıyla hareket ederiz ve çocukları fark etmeden olağanüstü doyumsuz olma dünyası ile tanıştırırız.

Alışveriş yaparken hepimiz denk gelmişizdir; çocukların ebeveynlerine bir yığın oyuncak veya herhangi bir şey aldırmak istemelerine, çığlıklarına, huysuzluklarına... Bunun karşısında “oğlum o satılmıyormuş, kasiyer abisi bu satılmıyor değil mi, evde aynısından bir sürü var.” şeklinde çocuklarını sakinleştirmeye çalışan anneler ve babalar… Doyumsuzluk tam olarak nedir? Nasıl başa çıkılır?

Ebeveynler, artık belli bir metotla, uygulama ile değil de çocukları çocuk olarak görmeden hareket etmesi gerektiğini anladı anlamasına da hâlâ değişime nereden ve nasıl başlayacağını bilmiyor. Bence işe, “Benim zamanımda çocuklar böyle değildi, benim çocukluğumda bu kadar oyuncağım bile yoktu.” sözlerini bırakmakla başlamalı. Bir kere artık zaman sizin zamanınız, sizin çocukluğunuz, sizin şartlarınız değil. Burada herkes hemfikir olmalı. Teknoloji çağındayız. Çocuklar; robotlar, telefonlar, tabletler gibi birçok akıllı elektronik aletin içine doğuyor. Hatta bir bebeğin profesyonel fotoğraf makinesiyle tanışma yaşı bile 0’ın altına düştü.

“Bunları biz de biliyoruz da peki ne yapacağız?” dediğinizi duyar gibiyim. Psikolog arkadaşlarımdan ve akademisyen hocalarımdan aldığım bilgilere göre “çocuğun her istediğini yapmamak” ana kuralların başında geliyor. Özellikle doyumsuzluktan ötürü söylediklerini yapmak tam anlamıyla çocuğa kıymak demek oluyor.

Neler yapılabilir?

Anne baba her şeyi alır profilinden uzak durmanız gerekir. Her şeyin emekle alındığını öğretin.

Ona ufak görevler verin. Görevi tamamladıktan sonra takdir edin. Böylece hem sorumluluk duygusu artacak hem de özgüveni gelişecek.

Tasarrufu öğretin. Basit bir örnekle her gün kullandığı suya, aslında başka çocukların ulaşamadığını anlatın. Afrika’daki çocukların fotoğraflarını gösterin. Bu şekilde verdiğiniz somut örnek suyu kullanırken aklına gelecektir.

Yazının devamı...

Çocuğa Para Nasıl Öğretilir?

16 Nisan 2019

“Devir ekonomi devri” diye sürekli aynı cümleyi duyuyoruz. Aslında geçmişten günümüze bu hep böyleydi fakat bizler farkında değildik. Farkına vardığımızda ise neye nereden başlayacağımızı şaşırdık. Ekonominin ne olduğunu anlatmaya başlamanın yeri esasında çocuklardır. Evet, eğer ülkemize dair bir şeylerin düzelmesi için geleceğe dokunmak istiyorsak çocuklardan başlanmalıdır. Tabi bunun en güzel yolu da ailelerden geçiyor. Tüketim çılgınlığını şöyle bir düşündüğümüzde ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Birçok çocuk paranın nasıl yönetileceğiyle ilgili bilgi sahibi olmadan yetiştiriliyor. Bu süreç ilkokuldan üniversiteye kadar devam ediyor. Sonrası için ise bir şeyleri düzeltmek ve kısıtlamak oldukça zor oluyor. Dolayısıyla ilerde daha büyük yanlışlar yapmamaları için ebeveynlerin çocuklarına küçük yaştan itibaren para kazanmanın, tasarruf yapmanın ve uzak durulması gereken tüketim davranışlarının önemini öğretmeleri gerekir.

Ekonomistler, çocuklukta şekillenen tercihlerin ve kökleşen davranışların önemine dikkat çekiyor. Bu bağlamda ekonomiyi erken yaşlarda anlamak, yetişkin dönemdeki tercihlere yön verir. Örneğin kumbara alışkanlığı edinen çocuklar daha kolay para biriktirebiliyor. Bu nedenle ailelerin mümkün olduğu kadar erken yaşta düzenli olarak harçlık vererek, harcama planı yaptırarak, heveslendirerek, gereksiz tüketimin zararları anlatılarak, tasarrufa özendirerek, gerektiğinde borç vererek ve ek para kazanma fırsatları sağlayarak çocuklarına uygun değerleri aşılamaya çalışmaları gerekir.

Peki, para yönetimini öğretirken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

• Çocuklara düzenli olarak harçlık verilmelidir.

• Çocuklara harçlığın dışında ek para kazanma fırsatı verilmelidir.

• Çocuklara harçlıklarını planlayarak harcamaları öğretilmelidir.

• Çocuklar harçlıklarından tasarrufa düzenli olarak pay ayırmaya özendirilmelidir.

Yazının devamı...

Düğünde Fotoğraf Çekme Yasağı

11 Nisan 2019

Düğün, nişan, sünnet ve yaş günü gibi günler insan yaşamında özel bir öneme sahip. Tekrarlanması mümkün olmayan bu özel günleri hepimiz fotoğraf çekerek, videoya alarak veya başka bir şekilde kayıt altına almaya çalışıyoruz. Tamamen ekonominin etkisi altına giren bu özel günlerde her şey kusursuz olsun isterken her alanda kendini hissettiren kapitalist sistem, bir bakmışsınız düğünü yarıda kesiyor.

Geçen hafta kuzenimin düğününe katıldım. Düğünde fotoğraf makinemle kendi ailemi birkaç fotoğraf çektim. Yani gelin damat girişi, dans gibi özel anların fotoğrafını çekmedim. Bütün amacım kuzenime hediye verebileceğim hatıra birkaç fotoğraf kalmasıydı. Bu çekimleri salonun fotoğrafçısına da engel olmadan yaparken düğün salonu işletmecisi geldi. Tehditkâr bir edayla, “Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz. Fotoğraf çekmek yasak. Sözleşmem var benim. İstersem şu an bu düğünü bitirilebilirim.” şeklinde konuştu. Neye uğradığımı şaşırdım. Ben de şu şekilde cevap verdim, “Ben ablasıyım ve hatıra olarak birkaç fotoğraf çektim. Profesyonel fotoğrafçı değilim. İster telefonumla ister fotoğraf makinemle çekerim. Burada kötü olan nedir anlamadım. “

Karşımda üsluptan bir haber insan… Uyarının da bir adabı olmalıdır diye düşünüyorum. Tartışsam bir dünya şey konuşacağız. Düğün elektriği kesilebilir, müzik aletleri bozulabilir vs… Netice de düzen onların elinde. Döndüğümde bu konuyu hemen araştırmaya başladım. Bir baktım ki bu konuda davalık olan, düğünü iptal olan, tazminat isteyen, salon işletmecisiyle kavga eden birçok insan var. Peki, bu konuda tüketici kanunları ne diyor?

Kendi Düğününüzde Fotoğraf Çekmek Yasak mı?

Böyle özel anlar için imzalanan sözleşmelerin mutlaka okunması gerektiğine dikkat çeken Tüketici Başvuru Merkezi Hukuk Komisyonu Başkanı Emekli Hakim İzzet Doğan, “Bu gibi önemli merasimlerde fotoğraf çektirmek genel olarak salon sahibi ile düğün sahibi arasında bir “hizmet sözleşmesi” yapılmaktadır. Bu sözleşme kapsamına müzik, pasta, yemek vs. hizmetleri de eklenmektedir. Sözleşmenin içeriği bu merasimlerde çıkan çekişmelerin çözümü için çok önemlidir ve öncelikle bu sözleşmelere bakmak gerekir. Ancak çoğu zaman çekişme düğün salonlarında görevli fotoğrafçı ve diğer görevlilerle düğün davetlileri arasında olmakta ve salon sahipleri veya fotoğrafçılar konukların fotoğraf çekmelerini engellemek istemektedirler ve hatta müziğe son verip salonun ışıklarını bile kapatacakları tehdidinde bulunmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Hizmet sözleşmesinin salonu kiralayan ile salon sahibi arasında geçerli olduğunu belirten Doğan, üçüncü kişi olan konukların bu sözleşmede taraf olmadığını belirtti. Bu nedenle konukların fotoğraf çekmelerinin engellenemeyeceğini anlatan Emekli Hakim Doğan durumu şu şekilde anlatıyor, “Eğer konukların fotoğraf çekmeleri nedeni ile salon kapatılır, ışıklar söndürülür ise sözleşmede bu konuda çok özel bir hüküm yoksa, bu davranış düğün, nişan vs. yapanlara karşıda haksız fiil sayılabilir. Çünkü insanların yaşamlarının çok önemli anları ihlal edilmiş olmakla kişilik haklarına saldırı oluşmuştur. Şimdi herkesin elinde bir telefon ve her an fotoğraf çekme imkânı var. Düğün, nişan vs. merasiminde çok özel çok muhteşem bir anı görüntülemek imkânı varken, fotoğrafçının gelmesini bekleyip o anı ıskalamayı kim ister ki?”

Tazminat Hakkı Var mı?

818 sayılı Borçlar Kanunu'nun haksız eylem faslında düzenlenen 49. maddesi, aynı Kanun'un 98/2. maddesi yollaması ile sözleşmeye aykırı davranışlarda da uygulanmaktadır. “Sözleşme hükümlerine aykırılık hâllerinde, bu aykırı davranış, eğer kişilik haklarını ihlal etmişse ve Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde öngörülen koşulların varlığı sabit olursa, o takdirde manevi tazminata hükmedilebilir.” diyen Doğan, konukların fotoğraf çekmeleri merasim sahiplerinin fotoğraf çeken konukları tarafından engellenmemesi veya zorlaştırılmaması gerektiğini ve böyle bir durum da fotoğraf çekenin lehine değerlendirilmesi gerektiğini anlattı.

Yazının devamı...