AB’de korku, ABD’de umut

Davos

Dünya ekonomisinin 2012 yılında nasıl bir performans göstereceğini, öncelikle Avrupa’daki krizin nasıl gelişeceği belirleyecek. Dünkü yazımda da belirttiğim gibi, Avrupa karmaşık bir sorunlar yumağıyla karşı karşıya ve bu sorunlar yumağının çözülmesi için atılacak adımların şu ya da bu şekilde çelmelenmesi halinde ortaya çok daha korkutucu bir tablonun çıkması olası.
Bunun başlıca nedeni, Avrupa Birliği’nin (AB) genişlerken ve AB’nin para birimi olan euro’nun kurumsal yapısı oluşturulurken yapılan hatalar. Şimdi atılması gündemde olan adımlarla AB’nin ve özellikle euro’nun çökmesini önleyecek yeni bir kurumsal yapının oluşturulması amaçlanıyor. Ancak bir yandan da korku senaryosunun saati işlemeye devam ediyor ve Yunanistan’ın, AB’nin ve euro’nun geleceğini hesaba katmadan atacağı sorumsuzca bir adımın çok daha büyük bir kargaşaya yol açması mümkün görünüyor.
Önümüzdeki bir ay bu bakımdan kritik önem taşıyor. Avrupa Merkez Bankası’nın bankaları rahatlatan adımlarının olumlu etkisi sürerken AB’nin euro’ya güçlü destek sağlayacak bir mali birlik oluşturma projesi hayata geçirilebilirse ve Yunanistan da kendi taahhütlerini yerine getirirse korku senaryosu ikinci plana düşebilir. Ancak bu plan şu ya da bu nedenle aksarsa ve Yunanistan’ın borçlarını ödeyemez duruma düşmesi, hatta euro alanından çıkması gündeme gelirse, AB’nin ve euro’nun geleceği bile tehlikeye düşebilir.

ABD sürpriz yapar mı?
Davos’ta iki farklı ortamda dinleme olanağını bulduğum ABD Hazine Bakanı Tim Geithner da, Avrupa’nın sorunlarını aşmasının ABD için ne kadar önemli olduğunu vurguladı. Tim Geithner, ABD ekonomisinin önümüzdeki dönemde yüzde 2 - 3 arasında büyüyebileceğini söylerken işsizlik sorununu ve gelir dağılımındaki bozulmayı hafifletmeden başarıdan söz edilemeyeceğini vurguladı.
Geithner, ABD ekonomisi için pembe tablo çizmemeye özen gösterdi ama gerek onun açıkladığı bazı veriler, gerekse burada dikkatimi çeken bazı analizler ABD ekonomisinin 2012 yılında bir sürpriz yapabileceğini düşündürüyor. Bu düşünce şu verilere ve gözlemlere dayanıyor:
* Konut sektörü krizinin çözümü sürecinde yarı yola gelindi.
* Krizin etkisiyle tüketimini kısan ve borç ödemeye yönelen hane halkı kesimi geçen yılın sonlarından itibaren tüketimini yeniden artırmaya başladı, otomobil satışlarında ciddi artışlar görüldü.
* Finans kesimi dışındaki ABD şirketleri, kriz ortamında işçi azaltarak ve maliyetlerini düşürerek kârlarını artırabildi ve yaklaşık 1 trilyon dolarlık bir nakit kaynağa sahip. Bu muazzam kaynağın istihdam yaratacak yatırıma yönelme eğilimi giderek artıyor ve yatırımlardaki artışın sürmesi bekleniyor.
* Bu yatırımların da etkisiyle işsizlik oranının beklenenden daha hızlı düşmesi ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemesi olası görünüyor.
Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde ABD 2012’nin sürprizini yapmış olur ve Başkan Obama’nın yeniden seçilme şansı da önemli ölçüde artabilir.