Avrupa çukurdan çıkıyor mu?

Dünya Ekonomik Forumu, küresel sorunlara odaklanmış bir Batı Avrupa kurumu. Forum, küreselleşmenin çeşitlendirdiği bir dünyayı yakından izleme ve yansıtma iddiasında ama Forum’un gündeminde Batı Avrupa’nın farklı bir yeri var. Batı Avrupa ülkelerinin devlet ya da hükümet başkanlarının neredeyse eksiksiz bir kadroyla temsil edildiği Davos’ta, Avrupa’nın öncelikli bir gündem maddesi oluşturması da kaçınılmaz oluyor.
En az 200 yıldan beri ekonomik ve siyasal sistemiyle, kültürüyle, sanatıyla, gelenekleriyle dünyaya damgasını vuran Avrupa’nın derin bir krizin içine yuvarlanmış olmasının yarattığı ezikliği ve burukluğu hissedebiliyorduk Davos’ta. Geçen yılki Davos zirvesi, Avrupa’nın krizden çıkış umudunun hayli zayıf göründüğü bir ortamda gerçekleştirilmişti. Avrupa’nın krizden çıkışının çok zor olduğu inancı hayli yaygınlaşmış ve doğrusu beni de etkilemişti. Bu yıl Davos’a gelirken de bu etkiyi üzerimden atamamıştım ve Avrupa için umut verici bir şeyler yazabileceğimi düşünmüyordum.

Avrupa’nın morali düzeliyor mu?
Bu yıl ise Avrupa’nın krizden çıkış umudunun artmaya başladığı bir ortamda yapılıyor, zirve. Bu yılki ana temanın “Dayanıklı Dinamizm” olması da bunun bir göstergesi. Ben de Avrupa’nın içine düştüğü derin çukurdan çıkma yolunda kayda değer adımlar atmış olduğunu ve liderlerin morallerinin düzelmeye başladığını Davos’ta fark ettim. Krizin odağındaki ülkelerden İtalya’nın Başbakanı Mario Monti’yi, İrlanda Başbakanı Enda Kenny’yi, Danimarka Başbakanı Thorning-Schmidt’i, Hollanda Başbakanı Mark Rutte’yi dinlerken Avrupa’nın kendisini krizden çıkartabilecek yola girmiş olduğunu düşünmeye başladım.
Avrupa’nın temel sorunu sorunlarıyla yüzleşmeyi reddetmesi ve gerçekçi çözümleri ertelemesiydi galiba. İtalya bu tavrı sergileyen ülkelerden biriydi. Bu ortamda siyaset dışında kalmış saygın akademisyen ve bürokrat kimliğiyle göreve çağrılan ve Parlamento’nun yüzde 80’inin desteğiyle İtalya Başbakanı olan Mario Monti, sorunları halka bütün açıklığıyla anlatarak yapılamaz sanılan reformları nasıl gerçekleştirdiğini anlattı Davos’ta. Bir yandan da Avrupa Birliği’nin ve özellikle Almanya’nın desteğini sağlamak ve İtalya’yı köşeye sıkıştıran finans piyasalarıyla baş etmek için yapılanların öyküsünü dinledik Monti’den. İtalya’yı bir yerden bir yere getirmenin verdiği moralle konuşuyordu Monti. Anlattıklarına inandırıcılık kazandıran şey ise palavraya hiç yer vermeyen üslubuydu.

Önümüzdeki dönem kritik
İtalya’nın yönetimini umutsuz bir noktada devralıp ülkeyi çıkış yolunun başına getirmeyi başaran Mario Monti, şimdi siyasete girmeyi kabul etmiş olmanın yükünü taşıyor omuzlarında. Kendisini destekleyen cephe seçimi kazanırsa İtalya’yı farklı bir noktaya taşıma çabasını sürdürecek ama seçimi kazanması garanti değil. Diğer Avrupa ülkelerinde de krizden çıkmak için atılan adımların toplumlardaki umutsuzluğu kırma konusunda elde edeceği başarı belirleyici olacak. Bu bakımdan önümüzdeki dönem çok kritik Avrupa için. İtalya seçimleri bunun ilk göstergesi olacak.