ABD faizde geri dönüş sinyali verince...

ABD faizde geri dönüş sinyali verince...ABD Merkez Bankası konumundaki Federal Rezerv Bankası (FED), Cuma günü piyasalar kapandıktan sonra, kendisinden borçlanan bankalara uyguladığı ıskonto faizini %0.50’den % 0.75’e yükselttiğini açıkladı.
2007 yılının Ağustos ayında, daha sonra küresel krize dönüşecek olan finansal krizin ilk belirtileri ABD’de ortaya çıktığında FED bankalara uyguladığı ıskonto faizini %1’den % 0.5’e çekmiş, 2007’nin Aralık ayında da bankalara ek kaynak sağlamak için kısaca TAF diye anılan borçlanma penceresini açmıştı.
FED’in son kararı, sistemi ayakta tutmak için uygulanan sınırsız parasal genişleme ve sıfır faiz ortamında, kriz nedeniyle uğradıkları zararları kapatarak büyük karlar yazan bankaların artık kendi olanaklarıyla çalışmaya özendirildiği bir dönemin başladığını gösteriyor.
FED’in politika faizinin değişmediği ve alınan kararın şu an için parasal politikada daralma anlamına gelmediği belirtilse de, bu kararın faizlerdeki gevşemenin sınırına gelindiğini ve bundan sonra faiz artışlarının gündeme gelebileceğini gösteren bir sinyal olduğu izlenimi yaygın.

Bernanke ne diyecek?
Önümüzdeki hafta ekonominin gidişatıyla ilgili yarı yıllık raporunu Kongre’ye sunacak olan FED Başkanı Ben Bernanke’nin, FED’in faizleri yükseltme ve para politikasını sıkılaştırmak için acele etmeyeceğine dair Kongre üyelerine güvence vermesi bekleniyor. ABD yönetimi ve Kongre üyeleri, ekonomideki canlanma belirtileri güçlenmeden ve işsizlik cephesinde belirgin bir düzelme olmadan faizlerin yükseltilmesine sıcak bakmıyor.
FED ‘normalleşme’ dönemine geçiş sürecini çok dikkatle izlemek ve buna göre politika belirlemek zorunda.

ABD faizde geri dönüş sinyali verince...

‘Normalleşme’ korkuttu
FED’in son kararını, ABD ekonomisindeki ve banka sistemindeki toparlanmanın doğal bir sonucu ve kriz koşullarından normal koşullara dönüşün ilk ciddi işareti olarak algılamak mümkün ama mali piyasaların kriz ortamının anormal koşullarında çalışmaya alıştığı da bir gerçek.
Krizin yıkıma dönüşmemesi için alınan önlemler kriz
öncesinde hayali bile kurulamayacak olan uygulamaları gündeme getirdi. ABD dahil hemen tüm gelişmiş ekonomilerde mali disiplinin yok olduğu, kamu borcunun kartopu gibi büyüdüğü, buna karşın faiz oranlarının benzeri görülmemiş bir parasal genişlemeyle düşük tutulduğu bir ortam yaratıldı. Bu sayede borsalarda hızlı yükselişler yaşandı, büyük kamu açığı veren ülkeler bile düşük faizlerle borçlanabildi. Hükümetlerin yoğun müdahaleleri başta ABD olmak üzere birçok ülkede resesyonun derinleşmesini ve depresyona dönüşmesini önledi.

Borç depremi etkisi
Ancak özel sektör borçlarının kamu borcuna dönüştürüldüğü bu süreçte devlet borçları hızla tırmandı ve bu borçların finansmanı öncelikli bir sorun haline geldi. İflas bayrağını ilk çeken ülke Yunanistan oldu ama İspanya, İrlanda, Portekiz gibi Avrupa ülkelerinin de Yunanistan’ı izleyebileceği, onların yanı sıra ABD ve İngiltere’nin durumunun da kritik olduğu bir sır değil.
Bugün gelinen noktada devletler, bu dev borçları finanse edebilmek için büyük ölçüde borçlanmak zorunda. Grafikte de görüldüğü gibi, geçen yıldan sonra bu yıl da dev boyutta devlet tahvili ihraç edilecek ve devletlerin borçlanması özel sektör tahvillerini gölgede bırakacak.

Faizlerde yükselme baskısı
Şimdi FED’in parasal genişlemenin sınırına gelindiği sinyalini verdiği bir ortamda devletlerin dev boyutta borçlanması faizler üzerindeki baskıyı artıracak. Faizlerdeki olası yükselmenin ABD ve Avrupa’daki canlanma sinyallerini ve borsaları nasıl etkileyeceği önemli bir soru olarak gündeme geliyor bu noktada.
Öte yandan faizlerdeki ilk yükselme sinyalinin beklendiği gibi ABD’den gelmesi ve Yunanistan, İspanya ve
İtalya gibi euro’yu kullanan ülkelerin borç riskinin öne çıkması, ABD dolarının euro karşısındaki yükselişine destek veriyor.
FED’in normalleşme yolunda attığı adımın, kriz nedeniyle anormal koşullarda çalışmaya alışan mali piyasalarda yeni anormalliklere yol açıp açmayacağını önümüzdeki dönemde yaşayarak göreceğiz herhalde.