Osman Ulagay

Osman Ulagay

oulagay@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Dünya gözü Farklı ülke gruplarının son 15 - 20 yıldaki ekonomik büyüme performansını inceleyen Rodrik, sanayi politikasına önem veren ülkelerin daha başarılı olduğunu saptamış. Büyüme oranını kalıcı biçimde yükseltmek isteyen ülkelerin bunu dikkate alması gerektiğini belirten Rodrik'e göre sanayileşme politikasına önem veren ülkelerde: Sanayide gerekli olan yapısal değişikliği gerçekleştirme şansı artıyorKaynakların daha verimli sektörlere yönlendirilmesi sağlanıyorKüresel rekabette başarılı olacak firmaların oluşması özendirilmiş oluyorYaşama şansı olmayan firmaların tasfiyesi kolaylaşıyor Türkiye'de ekonomi denince akla hemen kur ve faiz geldiği için, Harvard Üniversitesi'nde ders veren iktisatçımız Dani Rodrik'in İstanbul'da yaptığı önemli konuşmanın ana teması yeterince vurgulanmadı medyada, kur politikasıyla ilgili sözleri yansıdı manşetlere. Oysa sanayi politikasının önemini vurgulayan tezleriyle uluslararası alanda haklı bir üne kavuşan Rodrik'in Türkiye için yaptığı öneri de özünde sanayi politikası ile ilgiliydi. Rodrik, TÜSİAD - Koç Üniversitesi Ekonomik Araştırmalar Forumu'nun düzenlediği toplantıda yaptığı konuşmada, sanayi politikasının ancak devlet - özel sektör diyaloğunun süreklilik kazandığı ortamda başarılı olabileceğini söyledi ve uygulamada şeffaflığın büyük önem taşıdığını belirtti. Rodrik, sanayi politikasının, şans tanınacak firma ve sektörlerin devletçe tepeden belirlenmesi anlamına gelmediğini de vurguladı. Toplantıya katılan Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Fikret Sevinç de küresel rekabete ayak uydurma şansına sahip firmaların gelişeceği ortamın yaratılması için Türkiye'nin bir sanayi stratejisi uygulamasının gerekli olduğunu söyledi. TÜSİAD ve iş âlemi de böyle bir açılıma sıcak bakıyor ve hükümetin bu yönde atacağı adımları bekliyor. Bu yöndeki bir açılımın 2008 yılında Türkiye'nin gündemine girmesi uzak bir ihtimal değil sanki. Diyaloğun önemi Yeni gerçekle yüzleşme zamanı Yeni bir yıla giriyoruz. Dünyanın yeni gerçekleriyle yüzleşmenin belki de tam zamanı. Bugünün değişen dünyasında kimsenin, yalnızca kendi değer ölçülerini doğru ve geçerli sayıp başkalarına empoze etme lüksü kalmadı artık. Türkiye'de laik kesimin yaşamakta olduğu bunalım da bu gerçekle yüzleşmenin zorluğundan kaynaklanıyor. Dünyanın tek süper gücü konumundaki ABD de yaşayarak öğreniyor bu gerçeği. Kendi gücünü ve değerlerini dünyaya kabul ettirmek için Irak savaşına kalkışan ABD'nin bugün gelinen noktada içine düştüğü durum pek iç açıcı değil. ABD, Pew Research gibi saygın kuruluşların kapsamlı araştırmalarına göre, dünyanın en sevilmeyen ülkesi haline gelmiş durumda.ABD ekonomisini Çin'in ve diğer parası bol ülkelerin sağladığı dış kaynaklarla çevirebiliyor, Observer yazarı Henry Porter'a göre "Irak savaşını kredi kartıyla finanse ediyor."Konut balonu patlayınca müthiş bir krizin içine sürüklenen Citibank, Morgan Stanley, Merrill Lynch gibi ABD'nin dev finans kuruluşları Asya'nın ve petrol zengini Arap ülkelerinin ülke fonlarından sağlanan sermayeyle ayakta tutuluyor.Yerlerde sürünen dolardan kaçan kaçana, Hindistan'daki dilenciler bile dolar yerine rupi istiyor. Uluslararası iş dünyasının en fazla itibar ettiği gazetelerden biri olan Financial Times, 2007 yılında en çok okunan haberini açıkladı geçen gün. ABD'nin bugünkü halini Roma İmparatorluğu'nun çöküş dönemindeki haline benzeten bir yazıydı bu. Ağustos ayında yayımlanan bu yazının yazarı David Walker ise ABD Kongresi'nin araştırma ve denetim organı olan Government Accountability Office'in başındaki kişiydi. Walker'a göre ahlaki değerlerini koruyamayan Amerika'nın askeri gücü de kapasitesinin sınırlarına geldiği için zorlanıyordu. Federal Hükümet'in mali alandaki sorumsuzluğu ise ABD'yi altından zor kalkılacak bir borç yükünün altına sokuyordu.Kendisini dünyanın hâkimi sanan ABD'nin bu acı gerçeklerle yüzleşmesi ve Walker'in önerilerini hayata geçirmesi hiç de kolay olmayacak herhalde. Zordaki Amerika Ya "erkek avcısı" olarak ün yapmış güzel sevgilisi Carla Bruni ile el ele pozlar vererek Nil sefası yapan ve magazin dünyasının yeni gözdesi haline gelen Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy'ye ne demeli? Devlet başkanlarının ağırbaşlı devlet adamı gibi davranmasına, aşk ilişkilerini gizli kapaklı yaşamasına, magazin dünyasından mümkün mertebe uzak durmasına alışmış olan Fransızlar, komik bir film karakteri gibi ortalarda dolaşan Sarkozy'ye nasıl alışacak?Aslında gerek dünyada gerekse Türkiye'de "bu düzen bizden sorulur" anlayışıyla ayrıcalıklı konumlarını korumak isteyenlerin işi giderek zorlaşıyor. Onların kendi güçlerini, tercihlerini, değerlerini, zevklerini herkese kabul ettirme şansı da azalıyor. Küresel planda Batı'nın, Türkiye'de de laik kesimin hazmetmekte zorlandığı yeni gerçeklerle yüzleşme zamanı geldi galiba. Playboy Sarkozy 'Evrensel Türk'ün yerel zaferi Değerli piyanistimiz Fazıl Say, Abbas Güçlü'nün Kanal D'deki Genç Bakış programına telefonla bağlanıp programın konuklarından Osman Yağmurdereli'ye sorular sorarken kendisini alçakgönüllü bir şekilde "evrensel dünyada tanınan 5-6 Türkten biri" olarak tanımlamış. Osman Yağmurdereli'yi ise, Bekir Coşkun'un AKP'yi destekleyenleri aşağılamak için kullandığı deyimle, "göbeğini kaşıyan adam"a benzetmiş. (Milliyet, 28 Aralık 2007) Klasik müzik dünyasında olan biteni izlemeye çalışmama karşın Fazıl Say'ın "evrensel dünya"da ne kadar çok tanındığını, konser piyanisti olarak ününün son yıllarda ne kadar arttığını bilmiyorum ama son haftalarda yaptığı açıklamalarla Türkiye'de günün adamı haline geldiği kesin. Türkiye'deki ortamı eleştiren çıkışlarıyla, piyanist olarak göremeyeceği bir ilgiyi yakalamış durumda Fazıl Say.Fazıl Say gibi Türkiye dışında da tanınan bir sanatçının ülkesindeki genel ortamı eleştirmesi, kendi rahatsızlığını ortaya koyması aslında övgüye değer bir tavır. Ancak kendi kişisel rahatsızlığını ortaya koyarken kendi görüşünde olmayanları dışlama ve aşağılama hakkını kendinde görmesi, Başbakan Erdoğan'ın yerli - yersiz kullandığı deyimle, hiç "şık" değil.Biz toplum olarak Fazıl Say gibi sanatçıların bu tür çıkışlarına alışmak zorundayız, sanatçılar da içinden çıktıkları toplumun farklı kesimlerinin davranış biçimine, zevkine, tarzına alışamasa da saygı göstermek zorunda. oulagay@milliyet.com.tr