Entelektüel birikimle atılım umudu

ABD’yi ve dünyayı bu büyük krize kim sürükledi? ABD’nin dünyadaki itibarını kim iki paralık etti? Irak fiyaskosunu kim yarattı? Katrina kasırgası kimin zamanında büyük bir felakete dönüştü?
Bu soruların tek bir cevabı var: George W. Bush. ABD tarihinin herhalde en çapsız başkanlarından biri olan George W. Bush ülkesine ve dünyaya çok ağır faturalar ödetti ama hazretin ülkesine ve dünyaya önemli bir hizmeti de oldu galiba diye düşünmeye başladım son günlerde.
Bush bu hizmeti bilerek yapmadı. Entelektüel birikime ve akılcı analize itibar etmeyen, ülkesini ve Entelektüel birikimle atılım umududünyayı ilkel dürtülerle yönetmeye kalkışan, anti-entelektüel başkan tipinin son örneği G. W. Bush’un marifetleri her alanda o kadar büyük zararlara yol açtı ki, onun benimsediği yaklaşımın doğru olmadığını sonunda herkes anladı. Devasa boyutlardaki Bush fiyaskosu, entelektüel birikime önem veren siyasetçi tipinin bir örneği olan Barack Obama’nın seçimi kazanmasını ve bütün dünyada bir umut haline gelmesini kolaylaştırdı.

Obama’dan Erdoğan’a
Obama’nın entelektüel birikime önem veren yaklaşımının ne kadar başarılı olacağı belli değil ama gelinen noktada Obama ve ekibini “kurtarıcı” gibi görmek isteyenler hayli fazla.
Hatırı sayılır bir entelektüel birikime sahip olan Obama, kabinesini kurarken de entelektüel birikimi olan kişilere öncelik veriyor. Örneğin Enerji Bakanı olması beklenen Steven Chu, Nobel Ödülü kazanmış olan bir fizikçi. Chu’nun, iklim değişikliği sorununa duyarlı bir enerji politikasının mimarı olması bekleniyor.
Limon satmamış, koyun pazarlığı yapmamış olanı adamdan saymayan, entelektüelleri aşağılamak için hiçbir fırsatı kaçırmayan, anti-entelektüel siyasetçi tipi Türkiye’de hâlâ popüler. Bu noktada şu soru geliyor akla: Entelektüel birikime daha fazla değer veren siyasetçi tipinin öne çıkması için bizim de büyük fiyaskolar yaşamamız ve ağır bir fatura ödememiz mi gerekecek acaba?


Dünya ticaretinde daralma şoku

Entelektüel birikimle atılım umudu


Dünya Bankası’nın geçen hafta içinde açıklanan “Küresel Ekonomide Olası Gelişmeler” raporu 2009 yılının küresel ekonomi için her bakımdan çok zor bir yıl olacağını ortaya koydu. Rapora göre dünya ekonomisi 2009’da ancak % 0.9 büyüyebilecek, küresel ekonomide hâlâ büyük pay sahibi olan zengin ülkelerde ise küçülme yaşanacak. Küresel ekonomide büyümenin düşük düzeyde de olsa sürmesi başta Çin olmak üzere “gelişmekte olan” ülkelerin katkısıyla sağlanabilecek.
Dünya Bankası raporu, tahminlerini daha önce açıklamış olan IMF ve OECD’den farklı olarak, 2009’da dünya ticaret hacminde gerçekleşmesi beklenen daralmaya da dikkat çekiyor. Dünya Bankası, 2006’da % 9.8, 2007’de % 7.5 genişleyen ve 2008’de bile % 6.2 genişlemesi beklenen dünya ticaret hacminin 2009’da % 2.1 daralacağını tahmin ediyor. IMF daha önce açıklanan tahmininde dünya ticaret hacminin 2009’da % 2.1 genişleyeceğini tahmin etmiş, OECD’de dünya ticaretinde % 1.8’lik bir genişleme öngörmüştü.

Küreselleşmeye darbe
Dünya Bankası raporunun dünya ticaret hacminin 2009’da daralacağı yolundaki tahmini çok önemli çünkü bu tahmin gerçekleşirse dünya ticaret hacmi 1982’den beri ilk kez daralmış olacak ve bu olgu küreselleşme sürecinde bir kırılma noktasına gelinip gelinmediği sorusunu gündeme getirecek. Küreselleşme sürecinin hız kazanmasıyla birlikte dünya ticaret hacminin genişleme temposu dünya ekonomisinin büyüme hızının üzerine çıktı. Üstteki grafikte de görüldüğü gibi, küresel ticaretin genişleme hızı 2006 - 2008 döneminde de küresel büyümeyi katlamıştı.
Dünya Bankası’nın tahminine göre 2009 yılında bu tablo değişecek ve dünya ekonomisi % 0.9 büyürken dünya ticaret hacmi % 2.1 daralacak, 2010’da ise hayat normale dönecek ve dünya ekonomisi % 3 büyürken ticaret hacmi % 6 genişleyecek.
Entelektüel birikimle atılım umuduHemen belirtelim ki bütün tahminlerde yanılgı olasılığının yüksek olduğu ve sayısal tahminlerin sık sık revizyona uğradığı bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde hiçbir tahmine çok fazla güvenmemek gerek ama son günlerde uluslararası medyaya yansıyan haberler, dünya ticaretindeki daralmanın ciddi boyutlarda olabileceğini düşündürüyor.
Dünya ticaretinde ciddi bir daralmanın habercisi olarak nitelenebilecek gelişmelerin bazıları şunlar:
Kasım ayında Çin’in ihracatı 2007’nin aynı dönemine göre % 2.2, ithalatı ise % 17.9 azaldı. Çin’in ihracatı ekim ayında bile % 19 artmıştı.
Çin ihracat gelirinin önemli bir bölümünü, çeşitli Asya ülkelerinde üretilen ürünlerin son üretim aşamasının Çin’de gerçekleştirilmesi yöntemiyle elde ediyor. Bu nedenle Çin’in ihracatının azalması ithalatın azalmasını da beraberinde getiriyor ve bu da Çin’e ihracat yapan Asya ülkelerini vuruyor. Nitekim Tayvan’ın ihracatı % 38, Malezya’nın ihracatı % 6 düştü ekim ayında.
Ekim ayında ABD’nin ihracatı % 2.2 düştü bu düşüşün sürebileceği belirtildi.
Ekonomik büyümeleri ihracata dayanan Almanya ve Japonya’da ihracatın ciddi boyutlarda gerilemeye başlaması resesyonun habercisi oldu.
Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, Türkiye’nin ithalatının 2009 yılında 50 milyar dolar azalabileceğini söyledi.

Ticaret savaşı mı?
Bu gelişmeler dünya ticaretindeki daralmanın âdeta bir salgın gibi yayılacağını ve öncelikle ekonomik büyümeleri ihracata dayanan ülkeleri vuracağını gösteriyor. Bunun uzantısında korumacılık eğilimlerinin artması ve ticaret savaşlarının gündeme gelmesi de söz konusu.
Dünya ticaretindeki daralma, henüz aşılamayan küresel kredi kriziyle de yakından ilintili. Dünya ticaretinin % 90’ı ticaret finansmanı gerektiriyor, banka kredilerinin daralması ve pahalılaşması ise küresel ticareti sınırlıyor. Ayrıca küresel finans sisteminde bir güven krizinin yaşanmakta olması da akreditif kabullerinde sorun yaratarak ticareti olumsuz etkiliyor.
Tüm bu etkenler birlikte değerlendirildiğinde dünya ticaretinin yakın geleceği için iyimser olma olanağı kalmıyor ve 2009’da gerçekleşmesi beklenen daralmanın hemen aşılmasının kolay olmayacağı anlaşılıyor.

“Bitir şu IMF işini Mehmet”
Entelektüel birikimle atılım umuduEyüp Can’ın cuma günkü Referans’ta yazdığına göre Başbakan Erdoğan, Hazine’den Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’e “bitir artık şu IMF işini” talimatını vermiş. “Son ana kadar IMF’ye muhtaç kalmadan bu işi çözebileceğini zanneden” Başbakan Erdoğan’ın, en azından yerel seçimlere kadar kamu harcamalarının sınırlanmayacağı düşüncesiyle sonunda anlaşmaya razı olduğunu belirten Eyüp Can’a göre IMF ile 20-24 milyar dolarlık bir stand-by anlaşması yapılacak.
Başbakan Erdoğan IMF ile anlaşmayı geciktirerek siyasetçi olarak en doğrusunu yaptığını düşünebilir ama bu anlaşmanın gecikmesi ve hükümetin küresel krize karşı ne yapacağını net biçimde ortaya koyamaması müthiş bir güven kaybına yol açtı ve ekonomi durma noktasına geldi. Bunun doğurduğu zararın telafisi kolay olmayacak ve şimdi IMF ile anlaşmak da durumu kurtarmayacak.