Fahrenheit 9/11 ile Bushun suyu kaynama noktasında

Bu gelişme bizdeki Bushçuların neşesini de biraz daha kaçırmıştır herhalde. Bir yıl önce ne kadar da emindiler kendilerinden. Amerikanın kahredici gücü karşısında kimsenin duramayacağını Paul Wolfowitz gibi "Neo - Con"ların ağzından aktarırken ABDnin Iraka saldırmasına karşı çıkanları nasıl da küçümsüyorlardı. Yeminli Amerikan düşmanları ya da yufka yürekli savaş karşıtlarıydık biz. Şimdi kaçacak delik arayan Neo - Conlar gibi bunların Ortadoğu ve strateji uzmanı geçinen yerli sözcülerinin de hiçbir öngörüsü doğru çıkmadı son bir yıl içinde; Bush yönetimiyle birlikte onlar da komik duruma düştüler. Amerikalı yönetmen Michael Moore, Bush yönetiminin ve Irak macerasının ipliğini pazara çıkartan belgesel filmi Fahrenheit 9/11 ile Cannes film festivalinde büyük ödülü aldı. Altın Palmiye Ödülü 1956dan beri ilk kez bir belgesele verilmiş oldu. Bush yönetimine karşı dünyanın dört bir yanında duyulan tepkiye tercüman olan filmin Amerikada nasıl gösterime gireceği ve nasıl karşılanacağı merak konusu. Iraktaki işkence rezaletinin ortaya çıkması sonrasında Amerikadaki desteği daha da zayıflayan George W. Bushun, filmin gösterime girmesiyle yeniden itibar kaybına uğraması olası. Hindistandaki seçim sonucu tartışmaya yeni boyut getirdi Demokrasi, küreselleşmeyle uyumlu ekonomik kalkınmaya engel olabilir mi? Bu soru yeni değil ama Hindistandaki son seçimin sonuçları bu önemli soruyu yeniden dünyanın gündemine taşıdı.Hindistan ekonomisi son yılların en parlak dönemini yaşarken, Hindistanın yazılım ve bilgi teknolojisi (BT) hizmetleri alanındaki atılımı tüm dünyanın dikkatini çekerken, çoğunluğunu yoksul köylülerin oluşturduğu seçmenler, "Parlayan Hindistan"la övünen iktidarı oylarıyla devirdiler. Oy hakkına sahip olan ama iktidardan bekledikleri ilgiyi görmeyen kitleler tepkilerini seçim sandığına yansıtınca, Hindu milliyetçisi BJPnin başını çektiği koalisyon sürpriz bir seçim yenilgisi aldı. BJP lideri Atal Bihari Vajpayii iktidar koltuğunu terk etmek zorunda kaldı.Hindistanda yaşanan bu olay, küresel boyutta değerlendirmelere ve karşılaştırmalara konu oldu hemen. Son yirmi yıldaki ekonomik kalkınma performansı Hindistandan da iyi olan Çinin, demokratik bir rejime sahip olmadığı için daha avantajlı bir konumda olduğu ileri sürüldü. Küreselleşmenin taleplerine uygun olarak reform çabalarını sürdüren seçimle gelmiş hükümetlerin, sınırı bir sonraki seçimle belirlenmiş bir iktidar döneminde geniş kitleyi tatmin edecek sonuçlar alamaması, onları Hindistanda olduğu gibi, seçim kaybetme seçeneğiyle karşı karşıya getiriyordu. Bu olasılığı düşünerek önceliği geniş kitleyi tatmin edecek ekonomik politikalara veren iktidarlar ise reform takvimini uygulamakta yetersiz kalabiliyordu. Demokrasi küresel uyuma engel mi? Sorunun temelinde yatan olgulardan biri, kırılması çok zor olan yoksulluk kısır döngüsü. Hindistanda olduğu gibi, hâlâ kırsal kesimde barınan geniş bir yoksul kitlesi varsa, bu kitleyi tatmin edecek altyapı yatırımlarına, örneğin sulama yatırımlarına büyük kaynak ayırmak, ayrıca tarımsal ürün fiyatlarını tatminkâr düzeyde tutmak gerekiyor.Öte yandan Çinde olduğu gibi Hindistanda da küresel rekabet koşullarına ayak uyduramadığı için kapanması gereken çok sayıda kamu iktisadi kuruluşu var. Bunların kapanmasıyla açıkta kalan kitleye yeni iş alanı yaratmak ise kolay değil. Bu süreçte işsizler ordusunun daha da genişlemesi söz konusu. Yazılım ve BT hizmetleri gibi alanlardaki atılım ise ancak sınırlı bir gruba yükselme olanağı sağlıyor. Örneğin Hindistanda bu sektörlerde çalışanların sayısı 1 milyon kişi dolayındayken çalışma çağındaki toplam işgücü ordusu 430 milyon kişiyi buluyor ve bu orduya her yıl 10 milyon kişi katılıyor.Küreselleşmeye uyum sağlamak için yapılan reformlar bu sorunları en azından kısa dönemde göz ardı ettiği için bu tür reform programları uygulayan hükümetler, yoksulluk kısır döngüsünü kıramayan seçmenin tepkisi karşısında zor durumda kalabiliyor. Borçlu ülkeleri faiz dışı fazla üretmeye zorlayan ve böylece altyapı yatırımlarına yönelecek kaynakları sınırlayan IMF destekli istikrar programları da bu ikileme katkıda bulunuyor. Yoksulluk kısır döngüsü Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde kurulan Sosyal Politika Forumunun geçen hafta düzenlediği uluslararası seminerde, küreselleşen dünyada artan güvensizliğe karşı "vatandaşlık geliri" uygulamasının önemi tartışıldı. "Vatandaşlık geliri"nin Türkiyedeki uygulanabilirliği konusunda ortak bir çalışma yürüten Prof. Ayşe Buğra, Prof. Çağlar Keyder ve araştırma asistanı Tolga Sınmazdemirin sunuşunda ortaya konan veriler, Türkiyenin milli gelirinin yüzde 0.5i dolayında bir kaynağı (yaklaşık olarak 1.3 milyar doları) "vatandaşlık geliri" olarak dağıtarak en az 10 milyon vatandaşını, günde 2.15 dolar olarak tanımlanan yoksulluk sınırının üstüne çıkartabileceğini gösteriyor. Geliri günde 1 doların altında kalan ve açlık sınırında bulunan 2 milyon kişinin bu durumdan kurtarılması için gereken toplam kaynak ise milli gelirimizin binde 1i dolayında kalıyor. Türkiye gibi yoksulluk kısır döngüsünü tam kıramamış bir ülkede özellikle tartışmaya değer bir öneri gibi görünüyor "vatandaşlık geliri" uygulaması. oulagay@milliyet.com.tr Vatandaşlık geliri Türkiye için çözüm olabilir mi?