Krizden çıkış heyecanlı olacak

Başkan Obama’ya göre işsizlik azalmadıkça ABD ekonomisinde toparlanmadan söz etmek doğru değil, bu nedenle ABD’nin resesyondan çıkması zaman alacak 

Küresel krizin neresindeyiz? Dibini gördük mü krizin? Krizden çıkış süreci başladı mı? Bu süreç Krizden çıkış heyecanlı olacakbaşladıysa nasıl bir süreç olacak? Bundan sonra daha çok olumlu haberler mi duyacağız? Dünya ekonomisi krizi atlatıp büyümeye geçecek mi? Şu anda borsalardan yayılan iyimserlik havası bunun müjdecisi mi? Yoksa küresel ekonomide yeni balonlar mı oluşuyor? Olumlu gelişmeleri yeni sarsıntılar izleyebilir mi?
Krizden bir an önce kurtulma özleminin tetiklediği bu tür sorular aslında aylardır soruluyor ama bu sorulara cevap aramak şimdi gelinen noktada biraz daha anlamlı hale geldi, çünkü mart ayından bu yana yaşanan kimi gelişmeler, küresel ekonomiyi ve finans sistemini temellerinden sarsan krizde en kötü dönemin geride kaldığı izlenimini güçlendirdi. 

Buradan nereye?
Aşağıda özetlenen umut veren gelişmelerle süregelen kaygıları birlikte değerlendirirsek, küresel krizden çıkış sürecinin inişli - çıkışlı ve heyecanlı bir süreç olacağını söyleyebiliriz. Bu süreçte alınacak olan çelişkili sinyallerin, birbirini izleyen umut ve kaygı dalgalarına yol açması beklenebilir.
Krizden çıkış sürecinde özel sektörün rolü belirleyici olacak. Krizin çöküşe dönüşmesini önlemek için hükümetlerce alınan kapsamlı önlemler ve cömertçe akıtılan kamu kaynakları gerçekten de etkili oldu ve çöküşü önledi. Krizden çıkış umutları da bu sayede yeşerdi. Ancak bu umutların gerçekleşmesi için özel sektörün bayrağı tekrar eline alarak kriz sonrası büyüme sürecine gerekli katkıyı yapması gerekiyor. ABD’den Avrupa’ya ve YP ülkelerine kadar nereye bakarsak bakalım özel sektörün gerekli güveni kazandığını ve yeni bir büyüme sürecini tetikleyecek noktaya geldiğini söylemek kolay değil.
Özel sektörün gerekli katkıyı yapmaması halinde, harcama ve borçlanma limitlerini zaten zorlamış olan kamu kesiminin sağladığı desteği sürdürmesi mümkün olmayabilir ve bu da krizden çıkışı geciktirebilir.

İştah açılınca dolar düşüyorKrizden çıkış heyecanlı olacak
Küresel krizin gelişim sürecinde yatırımcıların risk alma iştahıyla ABD doları arasında ilginç bir tahterevalli ilişkisi kuruldu. Öncelikle ABD finans sisteminden kaynaklanan nedenlerle çıkan kriz tırmanırken risk iştahının hızla azaldığı, buna karşılık doların euro karşısında değer kazandığı görüldü. Tersi olunca ve krizin aşılmakta olduğu izlenimi yaygınlaşınca risk alma iştahı artıyor, bu da doları düşürüyor.
Şu anda gene böyle bir dönemden geçiyoruz, olumlu göstergeler arttıkça ve krizden çıkış beklentisi güçlendikçe dolar değer kaybediyor. Ancak önümüzdeki dönemde risk alma iştahını kaçıracak yeni gelişmeler gündeme gelirse bu durum doların belli ölçüde güçlenmesine yol açabilir.

Çin bombası patlar mı? 
Çin dünya ekonomisinin en önemli oyuncularından biri haline geldi. Financial Times gazetesinin Barclays Capital verilerine dayanan haberine göre, bu yılın ikinci çeyreğinde küresel ekonomide % 1.6’lık bir büyüme yaşandı ve bu Çin’in katkısıyla mümkün oldu. İkinci çeyrekte çok hızlı büyüyen Çin ekonomisinin katkısı olmasaydı küresel ekonomi küçülmeye devam edecekti.
Çin’de ekonomik büyümenin hızlanmasında, hükümetin büyük bir hızla devreye soktuğu 580 milyar dolarlık ekonomiyi canlandırma paketinin büyük rolü oldu. Buna ek olarak Çin’de devlet kontrolündeki banka sistemi muazzam bir parasal genişlemeye aracılık etti ve bu yılın ikinci yarısında 1.1 trilyon dolarlık ek kredi yaratıldı.
Bunların sonucunda altyapı yatırımlarında büyük bir sıçrama oldu ve bu yılın ilk çeyreğinde sağlanan büyümenin % 88’i bu yatırım patlamasıyla elde edildi. Ancak bu ortamda yaratılan likidite hisse senedi ve gayrimenkul fiyatlarının patlamasına da yol açtı. Çin hükümetinin bir noktada ekonominin aşırı ısındığını düşünerek likidite artışını frenlemesi halinde “Çin bombası”nın patlayacağını ve olgun bir borsa olmayan Çin borsasında keskin düşüşler yaşanabileceğini ileri sürenler de var. Geçen hafta böyle bir söylentinin yayılması Çin borsasının bir gün içinde % 7 değer yitirmesine yol açtı.

Umut veren gelişmeler
Krizden çıkış umudunu artıran gelişmeler arasında öne çıkanlar şunlar:
-  Trilyonlarca dolar harcanarak gerçekleştirilen banka kurtarma operasyonlarının ve ekonomiyi canlandırma paketlerinin “sistem çöküyor” paniğini önlemesi
-  G - 20 toplantılarında alınan kararların küresel ekonomideki toparlanmayı olumlu yönde etkilemesi 
-  Çin ekonomisinin beklenenden çok daha hızlı toparlanarak küresel büyümeye önemli katkıda bulunması 
-  Çin’in yanı sıra başta Hindistan olmak üzere ‘Yükselen Pazar’ (YP) ülkelerinin krizi daha az hasarla atlatabileceği izleniminin doğması
-  Panik anında her türlü riskten kaçan paranın risk alma iştahının yeniden artması ve borsalara dönmeye başlaması, Çin’den ABD’ye hisse senedi fiyatlarında çarpıcı artışlar yaşanması
-  Sistemi ayakta tutma çabasıyla pompalanan trilyonlarca doların bir bölümünün de menkul kıymetlere yönelerek fiyatların yükselmesine katkıda bulunması 
-  ABD ekonomisindeki küçülmenin hızının azalması ve resesyonun en geç altı ay içinde aşılabileceği umudunun doğması
-  ABD’de 34 aydan beri inişte olan konut fiyatları endeksinin ilk kez çıkış sinyali vermesi
-  Geçen yılın sonunda yaşanan panikte YP ülkelerinden kaçan paranın bu ülkelere geri dönmeye başlaması
Tüm bu gelişmelerin etkisiyle krizden çıkış senaryolarının daha sık konuşulduğu ve çıkışın şeklinin ‘V’, ‘W’ ve ‘L’ gibi harflerin yardımıyla tartışıldığı bir döneme girmiş bulunmaktayız. Özellikle ABD’de, hisse senedi borsalarının reel ekonomi için bir öncü gösterge olduğu inancının hayli yaygın olması, borsalardaki yükselişi reel ekonomideki toparlanmanın izleyeceği beklentisini güçlendiriyor. Bu ortamda pembe tablolar çizip resesyonun sonunu müjdeleyen ve kısa sürede eski güzel günlere geri döneleceğini ileri sürenler de çıkıyor.

Süregelen kaygılar
Küresel tabloya daha bütünsel bir bakış açısıyla bakanlar ise 2. Dünya Savaşı sonrasının en ağır ekonomik krizinin aşılmakta olduğunu söylemek için henüz çok erken olduğunu hatırlatıyor ve kriz öncesi ortama geri dönmenin hiç de kolay olmadığını vurguluyorlar. Bu kampta yer alanların özellikle üzerinde durduğu kaygı verici noktalar şunlar:
-  ABD ekonomisindeki küçülmenin bu yılın ikinci çeyreğinde ciddi biçimde yavaşladığı bir gerçek ama işsizlik oranındaki artışın gelecek yılın ortalarına kadar sürmesi, halen % 9.5 olan işsizlik oranının % 10’u aşması bekleniyor. ABD Başkanı Obama da geçen hafta yaptığı açıklamada “İşsizlik azalmaya başlamadıkça ekonomide düzelmeden söz edemeyiz” diyerek bu noktaya ancak aylar sonra gelinebileceğini ifade etti.  
-  Bu yılın ilk çeyreğinde % 6.4 küçülen ABD ekonomisindeki küçülmenin ikinci çeyrekte % 1’e inmesinde belirleyici rolü Obama’nın “ekonomiyi canlandırma paketi”nin ve kamu harcamalarının oynadığı anlaşılıyor. Bir hesaplamaya göre kamu harcamalarının katkısı olmasaydı ABD ekonomisi ikinci çeyrekte % 3 - 4 dolayında küçülecekti. 
-  ABD’de şirket kârlarının beklenenden iyi gelmesi borsadaki yükselişi destekledi ama şirketler kârlılıklarını büyük ölçüde eleman çıkartarak artırdı ve böylelikle işsizlik artışına katkıda bulundu.  
-  ABD ekonomisinin itici gücünü oluşturan Amerikalı tüketicinin, işsizliğin artmaya devam ettiği ve borç ödemek zorunda olduğu ortamda tüketimini hızla artırması olanaksız görünüyor.
-  Avrupa’dan gelen sinyaller yaşlı kıtada krizden çıkışın daha yavaş olacağını gösteriyor. Avrupa’da banka sisteminin sorunları çözümlenmediği için bankalar krizden çıkış için gerekli olan kredi desteğini sağlayamıyor.
-  Siyasi çıkmazını aşmaya çalışan Japonya’da da ekonominin geleceği için iyimser olmak kolay değil.
-  Yılın ikinci çeyreğinde % 7.9 büyüyerek krize adeta meydan okuyan Çin ekonomisindeki hızlı toparlanmanın sağlam temellere dayanmadığı ve “Çin balonunun patlayacağı” iddiası giderek daha çok dile getiriliyor.
-  Çok ciddi bir küçülme yaşayan Rusya gibi, ekonomisi petrol fiyatına bağımlı olan ülkelerde ise hızlı bir toparlanma beklenmiyor.