Risk alma iştahı artınca...

Piyasa ekonomisinin temelini oluşturan arz ve talep kanunu, küresel ekonominin gidişatıyla ilgili haber trafiğini de belirliyor. Geçen yılın son çeyreğinden itibaren, küresel kriz hızla yayılır ve derinleşirken neye uğradığını şaşıran insanlar, bu çöküşü açıklamaya çalışan haber ve yorumlara daha fazla ilgi gösteriyordu. Bu talebi karşılayacak haber ve yorumlarda büyük artış oldu o dönemde.
Bugün gelinen noktada denge değişmiş durumda. Piyasa sisteminin çöküşü yoğun devlet müdahalesiyle önlendi ve panik atlatıldı. Şimdi krizin bitmekte olduğunu ve eski güzel günlere geri dönüleceğini müjdeleyen haber ve yorumlara büyük talep var. Talep kendi arzını yarattığı için de bu tür haber ve yorumlarda bir patlama yaşanıyor. Bu ortamda her olumlu gelişme bir umut sinyali olarak algılanıyor.

Olumlu sinyaller
-  Geçen hafta ABD’de Conference Board adlı saygın kuruluşun yayınladığı öncü göstergeler endeksinin beklenenden iyi çıkması, konut piyasasında dibe yaklaşıldığı izleniminin güçlenmesi ve bazı şirketlerin tahminleri aşan kâr rakamları açıklaması, martta başlayan hızlı tırmanıştan sonra duraklamış olan hisse senedi borsalarını tekrar canlandırdı.
-  Avrupa’da da sınırlı sayıdaki iyi haber bile borsaları kıpırdatmaya yetti.
-  Küresel ekonominin yeni motoru olması beklenen Çin’de büyümenin ikinci çeyrekte % 7.9’a yükselmesi, Güney Kore’de son altı yılın en iyi çeyreğinin yaşanması, Singapur’da küçülmenin hızla yavaşlaması ve Asya’da ticaretin biraz canlanması da yeşeren umutlar tablosuna katkıda bulundu.
Bunlar tabii ki olumlu yönde gelişmeler. Panik anında riskten, borsadan ve ‘Yükselen Pazar’ ülkelerinden kaçan büyük miktarda paranın ve kurtarma operasyonları için ortalığa saçılan trilyonlarca doların, şimdi risk alma iştahının artmasıyla farklı arayışlara girmesi doğal. Bu paranın bir kısmının borsalara yönelerek hisse fiyatlarını sıçratması ve daha iyi getiri beklentisiyle ‘Yükselen Pazar’ ülkelerine yönelmesi de çok şaşırtıcı değil. Türkiye’de herkesin sormaya başladığı “Dolar neden düşüyor?” sorusunun cevabı da kısmen bu gelişmelerle ilgili.

Risk alma iştahı artınca...

Doların fiyakası bozulduRisk alma iştahı artınca...
Evet, ne oldu da dolar düşmeye başladı?       
Küresel krizi tetikleyen gelişmeler ABD konut piyasasındaki çöküşle başladı. Bu çöküşü ABD finans sisteminden küresel finans sistemine ve daha sonra da küresel ekonomiye yayılan şoklar izledi. Bunun sonucunda ortaya çıkan panikte herkes riskten kaçmaya çalışırken ilginç bir şey oldu, krizi çıkartan ülkenin parası, yani ABD doları güçlenmeye başladı.
Bunun başlıca nedeni, sonunda krize yol açan aşırı borçlanma ve risk alma sürecinde birçok kimsenin oyuna dolarla borçlanarak başlamış olmasıydı. Oyun çökünce bu kez riskten kaçıp borç kapatma paniği dolara aşırı bir talep yarattı. Ayrıca ABD Hazine kâğıtları her şeye karşın en güvenilir yatırım aracı olarak görülüyor, bu da dolara yönelişi körüklüyor ve dolar fiyatını yükseltiyordu. Uzun lafın kısası, risk algılaması arttıkça doların değeri de artıyordu. Tersine, risk algılaması azalınca dolar değer kaybetmeye başlıyordu.
Şimdi küresel ekonomide umut veren sinyallerin görülmesi ve risk iştahının artması bu süreci tetikledi ve dolar değer kaybetmeye başladı. Öte yandan Türkiye gibi ‘Yükselen Pazar’ ülkelerine sermaye girişinin yeniden artması bu ülkelerin krizin panik anında değer yitiren paralarının yeniden değer kazanmasına yol açtı.
Son günlerde ülkemizde hayli tepkiye neden olan dolar düşüşünün önemli bir nedeni de risk algılamasındaki bu gelişmeler. Küresel ekonomide filizlenen umutlar meyve vermez de sarı otlara dönüşürse risk algılaması yeniden değişebilir ve dolardaki düşüş yerini çıkışa bırakabilir. Daha uzun vadede doların ciddi biçimde değer yitirebileceğini düşündüren gelişmeler de var ama önümüzdeki altı ay içinde doların değeri, risk algılamasındaki iniş çıkışlarla belirlenecek gibi görünüyor.

‘Büyük resim’ iştah kapatır mı?
Şu andaki iyimser yorum yapma modasına kapılarak yalnızca olumlu sinyalleri dikkate alır ve büyük resme bakmayı ihmal edersek, küresel ekonominin gidişatıyla ilgili gerçekçi bir değerlendirme yapamayız.
Bir kere olumlu gelişmelerin yanı sıra olumsuz gelişmeler de vardı geçen hafta. ABD’de tüketici güven endeksi beş aydan beri ilk kez geriledi, ticari gayrimenkul sektöründe asıl çöküşün bundan sonra yaşanacağı izlenimi güçlendi. Microsoft ve Amazon gibi bazı önemli şirketlerin bilançoları düş kırıklığı yarattı. İngiltere’de ekonominin 2. çeyrekte beklenenden daha hızlı küçüldüğü anlaşıldı.

Umut dağın arkasında
Ama asıl sorun ‘büyük resim’de çünkü: 
-  ABD ve Avrupa’da banka sistemi kamu desteğiyle batmaktan kurtarıldı ama sorunları çözümlenmiş değil. “Toksik varlıklar” sorunu duruyor.
-  Özellikle Avrupa’da banka kesimi için kapsamlı bir rehabilitasyon planına gerek var.
-  ABD ve Avrupa’da işsizlik artmaya devam ediyor ve bu sürecin 2010 yılını da etkileyeceği anlaşılıyor. 
-  Çok borçlu durumdaki Amerikalı tüketicinin kısa sürede dünya ekonomisini sürükleyecek konuma geri dönmesi olanaksız ve dünyada onun yerini alacak bir tüketici kitlesi yok.
-  Çin’deki büyüme büyük ölçüde yatırıma dayalı ve Çin pazarının büyüklüğü ABD’ninkinin beşte biri kadar. Ayrıca Çin’in bir tüketim toplumuna dönüşmesi kolay değil.
-  Krizden çıkış senaryoları konusunda küresel bir görüş birliği sağlanmış değil. Hatta ABD yönetimi içinde bile görüş ayrılıkları var.
Bu tablo umutların büyük bir dağın arkasında kaldığını, dünya ekonomisinin sağlıklı ve dengeli bir büyüme sürecine girmesinin hiç de kolay olmayacağını gösteriyor. Bu gerçeğin daha iyi anlaşıldığı noktada risk algılaması yeniden değişebilir ve bu, kısa vadede bir kez daha dolara yarayabilir.