Seçim yılında tehlike nerede?

Günümüzün dünyasında piyasaların, özellikle de küresel finans piyasalarının oynadığı rol ve kazandığı önem ortada. Bu durumun yararları ve zararları tartışılabilir ama aklı başında bir kimsenin kolay reddedemeyeceği bir gerçek bu. Türkiye gibi ekonomisi dış kaynak girişine bağımlı hale gelmiş ülkelerde durum daha da net. Muhalefetteyken "tam bağımsızlık" sloganlarıyla yeri - göğü inletenler bile iktidara gelince bu gerçekle karşılaşıyor ve söylemini değiştirmek zorunda kalıyor. Küresel piyasalarda ciddi bir çalkantı yaşanması olasılığının arttığı dönemde Türkiye'nin önce cumhurbaşkanlığı ve ardından genel seçim yaşayacak olması tehlikeli gelişmelere yol açabilir mi? Bu süreçte beklenmedik şeyler olabilir mi? Piyasalardaki 'Türkiye algılaması' bir anda değişebilir mi? Değişirse bunun sonuçları ne olur? İçeride ve dışarıda cevabı merak edilen sorular bunlar. Bunun bir istisnası var: Petrole ya da kıymete binen diğer doğal kaynaklara sahip olan ülkelerdeki siyasetçiler, finans piyasalarındaki tepkileri göze alıp, "bağımsızlık" söylemini sürdürme lüksüne sahip olabiliyor. Petrolün yoksa ve ekonomin dış kaynakla büyüyorsan böyle bir lüksün yok. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 2002 seçimlerine hazırlanırken bu gerçeğin farkında olduğunu gösterdi, AKP sözcüleri uluslararası finans piyasalarında temaslar yaparak yatırım kararlarını etkileyen kişilere güvence verdi. AKP'nin kendinden önceki hükümet zamanında başlatılan ekonomik programı sürdürmeye kararlı olduğu izlenimi güçlendi piyasalarda. AKP lideri Erdoğan'ın daha seçim gecesi yaptığı ilk açıklamada Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşmeye öncelik vereceğini açıklaması da bu izlenimi destekledi.AKP'nin küreselleşmeye açık, "piyasa dostu" bir parti olduğu izlenimi, dört küsur yıllık iktidar süreci boyunca daha da güçlendi. İşte bu nedenle şimdi gelinen noktada, özellikle uluslararası piyasalardaki hakim eğilim AKP iktidarının sürmesi yönünde. Eğer Türkiye içinde bu nedenle sorun yaşanmazsa, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasına da ciddi bir itirazı olmaz piyasaların. Ünlü yatırım bankası Goldman Sachs'ın son Türkiye değerlendirmesi de bunu ortaya koyuyor. Petrolün kadar konuş Ancak Türkiye'de uluslararası piyasalar gibi düşünmeyen bir kesim var. Onlar Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasını ve AKP'nin tek başına iktidarda kalmasını "en büyük tehlike" olarak algılıyor ve bunu önlemeye çalışıyor. Bu kesimin gerçek gücü ne? Olayların akışını etkileme kapasitesi ne kadar?Bu soruların cevabını bilmiyoruz. Ancak Erdoğan'a ve AKP'ye karşı oluşturulan bu tepki cephesinin etkili olmaya başlaması halinde bunun piyasaların hoşuna gitmeyeceği ortada. Piyasaların gözünde AKP'ye alternatif oluşturamayanların siyasi gücünü kanıtlaması uluslararası piyasalardaki Türkiye algılamasını olumsuz etkileyebilir.Seçim yılında bizi bekleyen en büyük tehlike bu mu acaba? oulagay@milliyet.com.tr Türkiye'deki tepkiler