Tünelin ucundaki ışık mı, far mı?

Türkiye uzunca bir süre “Bize bir şey olmaz, kriz bizi teğet geçecek” söylemiyle ve “krizin dibi göründü-görünmedi” tartışmalarıyla oyalandı. Ciddiye alınabilecek ekonomi tartışmaları ise yeni başladı. Yeniden ekonomi yönetiminin dümenine oturan Devlet Bakanı Ali Babacan’ın uyarıcı açıklamalarından sonra TC Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın önceki gün Ankara Sanayi Odası Meclisi’nde yaptığı açıklamalar, dünyadaki güncel tartışmaları Türkiye’nin gündemine taşıdı ve anlamlı bir tartışmaya zemin hazırladı.
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, ekonomideki baş aşağı gidişin yavaşlayarak sürdüğünü belirttikten sonra kriz sürecinde gelinen noktayı değerlendirirken şu ilginç soruyu sormuş: “Tünelin içine girdik. Tünel zifiri karanlıktı. Şimdi öbür tarafa doğru bir ışık göründü. Işık, öbür tarafa doğru çıkışı mı gösteriyor, yoksa üzerimize gelen bir araba mıdır?”
Yılmaz, yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da güncel ekonomi tartışmalarının baş gündem maddesi haline gelen kritik soruyu sormuş aslında. Tünelin ucunda görünen ışığın çıkış yolunu gösterdiğine inanıp arabaya “gaz vermek” mi doğru acaba? Yoksa görünen ışığın yaklaşmakta olan tehlikenin sinyali olduğunu algılayıp ona göre önlem almak mı lazım?

Krugman ne diyor?
Geçen yılın eylül ayında Lehman Brothers adlı ünlü yatırım bankasının batması sonrasında yaşanan büyük paniğin, ABD’den Avrupa’ya hemen her ülkede, hükümetlerin uygulamaya koyduğu benzeri görülmemiş kurtarma Tünelin ucundaki ışık mı, far mıoperasyonlarıyla atlatıldığı ortamda gündeme gelen tartışmada iki görüş öne çıkıyor şu günlerde.
Birinci görüşü şöyle özetleyebiliriz: ABD, İngiltere ve bazı diğer ülkelerde muazzam miktarda likidite yaratılarak ve mali genişlemeye gidilerek sistemin çöküşü önlendi ama bu önlemler, 2. Dünya Savaşı’ndan beri görülmemiş boyutta kamu açıklarına yol açtı. Bu durum söz konusu ülkelerin mali geleceğine gölge düşürüyor. Bu yolda devam edilirse söz konusu ülkelerin borçları büyürken borçlanmaları zorlaşacak, ancak daha yüksek faizler ödeyerek borçlanabilecekler. Öte yandan yüksek borcu eritmek için enflasyona razı olmaları gerekecek.
Bu nedenle, ekonomide canlanma belirtileri ortaya çıkar çıkmaz hükümetler frene basmalı, genişletici para ve maliye politikalarından geri dönülmeli. Doların geleceği üzerindeki gölgeyi kaldırmak için de bu şart.
Avrupa’da Almanya’nın, ABD’de ise muhalefetteki Cumhuriyetçi Parti’nin sahiplendiği bu görüşün ABD ekonomisi için bir “intihar senaryosu” olduğunu iddia edenler arasında Nobel ödüllü ünlü ekonomist Paul Krugman da var.
Krugman’a göre ABD ekonomisi bir “likidite tuzağı”na girmiş durumda. Bu nedenle uzunca bir süre enflasyon riski yaratmadan parasal genişlemeyi ve ekonomiyi canlandırmayı amaçlayan mali destekleri sürdürmek mümkün ve gerekli. Ekonomi henüz kendi gücüyle ayakta duracak halde değil, kamunun desteği geri çekilirse 1930’larda olduğu gibi depresyona sürüklenme tehlikesi artacak.

Türkiye’nin durumu
Dünyada sürmekte olan bu tartışmadan Türkiye’deki duruma dönecek olursak TC Merkez Bankası’nın faizleri cesur adımlarla aşağıya çektiğini ve bütçe açıklarının, 2001 krizinden bu yana görülmemiş bir hızla büyüdüğünü görüyoruz. İç pazarı canlandırmak ve yatırımları özendirmek için alınan önlemlerin kamu açıklarını daha da büyütme tehlikesi var. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk iktidar döneminde izlenen politikalara destek vermiş olan Nomura analisti Serhan Çevik, bütçe açığı/GSYH oranının bu yıl sonunda % 6.2’ye tırmanacağını ve bu sürecin ekonominin büyüme hızını düşüreceğini ileri sürüyor.
Türkiye’nin durumu birçok bakımdan ABD’den farklı. Bu nedenle Krugman’ın tezini Türkiye için savunmak pek kolay değil. Türkiye’nin, Devlet Bakanı Ali Babacan’ın da belirttiği gibi, orta vadede sürdürülebilirliği olan bir makroekonomik program ortaya koymadan, bütçe açığını büyütmesi ve “gaza basmaya” devam etmesi ciddi sorunlar yaratabilir.
Bu yola girilmesi halinde hem alınan önlemlerin ekonomide beklenen canlanmayı yaratması zorlaşır, hem de karşıdan gelebilecek “tehlikeli araçlar”a toslama olasılığı artar. 

Tünelin ucundaki ışık mı, far mı

Zenginlerin borcu büyüyor
IMF’nin son tahminlerine göre banka sistemlerini ayakta tutmak ve ekonomilerinin depresyona sürüklenmesini önlemek amacıyla dev boyutlarda ekonomiyi canlandırma önlemleri alan zengin ülkelerin borcu görülmemiş bir hızla artıyor. Başta ABD olmak üzere zengin ülkelerde toplam kamu borcu/GSYH oranının 2014 yılında % 114’ü bulması bekleniyor. ‘Yükselen Pazar’larda ise bu oran % 50’lerde kalıyor.

Vatandaşın, işadamının, uzmanların esnafın, öğretmenin gördüğü ne?
Sanayi üretimi, kapasite kullanımı, tüketici beklenti anketleri dipten dönüldüğüne, krizden çıkışın başladığına yorumlandı...
Ancak, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, önceki gün Ankara Sanayi Odası’ndaki konuşmasında, “Tünelin içine girdik, karanlıktı. Öbür tarafa doğru bir ışık göründü. Işık, çıkışı mı gösteriyor yoksa üzerimize gelen araba mıdır?” dedi.
Yılmaz’ın açıklaması, belirsizliğin sürdüğünü gösteriyor. Peki vatandaş ne görüyor? İşadamlarının, iktisatçıların, uzmanların gördüğü ne?
Milliyet, yazarımız Osman Ulagay’ın yandaki değerlendirmesiyle tartışmayı başlatıyor. Yarın başlayacak yazı dizisiyle ışığın ne olduğu konusunda her kesimin görüşlerini yansıtacağız...

Tünelin ucundaki ışık mı, far mı

YAZI DİZİSİ YARIN BAŞLIYOR