Ulusal ekonominin aldatıcı cazibesi

Ulusal ekonominin aldatıcı cazibesi


Ekonomide eski günleri aramaya devam eden Türkiye’nin neden bu duruma düştüğünü açıklayabilmek için kapsamlı bir analize gerek var aslında. Özetin özetini yapacak olursak; Türkiye’nin aslında 1989’dan beri belli olan yapısal sorunlarını çözeceğine konvertibiliteye geçerek "sıcak para" girişiyle günü kurtarması ve devletin, giderek taşınması zorlaşan bir borç yükünün altına girmesi yatıyor bugünkü sıkıntıların temelinde. Küreselleşmenin ve özellikle bağımlısı haline geldiğimiz uluslararası sermaye hareketlerinin yıkıcı etkileri de buna eklendiğinde krizden krize sürüklenmemiz kaçınılmaz oluyor bu süreçte.
Bu noktada asıl sorunun ekonomimizin ertelenen yapısal sorunlarından kaynaklandığını unutup küresel sistemin bizi çıkmaza sürüklediğini düşünebiliriz. Küresel sistemin bugünkü işleyişinin, bizim gibi ülkelerin çıkmazını derinleştirdiği, IMF destekli programları uygulayan ülkelerin bile krize sürüklenebildiği de bir gerçek. Bu koşullarda küresel sistemin ve IMF programlarının kısıtlayıcı çemberini parçalayıp, ulusal bir kalkınma programına yönelmenin kimilerine çekici bir seçenek gibi görünmesi doğal. Ne var ki bu aldatıcı bir cazibe, çünkü IMF’yi kovmakla sorun çözümlenmiyor. 1999’da hükümet olur olmaz IMF ile anlaşma yapma yoluna giden Ecevit ve Bahçeli’nin şimdi adeta reddi miras ederek bu aldatıcı cazibeyi seçim malzemesi yapmak istemesi ise siyasetin bir cilvesi herhalde.

Rahmetli Turgut Özal’ın Türkiye’nin gündemine yerleştiği dönemde de böyle olmuştu, Özal’ın şu ya da bu şekilde adının geçmediği, konu edilmediği yazı yazmak iyice zorlaşmıştı. Özal’ı tutan da tutmayan da, alkışlayan da eleştiren de bu uygulamanın rüzgarına kapılmıştı. Özal da bundan hiç şikayetçi değildi ve bu ilgiyi kendi lehine kullanmak için elinden geleni yapıyordu.
Şimdi Kemal Derviş bizi aynı duruma düşürdü. Derviş’in adını anmadan ya da ona değinmeden yazı yazmak ya da yorum yapmak iyice zorlaştı. Derviş’in ekonomiden sonra siyaset sahnesinde de boy göstermesi bu zorluğu daha da artırıyor. Derviş’in bu kadar gündemde olmasının birkaç ana nedeni var bence:

Derviş neden gündemde?
Birinci neden, Derviş’in bugüne dek yaptıklarıyla halkımızın müthiş ilgisini çekmiş olması. Geçen hafta Milliyet kervanıyla Ege’de yaptığımız küçük turda edindiğim izlenim de bunu doğruladı. Derviş’e umut bağlayan ve hayranlık besleyenlerin yanı sıra onu suçlayanlar da var ama içten haliyle, açık tavrıyla, inandırıcı konuşmasıyla hemen herkesin gündemine girmeyi başarmış, Derviş ve bir anda siyaset sahnesinin belirleyici değişkenlerinden biri olmuş. Bu nedenle sürekli gündemde kalıyor.
İkincisi, Derviş’in dış dünyada sahip olduğu itibar farklı bir ilgi görmesine yol açıyor. Türkiye’nin birçok sorununun ancak dış dünyayla uyum içinde, dış dünyanın desteği sağlanarak çözüleceğine inananların sayısı arttıkça Derviş’e duyulan ilgi de artıyor.
Üçüncüsü, Derviş’i çekemeyenlerin Derviş’e yönelttiği eleştiriler de Derviş’i sürekli gündemde tutuyor. Derviş’in içeride ve dışarıda gördüğü ilgi ve itibarı bir türlü elde edemedikleri için kıskançlıktan çıldıranların katkısıyla gazete köşelerine de taşınan bu eleştiri ve karalamalar o kadar geniş bir alana yayılmış durumda ki, bunları duyunca ya da okuyunca insanın Derviş’in müthiş yetenekli bir kötülükler prensi olduğuna inanası geliyor. Hakkında söylenen ve yazılanları şöyle bir tarayarak neleri başardığını(!) saptadım süpermen Derviş’in.

Sen neymişsin a Derviş
Bakın 18 ay gibi kısa sayılabilecek bir sürede neleri başarmış Derviş:
• ABD’nin ve IMF’nin ajanı olarak ülkeye sızmış ve ekonominin yönetimini ele geçirmiş, Türkiye’yi tek başına idare etmiş.
• IMF tehdidini kullanarak Meclis’ten bir sürü kanun çıkarttırmış.
• IMF’den para getirdim diye halkı kandırmış, halbuki aslında IMF kredilerinin takipçiliğini yapmış ve borcumuzu artırmış.
• Devlet Bahçeli’yi "zehir içirerek" etkisiz hale getirmiş, istemediği bakanları birer birer hükümetten attırmış.
• IMF’nin talimatına harfiyen uyarak sanayide ve tarımda üretimi yasaklamış, Türkiye’yi en hızla yoksullaşan ülkeler arasına sokmuş.
• Faizleri yükseltmiş, borsayı düşürmüş.
• Türk bankalarını batırıp yabancılara peşkeş çekmek istemiş.
• Ekonomiyi batırdıktan sonra acemi fil gibi siyaset vitrinine dalıp orayı da karıştırmış.
• Bülent Ecevit’e ve İsmail Cem’e ihanet ederek dönekliğini kanıtlamış.
• Solu birleştireceğim diyerek daha da beter bölmüş.
• Ve sonunda Atatürk’ün partisi CHP’yi de ele geçirerek 6 okun yanına IMF okunu dikmiş.

Bu adamdan korkulur
Şimdi bütün bunları yapabilen bir adamdan korkulmaz mı? Yıllarca Türkiye’den uzak kaldıktan sonra gelip 18 ayda bunları yapabilen bir adama şans tanınırsa daha neler yapar kim bilir? Neyse ki meydan boş değil, Türkiye’nin düzeninin olduğu gibi korunması için güç birliği yapan; yüreği vatan, millet sevgisiyle dolu memleket evlatları var Allah’tan ve onlar durumun farkındalar. Onlar Derviş’ten kurtulmanın Türkiye’nin bir numaralı meselesi olduğunu kavramış durumdalar, her gün yeni bir marifetini bulup ortaya koyuyorlar. Allah onlardan razı olsun! ama onların telkini de yetmiyor, halkın Derviş’e ilgisi sürüyor.
Aslında halkın içinden birçok kimse değişimin nasıl olacağını tam anlayabilmiş değil ama kurtuluşun değişimden geçtiğini sanki seziyor ve bu yüzden Derviş’e (ve Tayyip Erdoğan’a, hatta YTP’ye) ilgi gösteriyor. Onların ilgisi arttıkça Derviş’ten kurtulmak isteyenlerin hırçınlığı da artıyor. Derviş’in bu ortamda kendi çizgisini ve CHP’nin yeni çizgisini açıklıkla ortaya koyup halka iyi anlatması şart. Halk bunu dinlemeye hazır bence. Derviş bunu başaramazsa onu kötülükler prensi olarak göstermeye çalışanların istediği olabilir.
Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı, Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada, "Ekonomide tüm sektörlerin küçüldüğünü görüyoruz, bu sektörlerin yeniden ivme kazanması için bilgiyi kullanması gerekiyor", diyor ve e - Türkiye ile yepyeni bir ekonomik yapının oluşacağını söylüyor. Öte yandan CHP’yi iktidara taşımak çabasındaki Deniz Baykal ve Kemal Derviş, devletin yeniden yapılanmasını gerekli görüyor, YTP Başkanı İsmail Cem de bilgi toplumuna yönelmenin önemini sık sık vurguluyor. İçine düştüğü çıkmazı ancak bilgiyle yenilenerek aşma şansına sahip olan Türkiye bu hafta Beylikdüzü’nde düzenlenen Bilişim Zirvesi’nde bu yenilenmenin yollarını tartışacak. "E - Avrupa’ya doğru Türkiye" paneli ve Türkiye’deki e - devlet uygulamalarının tanıtıldığı etkinlikler de 3 - 6 Eylül tarihleri arasında Kaya Ramada Plaza Kongre Merkezi’nde yapılacak zirve kapsamında gerçekleştirilecek. CeBİT Bilişim Eurasia fuarı da TÜYAP Beylikdüzü fuar merkezinde hafta boyu açık kalacak.