SPORUN ÖDÜLÜ HERKESE!

18 Mart 2019

Gillette Milliyet Yılın Sporcusu Ödülleri, yakında sahiplerini bulacak. Ödül, sporcular için elbette bir motivasyon kaynağı. Bunun yanında sporun gelişimine, gençlerin sporcuları rol model almasına ve daha sağlıklı bir topluma yolculukta da önemli bir araç...

Yapılan araştırmalar çocukların, gençlerin spora çok az zaman ayırdığını gösteriyor. Oysa spor dediğimiz eylem günün sonunda bireye sağlık kazandırır. UNICEF’in verilerine göre dünyada 5 yaş altı 41 milyon fazla kilolu çocuk var. Bu sayının 2025 yılında 75 milyonu aşması bekleniyor. Obezite ve buna bağlı sağlık sorunlarının çözümünün bir ayağı beslenme ise diğer ayağı spor.

Sosyal fayda

Obezitenin artarak ileri ki yaşlarda şeker, kalp gibi ağır hastalıklara dönüşmemesi için gelişmiş ülkelerde çocuklar küçük yaştan itibaren spora yönlendiriliyor. Hafta sonlarını müsabakalarda geçiriyor. Obezitenin çağın hastalığı haline geldiği günümüzde spor gençlerin hayatında her zamankinden daha önemli. Yapılan araştırmalar her beş çocuktan ancak birinin spor yaptığını gösteriyor. Ancak sorulduğunda her iki çocuktan birisi spor yapmak istiyor. Çocuklar, çoğunlukla yakın çevrelerinde alan olmadığı veya maddi imkânsızlık nedeniyle
istedikleri sporu yapamıyor.

Spor yapmaları için imkânların artırılması, ödüllerle, rol modellerle, sporun özendirilmesi gerekiyor... Ödüller her alanda olduğu gibi sporda da sosyal fayda ve farkındalık yaratıyor.

Okurun seçimi

Spora ilgiyi destekleyen en önemli unsurlardan biri de elbette medya... Bu sayede vatandaş hem bilgi sahibi oluyor hem de özellikle gençler için sporcular rol model oluyor. Gazetemiz Milliyet sporu her zaman önemsedi. Milliyet’in spor sayfalarının okurlar tarafından satır satır takip edildiğini söylemeye gerek bile yok.

Yazının devamı...

Brokoli obeziteye smaç basacak

13 Mart 2019

Obez bir kuşak yetişiyor. Dünyada kilolu çocuk sayısı 41 milyona ulaşmış durumda. 2025’de obez ve fazla kilolu çocuk sayısının 75 milyonu aşması bekleniyor. Ebeveynlerin, “Evladım brokoli, ıspanak ye, çok faydalı” tavsiyesi çocuklarda karşılık bulmuyor. Babaannelerin sağlıklı, lezzetli yemekleri yeni kuşakta heyecan uyandırmıyor. Her konuda olduğu gibi beslenmede de rol modelleri dinliyorlar... Beko, bu gerçekten yola çıkarak, Barcelona ve UNICEF ile büyük sosyal fayda yaratan şahane bir projeye imza attı.

Avrupa solo beyaz eşya pazarının lideri Beko, geçen yıl Messi’ye brokoli yedirdiği reklamıyla pazardaki bilinirliğini ve pazar payını artırdı. Çocuklara ‘Şampiyonlar Gibi Beslen’ sloganıyla seslenen Beko, şimdi Türk çocukların kalbini de Fenerbahçe Basketbol Takımı’yla kazanacak. Fenerbahçe Beko’nun oyuncuları, koç Zeljko Obradoviç önderliğinde çocukları sebze yemeye özendirecek.

Hedef ‘sosyal fayda’

Grup olarak sosyal fayda yaratabilmek için çok çaba sarf ettiklerini söyleyen Arçelik Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Yalım Uzun, son dönemde insanlarda topluma fayda sağlayan markalara yönelim olduğunu, UNICEF tarafından yapılan araştırmaya göre, tüketicilerin 3’te ikisinin değer ve inançları temsil eden ortak bir amaca hizmet eden markaları tercih ettiğini belirtiyor. Beko’nun da amacının, ponsorlukları ve kampanyalarıyla toplumsal faydaya hizmet eden bir marka olmak için çalıştığına dikkat çeken Uzun, bu doğrultuda geçen yıl çocukların sağlıklı beslenme sorununu gündemlerine aldıklarını anlattı.

Kahramanlara özeniyorlar

Halen 5 yaş altı fazla kilolu çocuk sayısının 41 milyon olduğunu hatırlatan Uzun, “Çocuklar beslenme konusunda ebeveynlerini dinlemiyor. Biz de onları, sporcu kahramanlarını örnek alarak sağlıklı beslenmeye yönlendirmek istedik. 2018’de sponsoru olduğumuz FC Barcelona oyuncularıyla çektiğimiz reklamda, Messi’ye brokoli yedirdik. Ve geniş kitlelere ulaştık” dedi.

Yazının devamı...

KADINA HUKUKİ ÇEYİZ LAZIM

11 Mart 2019

“Evlilik kadar ayrılığın da hayatın bir parçası olduğunu insanlara anlatmalıyız” diyen AK Parti Milletvekili Özlem Zengin, kadına evlilik için imza attığında hak ve yükümlülüklerinin ne olacağının söylenmesi, yani hukuki çeyiz hazırlığı yapılması gerektiğini söyledi

Tokat tarım ve hayvancılıkta çok önemli bir ilimiz. Son zamanlarda Amasya ve Karadeniz turlarına dahil olmasıyla turizmde de kendine yer arıyor. AK Parti Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in davetiyle gittiğim Tokat’ta, ilk durağımız Ballıca mağarası oldu. AK Parti Grup Başkanı Özlem Zengin, annesi Nimet Hanım ve babası Salih Zengin’in öğretmenlik yaptığı, kendisinin de öğrencisi olduğu Atatürk ortaokulunu ziyaret ederken bir yandan da sorularımı yanıtladı...

‘Birinci listedeyiz’

- Tokat milletvekillisiniz, Anadolu’da kadın olarak siyaset yapmak daha da zor sanırım...

Ben kendi özelimde yıllardır bu işin içindeyim ve belli pratikleri edindim. Ama toplantılara gitmek, gelmek, sahaya çıkmak, etkinliklere katılmak, hepsi ayrı bir fedakârlık istiyor. Siyaset kadınlar için önemli bir mecra. Demek ki siyasette Türkiye iyi bir yol almış. Bu noktada da Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinin çok büyük önemi olduğunu düşünüyorum...

- Nasıl?

Mesela, tamda günlerde ilçe Meclis üyeleri listeleri yapıldı. Kadınlar genelde 3’üncü listede ve devamında olur. Bazı ilçelerde kadınların birinci listeye yerleştirilmesi hep Cumhurbaşkanımızın telkinleriyle olur. Kadınları alır liste başlarına koyar... İstanbul’da mesela liste bire hep kadınların konması, Cumhurbaşkanımızın gayretiyledir. Cumhurbaşkanımız teşkilatlarda bu yaklaşımı yerleştirdi. Her dört isimden birinin kadın olması yaklaşımını getirdi... Bu kolay değil. Bunlar özel gayretle oluyor. Cumhurbaşkanımız, özellikle bizim gibi muhafazakâr yaşam içindeki insanların düşünme şeklini değiştirdi.

Yazının devamı...

Eşitsizliğin ilacı farkındalık!

4 Mart 2019

8 Mart yaklaşıyor. Bugünlerde kadınlara yönelik duyarlılığın arttığını göreceksiniz. Ancak kim, ne kadar samimi? Samimiyetin göstergesi ‘farkına varmak’ ve ‘harekete geçmek’ ise size umut verici haberlerim var

Dünyanın yarısı olan kadınlar, erkek egemen toplumda giderek kendilerine daha fazla alan açsa da genel tablo hala istenilen aşamada değil. Öte yandan bunun farkına varmak, aslında sorunu çözmenin bir numaralı kuralı. Çünkü tedavi için önce teşhis gerekir! İstanbul Modern’deki, “Yaratıcı özne olarak kadın” panelinde Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ile karşılaştım... Tarih gibi, sanat tarihinin de yüz yıllardır erkekler tarafından yazıldığına dikkat çeken Eczacıbaşı, “Erkeklerin hikâyeleri, başarıları ve kahramanlıkları anlatıldı. İstisnalar dışında kadınlar hep bu hikâyelerin kıyısında kaldı. Geçmişe kıyasla kadınların toplum içindeki yeri iyileşse de, hala hayal ettiğimiz, hedeflediğimiz, yan yana olmayı umduğumuz noktanın oldukça gerisindeyiz” dedi.

Ayrımcılık şart

Toplumsal cinsiyet eşitliğine ciddi kafa yoran, kız çocuklarını mühendis olmaları için cesaretlendiren iş insanı Ebru Özdemir’den öğrendiğim bir veriyi paylaşayım; Bugünkü şartlarla ilerlerse, iş hayatında kadın - erkek eşitliğinin sağlanması en az 202, siyasette ise 107 yılı bulacak. O zamana kadar, dünyanın, insan ırkının varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği dahi şüpheli! Dolayısıyla eşitliğin sağlanması için kadınlara pozitif ayrımcılık yapılması, her alanda desteklenmeleri gerekiyor.

Samimiyet vurgusu

Bu noktada Koç Holding, Sabancı Holding, Eczacıbaşı, Doğuş Holding, Limak gibi grupların tepe isimlerinin, özellikle son dönemde, samimi çabalarına sık sık şahit oluyoruz. İş dünyasından güzel sesler geliyor anlayacağınız. Onlardan birisi de Eczacıbaşı Topluluğu... Paneldeki konuşmasında, “Cinsiyet eşitsizliğini gerçekten, samimi olarak büyük bir sorun olarak görüyor muyuz? Dünyada, ülkemizde, işletmelerimizde, ailelerimizde, kendi kendimize bir başımıza düşünürken zihnimizin içinde, kadın ve erkeğin eşit olduğuna inanıyor muyuz? Eşit fırsat sunmaya hazır ve istekli miyiz?” sorularının samimiyetle sorulması gerektiğini söyleyen Eczacıbaşı, 2020 yılına kadar Eczacıbaşı Topluluğu’ndaki hedeflerini ise şöyle sıraladı:

- Kadın çalışan işe alım oranını (beyaz yakalı) yüzde 50’ye,

Yazının devamı...

SEN SUS CEKETİN KONUŞSUN!

25 Şubat 2019

Erkek giyim markası Ramsey’i bugün Hasan ve Hüseyin Doğan kardeşlerle, kuzen Remzi Gür’ün kız çocukları yönetiyor. Grubun Markalardan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Doğan ile yenilikçi vizyonlarını konuştuk.

Gürmen Group 20 milyon liralık yatırımla Ramsey’i adeta ‘giyilebilir teknoloji’ markası yaptı. Kombin önerisi veren kırışmaz ceketler, ısıtmalı takım elbiseler, hırsızı haber veren pantolonlar koleksiyonlara girdi

Teknoloji artık her yerde... Bu hazır giyimde de böyle. Yeni koleksiyon çıkarmakla iş bitmiyor artık. Tüketici renklerin, kalıpların dışında, malzemede, fonksiyonda da farklılık bekliyor.

Trafik arttıkça, metro kalabalıklaştıkça, plazaların duvarları üstüne üstüne geldikçe hafiflemek istiyor. Beklentilere cevap verip farklılaşmak için teknolojiye sahip olmanız gerekiyor. Teknoloji ile modayı buluşturduğunuzda da tüketici bunun hakkını veriyor. 20 milyon TL yatırım yaparak teknoloji şirketi kuran Gürmen Group buna güzel bir örnek.

Sıfır yerçekimi

Gürmen Group, erkek giyimde Ramsey markasıyla bilinir. Ramsey, ikinci jenerasyonda kadınların elinde yükseliyor.

Önce iki yıllık Ar-Ge çalışması sonucunda geliştirdikleri ve patentine de sahip oldukları Zero Weight üretim teknolojisine sahip takım elbise ve ceketlerde yüzde 50’ye varan hafiflik sağladılar. Zero Gravity ile bir adım öteye gittiler, telayı, vatkayı atıp, daha da hafiflemiş ceketlerle erkeklerin karşısına çıktılar. Geçen hafta Ramsey’in ortaklarından rahmetli Hasan Doğan’ın kızı Zeynep Doğan ile buluştuk. Grubun Markalardan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Doğan, karşımıza ‘konuşan ceketler’le çıktı. Ultra hafif, kırışmayan ceketler, ter kokusunu karbon partiküllerle yok eden gömlekler, soygun var alarmı veren pantolonları gösterdi.

Yazının devamı...

Esas Sosyal'de iş var!

18 Şubat 2019

İlk Fırsat programıyla başta Anadolu olmak üzere çok fazla bilinmeyen üniversitelerden mezun gençlerin, Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarında bir yıl boyunca çalışmalarını sağlayan Esas Sosyal, bu gençlerin maaşlarını da ödüyor

Üniversite mezunu her üç gençten biri işsiz. TÜİK verilerine göre diplomalı işsizlik oranı yüzde 34. Anadolu üniversitelerinden mezun gençlerin iş bulması daha da zor. Başta büyük şirketler olmak üzere eleman talep edenler, adı bilinen, marka üniversitelere yöneliyor. Bundan dört yıl önce genç işsizliğinin çözümüne farklı bir bakış açısı ile katkı sağlamayı amaçlayan bir girişim başlatıldı. Esas Sosyal Kurucular Kurulu Başkanı Emine Sabancı Kamışlı’nın öncülüğünde başlayan ‘İlk Fırsat’ programı istihdamda fırsat eşitliğine odaklandı.

Çifte destek

İlk Fırsat programıyla başta Anadolu olmak üzere çok fazla bilinmeyen üniversitelerden mezun gençlerin, Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarında bir yıl boyunca çalışmaları sağlanıyor. Maaşları da Esas Holding’in girişimiyle kurulan Esas Sosyal tarafından ödeniyor. İlk iş fırsatının yanı sıra gençlere yabancı dil dahil donanımlarını geliştirecekleri eğitimler de veriliyor. Bu yıl 3’üncü dönem öğrencilerini alan Esas Sosyal’in İlk Fırsat programına katılan gençler arasında işsizlik oranı yüzde 8. Bu da öğrencilerin bir yerde çalışma şansı yakaladıktan sonra iş bulmalarının kolaylaştığını gösteriyor.

Emine Sabancı Kamışlı, “Neden STK’lar” sorumu ise şöyle yanıtlıyor: “Nitelikli insan kaynağına ihtiyaç duyan STK’ların bütçeleri kısıtlı. Gençlerin ise işe ihtiyacı var. Böylece gençlere iş hayatında basamak olacak ilk iş fırsatını yaratırken, demokrasilerin bel kemiği olan STK’lara da destek veriyoruz. İlk Fırsat’a katılan gençlerin cv’lerinde hem iş deneyimleri oluşuyor hem de normalde mülakata bile gidemedikleri şirketlerde işe girme fırsatı buluyorlar. Gençlerin bir kısmı STK kariyerlerine devam ederken, bir kısmı da Boyner Holding, Ernst and Young, Price WaterhouseCoopers, Trendyol, Ferrero, Binder Seidman International Grubu gibi şirketlere geçiş yapma fırsatı buldu.”

Havuzu geniş tut

Emine Kamışlı’nın bu noktada insan kaynaklarına önemli bir çağrısı var: “Şirkette kimlerin çalışacağı insan kaynaklarının sorumluluğunda. Mesuliyetleri havuzu geniş tutmak. Hata yaparım diye bilmediğinden korkmak değil. Şirketin gerçek ihtiyacına cevap verecek elemanı seçmek önemli. O da üniversitenin etiketine bakarak olmuyor, arz talep öyle ortaya çıkmıyor. ‘Eleman bulamıyoruz’ diyorlar. Kardeşim işsizliğin bu kadar yüksek olduğu bir ülkede, nasıl eleman bulamıyorsun! O zaman sen doğru yere bakmıyorsun. Havuzun en azından bir kısmını, bu üniversitelerden gelecek gençlere ayırması lazım... Kaldı ki havuzun darsa ekonomik olarak maliyet de yüksek oluyor. Oradan seçmek zorundasın çünkü.”

Yazının devamı...

Aşk bu: Nefes alsın yeter!

11 Şubat 2019

Sevgililer Günü yaklaşıyor... Bugünlerde medyada pek çok aşk hikâyesi ile karşılaşacaksınız. Belki kendi anılarınız gözünüzün önünden geçecek... Belki mevcut ilişkinizin bilançosunu dökeceksiniz kendi içinizde... Aşk nedir diye sorgulayacaksınız belki... Şimdi anlatacağım hikâye, “Aşk umut ve şükürdür” diyor

Bu Özlem ile Cüneyt’in hikâyesi... Önce Özlem’i sonra da Cüneyt’i pençesine alan hastalıklarda birbirlerinin enerjisiyle yeniden hayat bulmuş iki sevgili... Cüneyt sekiz yıldır tek sözcük söylemeden bir yatakta yatsa da Özlem için dünya üzerindeki herkesten daha canlı, daha gerçek... Onunla konuşuyor, el ele uyuyor. Özlem, “Ben Cüneyt’in içinde yaşıyorum” diyor. Sarıldığında, öptüğünde Cüneyt’in nabzının yükseldiğini, iki günlük bir iş seyahatine gitse solunumunun bozulduğunu anlatıyor. Elbette onun yeniden sağlığına kavuşmasını umut ediyor, bunun için tıptaki gelişmeleri günü gününe takip ediyor. Ancak bugüne de, “Nefes alsın yeter” diyerek şükrediyor.

Bu satırları okuyan pek çok kişinin Çaba Derneği’nden tanıdığı, Maslak Acıbadem Hastanesi Başhekim Yardımcısı, tüm Acıbademlerin VIP Hasta Direktörü, göğüs cerrahı Özlem Cankurtaran anlatsın, Fenerbahçe eski Başkanı Emin Cankurtaran’ın oğlu olan eşi Cüneyt Cankurtaran ile hikâyesini...

14 yıl önce tanıştılar

- Cüneyt Bey ile nasıl tanıştınız?

2005, kız kardeşim Sıla, teyzem ve Cüneyt, Sunset’te yemek yiyor. Uzun süreli bir flörtüm var ve çok kötü kavga etmişiz. Sıla ısrarla beni de çağırıyor. Kalkıp gittim. Sunset’in koridorundan girince, Cüneyt kafasını çevirdi beni gördü, büyülenmiş gibi yürüdü, elimden tuttu masaya getirdi. Sıla, o nedenle, ‘Cüneyt’in sana aşık olduğu anı biliyorum” der hep. Gece boyunca sürekli asıldı, yıldız yağmurlarına mı gitmedik, Roma’ya, Paris’e mi davet etmedi. Teniniz, gözleriniz dedikçe, baygınlık geldi bana. Çok antipatik buldum Cüneyt’i... Amerika’ya gideceğim, ihtisas yapacağım, sizin gibi kapitalist düzenin insanlarıyla işim olmaz tavrıyla konuşuyorum adamla. Flörtüm olduğunun altını çizip, benimle uğraşmayın mesajımı da verdim. Fakat Cüneyt inanılmaz bir savaşçı, müthiş bir strateji adamı. 1.5 sene boyunca sürekli aradı. Hediyeler, telefonlar, görüşme talepleri bitmedi.

- Aradığında ne diyordu peki?

Yazının devamı...